İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mallariyle canlariyle Allah yolunda cihadedenler bir olmaz. Allah, mallariyle canlariyle cihadedenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik va'detmiştir ama mücahidleri oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır:
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mallariyle canlariyle Allah yolunda cihadedenler bir olmaz. Allah, mallariyle canlariyle cihadedenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik va'detmiştir ama mücahidleri oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır:
Elmalılı Hamdi Yazır
Müminlerden özür sahibi olmaksızın oturanlarla Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenler eşit olamazlar. Allah, mallarıyla, canlarıyla cihad edenleri, derece itibariyle, oturanlardan üstün kıldı. Allah onların hepsine de cenneti vaad etmiştir. Bununla beraber Allah mücahitlere, oturanların üzerinde büyük bir ecir vermiştir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İnananların; özür sahibi olmaksızın oturanlarıyla, Allah yolunda malları ve canlarıyla didinip gayret gösterenleri aynı değildir. Allah, malları ve canlarıyla yoğun gayret gösterenleri oturanlara derece bakımından üstün kılmıştır. Allah hepsine güzellik vaat etmiştir ama yoğun gayret gösterenleri, çok büyük bir ödülle, oturanlardan üstün kılmıştır.
Süleyman Ateş
İnananlardan özürsüz olarak yerlerinde oturanlar ile, mallariyle canlariyle Allah yolunda cihadedenler bir olmaz. Allah, mallariyle canlariyle cihadedenleri, derece bakımından oturanlardan üstün kılmıştır. Gerçi Allah hepsine de güzellik va'detmiştir ama mücahidleri oturanlardan çok daha büyük ecirle üstün kılmıştır:
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.4%
İngilizce
Not equal are those believers remaining [at home] - other than the disabled - and the mujahideen, [who strive and fight] in the cause of Allah with their wealth and their lives. Allah has preferred the mujahideen through their wealth and their lives over those who remain [behind], by degrees. And to both Allah has promised the best [reward]. But Allah has preferred the mujahideen over those who remain [behind] with a great reward
Fransızca
Ne sont pas égaux ceux des croyants qui restent chez eux - sauf ceux qui ont quelque infirmité - et ceux qui luttent corps et biens dans le sentier d'Allah. Allah donne à ceux qui luttent corps et biens un grade d'excellence sur ceux qui restent chez eux. Et à chacun Allah a promis la meilleure récompense; et Allah a mis les combattants au-dessus des non combattants en leur accordant une rétribution immense
İspanyolca
Los creyentes que permanecieron pasivos [ante la llamada a luchar por la justicia y la seguridad] no pueden ser equiparados con quienes combatieron por la causa de Dios con sus bienes y sus vidas, excepto los que tengan excusa válida. Dios considera superiores a quienes combaten [por la justicia] con sus bienes y sus vidas, por sobre quienes permanecen pasivos [ante la injusticia]. Pero a todos Dios ha prometido un buen fin [el Paraíso], aunque Dios ha preferido conceder una recompensa más grandiosa a quienes lucharon que a quienes no lo hicieron
Rusça
Те из верующих, которые отсиживаются, не равны тем, которые сражаются на пути Аллаха своим имуществом и своими душами, кроме тех, кто испытывает тяготы. Аллах возвысил тех, которые сражаются своим имуществом и своими душами, над теми, которые отсиживаются, на целую степень, но каждому из них Аллах обещал Наилучшее (Рай). Аллах возвысил сражающихся над отсиживающимися благодаря великой награде
Endonezce
Tidaklah sama antara orang beriman yang duduk (yang tidak turut berperang) tanpa mempunyai uzur (halangan) dengan orang yang berjihad di jalan Allah dengan harta dan jiwanya. Allah melebihkan derajat orang-orang yang berjihad dengan harta dan jiwanya atas orang-orang yang duduk (tidak ikut berperang tanpa halangan). Kepada masing-masing, Allah menjanjikan (pahala) yang baik (surga) dan Allah melebihkan orang-orang yang berjihad atas orang yang duduk dengan pahala yang besar
Bengalce
গৃহে উপবিষ্ট মুসলমান-যাদের কোন সঙ্গত ওযর নেই এবং ঐ মুসলমান যারা জান ও মাল দ্বারা আল্লাহর পথে জেহাদ করে,-সমান নয়। যারা জান ও মাল দ্বারা জেহাদ করে, আল্লাহ তাদের পদমর্যাদা বাড়িয়ে দিয়েছেন গৃহে উপবিষ্টদের তুলনায় এবং প্রত্যেকের সাথেই আল্লাহ কল্যাণের ওয়াদা করেছেন। আল্লাহ মুজাহেদীনকে উপবিষ্টদের উপর মহান প্রতিদানে শ্রেষ্ঠ করেছেন।
Müminlerden hasta ve kör olanlar gibi mazeretli kimseler dışında Allah yolunda cihat etmekten geri kalanlarla, mallarını ve canlarını harcayıp Allah yolunda savaşan mücahitler eşit değildir. Allah, mallarını ve canlarını harcayan mücahitleri derece olarak cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Mücahitler ve özürler sebebiyle cihattan geri kalanların her birine hak ettiği ecri vardır. Allah, kendi katından çok büyük sevap vererek mücahitleri savaşa katılmayanlara üstün kılmıştır.
95- Mü’minlerden -özür sahibi olanlar müstesna- oturanlarla Allah yolunda malları ve canları ile cihad edenler bir değildir. Allah malları ve canları ile cihad edenleri oturanlardan derece itibari ile üstün kılmıştır. Bununla beraber Allah hepsine de cenneti vaad etmiştir. Allah mücahidleri oturanlardan pek büyük bir mükâfatla üstün kılmıştır. 96- Kendi nezdinden (yüksek) derecelerle, mağfiret ve rahmetle… Allah Ğafurdur, Rahimdir.
95-96. Yani mü’minlerden canı ve malı ile cihad edenler ile cihada çıkmayıp Allah’ın düşmanları ile savaşmayanlar bir olmaz. Bu, cihada çıkmaya bir teşvik olmakla birlikte tembellik etmekten, mazeretsiz olarak cihada çıkmamaktan da bir sakındırmadır. Hasta, kör, topal, cihad için gerekli araç gereç ve hazırlama imkânlarına sahip olmayan özür sahibi kimseler ise hiçbir şekilde mazeretsiz oturanlar konumunda olmazlar. Özür sahibi olan kimseler arasında da oturmaya razı olup eğer bu engel olmasaydı da Allah yolunda cihada çıkmama niyeti taşıyan ve bu hususta kendisine telkinlerde bulunmayan bir kimse de hiç şüphesiz mazeretsiz olarak cihada çıkmayıp oturan gibidir. Eğer engel olmasaydı Allah yolunda cihada çıkmaya niyetlenen, bunu temenni eden ve bu konuda kendisine telkinlerde bulunan bir kimse ise Allah yolunda cihada çıkan kimseler seviyesindedir. Çünkü kararlı bir niyet ile güç yettiği kadarıyla söz ve davranış bulunursa o niyetin sahibi o niyeti fiilen işleyen kimse gibi olur. Daha sonra Yüce Allah mücahitleri oturanlara derece itibari ile daha üstün tuttuğunu açıkça ifade buyurmaktadır. Bu ise kapalı ve genel anlamda bir üstünlüktür. Arkasından Yüce Allah bu üstünlüğü ayrıntılı bir şekilde söz konusu ederek onlara Rablerinden bir mağfiret ve bir rahmet vaadinde bulunmaktadır. Bu ise pek çok hayrın gerçekleşmesini ve bir çok şerrin bertaraf edilmesini kapsar. Bu derecelere gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu, Buhari ve Müslim’de sabit olan bir hadis-i şerifinde genişce açıklamıştır. Buna göre cennette yüz derece vardır. Her iki derece arasındaki mesafe ise gök ile yer arası gibidir. Allah bunları yolunda cihad edenler için hazırlamıştır. Yüce Allah’ın cihada vereceğini belirttiği bu mükâfatın bir benzeri de Saf sûresinde yer alan şu ayetlerde dile getirilmektedir:“Ey iman edenler! Sizi çok acıklı bir azaptan kurtaracak bir ticareti size göstereyim mi? Allah’a ve Rasûlüne iman edersiniz. Mallarınızla ve canlarınızla Allah yolunda cihad edersiniz. Eğer bilirseniz bunlar sizin için daha hayırlıdır. Günahlarınızı da mağfiret eder ve sizi altlarından ırmaklar akan cennetlere ve Adn cennetlerindeki çok hoş meskenlere koyar. İşte bu, çok büyük bir kurtuluştur.”(es-Saf, 61/10-12) Sûrenin sonuna kadar bu derecelerin üstünlükleri dile getirilmektedir. Şimdi bu âyet-i kerimedeki güzel geçiş üzerinde dikkatle düşünelim. Önce Yüce Allah mücahid ile mücahid olmayanın eşit olmayacağını belirtmiştir. Daha sonra ise mücahidin oturana bir derece üstün olduğunu açıkça ifade etmiştir, arkasından ise mücahidin ondan mağfiret ve rahmete nail olmak ile derecelerle üstün olacağını dile getirmektedir. Fazilet ve övgü halinde bir durumdan daha üstün bir duruma geçiş yahut da yerme ve tenkit esnasında bir durumdan daha alttaki bir duruma geçiş lafız itibari ile daha güzeldir ve ruhu daha bir etkileyicidir. Aynı şekilde Yüce Allah bir şeyin diğerinden üstün olduğunu bildirir de her ikisinin kendisine göre bir üstünlüğü olursa her ikisinin ortak bir üstünlüğünü belirtmek sureti ile herhangi bir kimsenin, üstünlüğü daha az olanın yerilmiş olduğu vehmine kapılmasını önler. Nitekim burada da “bununla beraber Allah hepsine de cenneti vaad etmiştir” buyurmuştur. Yine Saf sûresinde sözü edilen ayeti kerimelerde de Yüce Allah “mü’minleri müjdele” diye buyurmaktadır. Bir başka yerde de:“Aranızdan fetihten önce infak edip savaşanlar (diğerleri ile) bir olmaz.”(el-Hadid, 57/10) yani bu şekilde savaşıp infak edenler ile böyle olmayanlar bir olmaz diye buyurduktan sonra da: “Bununla beraber Allah hepsine de el-Husna’yı (cenneti) vaad etmiştir.”(el-Hadid, 57/10) buyurmuştur. Bir başka yerde geçen:“Biz onu hemen Süleyman’a kavratmıştık, bununla beraber her birine de hikmet ve ilim verdik.”(el-Enbiya, 21/79) buyruğu da buna örnektir. O bakımdan şahıslar, kesimler ve ameller arasında fazilet hususunda araştırma yapmak isteyen kimsenin bu inceliğe dikkat etmesi gerekir. Aynı şekilde bir kimse kişileri ve görüşleri eleştirmeye yönelik söz söyleyecek olursa birinin diğerinden üstünlüğünü de ifade etmekle beraber bunların ortak yönlerini de söz konusu etmelidir ki daha üstün olduğu ifade edilenin, kemâl derecesine erişmiş olduğu düşünülmesin. Mesela, “Hıristiyanlar mecusilerden daha hayırlıdır”, denildiği vakit arkasından; Bununla birlikte her birisi de kâfirdir, denilmelidir. Yine “Adam öldürmek zinadan daha çirkindir”; denilirse “Her birisi de büyük bir günahtır, Allah ve Rasûlü ikisini de haram kılmış ve bunlardan uzak durulmasını emretmiştir”, ifadesini eklemelidir. Yüce Allah iki güzel ismi “Ğafûr ve Rahîm”den sadır olan mağfiret ve rahmeti vaad ettiğinden dolayı bu âyet-i kerimeyi “Allah Ğafûrdur, Rahîmdir” buyruğu ile sona erdirmektedir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Buradan itibaren 100. âyete kadar Allah Teâlâ kullarını, cihad etme ve dini koruma vazifesine riayet bakımından şu gruplara ayırmıştır:
a) Dinini öğrenip yaşayabileceği bir mekâna göçen, burada oturan ve gerektiğinde malı ve canıyla cihad ederek maddî ve mânevî değerlerini koruyan müminler. Bunlar diğer müminlerden derece (rütbe, şeref, mükâfat) bakımından üstündürler. Allah onları, kendisine yakınlık dereceleri, günahlarını örtme ve rahmetine mazhar kılma yoluyla ödüllendirecektir.
b) Topyekün savaş ve seferberlik durumu bulunmadığı için malları veya canlarıyla savaşa katılmayıp işleri güçleriyle meşgul olan müminler. Bunlar da ibadetleri ve diğer iyi işleri sebebiyle ecir alırlar, cennete girerler, fakat cihad sevabından ve mücahidlere mahsus şeref, mağfiret ve rahmetten mahrum kalırlar.
c) Savaşa çağrıldıkları ve mazeretleri de bulunmadığı halde katılmayanlar. Burada açıkça zikredilmemiş olmakla beraber bunu yapanların hoş görülmeyeceği ve cezalandırılacakları hem âyetin dolaylı anlamından hem de başka âyetlerden anlaşılmaktadır (bk. Tevbe 9/118-120; Fetih 48/16-17).
d) İslâm’ın rahatça öğrenilip uygulanabileceği bir ülkeye göç etme imkânları bulunduğu halde yeterli olmayan mazeretlere dayanarak dinî hayatları için tehlike teşkil eden çevrede yaşamaya devam edenler. Bunların cehennem ile cezalandırılacakları bildirilmektedir.
e) Gerçek mazeretleri bulunduğu, çaresizlik içinde oldukları için müslümanların arasına, din ve vicdan hürriyetinin bulunduğu ülkelere göç edemeyen müminler. Allah bunlara da af ve mağfiret ümidi vermekle beraber, imkân bulduklarında hicret etmelerini teşvik etmekte, yeryüzünde hürriyet içinde yaşayabilecekleri yerlerin bulunduğunu bildirmektedir.
f) Hicret yolunda ölenler. Bunlar da niyetlerine göre ödüllendirilecek, Allah tarafından muhacir muamelesine tâbi tutulacaklardır.
“Özür sahibi olanlar”dan maksat, özellikle âmâ olanlar, genel olarak da savaşa katılmayı engelleyecek bir vücut ârızası bulunanlardır. Hz. Peygamber’in Kur’an-ı Kerîm’i yazdırdığı vahiy kâtiplerinden biri olan Zeyd b. Sâbit, bu kayıtla ilgili olarak şu önemli açıklamayı yapmıştır: Resûlullah cihad edenlerle oturanların eşit olmadıklarını bildiren âyeti bana yazdırırken gözleri görmeyen Abdullah İbn Ümmü Mektûm çıkageldi ve “Ey Allah’ın resulü! Yemin ederim ki, eğer görseydim ben de cihada katılırdım” dedi. Bunun üzerine Resûlullah’ın dizi benim dizimin üzerinde iken vahiy gelmeye başladı, bacağıma öylesine bir ağırlık çöktü ki uyluk kemiğim kırılacak sandım. Sonra Resûlullah’ın üzerinden bu hal giderildi ve “özür sahibi olmaksızın” kaydı geldi (Buhârî, “Tefsîr”, 4/18). Buhârî’nin aynı bölümde kaydettiği bir rivayete göre bu olay Bedir Savaşı sırasında cereyan etmiştir; “oturup kalanlar”dan maksat da bu savaşa katılmayanlardır.
Âyet İslâm’daki eşitlik kavramına da açıklık getirmektedir; temel insan haklarında bütün insanlar eşit olmakla beraber liyakat, ehliyet ve çaba ile elde edilen faziletlere bağlı haklarda hem müminlerle diğerleri hem de cihad edenle etmeyen müminler birbirine eşit değildirler.
Bu bağlamda mücahid, değerleri korumak için yapılan savaşa bizzat katılan, canını tehlikeye atan kimsedir. Malı ve vergisiyle savaşa katkı yapan veya mazereti sebebiyle fiilen savaşa katılamayan kimseler, büyük ecir alsalar bile fiilen savaşa katılan mücahidlerin derecesine ulaşamazlar (cihad hakkında ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/200; Mâide 5/35; Tevbe 9/73).
Müminlerden hasta ve kör olanlar gibi mazeretli kimseler dışında Allah yolunda cihat etmekten geri kalanlarla, mallarını ve canlarını harcayıp Allah yolunda savaşan mücahitler eşit değildir. Allah, mallarını ve canlarını harcayan mücahitleri derece olarak cihattan geri kalanlara üstün kılmıştır. Mücahitler ve özürler sebebiyle cihattan geri kalanların her birine hak ettiği ecri vardır. Allah, kendi katından çok büyük sevap vererek mücahitleri savaşa katılmayanlara üstün kılmıştır.