Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlar bir fenalık yaptıkları zaman, "Babalarımızı bu yolda bulduk, Allah da bize bunu emretti" derler. De ki: "Allah fenalığı emretmez. Bilmediğiniz şeyi Allah'a karşı mı söylüyorsunuz
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." derler. De ki: "Allah kötülüğü emretmez. Allah'a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bir iğrençlik yaptıklarında şöyle derler: "Atalarımızı bu hal üzere bulmuştuk. Yani Allah emretti bize bunu." De ki: "Allah, edepsizliği/iğrençliği emretmez. Allah hakkında, bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?"
Süleyman Ateş
Onlar bir kötülük yaptıkları zaman: "Babalarımızı bu yolda bulduk, bunu bize Allah emretti." dediler. "Allah kötülüğü emretmez, de, Allah'a karşı bilmediğiniz şeyler mi söylüyorsunuz?"
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.1%
İngilizce
And when they commit an immorality, they say, "We found our fathers doing it, and Allah has ordered us to do it." Say, "Indeed, Allah does not order immorality. Do you say about Allah that which you do not know
Fransızca
et quand ceux-ci commettent une turpitude, ils disent: «C'est une coutume léguée par nos ancêtres et prescrite par Allah.» Dis: «[Non,] Allah ne commande point la turpitude. Direz-vous contre Allah ce que vous ne savez pas?»
İspanyolca
que cuando cometen una obscenidad se excusan diciendo: "Nuestros padres lo hacían y Dios así nos lo ordenó". Diles: "Dios no ordena la inmoralidad. ¿Afirman sobre Dios algo que en realidad ignoran
Rusça
Когда они совершают мерзость, они говорят: «Мы видели, что наши отцы поступали таким образом. Аллах повелел нам это». Скажи: «Аллах не велит совершать мерзость. Неужели вы станете наговаривать на Аллаха то, чего не знаете?»
Endonezce
(Dan apabila mereka melakukan perbuatan keji, mereka berkata, "Kami mendapati nenek moyang kami melakukan yang demikian, dan Allah menyuruh kami mengerjakannya." Katakanlah, "Sesungguhnya Allah tidak pernah menyuruh berbuat keji.329) Mengapa kamu membicarakan tentang Allah apa yang tidak kamu ketahui
Bengalce
তারা যখন কোন মন্দ কাজ করে, তখন বলে আমরা বাপ-দাদাকে এমনি করতে দেখেছি এবং আল্লাহও আমাদেরকে এ নির্দেশই দিয়েছেন। আল্লাহ মন্দকাজের আদেশ দেন না। এমন কথা আল্লাহর প্রতি কেন আরোপ কর, যা তোমরা জান না।
Müşrikler; şirk koşmak, Kâbe’yi çırılçıplak tavaf etmek ve benzeri son derece çirkin işleri yapınca, atalarını bunları yaparken bulduklarını ve Yüce Allah’ın kendilerine bunu emrettiğini mazeret olarak sunarlar. -Ey Muhammed!- Onlara cevap olarak de ki: "Allah asla günah işlemenizi emretmez. Bilakis bunu size yasaklar. Nasıl olur da Ona karşı bunu iddia edersiniz? -Ey müşrikler!- Allah adına bilmediğiniz, yalan ve iftira olan şeyler mi söylüyorsunuz?"
28- Onlar bir hayasızlık yapsalar:“Biz atalarımızı böyle bulduk. Allah da bize bunu emretti” derler. De ki:“Allah (asla) hayasızlığı emretmez. Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” 29- De ki:“Rabbim adaleti emretti. Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) çevirin ve dininizi halis kılarak O’na dua edin. Sizi ilkin yarattığı gibi yine (O’na) döneceksiniz.” 30- O, bir gruba hidâyet vermiştir, bir gruba da dalalet hak olmuştur. Çünkü onlar, Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edinmişlerdir. Üstelik onlar, doğru yolda olduklarını sanırlar.
28. Yüce Allah günah işleyen ve bu günahı Allah’a nispet ederek bunu kendilerine Allah’ın emrettiğini ileri süren müşriklerin durumunun çirkinliğini beyan ederek şöyle buyurmaktadır:“Onlar bir hayasızlık yapsalar” ki hayasızlık her türlü çirkin ve hoş karşılanmayan iştir. Beytullah’ı çıplak tavaf etmeleri de bunlardan birisidir. “Biz atalarımızı böyle bulduk” bu iddiaları doğrudur “Allah da bize bunu emretti, derler”; ancak bu iddiaları yalandır. Çünkü Yüce Allah, bu iddialarını redederek şöyle buyurmaktadır:“De ki: Allah (asla) hayasızlığı emretmez.” Yani ister müşriklerin bu yaptıkları olsun, ister başkalarınınkiler olsun, kulların hayasızlıkları işlemesini emretmesi O’nun kemaline ve hikmetine yakışmaz. “Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri mi söylüyorsunuz?” ki bundan daha büyük bir iftira olabilir mi?
29. Daha sonra Yüce Allah neleri emrettiğini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“De ki: Rabbim adaleti emretti.” Yani O, ibadetlerde de karşılıklı ilişkilerde de adaleti emretmiştir. Zulüm ve haksızlığı değil. “Her secde yerinde yüzlerinizi (O’na) çevirin.” Yani Allah’a yöneltin; ibadetlerinizi özellikle namazı zahiren ve batınen en mükemmel şekilde eda etmek için bütün gayretinizi ortaya koyun, ibadetlerinizi her türlü eksiklikten ve ifsad edici unsurdan arındırın. “Dininizi halis kılarak O’na dua edin.” İbadetinizde O’na hiçbir şey ortak koşmaksızın yalnızca O’nun rızasını gözetin. Dua hem istekte bulunma anlamındaki duayı hem de ibadet olan duayı kapsar. Yani sizler yapmış olduğunuz dualarınızda Yüce Allah’a kulluk ve O’nun rızasını elde etmekten başka hiçbir maksat gözetmeyin. “Sizi ilkin yarattığı gibi yine” öldükten sonra dirilip O’na “döneceksiniz.” Çünkü sizi yoktan var etmeye kadir olanın sizi tekrar diriltmeye de gücü yeter. Hatta diriltmek, ilk defa yaratmaktan daha da kolaydır.
30. Sizden “bir gruba” Allah “hidâyet vermiştir.” Yani onları hidâyete muvaffak kılmış, hidâyet sebeplerini onlara kolaylaştırmış, hidâyete engel olan hususları da onlardan uzaklaştırmıştır. “Bir gruba da dalalet hak olmuştur.” İşledikleri sebebiyle ve yaptıkları azgınlıklardan ötürü haklarında sapıklık kaçınılmaz olmuştur. “Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları kendilerine dost edinmişlerdir.” Her kim Allah’ı bırakıp şeytanı dost edinirse apaçık bir hüsrana mahkum olur. Onlar da Rahman olan Allah’ın dostluğundan sıyrılıp şeytanı dost edinmeyi tercih edince Allah’ın yardımından alabildiğine mahrum kaldılar. Kendi hallerine bırakıldılar ve en ağır zarara uğradılar. “Üstelik onlar, doğru yolda olduklarını sanırlar.” Çünkü onlar için gerçekler ters yüz olmuştur. Artık batılı hak, hakkı da batıl zannederler. Bu âyet-i kerimede emir ve yasakların, hikmet ve maslahata tâbi olduğuna delil vardır. Çünkü ayette Yüce Allah'ın, akılların kabul etmeyeceği ve çirkin göreceği şeyleri emretmesinin düşünülemeyeceğini, aksine O’nun adaleti ve ihlası emrettiği bildirilmektedir. Yine bu buyruklarda hidâyetin Allah’ın lütuf ve ihsanı ile olduğuna, sapıklığın ise Allah’ın, kulu yardımsız bırakması dolayısı ile söz konusu olduğuna delil vardır. Çünkü kişi, cahilliği ve zulmü sebebi ile şeytanı dost edinir ve böylelikle kendi kendisinin sapıklığa düşmesine sebep olur. Her kim sapık olduğu halde hidâyet üzere bulunduğunu zannedecek olursa böyle bir kimsenin ileri sürecek bir mazereti de kalmaz. Çünkü böyle bir kimse esasen hidâyet bulma imkânına da sahiptir. Ancak zulmünden kaynaklanan bu yersiz kanaati, onu hidâyete ulaştıran yolu terk etmeye itmiştir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Kötülük” diye çevirdiğimiz fâhişe “çok kötü ve iğrenç fiil” anlamına gelir. Müfessirlerin çoğu bunu putperestlerin “Beytülharâm’ı kadınlı erkekli çıplak vaziyette tavaf etmeleri” şeklinde yorumlamışlardır (bk. Râzî, XIV, 55; Şevkânî, II, 228). Ancak bunun her türlü büyük günahı ve çirkin davranışı kapsadığında kuşku yoktur. Putperestler, kendilerine atalarından kaldığı, kendi gelenekleri olduğu gerekçesine dayanarak işlediklerinin kötülük olduğunu kabul etmiyor; daha da ileri giderek “Allah da bize bunu emretti” diyorlardı. Aslında bu apaçık bir yalandı. Çünkü “Allah kötülüğü emretmez.” Şu halde gelenekleri körü körüne devam ettirmek yerine iyilerini kötülerinden ayırmak gerekir. Bunun ölçüsü de Allah’ın emrine yani O’nun kitabına, peygamberinin uygulamalarına ve Allah’ın insan varlığına doğuştan bahşettiği aklıselime uyup uymadığıdır. Âyet şöyle bir hakikate de ışık tutmaktadır: Geçmişte ve günümüzde nice insanların, İslâm’ın gerçekleri kendilerine ulaştığı halde, eski geleneksel inanç ve yaşayışlarında ısrar etmelerinin temel sebebi kör taklitçiliktir. Onlar, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi, aslı gerçek olsa da, zamanla bozularak gerçeklik ve geçerlilik değerini büyük ölçüde kaybetmiş ve hakiki bir din olmaktan ziyade gelenekler manzumesinden ibaret kalmış telakkilere dayanan inanç ve hayat tarzlarını, Allah’ın uygulanmasını emrettiği din zanneder, bunu savunurlar. Bu büyük yanılgının asıl sebebi ise, bilinçli ve objektif düşünmek yerine gelenek taassubuna saplanmaktır.
Müşrikler; şirk koşmak, Kâbe’yi çırılçıplak tavaf etmek ve benzeri son derece çirkin işleri yapınca, atalarını bunları yaparken bulduklarını ve Yüce Allah’ın kendilerine bunu emrettiğini mazeret olarak sunarlar. -Ey Muhammed!- Onlara cevap olarak de ki: "Allah asla günah işlemenizi emretmez. Bilakis bunu size yasaklar. Nasıl olur da Ona karşı bunu iddia edersiniz? -Ey müşrikler!- Allah adına bilmediğiniz, yalan ve iftira olan şeyler mi söylüyorsunuz?"