Önceki ayet· 49:8Sonraki ayet· 49:10

Hucurât Suresi 9. Ayet· 49:9

↗ Hucurât suresi
Medeni
وَإِن طَآئِفَتَانِ مِنَ ٱلۡمُؤۡمِنِينَ ٱقۡتَتَلُواْ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَاۖ فَإِنۢ بَغَتۡ إِحۡدَىٰهُمَا عَلَى ٱلۡأُخۡرَىٰ فَقَٰتِلُواْ ٱلَّتِي تَبۡغِي حَتَّىٰ تَفِيٓءَ إِلَىٰٓ أَمۡرِ ٱللَّهِۚ فَإِن فَآءَتۡ فَأَصۡلِحُواْ بَيۡنَهُمَا بِٱلۡعَدۡلِ وَأَقۡسِطُوٓاْۖ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلۡمُقۡسِطِينَ
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Eğer müminlerden iki topluluk birbirleriyle savaşırlarsa aralarını düzeltiniz; eğer biri diğeri üzerine saldırırsa, saldıranlarla Allah'ın buyruğuna dönmelerine kadar savaşınız; eğer dönerlerse aralarını adaletle bulunuz, adil davranınız, şüphesiz Allah adil davrananları sever
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer müminlerden iki grup birbirleriyle vuruşurlarsa aralarını düzeltin. Şayet biri ötekine saldırırsa, Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin ve (her işte) adaletli davranın. Şüphesiz ki Allah, adil davrananları sever.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Müminlerden iki zümre çarpışırlarsa, onların aralarında hemen barışı kurun! Eğer onlardan biri öteki aleyhine sınır tanımazlık edip saldırırsa, azgınlık edenle, Allah'ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer vazgeçerse, yine ikisi arasını adalet ve dürüstlükle sulh edin. Kuşkusuz, Allah adalette titiz davrananları sever.
Süleyman Ateşen ayrışan
Eğer inananlardan iki grup vuruşurlarsa onların arasını düzeltin; şayet biri ötekine saldırırsa Allah'ın buyruğuna dönünceye kadar saldıran tarafla vuruşun. (Allah'ın buyruğuna) Dönerse artık adaletle onların arasını düzeltin ve daima adil olun. Çünkü Allah, adalet yapanları sever.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.8%
İngilizce
And if two factions among the believers should fight, then make settlement between the two. But if one of them oppresses the other, then fight against the one that oppresses until it returns to the ordinance of Allah. And if it returns, then make settlement between them in justice and act justly. Indeed, Allah loves those who act justly
Fransızca
Et si deux groupes de croyants se combattent, faites la conciliation entre eux. Si l'un d'eux se rebelle contre l'autre, combattez le groupe qui se rebelle, jusqu'à ce qu'il se conforme à l'ordre d'Allah. Puis, s'il s'y conforme, réconciliez-les avec justice et soyez équitables car Allah aime les équitables
İspanyolca
Si dos grupos de creyentes combaten entre sí, intenten reconciliarlos. Si uno de los dos actúa abusivamente contra el otro, combatan al grupo opresor hasta que respete las leyes de Dios, pero si lo hace, entonces reconcilien a ambos grupos con equidad. Sean justos, que Dios ama a quienes establecen justicia
Rusça
Если две группы верующих сражаются между собой, то примирите их. Если же одна из них притесняет на другую, то сражайтесь против той, которая притесняет, пока она не вернется к повелению Аллаха. Когда же она вернется, то примирите их по справедливости и будьте беспристрастны. Воистину, Аллах любит беспристрастных
Endonezce
Dan apabila ada dua golongan orang mukmin berperang, maka damaikanlah antara keduanya. Jika salah satu dari keduanya berbuat zalim terhadap (golongan) yang lain, maka perangilah (golongan) yang berbuat zalim itu, sehingga golongan itu kembali kepada perintah Allah. Jika golongan itu telah kembali (kepada perintah Allah), maka damaikanlah antara keduanya dengan adil, dan berlakulah adil. Sungguh, Allah mencintai orang-orang yang berlaku adil
Bengalce
যদি মুমিনদের দুই দল যুদ্ধে লিপ্ত হয়ে পড়ে, তবে তোমরা তাদের মধ্যে মীমাংসা করে দিবে। অতঃপর যদি তাদের একদল অপর দলের উপর চড়াও হয়, তবে তোমরা আক্রমণকারী দলের বিরুদ্ধে যুদ্ধ করবে; যে পর্যন্ত না তারা আল্লাহর নির্দেশের দিকে ফিরে আসে। যদি ফিরে আসে, তবে তোমরা তাদের মধ্যে ন্যায়ানুগ পন্থায় মীমাংসা করে দিবে এবং ইনছাফ করবে। নিশ্চয় আল্লাহ ইনছাফকারীদেরকে পছন্দ করেন।
Çince
如果两伙信士相斗,你们应当居间调停。如果这伙压迫那伙,你们应当讨伐压迫的这伙,直到他们归顺安拉的命令。如果他们归顺,你们应当秉公调停,主持公道;安拉确是喜爱公道者的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Eğer Müminlerden iki grup birbirlerine karşı savaşacak olurlarsa iki grubun arasını ayrılığa düştükleri şey hususunda Allah'ın hükmü ile düzeltin. Eğer iki gruptan biri aranın düzelmesini kabul etmeyecek ve saldırmaya devam edecek olursa; bu durumda haddi aşan o gruba karşı Allah'ın hükmüne dönünceye kadar savaşın. Eğer Allah'ın hükmüne dönerse iki grubun arasını adalet ve insaf ile düzeltin. Aralarında hüküm verirken adaletli olun. Şüphesiz Allah, hükümlerinde adil davrananları sever.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
9- Eğer mü’minlerden iki kesim çarpışırlarsa, aralarını düzeltin. Şayet biri, haddi aşıp diğerine saldırırsa, o zaman saldıran tarafla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın. Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin. Adil davranın; çünkü Allah adil olanları sever. 10- Mü’minler ancak kardeştirler. O halde iki kardeşinizin arasını düzeltin ve Allah’a karşı takvalı olun ki rahmete nail olasınız. 9. Bu buyruk, zımnen mü’minlerin biribirlerine karşı saldırmalarını ve birbirleri ile savaşmalarını yasaklamakta ve şunu öğütlemektedir: Mü’minlerden iki topluluk çarpışacak olurlarsa, onların dışındaki diğer mü’minler, aralarını ıslah ederek, kendisi ile barışın sağlanacağı en mükemmel şekilde aracılık ederek ve barışa ulaştıran yolları izleyerek bu büyük şerri defetmekle sorumludurlar. Eğer barışırlarsa mesele yok, demektir. “Şayet biri, haddi aşıp diğerine saldırırsa, o zaman saldıran tarafla Allah’ın emrine dönünceye kadar savaşın.” Allah ve Rasûlünün çizdiği sınıra dönmelerini sağlayın ki bu sınır, hayırları işlemek ve en büyüğü mü’minlerle çarpışmak olan kötülükleri terk etmektir. “Eğer dönerse aralarını adaletle düzeltin” Bu buyruk, barış yapmayı ve barışta da âdil olmayı emretmektedir. Çünkü bazen barış gerçekleşmekle birlikte adaletli olmayabilir, aksine hasımlardan biri haksızlığa uğratılabilir. İşte emrolunan barış bu değildir. Taraflardan birisinin yakınlığı, vatanı veya buna benzer adaletten sapmaya sebep olabilecek birtakım gaye ve maksatlar göz önünde bulundurularak diğerine karşı kayırılmaması gerekir. “Adil davranın; çünkü Allah adil olanları sever.” İnsanlar arasında verdikleri hükümlerde olsun, üstlendikleri bütün görevlerde olsun adaletli olanları sever. Bunun kapsamına kişinin, çoluk çocuğunun ve hanımlarının haklarını adaletle gözetmesi de girmektedir. Sahih bir hadiste Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu nakledilmektedir:“Âdil davrananlar Allah nezdinde nurdan minberler üzerindedirler. Bunlar verdikleri hükümlerde, aile fertleri arasında ve yönetimleri altında bulunanlar hakkında adaletle davranan kimselerdir.”[23] 10. “Mü’minler ancak kardeştirler.” Bu, Allah’ın mü’minler arasında gerçekleştirdiği bir akittir. Yeryüzünün doğusunda olsun batısında olsun herhangi bir kimse Allah’a, meleklerine, kitaplarına, peygamberlerine ve âhiret gününe iman ediyorsa o, tüm mü’minlerin kardeşidir. Bu kardeşlik de mü’minlerin kendileri için istediği şeyleri onun için de istemelerini, kendileri için hoşlanmadıkları şeylerden onun için de hoşlanmamalarını gerektirir. Bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem iman kardeşliğini emrederek şöyle buyurmaktadır:“Birbirinizi kıskanmayın, fiyat kızıştırmayın, birbirinize kin duymayın, birbirinize sırt çevirmeyin, ey Allah’ın kulları kardeş olun. Müslüman müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, onu yardımsız bırakmaz, ona yalan söylemez.” Hadisi Buhârî ve Müslim rivâyet etmiştir.[24] Yine Buhârî ve Müslim’de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in: “Mü’minin mü’mine karşı durumu biri diğerini destekleyen yapı taşları gibidir” deyip parmaklarını birbirine kenetlediği rivayet edilmektedir.[25] Allah ve Rasûlü, mü’minlerin birbirlerinin hukukuna riayet etmelerini ve kalpleri kaynaştıracak, sevgiyi artıracak ve aralarındaki ilişkileri sağlamlaştıracak işler yapmalarını emretmiştir. Bütün bunlar, birinin diğeri üzerindeki haklarını pekiştirmektedir. Bu haklardan birisi de bir savaşın vukuunda -ki savaş, kalplerin ayrılığa düşmesini, birbirlerine kin duyup birinin diğerine arka çevirmesini gerektirir-, kardeşlerinin arasını düzeltmeleri ve kalplerindeki kin ve olumsuz duyguları ortadan kaldıracak işler yapmaya gayret etmeleridir. Daha sonra Yüce Allah, genel olarak takvâlı hareket etmeyi emrederek takvanın ve mü’minlerin haklarını yerine getirmenin rahmete vesile olacağını şöyle dile getirmektedir:“Allah’a karşı takvalı olun ki rahmete nail olasınız.” İlahi rahmeti elde eden dünya ve âhiretin bütün hayırlarını elde etmiş olur. Bu, ayrıca mü’minlerin haklarını yerine getirmemenin rahmete en büyük engellerden birisi olduğunu da göstermektedir. Bu iki âyeti kerimede öncekilerden farklı ve önemli birtakım hususlar dile getirilmektedir: Mü’minler arasındaki çarpışmalar iman kardeşliğine aykırıdır. O bakımdan bu, en büyük günahlardan birisidir. Ancak iman ve iman kardeşliği, şirkin dışındaki diğer büyük günahlarda olduğu gibi Müslümanlar arasında karşılıklı çarpışma gerçekleşse bile ortadan kalkmaz. Ehl-i sünnet ve’l-cemaat’in kabul ettiği görüş budur. Yine bu buyruklar, mü’minlerin arasını adaletle bulup düzeltmenin farz olduğunu ifade etmektedir. Aynı şekilde haksız saldırıda bulunanlarla Allah’ın emrine tekrar dönünceye kadar çarpışmanın farz olduğunu göstermektedir. Eğer Allah’ın emrine dönmeyecek olurlarsa -meselâ kabul edilmesi ve bağlı kalınması caiz olmayan bir şeye dönerlerse- bu caiz olmaz. Bu durumda haksız saldırıda bulunanların malları ise koruma altındadır. Çünkü Yüce Allah, onların bu hallerini sürdürmeleri halinde mallarını değil sadece kanlarını mubah kılmıştır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İslâm’dan önce Arap kabileleri arasında sık sık anlaşmazlıklar ve çatışmalar olur, çözüm ise adaletten çok, güce dayanır, gücü ve arkası olanlar istediklerini alırlardı. Allah’ın isimlerinden biri “hak”, diğeri de “âdil”dir, Kur’an hakkı hâkim kılmak için gönderilmiş, dine “hak din” ve “hak dini” denilmiş; ümmete de hakkı yerine getirmek, haksızlıkları önlemek (emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker) ödevi verilmiştir. Toplu hayatta fertler ve gruplar arasında anlaşmazlıkların ortaya çıkması, karşılıklı taleplerin haklısı yanında haksızının da bulunması, haksız olanların kuvvete başvurmaları, –istenmemekle beraber– nâdir olaylardan değildir. Nitekim İslâm, hem bütün insanların kök itibariyle kardeş hem de müminlerin aynı dine mensup, aynı hukuk, ahlâk ve değerler sistemine bağlı bulundukları için kardeş olduklarını ilân ettiği halde müminler arasında da anlaşmazlıklar çıkmış, anlaşmazlığın tarafları birbirine saldırmış, dalaşma ve çatışmalar olmuştur. Hz. Peygamber’den sonra birinci halife Hz. Ebû Bekir zamanında zekât yükümlülüğünü yerine getirmeyen ve devletin memurlarını kovan bazı gruplara karşı askerî tedbire dahi başvurulmuştur. Üçüncü halife Hz. Osman zamanında iç karışıklıklar ve halifeye karşı isyan hareketi ortaya çıkmış, ancak Hz. Osman askerî tedbire başvurmamayı tercih etmiştir. Hz. Ali’nin halifeliğinde Muâviye ve çevresindekiler, halifeye biat etmeyip Hz. Osman’ın katillerini yakalayarak kendilerine teslim etmesini biat şartı olarak ileri sürmüşler, Hz. Ali müzakere ve nasihatle yola gelmeyen muhaliflerine karşı savaşmak mecburiyetinde kalmış ve meşhur Sıffîn Savaşı yapılmıştır. Hz. Âişe, Talha, Zübeyir gibi önemli kişilerin Hz. Ali’ye karşı olan tarafta yer aldıkları Cemel Savaşı da siyasî ihtilâf ve itaatsizlik sebebine dayalı bir iç savaştır. 9. âyet haksız yere devlete baş kaldıran gruplar ile devlet arasındaki savaştan değil, halk arasında meydana gelen anlaşmazlık ve kavgalardan, bunlara karşı güçlü çoğunluğun, halkın geri kalanlarının adalet ve hakkaniyet ölçüleri içinde tarafları anlaştırma, aralarını bulma ve gerekirse güce başvurarak haksızlığı önleme yükümlülüğünden bahsetmektedir. Devlete baş kaldıran, hukuka boyun eğmeyen âsi gruplar (bâğîler), halkın geri kalanına karşı da haksız yere savaş ilân etmiş oldukları ve zarar verdikleri için müctehidlerce bu âyetin kapsamına alınmışlar; –bazı istisnalar dışında– aynı hükme ve muameleye tâbi tutulmuşlardır. Fıkıh kitaplarının “bağiy ve cihad” bölümlerinde bu konu detaylarıyla işlenmiştir. Özet olarak İslâm toplumu, hem dışarıda hem içeride meydana gelen haksız çatışmalar karşısında ilgisiz ve duyarsız kalamaz, barış ve adaletin gerçekleşmesi için elinden geleni yapmakla yükümlüdür.
Hucurât Suresi 9. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Müminler!- Eğer Müminlerden iki grup birbirlerine karşı savaşacak olurlarsa iki grubun arasını ayrılığa düştükleri şey hususunda Allah'ın hükmü ile düzeltin. Eğer iki gruptan biri aranın düzelmesini kabul etmeyecek ve saldırmaya devam edecek olursa; bu durumda haddi aşan o gruba karşı Allah'ın hükmüne dönünceye kadar savaşın. Eğer Allah'ın hükmüne dönerse iki grubun arasını adalet ve insaf ile düzeltin. Aralarında hüküm verirken adaletli olun. Şüphesiz Allah, hükümlerinde adil davrananları sever.