Önceki ayet· 39:73Sonraki ayet· 39:75

Zümer Suresi 74. Ayet· 39:74

↗ Zümer suresi
Mekki
وَقَالُواْ ٱلۡحَمۡدُ لِلَّهِ ٱلَّذِي صَدَقَنَا وَعۡدَهُۥ وَأَوۡرَثَنَا ٱلۡأَرۡضَ نَتَبَوَّأُ مِنَ ٱلۡجَنَّةِ حَيۡثُ نَشَآءُۖ فَنِعۡمَ أَجۡرُ ٱلۡعَٰمِلِينَ
Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Onlar: "Bize verdiği sözde duran ve bizi bu yere varis kılan Allah'a hamdolsun. Cennette istediğimiz yerde oturabiliriz. Yararlı iş işleyenlerin ecri ne güzelmiş!" derler
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlar da: "Hamdolsun o Allah'a ki, bize vaadini doğru çıkardı ve bizi cennet arzına varis kıldı. Cennette istediğimiz yerde oturuyoruz" derler. Bak ne güzeldir mükafatı o iyi amel işleyenlerin!
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Onlar da şöyle derler: "Hamt olsun o Allah' a ki bize vaadini yerine getirdi, bizi yeryüzüne mirasçılar yaptı. İşte, cennetten istediğimiz yerde konaklıyoruz. İş yapıp değer üretenlerin ödülü ne de güzelmiş!"
Süleyman Ateş
(Cennettekiler de:) "Bize verdiği sözü yerine getiren ve bizi dilediğimiz yerinde oturacağımız bu cennet yurduna varis kılan Allah'a hamdolsun. (Allah için) çalışanların ücreti ne güzeldir!" demişlerdir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.4%
İngilizce
And they will say, "Praise to Allah, who has fulfilled for us His promise and made us inherit the earth [so] we may settle in Paradise wherever we will. And excellent is the reward of [righteous] workers
Fransızca
Et ils diront: «Louange à Allah qui nous a tenu Sa promesse et nous a fait hériter la terre! Nous allons nous installer dans le Paradis là où nous voulons». Que la récompense de ceux qui font le bien est excellente
İspanyolca
Exclamarán: "¡Alabado sea Dios!, Quien cumplió Su promesa y nos hizo heredar la tierra del Paraíso, para establecernos donde queramos. ¡Qué excelente la recompensa de los que obraron el bien
Rusça
Они скажут: «Хвала Аллаху, Который дал нам правдивое обещание и позволил нам унаследовать райскую землю. Мы можем поселиться в Раю, где пожелаем. Как же прекрасна награда тружеников!»
Endonezce
Dan mereka berkata, "Segala puji bagi Allah yang telah memenuhi janji-Nya kepada kami dan telah memberikan tempat ini kepada kami sedang kami (diperkenankan) menempati surga di mana saja yang kami kehendaki." Maka (surga itulah) sebaik-baik balasan bagi orang-orang yang beramal
Bengalce
তারা বলবে, সমস্ত প্রশংসা আল্লাহর, যিনি আমাদের প্রতি তাঁর ওয়াদা পূর্ণ করেছেন এবং আমাদেরকে এ ভূমির উত্তরাধিকারী করেছেন। আমরা জান্নাতের যেখানে ইচ্ছা বসবাস করব। মেহনতকারীদের পুরস্কার কতই চমৎকার।
Çince
他们说:“一切赞颂,全归安拉!他对我们实践了他的约言,他使我们继承乐土,我们在乐园中随意居住。工作者的报酬真优美!”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müminler, cennete girdiklerinde şöyle demişlerdir: "Resullerinin dili ile bize verdiği sözü yerine getiren Yüce Allah'a hamdolsun! Ant olsun ki bize cennete girmeyi vadetti ve bizi cennet arazisine mirasçı kıldı. Burada dilediğimiz yerde konaklayacağız. Rablerinin yüzünü arzulayarak salih amelleri işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
71- Kâfirler, bölükler halinde cehenneme sürülecek. Nihâyet onlar oraya geldiklerinde kapıları açılacak ve bekçileri, onlara şöyle diyecek:“İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi size?” Onlar da: “Evet” diyecekler. Fakat artık azap sözü kâfirler aleyhine hak olmuştur. 72- (Onlara) şöyle denilecek: “Orada ebedi kalmak üzere girin cehennemin kapılarından! Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!” 73- Rablerine karşı takvalı olanlar da bölükler halinde cennete götürülecek. Nihâyet onlar oraya gelip de kapıları açıldığında cennetin bekçileri onlara şöyle diyecek:“Selâm olsun size! Tertemiz geldiniz, ebediler olarak girin oraya!” 74- Onlar da (oraya girecekler ve) şöyle diyecekler: “Bize olan vaadini yerine getiren ve dilediğimiz yerde konaklamak üzere cennet yurdunu bize miras veren Allah’a hamdolsun! Amel edenlerin mükâfatı ne kadar da güzel!” 75- (O gün) melekleri, Arş’ın etrafını sarmış bir halde görürsün. Rablerini hamd ile tesbih ederler. Artık aralarında hak ile hükmedilmiş ve:“Âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun” denmiştir. 71. Yüce Allah, onları yaratmak, rızıklandırmak, ihtiyaçlarını görmek, işlerini çekip çevirmek, dünyada bir araya getirmek, kıyamet gününde hesap mevkiinde bir araya toplamak özelliklerinde ortak kıldığı kulları arasında hükmünü söz konusu ettikten sonra; dünyada iman ve küfür, takvâ ve fücur hususlarında birbirlerinden ayrıldıkları gibi amellerine verilecek karşılıkta da ayrılacaklarını söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Kâfirler bölükler halinde” kaba ve haşin bir şekilde “cehenneme sürülecek.” Bu esnada sert tabiatlı ve kaba zebânîler tarafından can yakıcı kamçılarla dövülecekler, en kötü zindan ve en korkunç yer olan, her türlü azap çeşidini ihtiva eden, her türlü bedbahtlığın bulunduğu ve hiçbir sevincin bulunmadığı cehenneme götürüleceklerdir. Nitekim Yüce Allah:“Cehennem ateşine doğru şiddetle sürülecekleri gün”(et-Tûr, 52/13) buyurmaktadır. Bunun sebebi onların oraya girmek istememeleri olacaktır. Kâfirler cehenneme “bölükler halinde” yani ayrı ayrı fırkalar halinde sürüleceklerdir. Her bir bölük, ameli birbirine uyan ve çalışmaları birbirine benzeyen bir zümre ile birlikte sürülecektir. Biri diğerini lanetleyecek ve birbirlerinden uzak olduklarını bildireceklerdir. “Nihâyet onlar oraya geldiklerinde” oraya ulaştıklarında onlar için “kapıları” gelişleri dolayısı ile ve onların konaklamaları için bir ikram(!) olmak üzere “açılacak ve bekçileri” ebedi bedbahtlık ve sonsuz azap ile onları kutlayarak(!), kendilerini bu korkunç yere getiren amellerinden dolayı da onları azarlayarak “onlara şöyle diyecek: İçinizden size Rabbinizin âyetlerini okuyan ve bu güne kavuşacağınıza dair sizi uyaran peygamberler gelmedi mi size?” Yani size kendi türünüzden, kendilerini bilip tanıdığınız, doğruluklarından emin olduğunuz, kendilerinden tebliği alma imkânını bulduğunuz, Allah’ın kendileri ile en açık belgelerle kesin hakka delil olan âyetlerini gönderdiği ve bu âyetleri size okuyan peygamberler gelmedi mi? Bu durum, sizin onlara tâbi olmanızı ve bu büyük günün azabından sakınıp çekinmenizi gerektiriyordu. Bu da Allah’tan korkmak ve takvâya riâyet etmekle olurdu. Sizin durumunuz ise bunun tam aksine idi. Onlar da günahlarını itiraf ederek, Allah’ın delilinin önlerine konmuş olduğunu kabul ederek “evet, diyecekler.” Rabbimizin rasûlleri apaçık âyetler ve belgelerle bize gelmişti. Bize en ileri derecede açıklamalarda bulunmuşlar ve bu günden bizleri sakındırmışlardı. “Fakat artık azap sözü kâfirler aleyhine hak olmuştur.” Yani küfürleri sebebi ile azap sözü onların aleyhinde kaçınılmaz olmuştur ki, bu söz Allah’ın âyetlerini inkâr eden, peygamberlerin getirdiklerini bile bile reddeden, böylece günahlarını itiraf edip kendileri hakkında delilin ortaya konmuş olduğunu itiraf eden herkes hakkında geçerlidir. 72. Kendilerine hakir düşürülmek ve zelil kılınmak sureti ile “şöyle denilecek: “Orada ebedi kalmak üzere girin cehennemin kapılarından.” Her bir kesim, kendisine uygun ve ameline münasip kapıdan girecektir. Oraya ebediyen kalmak üzere girecekler, başka bir yere göç etmeyeceklerdir. Azap da üzerlerinden bir an olsun hafifletilmeyecek, onlara hiçbir mühlet de verilmeyecektir. “Büyüklük taslayanların yeri ne kötüdür!” Yani onların kalacakları yer olan cehennem ateşi, ne kötü bir yerdir! Bunun sebebi ise onların hakka karşı büyüklük taslamalarıdır. Yüce Allah da amellerinin türünden olmak üzere onları hakir düşürerek, zelil ve rezil ederek cezalandırmış olacaktır. 73. Daha sonra Yüce Allah, cennetlikler hakkında şöyle buyurmaktadır:“Rablerine karşı” O’nu tevhid ederek ve itaati gereğince amel ederek “takvalı olanlar da bölükler halinde” ikram, izzet ve sevinç içerisinde, birbirlerine müjdeler vererek, her bir zümre ameli kendisine uygun ve kendisine benzeyen diğer bir zümre ile birlikte “cennete götürülecek” ve bunlar, asil develer üzerinde heyetler halinde toplanıp sevkedileceklerdir. “Nihâyet onlar oraya gelip” o çok geniş yerlere, çok güzel konaklara ulaştıklarıdan, oranın tatlı meltemleri ve rüzgarları üzerlerine esmeye başlayıp da orada ebedi kalışa ve nimetlere kavuşmanın vakti geldiğinde “kapıları” onlar için, insanların en şereflilerine orada ikram olunmak üzere, izzet ve ikram ile “açıldığında cennetin bekçileri onlara” tebrik etmek ve hoşgeldiniz demek üzere “şöyle diyecek: Selâm olsun size!” yani her türlü afetten ve kötü halden esenlikte olasınız. “Tertemiz geldiniz.” Allah’ı bilmek, O’nu sevmek, saygı ile O’na itaat etmek uretiyle kalpleriniz tertemiz idi. Dilleriniz O’nu anmakla, azalarınız da O’na itaat etmekle tertemiz idi. İşte tertemiz oluşunuz sebebi ile “ebediler olarak girin oraya!” Çünkü orası tertemiz bir yurttur. Oraya ancak tertemiz olanlar yakışır. Daha önce cehennem hakkında “kapıları açıldığında” buyruğunda “vav” harfi kullanılmadığı halde cennet için “kapıları açıldığında” buyruğunda “vav” harfinin kullanılması şuna işaret etmektedir: Cehennem ehli oraya varır varmaz hiç bekletilmeksizin hemen cehennemin kapıları önlerinde açılacaktır. Kapının, varmaları ile birlikte yüzlerine açılması, cehennemin sıcağını hemen tatmaları ve cehennem azabının onlara daha bir ağır olarak hissettirilmesi içindir. Cennete gelince o, pek üstün ve değerli bir yurttur. Oraya herkes ulaşamaz, herkes nail olamaz. Oraya ancak ulaştırıcı vesilelere gereği gibi sahip olanlar ulaşabilir. Bununla birlikte oraya girmek için Allah nezdinde şefaatçilerin en değerli olanlarının şefaatine de ihtiyaçları olacaktır. Oraya sadece ulaşmakla kapıları onlara açılmış olmayacaktır. Aksine Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’den Yüce Allah nezdinde şefaatçi olmalarını isteyeceklerdir. Nihâyet o da şefaat edecek ve Yüce Allah da onun şefaatini kabul edecektir.[17] Âyet-i kerimelerde cehennemin ve cennetin kapılarının bulunduğuna, bu kapıların açılıp kapandığına ve bunların her birisinin bekçilerinin/muhafızlarının bulunduğuna delil vardır. Bu iki yurt, orada kalacaklara hastır ve bunlara ancak layık olanlar girecektir. Diğer mekanlar ve yurtlar ise böyle değildir. 74. “Onlar da” Cennete girip orada yerleşecekleri vakit Rablerine kendilerine olan ihsan, bağış ve lütufları ve de hidâyete iletmesi dolayısı ile hamdedip “şöyle diyecekler: Bize olan vaadini yerine getiren... Allah’a hamdolsun!” O, bize peygamberleri vasıtası ile iman edip salih amel işlediğimiz takdirde cenneti vaat etmişti. İşte verdiği sözünü eksiksiz yerine getirmiş ve bize vereceğini bildirdiğini de vermiş bulunuyor. “dilediğimiz yerde konaklamak üzere cennet yurdunu bize miras veren” biz burada dilediğimiz yerde konaklıyoruz, dilediğimizi alıyoruz, hangi nimeti istersek elde ediyoruz. Bizim istediğimiz hiçbir şey bizden alıkonulmuyor. “Amel edenlerin mükâfatı ne kadar da güzel!” Zira onlar kısacık ve gelip geçici bir zaman içinde Rablerine itaat hususunda gayret göstererek pek büyük ve ebedi hayırlara nail olmuş olacaklardır. İşte gerçek anlamda övülmeyi hak eden yurt, bu yurttur. Allah’ın has kullarının ihsana gark olacağı yurt orasıdır. O, pek cömert ve pek kerim olan Allah, burayı onlara konaklamak üzere beğenip seçmiş, onu alabildiğine yüksek ve güzel yapmıştır. Oradaki ağaçları kendi eli ile dikmiş, orayı rahmet ve keremi ile doldurmuştur. Oranın bir parçası dahi kederli olanları sevindirir, bir bölümü ile kederler ortadan kalkar ve zekü sefâya dalınır. 75. Ey o büyük günü görecek kişi! “melekleri, Arş’ın etrafını sarmış bir halde görürsün.” Rablerine hizmet etmekte olduklarını, O’nun Arş’ı etrafında, celali önünde saygı ve itaatle boyun eğdiklerini, kemalini itiraf ettiklerini, O’nun cemali dolayısı ile adeta kendilerinden geçtiklerini görürsün. “Rablerini hamd ile tesbih ederler.” Müşriklerin O’na nispet ettikleri ve etmedikleri, celâline yakışmayan her şeyden O’nu tenzih ederler. “Artık aralarında hak ile hükmedilmiş” Öncekiler ile sonrakiler arasında haksız olduğu ortaya çıkan kimselerin, herhangi bir şüphe ve inkârları söz konusu olmayacağı şekilde hak ile hükmolunacaktır. “Ve âlemlerin Rabbi Allah’a hamdolsun, denmiştir.” Bunu kimin söyleyeceğini Yüce Allah zikretmemektedir. Bütün herkesin, cennet ehli ile cehennem ehli hakkında vermiş olduğu hüküm dolayısı ile ve hikmetinden ötürü Rablerine hamdedeceklerini anlatması için böyle sükut geçmiştir. Bu hamdedişleri ise O’nun lütuf ve ihsanını, adalet ve hikmetini dile getirmek maksadına yönelik olacaktır. Zümer Sûresi’nin tefsiri -Allah’ın yardımı ile- burada sona ermektedir. Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Âhiretteki adaletli yargının sonucu, münkir ve mücrimlerin cezalandırılmak üzere cehenneme; âyetteki deyimiyle müttakilerin yani Allah’a saygı duyup hükümlerini çiğnemekten sakınmaya özen göstermiş müminlerin de cennete gönderilmesidir. Cehennem bekçilerinin, oraya getirilenlere soracakları soruya dair kınama mahiyetindeki ifadeler, aslında bu dünyada henüz ellerinde fırsat bulunanlar için dolaylı bir uyarı maksadı taşımaktadır. Buna karşılık cennet bekçilerinin oraya gelenlere söyleyecekleri güzel sözler ve iltifatlar ile bunun ardından cennete girenlerin, rablerine karşı minnetlerini dile getiren mutluluk dolu sözleri de aslında yine bu dünyada yaşayanları imana ve takvâ çizgisinde bulunmaya, Allah’ın rızasına uygun işler yapmaya teşvik etmektedir. Sûrenin sonunda meleklerin oradaki hitaplarıyla ilgili etkileyici bir tasvirin ardından uhrevî yargılamada hakkın yerini bulduğunun bir defa daha altı çizilmekte; nihayet bu adaletinden dolayı Allah’a duyulan derin minnet ve şükranın, “Bütün övgüler âlemlerin rabbi olan Allah içindir” şeklinde dile getirileceği bildirilmektedir. Zümer sûresinin son âyetlerinde veciz bir şekilde anlatılan ve dinî literatürde “âhiret halleri” denilen mahşer, mizan, hesap, sırat, cennet, cehennem gibi varlık ve olaylar, henüz gerçekleşmediği, örneği yaşanmadığı için –tekrarı mümkün olmayan her olay gibi– insanların bilgi sınırlarını aşmakta, iman alanına girmektedir. Kur’an-ı Kerîm’de bunlarla ilgili açıklamalar, tasvirler genellikle insanların zihinlerinde olabildiğince isabetli çağrışımlar ve gönüllerinde verimli etkiler doğmasını sağlayacak şekilde somutlaştırılarak verilmiştir. Sûrenin bu son âyetlerinde de önemli ölçüde bu anlatım tarzı hâkimdir. Bu temsilî açıklamaları tam ve doğru olarak tefsir ve te’vil etmemiz mümkün değildir; bu hususta yapılan yorumlar, te’viller ancak onu yapan kişilerin kendilerine ait yorum ve anlayışlar olup başkalarını bağlayıcı nitelikte kesin bilgiler değildir. Bu hususta öteden beri benimsenen en sağlıklı yaklaşım, bu konularda âyetlerin ve sahih hadislerin asıl anlamlarının ne olduğunu kavrayıp açıklayamasak da onların bildirdiklerine şeksiz şüphesiz iman etmek, açıklamaların amacına yönelmek ve bu imanın gereğince yaşamaktır.
Zümer Suresi 74. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müminler, cennete girdiklerinde şöyle demişlerdir: "Resullerinin dili ile bize verdiği sözü yerine getiren Yüce Allah'a hamdolsun! Ant olsun ki bize cennete girmeyi vadetti ve bizi cennet arazisine mirasçı kıldı. Burada dilediğimiz yerde konaklayacağız. Rablerinin yüzünü arzulayarak salih amelleri işleyenlerin mükâfatı ne güzeldir."