Önceki ayet· 9:23Sonraki ayet· 9:25

Tevbe Suresi 24. Ayet· 9:24

↗ Tevbe suresi
Medeni
قُلۡ إِن كَانَ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ وَإِخۡوَٰنُكُمۡ وَأَزۡوَٰجُكُمۡ وَعَشِيرَتُكُمۡ وَأَمۡوَٰلٌ ٱقۡتَرَفۡتُمُوهَا وَتِجَٰرَةٞ تَخۡشَوۡنَ كَسَادَهَا وَمَسَٰكِنُ تَرۡضَوۡنَهَآ أَحَبَّ إِلَيۡكُم مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَجِهَادٖ فِي سَبِيلِهِۦ فَتَرَبَّصُواْ حَتَّىٰ يَأۡتِيَ ٱللَّهُ بِأَمۡرِهِۦۗ وَٱللَّهُ لَا يَهۡدِي ٱلۡقَوۡمَ ٱلۡفَٰسِقِينَ
De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
De ki: "Babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, akrabanız, elde ettiğiniz mallar, durgun gitmesinden korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden evler sizce Allah'tan, Peygamberinden ve Allah yolunda savaşmaktan daha sevgili ise, Allah'ın buyruğu gelene kadar bekleyin. Allah fasık kimseleri doğru yola eriştirmez
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlara de ki; eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, kadınlarınız, akrabalarınız, kabileniz, elde ettiğiniz mallar, kesada uğramasından korktuğunuz ticaret, hoşlandığınız evler ve meskenler, size Allah ve Resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha sevimli ise, artık Allah'ın emri gelinceye kadar bekleyin. Allah böyle fasıklar topluluğuna hidayet nasip etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, kabileniz/menfaat çevreniz, elde ettiğiniz mallar, kesadından korktuğunuz ticaret, hoşunuza giden konutlar sizin için Allah'tan, resulünden ve Allah yolunda cihattan daha sevimli ise artık Allah, emrini getirinceye kadar bekleyin. Allah, yoldan ayrılmış bir topluluğu doğruya ve güzele kılavuzlamaz."
Süleyman Ateş
De ki: "Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, düşmesinden korktuğunuz ticaret(iniz), hoşlandığınız konutlar, size Allah'tan, Elçisinden ve O'nun yolunda cihadetmekten daha sevgili ise o halde Allah emrini getirinceye kadar gözetleyin (başınıza gelecekleri göreceksiniz)! Allah, yoldan çıkmış topluluğu (doğru) yola iletmez.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.7%
İngilizce
Say, [O Muhammad], "If your fathers, your sons, your brothers, your wives, your relatives, wealth which you have obtained, commerce wherein you fear decline, and dwellings with which you are pleased are more beloved to you than Allah and His Messenger and jihad in His cause, then wait until Allah executes His command. And Allah does not guide the defiantly disobedient people
Fransızca
Dis: «Si vos pères, vos enfants, vos frères, vos épouses, vos clans, les biens que vous gagnez, le négoce dont vous craignez le déclin et les demeures qui vous sont agréables, vous sont plus chers qu'Allah, Son messager et la lutte dans le sentier d'Allah, alors attendez qu'Allah fasse venir Son ordre. Et Allah ne guide pas les gens pervers»
İspanyolca
Diles [¡oh, Mujámmad!]: "Si sus padres, hijos, hermanos, cónyuges y familiares, los bienes materiales que hayan adquirido, los negocios que teman perder, y las propiedades que posean y les agraden, son más amados para ustedes que Dios, Su Mensajero y la lucha por Su causa, esperen que les sobrevenga el castigo de Dios [que pronto llegará]. Dios no guía a los corruptos
Rusça
Скажи: «Если ваши отцы, ваши сыновья, ваши братья, ваши супруги, ваши семьи, приобретенное вами имущество, торговля, застоя в которой вы опасаетесь, и жилища, которые вы облюбовали, милее вам, чем Аллах, Его Посланник и борьба на Его пути, то ждите, пока Аллах не придет со Своим велением. Аллах не наставляет на прямой путь нечестивых людей»
Endonezce
Katakanlah, "Jika bapak-bapakmu, anak-anakmu, saudara-saudaramu, istri-istrimu, keluargamu, harta kekayaan yang kamu usahakan, perdagangan yang kamu khawatirkan kerugiannya, dan rumah-rumah tempat tinggal yang kamu sukai, lebih kamu cintai dari pada Allah dan rasul-Nya serta berjihad di jalan-Nya, maka tunggulah sampai Allah memberikan keputusan-Nya." Dan Allah tidak memberi petunjuk kepada orang-orang fasik
Bengalce
বল, তোমাদের নিকট যদি তোমাদের পিতা তোমাদের সন্তান, তোমাদের ভাই তোমাদের পত্নী, তোমাদের গোত্র তোমাদের অর্জিত ধন-সম্পদ, তোমাদের ব্যবসা যা বন্ধ হয়ে যাওয়ার ভয় কর এবং তোমাদের বাসস্থান-যাকে তোমরা পছন্দ কর-আল্লাহ, তাঁর রসূল ও তাঁর রাহে জেহাদ করা থেকে অধিক প্রিয় হয়, তবে অপেক্ষা কর, আল্লাহর বিধান আসা পর্যন্ত, আর আল্লাহ ফাসেক সম্প্রদায়কে হেদায়েত করেন না।
Çince
你说:“如果你们以为自己的父亲、儿子、兄弟、妻子、亲戚,以及你们得来的财产,生怕滞销的生意,和心爱的住宅,比安拉及其使者和为安拉而奋斗更为可爱,那你们就等待着,直到安拉执行他的命令吧。安拉是不引导放肆的民众的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- De ki: -Ey Müminler!- Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, revaçta olmasını istediğiniz ticaretiniz ve kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, içerisinde barınmaktan hoşlandığınız evleriniz, işte bunların hepsi size Allah'tan, resulünden ve Allah'ın yolunda cihat etmekten daha sevgili ise artık Yüce Allah'ın, cezasını ve azabını sizin üzerinize indirmesini bekleyin. Allah Teâlâ, rızasını kazandıracak olan amelleri terk ederek taatinden çıkanları muvaffak kılmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
23- Ey iman edenler! Eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) dost edinmeyin. İçinizden kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridirler. 24- De ki:“Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz, kazandığınız mallar, durgunluğa uğramasından korktuğunuz ticaret ve hoşunuza giden meskenler sizin için Allah’tan, Rasûlünden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise o halde Allah’ın emri gelinceye kadar bekleyedurun. Allah, fâsıklar topluluğunu hidâyete erdirmez.” 23. “Ey iman edenler!” İman esasını yerine getirenleri dost edinmek, onu gerçekleştirmeyenleri de düşman edinmek sureti ile imanın gereğini yerine getirin ve “eğer küfrü imana tercih ediyorlarsa” küfrü severek ve hoşnutlukla imana tercih ediyorlarsa, insanların size en yakınları olan “babalarınızı ve kardeşlerinizi (bile) dost edinmeyin.” insanların size en yakınlarının durumu buysa diğerler kafirlerin dost edinilmemesi öncelikle söz konusudur. “İçinizden kim onları dost edinirse işte onlar zalimlerin ta kendileridirler.” Çünkü bunlar Allah’a isyanı gerektiren işleri yapma cesaretini göstermiş ve Allah’ın düşmanlarını dost edinmişlerdir. Dost edinmenin aslı, sevgi duymak ve yardım edip desteklemektir. Buradaki yasağın sebebi şudur: Onları dost edinmek onlara itaat etmeyi Allah’a itaat etmenin önüne, onları sevmeyi de Allah ve Rasûlünü sevmenin önüne geçirmeyi gerektirir. İşte bundan dolayı Yüce Allah, bu yasağı gerektiren sebebi de söz konusu etmektedir ki o da şudur: Allah’ı ve Rasûlünü sevmek, bu sevgiyi her türlü sevginin önüne geçirmeyi ve her şeyi onlara tâbi kabul etmeyi gerektirir. Bundan dolayı Yüce Allah, bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: 24. “De ki: Eğer babalarınız” ve aynı şekilde anneleriniz “oğullarınız” gerek nesep gerek arkadaşlık bağınız olan “kardeşleriniz, eşleriniz, aşiretiniz” yani genel olarak bütün akrabalarınız “kazandığınız” elde ettiğiniz ve kazanmak için çalışıp çabaladığınız “mallar” özellikle kazanılan malların söz konusu edilmesi, malı çalışıp çabalamadan ve yorulmadan ele geçiren kimseye nispetle çalışarak kazanan kişinin, malına daha tutkun olması ve onu daha çok sevmesinden dolayıdır “durgunluğa uğramasından” yani karı azalıp eksilmesinden “kortuğunuz ticaret” bu, aynı zamanda para, kap kacak, silah, ticari mallar, tahıllar, ekinler, davarlar vb. gibi çeşitli ticaret malları ile türlü kazanç yollarının tümünü kapsar, “ve” güzelliği, lüks olması, istek ve arzunuza uygunluğu dolayısı ile “hoşunuza giden meskenler” işte bu gibi şeyler “sizin için Allah’tan, Rasûlünden ve O’nun yolunda cihaddan daha sevimli ise” böyle bir durumda siz yoldan çıkmış fasıklar ve zalimler olmuşsunuz demektir ki “o halde” geri çevrilmesi mümkün olmayan “Allah’ın emri gelinceye kadar” yani başınıza gelecek olan azabı “bekleyedurun. Allah fasıklar topluluğunu” Allah’a itaat sınırlarının dışına çıkan ve sözü geçen şeylerden herhangi birisini Allah’ı sevmekten öne geçiren kimseleri “hidâyete erdirmez.” Bu âyet-i kerime Allah’ı ve Rasûlünü sevmenin farz olduğuna, onlara duyulan sevginin her şeyden önce gelmesi gerektiğine, sözü geçen şeylerden herhangi birisini Allah’tan, Rasûlünden ve Allah yolunda cihad etmekten daha çok seven kimsenin çok ağır bir tehdit ve kesin bir gazaba maruz kalacağına dair en büyük delildir. Böyle bir sevginin alameti ise şudur: Bir kimsenin önüne birisi Allah ve Rasûlünün sevdiği ama kendi nefsinin arzu ve isteklerine uymayan bir iş, diğeri ise nefsinin sevip arzuladığı, bununla birlikte Allah ve Rasûlünün sevdiği bir şeyi gerçekleştirmesine kısmen ya da tamamen engel olan bir başka iş çıktığı taktirde eğer o, nefsinin arzuladığı şeyi diğerinden öne geçirip ona öncelik tanırsa işte bu, o kimsenin yerine getirmesi gereken farzı terk eden zalim bir kişi olduğunun delilidir. Yüce Allah, mü’min kullarına düşmanlarla karşılaştıkları pek çok yerde, savaş ve çarpışmaların kızıştığı bir çok alanda yardımcı olduğunu belirterek onlara olan lütfunu hatırlatmaktadır. Öyle ki O, oldukça sıkıntılı bir hale düştükleri, savaştan kaçışın ve çözülmenin bütün genişliğine rağmen yeryüzünü başlarına dar ettiği Huneyn gününde bile onlara yardım etmişti. Şöyle ki Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem Mekke’yi fethettiği sırada, Hevazin kabilesinin kendisi ile savaşmak üzere bir araya toplandıklarını duydu. Bunun üzerine hem Mekke’yi fetheden ashabı ile birlikte hem de Mekke halkından İslâm’a girmiş bulunan ve tulakâ/azatlılar diye adlandırılan kimselerle onların üzerine yürüdü. Müslümanların sayısı on iki bin, müşriklerin sayısı ise dört bin idi. Bu nedenle bazı müslümanlar çokluklarından dolayı böbürlenerek:“Şüphesiz bugün azlıktan dolayı yenilgiye uğramayız” dediler. Ancak Hevazinlilerle karşılaştıkları vakit Hevazinliler hep birden müslümanlara saldırınca müslümanlar bozguna uğradılar ve kimse kimseye dönüp bakmaz oldu. Allah Rasûlü ile birlikte ancak yüz kişi kadar sebat gösterdi ve bunlar müşriklerle çarpışmaya koyuldular. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de katırını müşriklere doğru koşturarak:“Ben peygamberim hiç şüphesiz; ben Abdulmuttalib’in oğlu (torunu)yum” diyordu.[20] Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem müslümanların bu durumu görünce Abbas b. Abdulmuttalib’e Ensar’ ve diğer Müslümanlara seslenmesini emretti. Abbas yüksek sesli birisi idi. Şöyle seslendi:“Ey Semura ashabı (ağaç altında bey’atta bulunanlar)! Ey Bakara suresinin sahipleri!” Müslümanlar onun bu seslenişini işitince aynı anda hep birden geri döndüler ve müşriklerle göğüs göğüse çarpışmaya başladılar. Yüce Allah da müşrikleri müthiş bir bozguna uğrattı. Müslümanlar da müşriklerin karargahlarını ele geçirdiler, kadınlarını esir, mallarını ganimet aldılar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Bu âyetlerin Mekke fethinden önce yakınlarından ve mallarından kopmamak için hicret etmek istemeyenler hakkında veya müslümanlardan dokuz kişinin dinden dönüp Mekke’ye sığınmaları üzerine onlarla dostluk yapılmamasını bildirmek üzere indiği yönünde rivayetler vardır (Zemahşerî, II, 144-145; Râzî, XVI, 18). Fakat bunlar, ancak âyetlerin Mekke fethinden önce indiğinin kabul edilmesi halinde tutarlı olabilmektedir. Oysa bunların ardından gelen âyetler Huneyn Savaşı’ndan söz etmektedir ve bu savaş Mekke fethinden sonra olmuştur. Derveze şöyle bir yorumun âyetlerin içeriğine daha uygun düşeceğini belirtir: Mekke’nin fethinden sonra bazı müslümanlar hâlâ müşrik olan akrabalarıyla sıkı ilişkilerini sürdürüyorlardı. Âyet onları uyarmak için inmiş olmalıdır. Râzî de yukarıdaki rivayetlerin, sûrenin iniş zamanı açısından problemli olduğuna işaret ettikten sonra benzer bir yorum yaparak şöyle der: Bazı müslümanlar, “Bir müminin çok yakın akrabaları arasında inkârcı kimseler bulunabilir. Bunlarla ilişkileri tamamen kesmek mümkün değildir” gibi sözler söylüyorlardı; işte âyet bu tereddüdü ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Yine Derveze, âyetlerin sert üslûbu dikkate alınarak şu ihtimal üzerinde de durulabileceğini kaydeder: Şartlar Resûlullah’ın Medine çevresinde müslüman olmamış kabileler üzerine bazı askerî seriyyeler düzenlemesini gerektirmiş, bunun üzerine onların müslüman olan akrabalarınca itirazda bulunulmuştu; işte âyetler bunu eleştirmek üzere inmiş olabilir. Her ne olursa olsun âyetlerin ifadesi mutlak ve hedefi geneldir. Bunlardan çıkan ana fikir, bir mümin için hiçbir dünyevî amacın Allah ve resulünden ve Allah yolunda cihaddan daha önemli, değerli ve cazip olamayacağıdır. Ayrıca bu âyetler müslüman varlığını güçlendirme ve müminler arasındaki dayanışmayı arttırma hedefinin diğer bütün insanî ilişki ve düşüncelerden önce geldiğini hatırlatmaktadır (XII, 95-97; müminlerin başka din mensuplarıyla ilişkileri ve inkârcıları dost edinmeleri konusunda bk. Âl-i İmrân 3/28). 23. âyet Mücâdele sûresinin 22. âyeti ile karşılaştırıldığında, orada “Allah ve resulüne savaş açanlardan” söz edilirken burada “inkârcılığı imana tercih edenler”i dost edinmenin yasaklandığı görülür. Bu farklılık, İslâm tebliğinin geldiği aşama ve müslümanların ulaştıkları gücün seviyesi ile izah edilebilir. Fakat bu âyetler üzerinde, Mücâdele sûresinin 22. âyetinin yanı sıra, anne-baba ve yakınlara ilgi ve sevgi gösterip onlara yardım etmeyi buyuran âyetlerle birlikte düşünüldüğünde, buradan mümin olmayan yakınlarla her türlü ilişkiyi kesme mânasının çıkarılması mümkün değildir. Gerek bu âyette gerekse başka âyetlerde, inkârcı da olsalar İslâm’a ve müslümanlara zarar vermeyen, onlara sevgi ve saygıyla muamele eden insanlara, hele bu nitelikteki yakınlara iyi ve âdil davranmayı engelleyen bir anlam bulunmamaktadır (Derveze, XII, 95-97). İnsanın sahip olduğu en yüksek duygulardan biri olan sevginin dereceleri, Gazzâlî tarafından şöyle sıralanmıştır: 1. İnsan öncelikle kendisini, kendi varlığına katkıda bulunan şeyleri sever. 2. Sevginin ikinci derecesi, kendisine iyilik ve ikramda bulunanları sevmektir. 3. Sevginin en yüksek mertebesi, herhangi bir yararlanma düşüncesine ve kişisel isteklere bağlı olmaksızın, sırf sevilendeki iyilik, güzellik ve yetkinlik gibi olumlu ve üstün nitelikler dolayısıyla sevmektir. İnsanda sevgi, maddî olanı sevmekle başlar, mânevî olanı sevmekle kemale ulaşır; kendini ve kendine ait olanları sevmekle başlar, kendisinin dışındakileri, doğadaki güzellikleri ve nihayet bütün bu güzelliklerin yaratıcısı olan Allah’ı sevmekle kemale ulaşır. İslâm düşüncesinde hakiki sevgi Allah sevgisidir. Çünkü bütün iyilikler ve güzellikler O’ndan gelir. “Yaratılanı yaratandan ötürü sevme” düşüncesine yükselebilen ve sevgiyi bu şekilde kavrayan insan, herkesi ve her şeyi sever: İyileri olduğu gibi, kötüleri de kötülükten kurtulmalarını isteyerek sever (geniş bilgi için bk. İhyâ, IV, 296 vd.). İşte 24. âyette Allah sevgisinden üstün tutulmaması istenen sevgiyle ilgili ifadeyi bu açıdan değerlendirmek ve Kur’an’ın kişiyi dünyadaki sevdiklerinden uzaklaştırmayı değil, bu sevginin daha yüce mertebedeki sevgiye eriştirmeye vesile olmasını hedeflediğine dikkat etmek gerekir. Bir başka anlatımla, insanın yakınlarını, kazanmayı ve kazancın sağladığı nimetlerden yararlanmayı sevmesi zaten onun doğasında bulunan bir gerçektir; Kur’an-ı Kerîm ise bu gerçeğe atıfta bulunarak, kişinin anılan sevgiden vazgeçmeksizin onu daha yücelere tırmanmanın vasıtası olarak görmesini istemektedir. Bu da ancak kişinin kendisini belirli bir kontrol altında tutmasıyla mümkündür ki, bu kontrolün ölçütü, hiçbir sevginin Allah sevgisinden ve O’nun değerli saydıklarından daha üstün görülmemesidir. Bu anlayışa erişebilen insan bir yandan dünyevî istek ve bağların esiri olmaktan kurtulup gerçek özgürlüğe kavuşur, diğer yandan da bütün sevgilerini anlamlı hale getirmiş olur.
Tevbe Suresi 24. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- De ki: -Ey Müminler!- Eğer babalarınız, oğullarınız, kardeşleriniz, eşleriniz, hısım akrabanız, kazandığınız mallar, revaçta olmasını istediğiniz ticaretiniz ve kesada uğramasından korktuğunuz ticaretiniz, içerisinde barınmaktan hoşlandığınız evleriniz, işte bunların hepsi size Allah'tan, resulünden ve Allah'ın yolunda cihat etmekten daha sevgili ise artık Yüce Allah'ın, cezasını ve azabını sizin üzerinize indirmesini bekleyin. Allah Teâlâ, rızasını kazandıracak olan amelleri terk ederek taatinden çıkanları muvaffak kılmaz.