Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarfedin
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Birine ölüm gelip de: "Rabbim! Beni yakın bir süreye kadar ertelesen de, sadaka versem, iyilerden olsam" diyeceği zaman gelmezden önce, size verdiğimiz rızıklardan sarfedin
Elmalılı Hamdi Yazır
Birinize ölüm gelip de: "Rabbim, beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demesinden önce, size verdiğimiz rızıktan (Allah) için harcayın.
Yaşar Nuri Öztürk
Sizden birine ölüm gelip de, "Ey Rabbim, yakın bir süreye kadar beni geciktirseydin de içtenliğimi belgelemek için birşeyler vererek iyilik ve barış sevenler olsaydım!" demesinden önce, size rızık olarak verdiklerimizden dağıtın.
Süleyman Ateşen ayrışan
Biriniz kendisine ölüm gelip de: "Rabbim beni yakın bir süreye kadar erteleseydin de sadaka verip iyilerden olsaydım!" demeden önce, size verdiğimiz rızıktan sadaka verin.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.3%
İngilizce
And spend [in the way of Allah] from what We have provided you before death approaches one of you and he says, "My Lord, if only You would delay me for a brief term so I would give charity and be among the righteous
Fransızca
Et dépensez de ce que Nous vous avons octroyé avant que la mort ne vienne à l'un de vous et qu'il dise alors: «Seigneur! si seulement Tu m'accordais un court délai: je ferais l'aumône et serais parmi les gens de bien»
İspanyolca
Den en caridad parte de lo que les he provisto, antes de que la muerte les sobrevenga y [recién] entonces digan: "¡Señor mío! Concédeme un poco más de tiempo para poder hacer caridades y ser de los piadosos
Rusça
Расходуйте из того, чем Мы вас наделили, до того, как вас постигнет смерть и вы скажете: «Господи! Предоставь мне недолгую отсрочку, и я буду раздавать милостыню и стану одним из праведников»
Endonezce
Dan infakkanlah sebagian dari apa yang telah Kami berikan kepadamu sebelum kematian datang kepada salah seorang di antara kamu; lalu dia berkata (menyesali), "Ya Tuhanku, sekiranya Engkau berkenan menunda (kematian)ku sedikit waktu lagi, maka aku dapat bersedekah dan aku akan termasuk orang-orang yang saleh
Bengalce
আমি তোমাদেরকে যা দিয়েছি, তা থেকে মৃত্যু আসার আগেই ব্যয় কর। অন্যথায় সে বলবেঃ হে আমার পালনকর্তা, আমাকে আরও কিছুকাল অবকাশ দিলে না কেন? তাহলে আমি সদকা করতাম এবং সৎকর্মীদের অন্তর্ভুক্ত হতাম।
Herhangi birinize ölüm gelip de Rabbine şöyle demeden önce sizi rızıklandırdığımız mallardan infak edin: "Rabbim! Beni az bir süreye kadar geciktirsen de malımdan Allah yolunda sadaka verip de Yüce Allah'ın, amelleri düzgün olan salih kullarından olsaydım.''
9- Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. 10- Herhangi birinize ölüm gelip de:“Rabbim! Beni(m ölümü) yakın bir zamana kadar ertelesen de çokça sadaka versem ve salihlerden olsam” diyeceği an gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infâk edin. 11- Zira Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimse(nin ölmünü) asla ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
9. Yüce Allah, mü’min kullarına kendisini çokça anmalarını emretmektedir. Çünkü gerçek kâr, kurtuluş ve pek çok hayırlar bununla elde edilir. Onlara mal ve evlâtlarının, kendisini anmaktan alıkoymasına fırsat vermelerini da yasaklamaktadır. Çünkü mal ve evlât sevgisi, çoğu nefislerin mayasında vardır. Birçokları bunlara olan sevgiyi Allah’a olan sevginin önüne geçirirler. Bu ise pek büyük bir zarardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurur: "Kim bunu yaparsa” yani malı ve evladı Allah’ı hatırlamasını engelleyecek şekilde onu oyalarsa “işte onlar” ebedi mutluluğu ve sonu gelmez nimetleri kaybettiklerinden “hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Çünkü bunlar fani olanı kalıcı olana tercih etmişlerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Mallarınız da evlâtlarınız da ancak bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah nezdindedir.”(et-Teğâbun, 64/15)
10. Yüce Allah’ın:“Size verdiğimiz rızıktan infâk edin” buyruğunun kapsamına, zekât, keffâretler, hanımların, kölelerin ve benzerlerinin nafakaları gibi farz olan infâk da, bütün hayırlı alanlarda malı cömertçe harcamak şeklindeki müstehap nafakalar da girmektedir. Yüce Allah’ın:“Size verdiğimiz rızıklardan” buyurması, kullarını kendileri için zor ve ağır gelecek şekilde infakta bulunmakla mükellef tutmadığını göstermektedir. O, kendilerine vermiş olduğu ve elde etme sebeplerini de onlara kolaylaştırdığı rızıkların hepsini değil sadece bir bölümünü infâk etmelerini emretmiştir. O bakımdan muhtaç kardeşlerini gözetmek sureti ile O’nun, kendilerine verdiklerinin şükrünü yerine getirsinler ve böylelikle ölümden önce bu işi yapmaya çalışsınlar. Çünkü ölüm geldikten sonra kulun zerre ağırlığı kadar dahi olsa bir hayır yapabilme imkânı kalmaz. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Herhangi birinize ölüm gelip de” imkân ollduğu vakitlerde işlediği kusurlara pişman olup imkânsız olan geri dönüşü isteyerek: “Rabbim! Beni(m ölümü) yakın bir zamana kadar ertelesen de” yaptığım kusurları telafi etsem; azaptan kurtuluşuma vesile olacak ve pek çok mükâfata hak kazandıracak şekilde malımdan “çokça sadaka versem” emrolunduğum bütün hususları yerine getirmek ve yasaklardan sakınmak sureti ile de “salihlerden olsam.” Bunun kapsamına da hac ve diğer (ertelenen) ameller girmektedir.
11. Ama böyle bir dilek ve temenninin vakti geçmiş, böyle bir şeyin telâfi edilmesine imkân kalmamış olacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Zira Allah” kesin olarak kararlaştırılmış olan “eceli geldiğinde hiçbir kimse(nin ölmünü) asla ertelemez. Allah” hayır ve şer bütün “yaptıklarınızdan haberdardır.” Sahip olduğunuzu bildiği niyet ve amellerinize göre de size karşılıklarını verecektir.
Münafikûn Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun.
***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an’da, yer yer dünyaya aşırı düşkünlük göstermenin tehlikelerine ve dünya hayatının varlık sebebi olan sınavın icaplarından olarak insana bazı şeylerin câzip gösterildiğine sık sık değinilir. 9. âyetten açıkça anlaşıldığı üzere burada kişiye yüklenen ödev, onun ailesiyle ilgilenmemesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmaması değil, hayatın tabii akışı içinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve meşguliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye sebep olacak bir sapmaya yol açmamasıdır (ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/14; Enfâl 8/28; Sebe’ 34/37; Tegābün 64/14). İnsan kendisini dünya telâşının anaforuna kaptırırsa, âhiret için bir şeyler yapmak gerektiğine inansa bile, henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır. Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sıra değerlendirmeye gelmiştir (bu konuda benzer bir tasvir için bk. Mü’minûn 23/99-100; “ecel” hakkında bk. En‘âm 6/2; A‘râf 7/34). 7. âyette münafıkların başkaları için ve Allah yolunda yapılan harcamalar (infak) konusundaki hasis tutumları kınanmıştı; burada ise insanı lâyık olduğu yerde tutacak olan iki temel davranışa vurgu yapılmaktadır: 1. Allah’ı anmayı yani O’nun kulu olduğunu unutmamak, 2. Sahip olduğu imkânları gönüllü olarak başkalarıyla paylaşmaya çalışmak. İnsanî değerler bakımından düşük düzeyde olan bireyler ve toplumlar, başkalarından ne koparabilecekleri, bu açıdan yüksek düzeyde olanlar ise başkalarına ne verebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar. İnsanlık tarihindeki çekişmelerin ve geliştirilen sosyal düzenlerin özü de bu iki noktadan bağımsız değildir (infak hakkında bk. Bakara 2/245, 254, 261).
Herhangi birinize ölüm gelip de Rabbine şöyle demeden önce sizi rızıklandırdığımız mallardan infak edin: "Rabbim! Beni az bir süreye kadar geciktirsen de malımdan Allah yolunda sadaka verip de Yüce Allah'ın, amelleri düzgün olan salih kullarından olsaydım.''