Önceki ayet· 7:205Sonraki ayet· 8:1

A'râf Suresi 206. Ayet· 7:206

↗ A'râf suresi
Mekki
إِنَّ ٱلَّذِينَ عِندَ رَبِّكَ لَا يَسۡتَكۡبِرُونَ عَنۡ عِبَادَتِهِۦ وَيُسَبِّحُونَهُۥ وَلَهُۥ يَسۡجُدُونَۤ۩
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Doğrusu Rabbinin katında olanlar, O'na kulluk etmekten büyüklenmezler, O'nu tenzih ederler ve yalnız O'na secde ederler
Elmalılı Hamdi Yazır
Zira Rabbinin katında olanlar, Allah'a kulluk etmekten asla kibirlenmezler, O'nu tenzih eder, şanını ulularlar ve yalnızca O'na secde ederler.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbinin katında olanlar, büyüklük taslayıp O'na ibadetten yüz çevirmezler; O'nu tespih ederler ve yalnız O'na secde ederler.
Süleyman Ateşen ayrışan
Rabbinin yanında olanlar, büyüklük taslayıp O'na kulluktan geri kalmazlar, (daima) O'nu tesbih ederler ve O'na secde ederler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.4%
İngilizce
Indeed, those who are near your Lord are not prevented by arrogance from His worship, and they exalt Him, and to Him they prostrate
Fransızca
Ceux qui sont auprès de ton Seigneur [les anges] ne dédaignent pas de L'adorer. Ils Le glorifient et se prosternent devant Lui
İspanyolca
[Los ángeles] que están junto a tu Señor no tienen ninguna soberbia que les impida adorarlo, Lo glorifican y se prosternan ante Él
Rusça
Те, которые находятся возле твоего Господа, не превозносятся над поклонением Ему, славословят Ему и падают перед Ним ниц
Endonezce
Sesungguhnya orang-orang yang ada di sisi Tuhanmu tidak merasa enggan untuk menyembah Allah dan mereka menyucikan-Nya dan hanya kepada-Nya mereka bersujud
Bengalce
নিশ্চয়ই যারা তোমার পরওয়ারদেগারের সান্নিধ্যে রয়েছেন, তারা তাঁর বন্দেগীর ব্যাপারে অহঙ্কার করেন না এবং স্মরণ করেন তাঁর পবিত্র সত্তাকে; আর তাঁকেই সেজদা করেন।
Çince
在你的主那里的(众天使),不是不屑于崇拜他的,他们赞颂他超绝一切,他们只为他而叩头。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Rabbin katındaki melekler her noksanlıktan münezzeh olan Yüce Allah'a ibadet etmede büyüklenmezler. Bilakis itaat eder, gevşeklik göstermeden ve ihmal etmeden sürekli ibadete yönelirler. Onlar, Yüce Allah'ı layık olmayan şeylerden gece gündüz tenzih eder ve yalnızca O'na secde ederler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
205- Rabbini içinden, yalvararak, korkarak ve yüksek olmayan bir sesle sabah-akşam an ve gafillerden olma. 206- Şüphe yok ki Rabbinin katındakiler, O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler. 205. Yüce Allah’ın anılması hem kalple, hem dille hem de her ikisi ile birlikte olur. Zikrin en mükemmel türü ve hali bu sonuncusudur. Yüce Allah, kulu ve Rasûlü Muhammed’e asaleten, onun dışındakilere de ona tâbi olarak şu emri vermektedir:“Rabbini içinden”, yani ihlasla ve yalnız başına iken, “yalvararak” yakarıp dili ile çeşitli zikir türlerini tekrarlayarak, “korkarak” kalbinden de Allah’tan korkup ameli kabul edilmez diye kalbi titreyip endişe ederek -ki korkmanın alameti amelini tam yapmak, güzel ve salih olması için gayret etmek ve samimi bir niyete sahip olmaktır- “ve yüksek olmayan bir sesle” yani (ne kısık ne yüksek) orta bir yol tutarak; “Namazında yüksek sesle okuma, onda sesini fazla da kısma, bu ikisinin arası bir yol tut.”(el-İsra, 17/110)“sabah” günün başında “akşam” günün sonunda “an!” Bu iki vakitte yapılan zikrin, diğer vakittekilere göre bir üstünlüğü ve bir meziyeti vardır. “Ve gafillerden” Allah’ı unutan, bu yüzden Allah’ın da kendilerine bizzat kendilerini unutturduğu kimselerden “olma!” Çünkü bu kimseler, dünya ve âhiret hayırlarından mahrum kalmışlardır. O’nu anmak ve O’na ubudiyette bulunmak ile ele geçecek her türlü mutluluk ve kurtuluştan yüz çevirmişler; buna karşılık kendisi ile uğraşmak bedbahtlık olan ve ziyana götüren şahıs ve işlere yönelmişlerdir. İşte bunlar kulun hakkı ile riâyet etmesi gereken adabın bir bölümüdür: Gece ve gündüzün bütün vakitlerinde, özellikle de günün iki ucunda Yüce Allah’ı ihlas ile itaat ile yalvarıp yakararak, zilletini arz ederek, sükunet içerisinde, kalbi ve dili uyumlu olarak, tam bir edep ve vakar içinde dua ve zikre yönelmek, kalp huzuru ile ve gaflete düşmeksizin -Çünkü Allah, gafil kalbin duasını kabul etmez- çokça Allah’ı anmak. 206. Daha sonra Yüce Allah devamlı kendisine ibadet eden, O’na hizmeti sürekli olan kullarından yani meleklerden söz etmektedir ki bu da şu anlama gelmektedir: Allah’ın sizin ibadetinizle kendisine yapılan az ibadeti artırmak, zelil olduğu için de o ibadet sayesinde güçlenmek gibi bir isteği yoktur. O, bununla ancak sizin fayda görmenizi ve sizin bu yolla yaptığınız amellerin mükafatını kat kat fazlasıyla elde ederek kâra geçmenizi istemektedir.” İşte bunu anlatmak üzere Allah şöyle buyurmaktadır:“Şüphe yok ki Rabbinin katındakiler” mukarreb, Arş’ı taşıyan ve Kerrubi melekler, “O’na ibadet etmekten asla büyüklenmezler.” Aksine itaatle boyun eğerler, Rablerinin emirlerine gönülden bağlı kalırlar. Gece-gündüz aralıksız olarak “O’nu tesbih ederler ve yalnız” O’na hiçbir kimseyi ortak koşmaksızın “secde ederler.” O halde kullar da bu Melaike-i Kirama uysunlar ve mutlak egemen ve her şeyi bilen Allah'a ibadeti aralıksız sürdürsünler. Âraf suresinin tefsiri burada sona ermektedir. Hamd, şükür ve sena yalnız Allah’adır. Allah, Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e aile halkına ve ashabına salat ve selam eylesin. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mekke müşrikleri Hz. Muhammed’in dinine uyarak Allah’a kulluk etmeyi ve özellikle Allah’ı tesbih edip O’nun huzurunda secdeye kapanmayı nefislerine yediremezler, kibirleri akıllarına galip gelirdi. Müfessirler çoğunlukla “rabbinin katında bulunanlar” ifadesinde meleklerin kastedildiğini düşünürler (Taberî, IX, 168). Şu halde Allah’a yakınlıkları, “rabbinin katında bulunanlar” diye ifade edilecek kadar ileri derecede olan melekler bile kulluk etmekten geri durmayıp tesbih ve secde ederek kulluk faaliyetlerinde bulunduklarına göre her an günah işleme durumunda bulunan insanların ibadete daha çok ihtiyaçları bulunduğu açıktır. Öte yandan bu âyet bize ibadetin, behîmî sınırları aşarak meleklerle ortak davranış düzeyine ulaşmış insanlara mahsus bir makamı ifade ettiğini göstermektedir. Nitekim burada meleklerin üç özelliği sıralanmaktadır: İbadet, tesbih, secde. İbadet, kulun Allah’ı rab tanıyıp O’nun huzurunda belli davranışlarla saygısını ifade etmesi; tesbih, O’nu her türlü eksiklikten tenzih edip yüceltmesi; secde ise herkese karşı dik tuttuğu başını sadece Allah’ın huzurunda eğmesi, yere koymasıdır. Böylece A‘râf sûresi, dolaylı bir ifade ile bize, Allah’a kulluğu en büyük şeref bilip dilimizle ve kalbimizle O’nu tesbih etmemizi, O’nun karşısında tam bir tevâzu ile secdeye kapanmamızı; Allah’ın rızâsını nefsimizin isteklerinden üstün bilip O’nun isteklerini nefsanî arzularımızdan daha önemli görmek suretiyle meleklere yaraşır bir kulluk şuuruna ve yaşayışına ulaşmamızı, diğer bir ifade ile yönümüzü insanlık düzeyinin aşağısına çevirerek sadece nefsimizin hayvanlarla ortak tarafını oluşturan arzu ve ihtiraslarını tatmin peşinde koşmak yerine, zihnimizi ve kalbimizi yukarılara çevirip Allah’a iman ve kulluk ederek meleklerle ortak çizgiyi paylaşmamızı telkin eden âyetle son bulmaktadır.
A'râf Suresi 206. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Resul! Rabbin katındaki melekler her noksanlıktan münezzeh olan Yüce Allah'a ibadet etmede büyüklenmezler. Bilakis itaat eder, gevşeklik göstermeden ve ihmal etmeden sürekli ibadete yönelirler. Onlar, Yüce Allah'ı layık olmayan şeylerden gece gündüz tenzih eder ve yalnızca O'na secde ederler.