Önceki ayet· 7:53Sonraki ayet· 7:55

A'râf Suresi 54. Ayet· 7:54

↗ A'râf suresi
Mekki
إِنَّ رَبَّكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِي خَلَقَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضَ فِي سِتَّةِ أَيَّامٖ ثُمَّ ٱسۡتَوَىٰ عَلَى ٱلۡعَرۡشِۖ يُغۡشِي ٱلَّيۡلَ ٱلنَّهَارَ يَطۡلُبُهُۥ حَثِيثٗا وَٱلشَّمۡسَ وَٱلۡقَمَرَ وَٱلنُّجُومَ مُسَخَّرَٰتِۭ بِأَمۡرِهِۦٓۗ أَلَا لَهُ ٱلۡخَلۡقُ وَٱلۡأَمۡرُۗ تَبَارَكَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلۡعَٰلَمِينَ
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ve sonra arşa hükmeden, gündüzü durmadan kovalayan gece ile bürüyen; güneşi, ayı, yıldızları, hepsini buyruğuna baş eğdirerek var eden Allah'tır. Bilin ki yaratma da emir de O'nun hakkıdır. Alemlerin Rabbiolan Allah Yüce'dir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Şüphesiz Rabbiniz Allah, gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arş üzerine hükümran oldu. O, geceyi durmadan onu kovalayan gündüze bürüyüp örter; güneş, ay ve yıldızlar emrine âmâdedir. İyi biliniz ki yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yücedir.
Yaşar Nuri Öztürk
Rabbiniz o Allah'tır ki, gökleri ve yeri altı günde yaratmış, sonra da arş üzerinde egemenlik kurmuştur. Geceyi gündüze bürüyüp örter. O bunu, bu da onu aralıksız ve titiz bir biçimde kovalar durur. Güneş, Ay, yıldızlar O'nun emrine boyun eğmiş. Gözünüzü açın; yaratış da O'nundur, emir veriş de/yaratış da O'nun içindir, emir veriş de. Âlemlerin Rabbi olan Allah çok yücedir.
Süleyman Ateş
Rabbiniz o Allah'tır ki; gökleri ve yeri altı günde yarattı, sonra Arşa istiva etti (tahta kuruldu. O), geceyi, durmadan onu kovalayan gündüzün üzerine bürüyüp örter. Güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğmiş vaziyette (yaratan O'dur). İyi bilin ki, yaratma ve emir O'nundur. Âlemlerin Rabbi Allah, ne uludur!
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.2%
İngilizce
Indeed, your Lord is Allah, who created the heavens and earth in six days and then established Himself above the Throne. He covers the night with the day, [another night] chasing it rapidly; and [He created] the sun, the moon, and the stars, subjected by His command. Unquestionably, His is the creation and the command; blessed is Allah, Lord of the worlds
Fransızca
Votre Seigneur, c'est Allah, qui a créé les cieux et la terre en six jours, puis S'est établi «'istawâ» sur le Trône. Il couvre le jour de la nuit qui poursuit celui-ci sans arrêt. (Il a créé) le soleil, la lune et les étoiles, soumis à Son commandement. La création et le commandement n'appartiennent qu'à Lui. Toute gloire à Allah, Seigneur de l'Univers
İspanyolca
Su Señor es Dios, Quien creó los cielos y la Tierra en seis eras, y luego se estableció sobre el Trono. Hace que la noche y el día se sucedan. Creó el Sol, la Luna y las estrellas sometiéndolas a Su voluntad. ¿Acaso no Le pertenece la creación y Él es Quien dictamina las órdenes según Él quiere? ¡Bendito sea Dios, Señor del universo
Rusça
Воистину, ваш Господь - Аллах, Который сотворил небеса и землю за шесть дней, а затем вознесся на Трон (или утвердился на Троне). Он покрывает ночью день, который поспешно за ней следует. Солнце, луна и звезды - все они покорны Его воле. Несомненно, Он творит и повелевает. Благословен Аллах, Господь миров
Endonezce
Sungguh, Tuhanmu (adalah) Allah yang menciptakan langit dan bumi dalam enam masa, lalu Dia bersemayam di atas Arasy.333) Dia menutupkan malam kepada siang yang mengikutinya dengan cepat. (Dia ciptakan) matahari, bulan dan bintang-bintang tunduk kepada perintah-Nya. Ingatlah! Segala penciptaan dan urusan menjadi hak-Nya. Mahasuci Allah, Tuhan seluruh alam
Bengalce
নিশ্চয় তোমাদের প্রতিপালক আল্লাহ। তিনি নভোমন্ডল ও ভূমন্ডলকে ছয় দিনে সৃষ্টি করেছেন। অতঃপর আরশের উপর অধিষ্টিত হয়েছেন। তিনি পরিয়ে দেন রাতের উপর দিনকে এমতাবস্থায় যে, দিন দৌড়ে রাতের পিছনে আসে। তিনি সৃষ্টি করেছেন সূর্য, চন্দ্র ও নক্ষত্র দৌড় স্বীয় আদেশের অনুগামী। শুনে রেখ, তাঁরই কাজ সৃষ্টি করা এবং আদেশ দান করা। আল্লাহ, বরকতময় যিনি বিশ্বজগতের প্রতিপালক।
Çince
你们的主确是安拉,他在六日内创造了天地,然后,他升上宝座,他使黑夜追求白昼,而遮蔽它;他把日月和星宿造成顺从他的命令的。真的,创造和命令只归他主持。多福哉安拉——众世界的主!
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey insanlar! Muhakkak gökleri ve yeryüzünü emsalsiz olarak altı günde yaratan Rabbiniz Allah’tır. Ardından Allah -Subhanehu ve Teâlâ- keyfiyetini tam olarak idrak edemediğimiz, celâline yakışan bir yükselişle arşın üzerine yükseldi. O, gecenin karanlığını gündüzün ışıklarıyla ve gündüzün aydınlığını gecenin karanlığıyla giderir. İkisi de birbirinin hızlıca ardına düşer. Böylece ondan geri kalmaz, biri gittiğinde diğeri gelir. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları boyun eğmiş hizmete amade olarak yarattı. Dikkat edin! Bütün yaratma bir tek Allah’a aittir. Ondan başka kim yaratabilir? Bütün işler bir tek ona aittir. Onun hayrı çok büyük, ihsanı çok fazladır. O, celâl ve kemâl sıfatlarıyla nitelenmiş âlemlerin Rabbidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
54- Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra da Arş’a istiva eden Allah’tır. O, geceyi gündüze bürür ki bunlar süratle birbirini kovalar. Güneşi, ayı ve yıldızları yaratıp emri ile ram eden O’dur. İyi bilin ki yaratma da emretme de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve mübarektir! 54. Yüce Allah, hiçbir ortağı söz konusu olmaksızın tek mabud ve yegane Rabbin kendisi olduğunu beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Şüphesiz Rabbiniz, gökleri ve yeri” ve de onlarda bulunanları büyüklüklerine, genişliklerine, sağlamlıklarına, muhkemliklerine ve harikulade yaratılışlarına rağmen “altı günde yaratan” ki bu günlerin ilki Pazar, sonuncusu da Cuma günüdür. Onları yaratmayı bitirip onlara gerekli emirlerini tevdi ettikten sonra Yüce Allah “Arş’a istiva” etmiştir. Gökleri, yeri, içindekileri ve ikisi arasında bulunanları kuşatan o muazzam Arş’a celâline, azametine ve hükümranlığına yakışan bir şekilde istiva etmiş, yükselmiştir. O, Arşa istiva etmiş, hükümranlığı ele alıp mahlukatı yönetmiş ve onlarla ilgili hem kevni hem dini hükümlerini icra etmiştir. Bu yüzden şöyle buyurmaktadır:“O” karanlık “geceyi” aydınlık “gündüze bürür.” Böylelikle yeryüzünde ne varsa karanlığa bürünür. Ademoğulları dinlenir, bütün mahlukat yuvalarına çekilir ve hepsi de gündüzün çalışmaktan ve gidip gelmekten kaynaklanan yorgunluktan dolayı istirahat ederler. “ki bunlar süratle birbirini kovalar.” Gece geldi mi gündüz gider, gündüz geldi mi gece gider ve bu, sürekli olarak böylece devam eder. Yüce Allah'ın bu kainatı katlayıp düreceği, kulların da bu diyardan başka bir yurda intikal edecekleri vakte kadar da böyle devam edecektir. “Güneşi, ayı ve yıldızları yaratıp emri ile ram eden O’dur.” Sahip olduğu kemal sıfatlarına delâlet eden idaresi ile O, onları emrine amade kılmıştır. Bunların yaratılması ve büyüklükleri, O’nun kudretinin kemaline; bunlardaki muhkemlik, düzenlilik ve sağlamlık hikmetinin kemaline; bunlardaki faydalar, olmazsa olmaz maslahatlar vb. de rahmetinin ve ilminin genişliğine, ayrıca sadece kendisine ibadet edilmesi gerekli olan hak ilahın yalızca O olduğuna delildir:“İyi bilin ki yaratma da emretme de O’na mahsustur.” Yani ulvi ve süfli bütün alemlerdeki yaratılmışları, bizzat kendilerini de sıfatlarını da fiillerini de yaratan O’dur. Şer’i hükümleri ve ilahi mesajları ihtiva eden emirleri de O verir. Yaratmak, O’nun kevnî ve kaderî hükümlerini, emretmek de O’nun dinî ve şer’î hükümlerini içerir. Amellere verilecek karşılıklara dair hükümler de bu kapsama girer ki bunlar, ebedilik yurdunda söz konusu olacaktır. “Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve mübarektir!” Ne azametlidir, ne üstündür! O’nun hayır ve ihsanları pek çoktur. O, zatı ile de sıfatlarının azameti ve kemali dolayısı ile de mübarektir/bereket sahibi ve yücedir. Ayrıca O, başkalarına pek çok hayrı ve pek çok iyilikleri ihsan etmesi sureti ile onları mübarek/bereketli kılmıştır. Kainattaki her bir bereket O’nun rahmetinin bir sonucudur. Bundan dolayı Yüce Allah:“Âlemlerin Rabbi olan Allah ne yüce ve mübarektir!” buyurmaktadır. Yüce Allah, özlü akıl sahiplerine bütün ihtiyaçlarda maksat olarak gözetilmesi gereken tek mabudun kendisi olduğuna delâlet edecek şekilde azamet ve celâlini söz konusu ettikten sonra buna bağlı olarak yerine getirilmesi gereken hususları emrederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an-ı Kerîm’de Allah’ın fiilleri için kullanılan yevm (gün) kavramını yirmi dört saatlik zaman süresi şeklinde anlamamak gerekir. Nitekim başka âyetlerde O’nun fiilleri hakkında yevm kelimesi “an” mânasında kullanıldığı gibi (Rahmân 55/29), Allah’ın katındaki bir günün insanların hesaplarına göre 1000 yıl tuttuğu da ifade edilmiştir (Hac 22/47; Secde 32/5; ayrıca bk. Meâric 70/4). Her ne kadar âyetteki altı günü, dünya günüyle altı gün diye anlayanlar olmuşsa da, gökler ve yer yaratılmadan önce günden söz edilemeyeceği için, bilhassa bazı çağdaş tefsirlerde –kâinatın yaratılışıyla ilgili yeni teoriler dikkate alınarak– bu altı günü, her birinin ne kadar süre devam ettiğini ancak Allah’ın bildiği “altı devir” diye anlamanın daha münasip olduğu belirtilir. Esasen an, nokta gibi boyutsuz bir zamandır; aynı şekilde sonsuzluk da boyutsuzdur. Böylece sonsuz varlık için an da sonsuzluk da birdir. Buna göre sonlu ve sınırlı varlıklar için düşünebildiğimiz boyutlu ve sınırlı zaman dilimlerini Allah ve O’nun fiilleri hakkında düşünmemiz mümkün değildir. Bu sebeple yaratıcı-yaratılan ilişkisinin söz konusu olduğu konumlarda zaman kavramlarını daima yaratılan açısından dikkate almak gerekir. Fahreddin er-Râzî, Allah’ın gökleri ve yeri altı günde yarattığını bildiren ifadelerden özetle şu sonuçları çıkarmıştır: a) Evrenin altıdan daha az veya daha çok zaman diliminde yaratılması aklen mümkün olduğuna göre, onun bu zaman dilimi içinde yaratılmasını tercih eden özgür bir belirleyici vardır ki o Allah’tır. Evrendeki bütün varlıkların var oluşlarını, diğer nitelik ve işlevlerini belirleyen de aynı güçtür. b) Allah Teâlâ her ne kadar eşyanın tamamını bir defada yaratmaya kadirse de, bu takdirde bütünüyle oluşun tesadüfen vuku bulduğu düşünülebilirdi. Halbuki eşyanın, maslahat ve hikmete uygun olarak peş peşe ve birbiriyle ilişki halinde yaratılması ezelî, hikmetli, kudretli ve merhametli yaratıcının yaratma fiiline daha güçlü bir şekilde delâlet eder. c) Âyetteki “gökler ve yer” ifadesi, onlardaki öteki varlıkları da kapsar. Nitekim başka âyetlerde bu hususa işaret edilmiştir (meselâ bk. Furkan 25/59; Rûm 30/8; Duhân 44/38). d) Her ne kadar başka bir âyette “Ve bizim buyruğumuz tektir, göz açıp kapayıncaya kadar olup biter” (Kamer 54/50) buyurulmuşsa da bu, evrenin altı devirlik bir yaratılış sürecinden geçtiği ifadesine ters düşmez. Çünkü bu âyetteki bir tek kelimelik buyruk, tek tek varlıkların oluş veya yok oluşuyla ilgilidir; ayrıca bu, emrin mutlaka gerçekleşeceğine de işaret eden bir ifade tarzıdır. e) Âyette düşünen kimseler için şöyle bir uyarı vardır: “Şüphesiz ki rabbiniz, gökleri ve yeri altı günde yaratan ... Allah’tır.” Yani sizi terbiye eden, bedenen ve zihnen geliştiren, sizi iyilik ve faydalara ulaştıran, kötülüklerden koruyan O’dur; O’nun güç ve bilgisinin, hikmet ve rahmetinin mükemmelliği bu muazzam varlıklar ve olaylar âlemini yaratacak, o âleme her türlü fayda ve iyilikleri yerleştirecek kadar üstündür. Buna rağmen insan nasıl olur da O’nu bırakıp da sıradan varlıklardan iyilikler bekler ve mutluluğu başkasına yönelerek aramaya kalkışır! Sözlükte istivâ “bir konuda iki şeyin birbirine eşit olması”, “alâ” edatıyla kullanıldığında ise “karar kılmak, yükselmek, yüksek olmak, yüksek bir yere kurulmak” gibi anlamlara gelir. Arşın sözlük anlamı “tavan”dır. Bu anlamdan hareketle bir zeminden, mekândan veya makamdan daha üstte, daha yukarıda olan mekân veya makama arş denilmiştir. Ancak istivâ kelimesi istiare veya temsil yoluyla “üstün bir konumda hükmedip yönetme”; arş ise yine aynı yolla “en üstün yönetim ve hükümdarlık mevkii” anlamında kullanılır. Buna göre “istevâ ale’l-arş”ın anlamı “Arşa yükselip kuruldu” demekse de, bütün müfessirler bunu fiziksel ve cismanî mânada anlamamak gerektiğinde ittifak etmişlerdir. Bununla birlikte, Selef denilen ilk dönem âlimleri, genel tefsir metotlarının gereği olarak, âyetin verdiği bilgiye tartışmasız inanıp te’vil ve yoruma gitmemek, asıl anlamını Allah’a havale etmek gerektiğini savunurlar. Nitekim İmam Mâlik’e “arşa istivâ”nın ne anlama geldiği sorulduğunda “İstivâ mâlûm, keyfiyeti meçhul, buna inanmak zorunlu, soru sormak da bid‘attır” dediği rivayet olunur (İbn Kudâme, Lüm‘atü’l-i’tikad, İstanbul 1981, s. 15; Şevkânî, II, 243). Ancak, sonraki müfessirler, müslümanlar arasında antropomorfik (cismanî ve insan benzeri) bir tanrı anlayışının yaygınlaşmasından kaygı duydukları için “arşa istivâ”yı “Allah’ın, bütün mevcudattan üstün ve aşkın bir hâkim-i mutlak olarak evrene ve evrendeki her şeye hükmetmesi; evreni ve onda bulunanları en üstün, en mükemmel bir şekilde düzenleyip yönetmesi; bilgisi, iradesi ve gücüyle bütün varlık ve olayları kuşatması” gibi anlamlarda yorumlamışlardır (“altı gün” ve “arşa istivâ” konusunda daha geniş bilgi için bk. Râzî, XIV, 96-117; Elmalılı, III, 2171-2185; İbn Âşûr, VIII/2, s. 158-167). Âyetin devamında Allah’ın arşa istivâsının yani yücelerden yüce olup bütün evreni hüküm ve tasarrufunda bulundurduğunun kozmolojik bir kanıtı olmak üzere, açık bir ifadeyle (bi’l-ibâre) “O’nun geceyi, durmadan kendisini kovalayan gündüze bürüyüp örttüğü”, işaret yoluyla da (bi’l-işâre) gündüzü gecenin üzerine örttüğü; kezâ güneşi, ayı ve yıldızları buyruğuna boyun eğdirdiği belirtilmektedir. Böylece dünyanın dönüşüyle gece ve gündüzün birbirini izlemesinin; güneş, ay ve yıldızlardaki oluşma ve değişmelerin, bunlarla ilgili “tabiat kanunları” denilen yasaların –determinist teorilerde ileri sürüldüğünün aksine– tabiatın özünden kaynaklanmadığı; aksine Allah’ın kusursuz bilgi, irade, kudret ve hikmetinin eserleri olduğu ortaya konmaktadır. Çünkü “halk (yaratma) da emir (yönetme) de yalnız O’na aittir.” Bazı eski tefsirlerde âyetin bu cümlesi dikkate alınarak, evrendeki bütün varlık ve olaylar “halk âlemi” ve “emir âlemi” diye ikiye ayrılır. Cismanî varlıklarla bunlar arasındaki fiziksel ilişkiler halk âlemi, melekler ve ruhlar gibi mânevî varlıklarla bunların ilişkileri de emir âlemi içinde değerlendirilir. İslâm düşüncesinde bunların ilkine “şehâdet âlemi”, ikincisine “melekût âlemi” de denmektedir. Ancak buradaki “halk ve emir”i her iki âleme de genelleştirmek daha isabetli olur. Buna göre, maddesiyle mânasıyla her şeyi var eden de O’dur, buyuran da O’dur; yaratma ve yönetme O’na aittir; varlık O’nun halkı, varlığın kanunları O’nun emridir; madde ve mâna, beden ve ruh, mülkiyet ve tasarruf hep O’nun eseri ve düzenlemesi olup O’nun eksiksiz ilmi, hür iradesi ve sınırsız kudretiyle varlık ve işlerlik kazanmaktadır. Esasen âyetin başındaki rab ismi bütün bunları içerecek kadar mâna zenginliği taşıdığından daha sonraki bilgiler bu ismin açıklamalarından ibarettir. Âyetin sonundaki “Âlemlerin rabbi olan Allah yüceler yücesidir!” meâlindeki ilâhî beyan da bunu göstermektedir. Tebâreke fiilinin aslı olan bereket hem “devamlılık ve süreklilik” hem de “en üstün ve en güzel eserler vücuda getirme” anlamına gelir. Buna göre âyetin son cümlesi, Allah’ın yücelik ve ululuğu yanında, evrenin yaratıcısı, sahip ve mâliki olduğunu; bundan önce geçen “lehü’l-halk” ifadesi Allah’ın evrendeki hayır ve bereketlerle dolu olan nizamın kurucusu, “lehü’l-emr” ifadesi de yine O’nun bütün bunların yöneticisi olduğunu; bu arada insanı da O’nun yaratıp yükümlü kıldığını, dolayısıyla Allah’ın buyruğunun her şeyin üstünde tutulması gerektiğini belirtir. Özellikle âyetin başında yer alan “rabbiniz ...” şeklindeki hitapla Allah’ın insanı muhatap almaya değer görmesi; ayrıca, “elâ” ünlemiyle âyetteki hikmetlere insanların dikkatinin çekilmesi, donatıldığı özel nitelikleriyle insanoğlunun evrendeki seçkinliğine delâlet eder.
A'râf Suresi 54. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey insanlar! Muhakkak gökleri ve yeryüzünü emsalsiz olarak altı günde yaratan Rabbiniz Allah’tır. Ardından Allah -Subhanehu ve Teâlâ- keyfiyetini tam olarak idrak edemediğimiz, celâline yakışan bir yükselişle arşın üzerine yükseldi. O, gecenin karanlığını gündüzün ışıklarıyla ve gündüzün aydınlığını gecenin karanlığıyla giderir. İkisi de birbirinin hızlıca ardına düşer. Böylece ondan geri kalmaz, biri gittiğinde diğeri gelir. Allah -Subhanehu ve Teâlâ- Güneş'i, Ay'ı ve yıldızları boyun eğmiş hizmete amade olarak yarattı. Dikkat edin! Bütün yaratma bir tek Allah’a aittir. Ondan başka kim yaratabilir? Bütün işler bir tek ona aittir. Onun hayrı çok büyük, ihsanı çok fazladır. O, celâl ve kemâl sıfatlarıyla nitelenmiş âlemlerin Rabbidir.