Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Sana, ganimetlere dair soru sorarlar, de ki: Ganimetler Allah'ın ve Peygamberindir. İnanıyorsanız Allah'tan sakının, aranızdaki münasebetleri düzeltin, Allah'a ve Peygamberine itaat edin
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Sana ganimetlerin bölüştürülmesini soruyorlar. De ki, ganimetlerin taksimi Allah'a ve Resulüne aittir. Onun için siz gerçekten mümin kimseler iseniz Allah'tan korkun da biribirinizle aranızı düzeltin. Allah'a ve Resulü'ne itaat edin.
Yaşar Nuri Öztürk
Sana harp ganimetlerini sorarlar. De ki: "Onlar Allah ve Resul içindir. O halde Allah'tan korkun ve aranızda barış ve esenliği kurun. Ve eğer müminler iseniz Allah'a ve O'nun Resulü'ne itaat edin!"
Süleyman Ateşen ayrışan
Sana ganimetlerden sorarlar; de ki: "Ganimetler, Allah'ın ve Elçi(si)nindir. Siz, (gerçekten) inananlar iseniz, Allah'tan korkun, aranızı düzeltin, Allah'a ve Elçisine ita'at edin!"
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.1%
İngilizce
They ask you, [O Muhammad], about the bounties [of war]. Say, "The [decision concerning] bounties is for Allah and the Messenger." So fear Allah and amend that which is between you and obey Allah and His Messenger, if you should be believers
Fransızca
Ils t'interrogent au sujet du butin. Dis: «Le butin est à Allah et à Son messager.» Craignez Allah, maintenez la concorde entre vous et obéissez à Allah et à Son messager, si vous êtes croyants
İspanyolca
Te preguntan acerca de los botines [de guerra, cómo se distribuyen]. Diles [¡oh, Mujámmad!]: "Los botines son para Dios y el Mensajero. Tengan temor de Dios, solucionen sus conflictos y obedezcan a Dios y a Su Mensajero, si es que son creyentes
Rusça
Они спрашивают тебя о трофеях. Скажи: «Трофеи принадлежат Аллаху и Посланнику». Побойтесь же Аллаха и урегулируйте разногласия между собой. Повинуйтесь Аллаху и Его Посланнику, если вы являетесь верующими
Endonezce
Mereka menanyakan kepadamu (Muhammad) tentang (pembagian) harta rampasan perang. Katakanlah, "Harta rampasan perang itu milik Allah dan Rasul (menurut ketentuan Allah dan Rasul-Nya), maka bertakwalah kepada Allah dan perbaikilah hubungan di antara sesamamu, dan taatlah kepada Allah dan Rasul-Nya jika kamu orang-orang yang beriman
Bengalce
আপনার কাছে জিজ্ঞেস করে, গনীমতের হুকুম। বলে দিন, গণীমতের মাল হল আল্লাহর এবং রসূলের। অতএব, তোমরা আল্লাহকে ভয় কর এবং নিজেদের অবস্থা সংশোধন করে নাও। আর আল্লাহ এবং তাঁর রসূলের হুকুম মান্য কর, যদি ঈমানদার হয়ে থাক।
Ey Resul! Ashabın: "Ganimetlerin taksim edilmesi nasıl olur ve taksim edilen ganimetler kimlere verilir? diye sana soruyorlar. Ey Resul! Onların sorularına cevap olarak şöyle de: Ganimetler, Allah'a ve resulüne aittir. Ganimetlerin tasarruf ve dağıtımındaki hüküm Allah'a ve resulüne aittir. Sizin üzerinize düşen sadece boyun eğip teslim olarak Yüce Allah'tan korkmanızdır. Ey Müminler! Allah'ın emirlerine uyarak, yasaklarından kaçınarak Yüce Allah'tan korkun. Aranızdaki ayrılık ve düşmanlığı, sevgiyle, birbirinizle bağlarınızı devam ettirerek, güzel ahlak ve affedici olarak ıslah ediniz. Eğer gerçekten Müminseniz; Allah'ın ve resulünün itaatine bağlı kalınız. Çünkü iman, itaat etmeyi ihya edip harekete geçirir, isyan etmekten ve günah işlemekten alıkoyar. Bu soru sorma hadisesi Bedir savaşının ardında gerçekleşmiştir.
1- Sana “enfâl”i soruyorlar. De ki: “Enfâl, Allah’ın ve Râsulü’nündür. O halde Allah’tan korkup sakının ve aranızı düzeltin. Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Râsulü’ne itaat edin.” 2- Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah anıldığı zaman kalpleri titrer, O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır ve ancak Rab’lerine tevekkül ederler. 3- Onlar, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler. 4- İşte onlar gerçek mü’minlerin ta kendileridir. Onlar için Rab’leri katında dereceler, mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.
(Medine’de inmiştir, 75 âyettir)
1. Enfâl, Yüce Allah’ın bu ümmete kâfirlerin mallarından fazladan (nafile) olarak verdiği ganimetlerdir. Bu sûrede yer alan bu âyet-i kerimeler, müslümanların müşriklerden ilk olarak büyük miktarda ganimet aldıkları Bedir gazvesi hakkında inmiştir. Bu ganimetler dolayısı ile kimi müslümanlar arasında bazı anlaşmazlıklar baş göstermişti. Bunun üzerine bu ganimetler hakkında Allah Rasûlüne soru sordular. Yüce Allah da bu buyrukları indirdi:“Sana enfâl’i” ne şekilde ve kimlere paylaştırılacağını “soruyarlar.” Sen de onlara “de ki: Enfâl Allah’ın ve Rasûlünündür.” Bu ganimetleri istedikleri gibi paylaştırırlar. Sizin Allah’ın ve Rasûlünün hükmüne itiraz etmeniz söz konusu olamaz. Aksine size Allah ve Rasûlü hüküm verdiği takdirde hükümlerine razı olmak ve bu konuda onların emirlerine teslimiyetle bağlanmak düşer. Bu mana Yüce Allah’ın:“O halde Allah’tan korkup sakının” buyruğunun kapsamına girmektedir ki, bu da emirlerine riâyet etmek ve yasaklarından kaçınmak sureti ile olur. “Ve aranızı düzeltin.” Yani aranızdaki kin, güzel ilişkilerin koparılması ve birbirinize sırt dönmek gibi olumsuz ilişkileri karşılıklı sevgi, muhabbet ve birbirinizi görüp gözetmek sureti ile düzeltin. Bu yolla sözbirliği gerçekleşir ve ilişkilerinizi koparmaktan ötürü ortaya çıkmış düşmanlık, anlaşmazlık ve çekişmeler de ortadan kalkar. “Arayı düzeltme”nin kapsamına mü’minlere karşı güzel ahlaklı davranmak, onların kötü davranışta bulunanlarını affedip bağışlamak da girer. Çünkü böylelikle kalplerde yer alan kin ve birbirine sırt çevirme gibi duyguların önemli bir bölümü ortadan kalkar. İşte bütün bu emirleri kapsayan da Yüce Allah’ın:“Eğer mü’min iseniz Allah’a ve Rasûlüne itaat edin” buyruğudur. Çünkü iman Allah’a ve Rasûlüne itaate davet eder. Nitekim Allah’a ve Rasûlüne itaat etmeyen birisi de mü’min değildir. Allah’a ve Rasûlüne itaati eksik olan kimsenin bu eksikliğinin sebebi de imanındaki eksikliktir. İman; övülmeyi, hakkında güzellikle söz edilmeyi ve tam anlamı ile kurtuluşu sağlayan kâmil iman ve kamil olmayan iman olmak üzere iki kısım olduğundan dolayı Yüce Allah, kâmil imanı söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
2. “Mü’minler” bu kelimenin (ٱلۡمُؤۡمِنُونَ ) başındaki “elif-lâm” harf-i tarifi istiğrak içindir; yani bu müminler imanın gerektirdiği bütün şer’i hükümleri kapsayan bir imana sahiptirler. “...ancak o kimselerdir ki Allah anıldığı zaman kalpleri titrer” ürperir. Bu, onların Yüce Allah’tan saygı içinde kormalarını ve O’nun haram kıldığı şeylerden de kaçınmalarını gerektirir. Çünkü Yüce Allah’tan korkmanın en büyük alameti, bu korkunun kişiyi günahlardan alıkoymasıdır. “O’nun âyetleri kendilerine okunduğu zaman imanlarını artırır.” Bu da şöyle olur: Bu buyrukları can kulağı ile dinler ve üzerinde iyice düşünmek için kalplerini uyanık tutarlar. İşte bu da imanlarını artırır. Çünkü iyice düşünmek, kalbin amelleri arasında yer alır. Diğer taraftan böyle bir dinlemenin, unutmuş olduklarını hatırlamalarını, bilmedikleri şeyleri anlamlarını sağlaması ya da kalplerinde hayra karşı bir istek, Rablerinin lütuf ve ihsanına gerçek bir özlem uyandırması yahut da Allah’ın cezalarından korkmalarını ve masiyetlerden çekinmelerini sağlaması kaçınılmazdır. İşte bütün bunlar da imanı artıran hususlardandır. “Ve ancak” hiçbir ortağı bulunmayan “Rab’lerine tevekkül ederler.” Yani menfaatlerini gerçekleştirmek, dinî ve dünyevî zararları önlemek hususunda Rab’lerine yürekten güvenip dayanırlar. Yüce Allah’ın, bu arzularını gerçekleştireceğine inanırlar. Tevekkül, amellere sevkeden bir güçtür. Ameller de tevekkül olmaksızın meydana gelmeyeceği gibi kemale de erişemez.
3. “Onlar” farz olsun, nafile olsun “namazı” hem zahirî amelleriyle hem namazın ruhunu ve özünü oluşturan kalp huzuru gibi batıni amelleri ile “dosdoğru kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.” Zekât, keffaretler, zevcelerin, yakın akrabanın ve kölelerin nafakalarının temini gibi farz olan infakları da bütün hayır yollarında tasaddukta bulunmak gibi müstehab olan infakları da yerine getirirler.
4. “İşte onlar” bu niteliklere sahip olanlar “gerçek mü’minlerin ta kendileridir.” Çünkü bunlar batınî ameller ile zahirî amelleri, ilim ve ameli, Allah’ın hakları ile kulların haklarını bir arada ifa ederek İslâm’ı ve imanı da bir arada gerçekleştirmiş kimselerdir. Yüce Allah kalbî amelleri daha önce zikretmiştir. Çünkü onlar, azaların amellerinin temelini teşkil ederler ve onlardan daha faziletlidirler. Bu buyruklarda imanın artıp eksildiğine delil vardır. İman itaatlerin işlenmesi ile arttığı gibi onların aksinin yapılması ile de eksilir. Diğer taraftan kulun, her zaman için imanını gözden geçirmesi ve onu artırması gerekir. Bunu öncelikle sağlayan şey ise Yüce Allah’ın Kitabı üzerinde dikkatle düşünmek ve anlamlarını tefekkür etmektir. Daha sonra Yüce Allah gerçek mü’minlerin mükâfatını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar için Rab’leri katında dereceler” yani amellerinin üstünlüğüne uygun olan yüksek dereceler, günahları için de “mağfiret ve bitmez tükenmez bir rızık vardır.” Bu ise Yüce Allah’ın lütuf ve ihsan yurdu olan cennette hazırlamış olduğu, hiçbir gözün görmediği, hiçbir kulağın işitmediği ve hiçbir insanın hatırından bile geçmeyen nimetlerdir. Bu da iman bakımından onların derecesine ulaşamayan kimselerin, cennete girmekle birlikte Allah’ın mükemmel lütuf ve ihsanından onlaırn nail oldukları mükâfaatlara nail olamayacağına delildir.
Yüce Allah bu büyük ve mübarek gazveye dair açıklamalarda bulunmadan önce mü’minlerin yerine getirmekle yükümlü oldukları birtakım nitelikleri söz konusu etmektedir. Çünkü bunları gerçekleştiren kimsenin hali istikamet bulur ve amelleri de -ki bunların en büyüklerinden birisi Allah yolunda cihaddır- salih olur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Ganimetler” diye çevrilen enfâl kelimesi, lugat mânası “fazlalık, fazladan” demek olan nefelin çoğuludur. Düşmandan elde edilen maddî değerler için fıkıhta üç terim kullanılmaktadır: Nefel, ganimet, fey. Savaşarak elde edilene ganimet, savaşmadan ele geçirilene fey denilmektedir. Nefel ise hem ganimet mânasında hem de ganimetin belli bir parçasını ifade etmek için kullanılmıştır. Açıklamakta olduğumuz âyette enfâl, ganimet mânasını ifade etmektedir. Ancak Hz. Peygamber’in gerekli gördüğü hallerde bazı kimselere ganimetten bir şeyler verdiğini (tenfîl) bildiren hadislerde (Müslim, “Fezâilü’s-sahâbe”, 44) kelime dört mânada kullanılmıştır: a) Bir düşman askerini öldüren kimseye verilen “maktulün üzerinden çıkan zatî eşyası” (seleb). Bunda tahmîs uygulanmaz; yani beşte biri hazine için alınmazdı. b) Savaşa girip ganimet elde etmiş bulunan bir kıtaya, tahmîsten sonra ödül olarak verilen pay. c) Ganimetin beşte birinden verilen ödüller, yapılan yardımlar.
d) Ganimetin bütününden çobanlık, istihbarat, kılavuzluk gibi hizmetleri üstlenen kimselere verilen pay (Ebû Ubeyd, s. 430).
Bedir Savaşı’nda ele geçirilen ganimetlerin kimlere ait olacağı ve nasıl paylaştırılacağı konusunda, bazı sahâbîler arasında tereddüt ve tartışma ortaya çıkınca Allah Teâlâ ganimetin nasıl paylaştırılacağını belirlemeden önce, bu tavrın ahlâkî sakıncasına işaret buyurmuş ve eğitmeye yönelik telkinlerde bulunmayı murat etmiş; savaşta ve barışta müminlerin asıl hedef ve vazifelerinin neler olduğunu, nelere öncelik vermeleri gerektiğini açıklamıştır. Buna göre her şey gibi ganimet de Allah’ındır. O’nun resulü vahyi tebliğ etme ve dini öğretme yanında örnek gösterme ve uygulama vazifesi ile de yükümlü kılınmıştır. Tam mânasıyla mülk olarak Allah’a ait bulunan ganimetin kullarına nasıl paylaştırılacağını açıklama ve bunu uygulama vazifesi de Resûlullah’a aittir. Müminler ganimet için savaşmamalı, ganimete göz dikmemeli, bir şey verilirse almalı, verilmezse hak iddia etmemelidir. Mülkiyeti Allah’a, kullanım ve dağıtım şekillerindeki tasarruf hakkı da Resûlullah’a ait bulunan bir madde üzerinde tartışan, bu arada birilerinin öfkelenmesine ve incinmesine sebep olanlara düşen vazife ise hemen gönül almak, ilişkileri yeniden normal çizgiye getirmek ve güzelleştirmektir. “Ganimetin Allah’a ve resulüne ait olması” böyle anlaşılınca ileride gelecek olan ve ganimetlerin beşe bölüneceğini, beşte birinin Allah’a, Peygamber’e, onun yakınlarına, yetimlere, yoksullara ve yolculara ait olduğunu ifade eden âyetin bunu neshettiğini, hükmü değiştirdiğini söylemenin anlamı kalmamaktadır. Bu âyet konunun ahlâkî boyutunu, meseleye bir kul gibi yaklaşmanın örneğini vermekte, 41. âyet ise Allah’ın kendine ait olanı nasıl dağıtmayı murat ettiğini açıklamaktadır. Bazı tefsir ve fıkıh âlimlerine göre bu âyet, ganimet ile ilgili hüküm ve uygulamanın ilk aşamasını açıklamaktadır. Hz. Peygamber Bedir Savaşı’nda alınan ganimetlere bu âyetin hükmünü uygulamış, tamamı kendisine bırakılmış bulunan ganimetin beşte birini (tahmîs) ayırmadan hepsini gazilere dağıtmıştır. Sonra ganimetin beşte birini ayırmasını, geri kalanı savaşa katılanlara dağıtmasını bildiren 41. âyet gelmiş ve bu âyetin hükmünü değiştirmiştir (Ebû Ubeyd, s. 426). Burada neshi kabul etmeyen fakih ve müfessirlere göre iki âyeti, yukarıda açıklandığı şekilde anlayıp birleştirmek, birlikte uygulamak mümkündür, nesih söz konusu değildir, ayrıca Hz. Peygamber’in Bedir Savaşı’nda tahmîsi uygulamadığı yönündeki rivayet de sağlam bir rivayet zincirinden yoksundur (İbn Kesîr, III, 549-550).
Ey Resul! Ashabın: "Ganimetlerin taksim edilmesi nasıl olur ve taksim edilen ganimetler kimlere verilir? diye sana soruyorlar. Ey Resul! Onların sorularına cevap olarak şöyle de: Ganimetler, Allah'a ve resulüne aittir. Ganimetlerin tasarruf ve dağıtımındaki hüküm Allah'a ve resulüne aittir. Sizin üzerinize düşen sadece boyun eğip teslim olarak Yüce Allah'tan korkmanızdır. Ey Müminler! Allah'ın emirlerine uyarak, yasaklarından kaçınarak Yüce Allah'tan korkun. Aranızdaki ayrılık ve düşmanlığı, sevgiyle, birbirinizle bağlarınızı devam ettirerek, güzel ahlak ve affedici olarak ıslah ediniz. Eğer gerçekten Müminseniz; Allah'ın ve resulünün itaatine bağlı kalınız. Çünkü iman, itaat etmeyi ihya edip harekete geçirir, isyan etmekten ve günah işlemekten alıkoyar. Bu soru sorma hadisesi Bedir savaşının ardında gerçekleşmiştir.