Diyanet İşlerien ayrışan
Onları doğru yola çağırırsanız, size uymazlar; çağırmanız da, susmanız da onlar için birdir
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer siz onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları ha çağırmışsınız, ha çağırmayıp susmuşsunuz, hiç fark etmez.
Yaşar Nuri Öztürk
Onları, iyiye ve güzele çağırsanız sizi izlemezler. Ha onlara dua etmişsiniz ha sus-pus oturmuşsunuz; sizin için aynıdır.
Süleyman Ateş
Onları doğru yola çağırsanız size uymazlar. Ha onları çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, sizin için birdir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey müşrikler! Allah'tan başka ilah edindiğiniz bu putları doğru yola davet etseniz dahi, sizin onları davet ettiğinize icabet edemezler ve size de tabi olmazlar. Sizin, onların yanında dua etmeniz de susmanız da birdir. Çünkü bunlar aklı olmayan, duymayan ve konuşmayan cansız varlıklardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
189- Sizi tek bir candan yaratan, ondan da kendisinde sükûn bulsun diye eşini yaratan O’dur. O, eşini örtüp bürüyünce eşi hafif bir yük yüklendi. Bununla gider gelirdi. Nihâyet (yükü) ağırlaşınca her ikisi de Rab’leri olan Allah’a şöyle dua ettiler: “Eğer bize sağlam bir çocuk verirsen muhakkak ki şükredenlerden oluruz.” 190- Allah, onlara sağlam bir evlat verince de kendilerine verdiği (bu evlat) hakkında O’na ortaklar koşmaya başladılar. Allah onların ortak koştuklarından çok yücedir. 191- Hiçbir şey yaratamayan aksine kendileri yaratılmış olan şeyleri mi (Allah'a) ortak koşuyorlar? 192- Halbuki onlar, onlara hiçbir şekilde yardım edemez, hatta onlar kendilerine bile yardım edemezler. 193- Siz (ey müşrikler) onları doğru yola çağırsanız, size uymazlar. Onları çağırmanız da (çağırmayıp) susmanız da sizin için birdir.
189. “Sizi tek bir candan” yani beşeriyetin atası olan Adem aleyhisselam’dan “yaratan, ondan da kendisinde sükûn bulsun diye eşini” Adem’den zevcesi olan Havva’yı “yaratan O’dur.” Ey yeryüzünde yayılmış bulunan erkekler ve kadınlar! Çokluğunuza ve dört bir yana dağılmış olmanıza rağmen sizin yaratılışınızın aslı budur. Eşinin, sükun bulsun diye kendisinden yaratılmış olmasına gelince, bunun sebebi eşinin de ondan yaratılmış olmasıdır. Böylelikle aralarında bir uyum ve münasebet meydana gelmiştir. Bu ise birinin diğeri ile sükûn bulmasını gerektirmektedir. Böylece onların her biri, diğerine arzu dizgini ile bağlanmış haldedir. “O, eşini örtüp bürüyünce” yani cima için onu sarıp sarmalayınca yaratıcı olan Yüce Allah, o arzudan ve o cimadan bir nesil var edilmesini takdir etti ve o vakit “eşi hafif bir yük yüklendi.” Bu, hamileliğin başlangıcında böyledir. Kadın, bunun farkına bile varmaz ve yükü ona ağırlık vermez. “Nihâyet” bu hali devam edip de karnındakinin büyümesi üzerine “(yükü) ağırlaşınca” işte o vakit her ikisinin kalbinde de yavruya karşı, onun canlı, sağlıklı, herhangi bir sakatlığı olmayan tam bir yavru olarak doğması için bir şefkat belirdi. Bu yüzden “ikisi de Rabbleri olan Allah’a şöyle dua ettiler: Eğer bize sağlam” yani yaratılışı tam ve eksiksiz “bir çocuk verirsen muhakkak ki şükredenlerden oluruz.”
190. “Allah, onlara” isteklerine uygun “sağlam bir evlat verince” ve böylelikle de üzerlerindeki nimet tamamlanınca “kendilerine verdiği” bu çocuk “hakkında O’na ortaklar koşmaya başladılar” yani Allah'ın tek başına var ettiği, nimet olarak onlara ihsan ettiği ve onun sebebi ile anne babasını mutlu ettiği o yavru hakkında Allah’a ortak koştular, onu Allah’tan başkasının kulu haline getirdiler. Bu ise ya Allah’ın kulu olan bu yavruya Abdulharis (Haris’in kulu), Abduluzza (Uzza’nın kulu) ve Abdulka’be (Ka’be’nin kulu) gibi isimler vermeleri ile yahut da Yüce Allah kendilerine bunca lütufları, hiçbir kimsenin sayamayacağı kadar nimetleri ihsan etmiş olmasına rağmen ibadette Allah’a ortak koşmaları ile olmuştur. Bu buyruklarda özelden genele geçiş şeklinde bir anlatım üslubu vardır. Çünkü ayetlerin baş tarafı, Adem ve Havva ile ilgilidir. Daha sonra ise insan cinsi hakkında genel açıklamalara geçilmiştir. Şüphesiz ki zikri geçen bu tutum, Adem’in zürriyetinde çokça görülür. İşte bu yüzden Yüce Allah hem onların ortak koşmalarından yüce ve münezzeh olduğunu belirtmekte, hem de Yüce Allah’a bu konuda şirk koşmakla -bu şirkleri ister sözlü olsun, ister fiili olsun- en ileri derecede zulme sapmış olduklarını onlara ikrar ettirmektedir. Şöyle ki onları tek bir candan yaratan, o candan da eşini yaratan, onlara kendi nefislerinden eşler yaratan Allah’tır. Daha sonra bu eşler arasında sevgi ve rahmet var etmiştir ki bu yolla birbirleri ile huzur bulurlar, birbirleriyle kaynaşırlar ve birbirlerinden zevk alırlar. Daha sonra Yüce Allah, onları bu arzularını gerçekleştirip zevklerini tatmin edecek hem de onlara çocuk ve nesil sağlayacak yolu göstermiştir. Arkasından annelerinin karınlarında belli bir süre kalacak olan zürriyetleri var etmiştir. Onlar bu zürriyeti dört gözle bekleyip Yüce Allah’tan da onun sağlıklı ve sağlam olarak dünyaya gelmesi için dua ederler. Allah da onlara bu nimeti tam ve eksiksiz ihsan edip onların isteklerini yerine getirir. O halde onların yalnızca O’na ibadet etmeleri, O’na ibadette hiçbir kimseyi ortak koşmamaları ve dinlerini sadece O’na halis kılmaları gerekmez mi? Ancak durum tam aksi olarak ortaya çıkmış ve onlar Allah'a ortak koşmuşlardır.
191-192. Bu uydurma ilahlar, zerre ağırlığı kadar dahi hiçbir şey yaratamadıklarına, bizzat kendileri yaratılmış olduğuna, kendilerine tapanların başına gelecek hoş olmayan herhangi bir şeyi önleyemeyeceklerine, hatta bizzat kendilerinin hoşlanmayacakları bir şeyi bile önleyemeyeceklerine göre nasıl olur da onlar Allah ile birlikte ilah edinilebilir? Şüphesiz ki bu, ancak zulmün en ileri derecesi ve akılsızlığın en uç noktasıdır.
193. “Siz” ey müşrikler “onları” Allah’tan başka kendilerine tapındığınız o putları “doğru yola çağırsanız size uymazlar. Onları çağırmanız da (çağırmayıp) susmanız da sizin için birdir.” Bu durumda insan, bu putlardan daha üstün bir konumdadır. Çünkü putlar işitmez, görmez, doğru yola iletmez, başkaları vasıtasıyla da doğru yola iletilemezler. Bütün bunları aklı başında bir kimse sadece hatırına getirip düşünecek olsa bile onların ilahlıklarının batıl olduğuna, onlara tapanların da akılsız olduklarına kesinlikle hüküm verir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk âyette kimlere hitap edildiği konusunda iki farklı görüş vardır: İbn Âşûr’un da tercih ettiği bir yoruma göre âyette müslümanlara hitap edilmekte; onlardan müşrikleri doğru yola çağırmaları istenmektedir (IX, 217-218). Ancak daha yaygın olarak benimsenen görüşe göre burada müşriklere hitap edilmektedir. Bu müfessirlerin çoğunluğu âyetin ilk cümlesine şu anlamı verirler: “Ey müşrikler! Siz o tanrı diye taptığınız putlarınızı doğru yola çağırsanız çağrınıza uymazlar...” Çünkü onlar doğru yol nedir, eğri yol nedir bilmezler. Ancak Şevkânî, –müşriklerin tanrı diye inandıkları putlarını doğru yola çağırmalarını çok anlamlı bulmamış olmalı ki– daha farklı bir yaklaşımla bu cümleyi şöyle anlamaktadır: “Bu putlarınızdan, sizi doğru yola ve kurtuluşa erdirmelerini isteyerek onlara hidayet ve kurtuluş konusunda yakarışta bulunsanız çağrınıza uyarak size karşılık veremezler” (II, 316).
Sonuç olarak gerek Arap putperestlerinin gerekse tarihin bütün dönemlerindeki müşriklerin tanrısal nitelikler yükleyerek şu veya bu şekilde taptıkları her şey Allah’ın yaratıklarıdır; “O’ndan başka tanrı yoktur.” Şu halde putperestlerin tanrı diye kabul ettikleri ve karşısına geçip dua ettikleri, takdis ettikleri, kendilerine yol göstereceğini, iyilikler kazandırıp kötülüklerden koruyacağını umdukları şeyler, tanrılık niteliklerine sahip olup başkalarına hidayet vermek bir yana, o cansız, şuursuz ve bilgisiz nesneler kendilerine yapılacak çağrıyı bile duyma yeteneğinden yoksundurlar. Onlar da insanlar gibi “birer kuldur”; yani Allah’ın mülk ve tasarrufunda bulunup O’nun kevnî yasalarına boyun eğerler (Şevkânî, II, 317). Sonuç olarak sıradan bir canlıda bulunan yürüyecek ayağa, tutacak ele, görecek göze bile sahip olmayan bu nesneleri tanrı tanımak; insanların, kendilerinde bulunan duyu araçlarından bile yoksun olan, dolayısıyla kendilerinden daha aşağı, daha kusurlu olan şeylere tapmaları akıl kârı mıdır?