Yarattıklarımız içinde bir cemaat vardır ki, kendileri hak ile hidayet bulurlar ve başkalarını da ona davet ederler. Onlar da o hakla hidayet bulurlar, adaletle hükmederler ve zulmetmezler.
181- Yarattıklarımız içinde hakka yönlendiren ve o hak gereğince adaletle hükmeden bir ümmet vardır.
181. Yani yarattıklarımız arasında faziletli, hem bizzat kemale ermiş hem de başkalarına kemale erdiren, hem kendilerini hidâyete ileten hem de başkalarını hak ile hidâyete yönlendiren bir ümmet vardır. Bunlar hakkı bilirler ve hakkı öğretirler. Hakkın gereği ne ise onu da yaparlar. Ona çağırırlar, gereğince amel etmeye davet ederler. Bununla birlikte mal, can, hak-hukuk, görüş vb. hususlarda insanlar arasında hüküm verecek olurlarsa “adaletle” hükmederler. İşte bunlar hidâyetin önderleri, karanlığın kandilleridir. Bunlar Allah’ın kendilerine iman, salih amel, hakkı tavsiye etmek, sabrı tavsiye etmek nimetini ihsan ettiği kimselerdir. Bunlar, mertebeleri risalet mertebesinden hemen sonra gelen sıddıklardır. Bununla birlikte kendi aralarında da herkesin kendi haline ve makamının yüksekliğine göre farklı mertebeleri vardır. Rahmetini dilediği kimselere tahsis eden Allah’ın şanı ne yücedir! Allah büyük lütuf sahibidir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İnsanlar arasında aklını ve duyu araçlarını olumlu yönde kullanma-dıkları için gerçek anlamda insanlık değerini kaybederek cehenneme atılmayı hak edenler olduğu gibi hakkı tanıyan ve hak ölçüsüne göre adaletli davranan bir ümmet, bir kesim de her zaman vardır. İlk zümredekilerin aksine bu ikinciler için âyette ümmet kavramının kullanılması ilgi çekicidir. Çünkü birden fazla dalâlet yolları olduğu için o yollara sapanlar ortak inançlar ve değerler etrafında uyumlu bir birlik ve bütünlük oluşturamazlar. Halbuki hak ve hidayet yolu sadece bir tanedir. Böyle olunca âyette buyurulduğu şekilde, başkalarını hakka yönelttiği gibi kendileri de hak kaygısı taşıyarak adalet ölçüsüne uyanlar; dolayısıyla duygu, düşünce ve eylemlerinde doğruluk ve adalet ölçülerini esas alanlar bu temel ölçüler etrafında bir birlik ve bütünlük oluştururlar. Âyette bu birlik ve bütünlüğü oluşturan topluluk ümmet kelimesiyle ifade edilmiştir. Böylece hak ve adalet kavramlarının, İslâm ümmetini birleştirip bütünleştiren temel değerler, kurucu ögeler olarak gösterilmesi son derece anlamlıdır. Hak kavramı varlığın bilgisine ve inanç alanına, başka bir deyişle ontolojik alana, adalet ise ahlâk alanına ait bir kavramdır. Başka bir âyette bizzat Allah’ın sözü de (kelime) “doğruluk” (sıdk) ve “adalet” (adl) kavramlarıyla nitelenmiştir. Buradan, müslüman ümmetin hem bilgi ve inançta gerçeğe ulaşmış hem de ahlâk alanında iyiye ve güzele yönelmiş bir topluluk olduğu yahut olması gerektiği anlamı çıkmaktadır. 179. âyette ise düşündüklerini doğru düşünmek, gördüklerini doğru görmek, işittiklerini doğru işitip anlamak suretiyle doğruluk ve adalet gibi temel değerleri kavrayıp zihin, kalp ve amel dünyalarını buna göre düzenleyecek bir yol izlemedikleri için inkârcılar cehenneme lâyık görülmüştü. Çünkü hak (ve sıdk) kavramı her türlü inkârcı anlayışlarla birlikte bâtıl inançları, cahilliği ve yanlış bilgileri, hurafeleri vb. zihinsel sapmaları dışladığı gibi adalet kavramı da Kur’an’daki deyimiyle “ahsen-i takvîm”i bozan yani insan olmanın ölçülerinden sapan, bundan dolayı da Kur’an-ı Kerîm’de yer yer zulüm kavramıyla nitelenen ahlâka aykırı davranışları dışlar.
Yarattıklarımız içinde bir cemaat vardır ki, kendileri hak ile hidayet bulurlar ve başkalarını da ona davet ederler. Onlar da o hakla hidayet bulurlar, adaletle hükmederler ve zulmetmezler.