Önceki ayet· 7:23Sonraki ayet· 7:25

A'râf Suresi 24. Ayet· 7:24

↗ A'râf suresi
Mekki
قَالَ ٱهۡبِطُواْ بَعۡضُكُمۡ لِبَعۡضٍ عَدُوّٞۖ وَلَكُمۡ فِي ٱلۡأَرۡضِ مُسۡتَقَرّٞ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٖ
Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Birbirinize düşman olarak inin, siz yeryüzünde bir müddet için yerleşip geçineceksiniz
Elmalılı Hamdi Yazır
(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Buyurdu: "Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde belirli bir süreye kadan mekân tutmanız ve nimetlenmeniz öngörülmüştür."
Süleyman Ateş
(Allah) buyurdu: "Birbirinize düşman olarak inin, sizin yeryüzünde bir süreye kadar kalıp geçinmeniz gerekmektedir."
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
[Allah] said, "Descend, being to one another enemies. And for you on the earth is a place of settlement and enjoyment for a time
Fransızca
«Descendez, dit [Allah], vous serez ennemis les uns des autres. Et il y aura pour vous sur terre séjour et jouissance, pour un temps.»
İspanyolca
Dijo [Dios]: "¡Desciendan [del Paraíso]! Serán enemigos unos de otros. En la Tierra tendrán morada y deleite por un tiempo
Rusça
Аллах сказал: «Низвергнитесь и будьте врагами друг другу! Земля будет для вас обителью и предметом пользования на некоторое время»
Endonezce
(Allah) berfirman, "Turunlah kamu! Kamu akan saling bermusuhan satu sama lain. Bumi adalah tempat kediaman dan kesenanganmu sampai waktu yang telah ditentukan
Bengalce
আল্লাহ বললেনঃ তোমরা নেমে যাও। তোমরা এক অপরের শত্রু। তোমাদের জন্যে পৃথিবীতে বাসস্থান আছে এবং একটি নির্দিষ্ট মেয়াদ পর্যন্ত ফল ভোগ আছে।
Çince
主说:“你们互相仇视地下去吧。大地上有你们暂时的住处和享受。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah, Âdem, Havva ve İblis'e şöyle dedi: "Cennetten yeryüzüne inin bakalım. Sizler birbirinizin düşmanı olacaksınız. Artık yeryüzü belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşme yeridir. Belirli bir vakte kadar orada bulunan nimetlerden faydalanın.”
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
24- Buyurdu ki:“Kiminiz kiminize düşman olarak inin. Yeryüzünde sizin için bir zamana kadar (kalacağınız) bir karar yeri ve geçim vardır.” 25- “Orada yaşayacak, orada ölecek ve yine oradan (diriltilip) çıkarılacaksınız.” buyurdu. 26- Ey Ademoğulları! Size hem avret yerlerinizi örtecek bir elbise hem de süsleneceğiniz bir elbise indirdik. Takvâ elbisesine gelince işte o daha hayırlıdır. Bu, Allah’ın delillerindendir, belki düşünüp öğüt alırlar. [24. “Kiminiz kiminize düşman olarak inin.” Yani Âdem ve zürriyeti ile İblis ve zürriyeti düşmandırlar. Bilindiği gibi düşman bir kimse düşmanına zarar vermek, ona kötülük yapmak için her türlü yolu dener, her fırsatta onu hayırdan mahrum bırakmaya çalışır. İşte bu çerçevede Âdem’in oğulları şeytana karşı uyarılmaktadırlar. Daha sonra Yüce Allah indirilmenin nihai yerinin yeryüzü olduğunu bildirerek “yeryüzünde sizin için bir zamana kadar” yani ecellerinizin biteceği vakte kadar “bir karar yeri” mesken ve yerleşecek yer “ve geçim vardır.” Ecellerinizin bitiminden sonra ise o dünyadan kendisi için yaratılmış olduğunuz ve sizin için yaratılmış bulunan (ahiret) yurduna intikal edeceksiniz. Bu ayette şu ifade edilmektedir: Yeryüzündeki hayat süreli ve geçici. Yeryüzü gerçek mesken değildir, sadece bir geçiş yeridir. Orada bu ebedi yurt için azık hazırlanır; yoksa orası ebedi kalacak şekilde imar edilmez.][10] 25. Yani Yüce Allah, Adem’i, onun eşini ve onların soyundan gelecekleri yeryüzüne indirdikten sonra onlara yeryüzünde kalacaklarını, orada onlara bir hayat takdir etmiş olduğunu, bunun arkasından ölümün geleceğini, yeryüzünün imtihan ve sınamalarla dolu olduğunu, yeryüzünde kaldıkları süre zarfında kendilerine peygamberlerini göndereceğini, üzerlerine kitaplarını indireceğini, sonunda ölüm gelince de orada defnedileceklerini haber vermiştir. Nihâyet kabirdeki süreleri de dolduktan sonra Allah onları ölümlerinden sonra diriltecek ve oradan ebedi kalınacak ve gerçek yurt olan ahiret yurduna gitmek üzere o yerden çıkartacaktır. 26. Daha sonra Yüce Allah zaruri elbise ile güzellik amacıyla giyilen elbise edinme imkânını onlara kolaylaştırmış olma lütfunu hatırlatmaktadır. Yiyecek, içecek, binek, nikah vb. nimetler de bu kabildendir. Yüce Allah bunların da hem zaruri olanlarını hem de onları tamamlayıcı ve lüks nitelikte olanlarını da ihsan etmiştir. Ayrıca Yüce Allah bunların asıl maksat olmadıklarını, aksine onları kendisine ibadete ve itaate yardımcı olsun diye indirmiş olduğunu beyan etmektedir. İşte bundan dolayı:“Takva elbisesine gelince işte o daha hayırlıdır” buyurmaktadır. Yani takva elbisesi maddi elbiseden daha hayırlıdır. Çünkü takva elbisesinin varlığı kulun varlığı ile birlikte devam eder gider. Eskimez ve çürümez. Ayrıca o, kalbin ve ruhun güzelliğidir. Maddi elbise ise en fazla belli bir süre maddi avreti örter ya da kişi için bir güzellik sebebi olur. Bunun ötesinde bir faydası yoktur. Aynı şekilde böyle bir elbisenin olmadığını farz edecek olsak maddi avreti açıkta kalır ki kişinin zaruret halinde onu açmasının bir zararı yoktur. Ancak takva elbisesi olmayacak olursa o takdirde kişinin batınî avreti de açığa çıkar ki bunun sonucunda o, rezil ve rüsvay olur. “Bu, Allah’ın delillerindendir, belki öğüt alırlar” Yani zikri geçen bu elbiseler, sizin faydanıza ve zararınıza olacak şeyleri düşünerek ve zahir elbiseyi batına kıyas ederek ders alacağınız hususlar arasındadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Âdem ve Havvâ şeytana uymakta ısrar etmeyip günahlarının farkına vararak pişmanlıklarını Allah’a arzetmişler ve Bakara sûresinde (2/37) belirtildiği üzere Allah da onların tövbelerini kabul etmiş ve onları imtihan yurdu olan dünyaya göndermiş; insan soyunun yeryüzüne dağılıp orada karar kılmaları ve barınmaları, orada yaşayıp orada ölmeleri, yeniden orada dirilmeleri takdir edilmiştir. Böylece, gerek bu âyetten gerekse ilgili diğer âyetlerden (bk. Bakara 2/36, 38; Tâhâ 20/123), Âdem ile eşinin, işledikleri günahın bir sonucu olmak üzere cennetten çıkarıldıkları ve bu olayın insanlığın kaderini etkilediği anlaşılmaktadır. Fakat Âdem ile Havvâ’nın bu yüzden daha başka zahmetlere de mâruz kalacaklarının bildirildiği yolunda Tevrat’ta verilen bilgiler (Tekvîn, 3/16-19) Kur’an’da geçmemektedir. Bu arada, kardeşlik ve dostluklar gibi sürtüşme ve düşmanlıklar da dünya hayatının bir parçası olarak takdir edilmiştir. Burada anılan düşmanlığın, hem insanoğlu ile şeytan arasındaki ebedî düşmanlığı hem karı-koca arasındaki çekişmeleri hem de Âdem ve Havvâ’nın soyu arasındaki çatışmaları ifade ettiği düşünülebilir. Bu sebeple onlara –bir yoruma göre İblîs de kastedilerek– “İnin oradan!..” buyurulmuştur. Çünkü Kur’an-ı Kerîm’in “dârüsselâm” (barış yurdu) diye tanımladığı cennette düşmanlık olamazdı. Kuşkusuz Âdem ve Havvâ’nın cennette saf ve günahsız olmaları iradeye dayanmadığı için –kötü bir durum sayılmasa bile– ahlâkî bir değer de ifade etmiyor, sadece içgüdüsel bir karakter taşıyordu. Ancak öyle anlaşılıyor ki, “...şu ağaca yaklaşmayın ...” şeklindeki yasaklamayla birlikte yasağa uyup uymama hususunda kendilerine irade ve tercih yeteneği de verilmiş; böylece insanlığın atası ve annesi, yasaklanmış ağaçtan yeme olayında içgüdüsel davranmaktan bilinçli ve iradeli davranma aşamasına geçmişler; kötülüklerinin farkına vararak af dilemişler ve bağışlanmışlardır. Bu durumda ilk günahla başlayan ve cennetten çıkarılma ile devam eden süreç, insanlık için ahlâkî bakımdan bir düşüşü değil, bir yükselişi, öteki canlılardan farklı olup adına “insan” denen ve özgür davranabilen, yanlışlık yapabilen, fakat yanlışlarının farkına vararak özür dileyip tövbe eden, iyiliğe yönelme bilinç ve iradesini gösterebilen bir varlık kategorisinin başlayışını da ifade etmektedir.
A'râf Suresi 24. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah, Âdem, Havva ve İblis'e şöyle dedi: "Cennetten yeryüzüne inin bakalım. Sizler birbirinizin düşmanı olacaksınız. Artık yeryüzü belli bir vakte kadar sizin için bir yerleşme yeridir. Belirli bir vakte kadar orada bulunan nimetlerden faydalanın.”