Diyanet İşleri
O halde sakın Allah'ın yanında başka tanrı tutup ona yalvarma, yoksa azap göreceklerden olursun
Elmalılı Hamdi Yazır
O halde sakın Allah ile beraber başka tanrıya kulluk edip yalvarma, yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
O halde, Allah'ın yanında bir başka ilaha daha yalvarma/davet etme. Yoksa azaba uğratılanlardan olursun.
Süleyman Ateşen ayrışan
Allah ile beraber başka bir tanrı çağırma, sonra azabedilenlerden olursun.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
213- O halde Allah ile birlikte başka bir ilâha dua/ibadet etme! Yoksa azap edilenlerden olursun. 214- En yakın akrabanı uyar! 215- Sana tâbi olan mü’minlere de kanadını ger. 216- Şayet sana isyan ederlerse:“Şüphesiz ben yaptıklarınızdan uzağım” de.
213. Yüce Allah, asıl olarak rasûlüne, bu konuda onu örnek almaları için de ümmetine Allah’ın dışında herhangi bir varlığa dua ve ibadet etmeyi yasaklamakta, ve bunun ebedi bir azabı ve sonu gelmez bir cezayı gerektirdiğini haber vermektedir. Çünkü bu, şirktir. “Kim de Allah’a ortak koşarsa, şüphesiz Allah ona cenneti haram kılmıştır. Onun varacağı yer ateştir.”(el-Maide, 5/72) Bir şeyin yasaklanması ise O’nun zıttının emredilmesi demektir. Şirkin yasaklanması da yalnızca Yüce Allah’a, O’na hiçbir şeyi ortak koşmaksızın, severek, azabından korkarak, mükâfatını ümit ederek, O’nun önünde zilletle eğilerek ve bütün vakitlerde yalnızca O’na yönelerek ihlasla ibadeti emretmek demektir. üce Allah, nefsindeki kemale rağmen ona bu emri verdikten sonra başkasını da kemale erdirmesini emrederek şöyle buyurmaktadır:
214. İnsanlar arasında sana en yakın, dini ve dünyevi iyiliklerine herkesten daha çok hak sahibi olan “en yakın akrabanı uyar!” Bu, bütün insanları uyarmakla emrolunmuş olmasına aykırı değildir. Nitekim birine bütün insanlara iyilik yapması emredilse sonra da “Yakın akrabana da iyilik et” dense, bu özel emir, o hususa fazlasıyla teşvik ve bir pekiştir olur. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bu ilâhi emre uyarak Kureyşin tüm kollarını davet etti. Genel olarak da özel olarak da onları uyardı, gücünün yettiği kadarıyla onlara öğüt verdi, nasihat etti. Hepsini hidâyete çağırdı. Neye gücü yetiyorsa bu konuda hepsini yaptı. Nihâyet hidâyet bulan buldu, yüz çeviren de yüz çevirdi.
215. Yumuşak davranmak, onlara güzel hitaplarda bulunmak, sevgi göstermek, onları sevmek, onlara güzel ahlâkla ve iyi davranmak sûretiyle “sana tâbi olan mü’minlere de kanadını ger.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de bunu yerine getirmiştir. Nitekim Yüce Allah, şöyle buyurmaktadır:“Allah’tan bir rahmet sayesinde sen onlara yumuşak davrandın. Şâyet kaba, katı kalpli birisi olsaydın, elbette onlar etrafından dağılırlardı! Artık onları bağışla, onlara affedilmeleri için Allah’tan mağfiret dile! Ve iş hususunda onlarla istişare et.”(Âli İmran, 3/159) İşte Peygamberin ahlâkı bu idi, onun ahlâkı pek büyük maslahatları gerçekleştiren ve zararları def eden mükemmel bir ahlâktı. Zaten bu, açıkça görülen bir şeydir. Allah’a ve Rasûlüne iman edip ona uyduğunu ve onun peşinden gittiğini söyleyen bir kimsenin, müslümanların sırtına bir yük, kötü ahlâklı, sert tabiatlı, kaba, haşin ve katı yürekli olması yakışır mı? Mü’minlerden bir masiyet yahut bir su-i edep görecek olursa onlara kızıp öfkelenmesi uygun mudur? Hiç yumuşamamak, edepsiz ve arayı bulmaya yanaşmayan bir tabiata sahip olmak ona yakışır mı? Bu kabil davranışlardan öyle kötülükler ortaya çıkmış, öyle maslahatlar askıya alınmıştır ki sorma gitsin! Bununla birlikte böyle bir kimsenin, o şerefli ve yüce Rasûlün vasıflarına sahip olan kimseyi hakir gördüğünü, onu iki yüzlülükle, başkalarına yağcılık yapmakla itham ettiğini, buna karşılık kendisini üstün tutup amelini de beğendiğini görürsün. Onun bu davranışının cahilliğinden ve şeytanın ona bu tür bir davranışı süslü gösterip onu aldatmasından başka bir şekilde izah edilmesi mümkün müdür? Bundan dolayı Yüce Allah, o yüce Rasûle şöyle buyurmaktadır:
216. “Şayet sana” herhangi bir hususta karşı gelerek “isyan ederlerse” onlardan uzaklaşıp ilişkilerini koparma, onlara alçak gönüllü hareket ederek şefkat kanatlarını indirmeyi, yumuşak davranmayı terk etme! Aksine sen, onların amellerinden uzak olduğunu ortaya koy. Bundan dolayı da onlara öğüt ver, nasihatte bulun. Bu isyandan onları geri çevirmek ve ondan tevbe etmelerini sağlamak için de bütün gücünü ortaya koy. Bu buyruk, Yüce Allah’ın:“Mü’minlere de kanadını ger” buyruğundan, mü’min oldukları sürece yaptıkları her bir işe razı olmasının gerektiği şeklindeki bir yalnış anlamaya meydan vermemek içindir. Bu buyruk ile böyle bir yanlış anlama önlenmiş olmaktadır. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mekkeli bazı müşrikler risâlet görevinin ilk yıllarında Peygamber efendimizin karanlık güçler ve kötü ruhlarla ilişkisi olan bir kâhin olduğunu iddia ediyor, Kur’an’ı ona bir şeytanın getirdiğini söylüyorlardı (krş. Tûr 52/29); zira onların inançlarına göre kâhinlerin söylediklerini onlara şeytanlar telkin ediyordu. Bu sebeple onlara göre Resûlullah’ın getirdiği Kur’an da, olsa olsa, bir şeytan sözü olabilirdi. Söz konusu âyetler bu tür yersiz iddiaları reddetmektedir (Râzî, XXIV, 171; İbn Âşûr, XIX, 198).
Hz. Peygamber’in şahsında genel olarak insanlığa hitap eden 213. âyet, Kur’an’ın Allah kelâmı olduğu delilleriyle ispatlandıktan sonra artık insanın şeytanların vesvese ve telkinlerine aldanıp da Allah’a ortak koşmaması, O’nunla birlikte başka ilâhlara tapmaması gerektiğini, aksi takdirde şiddetli cezaya çarptırılacağını haber vermektedir.