Diyanet İşleri
Gökleri yedi kat üzerine yaratan O'dur. Rahman'ın bu yaratmasında bir düzensizlik bulamazsın. Gözünü bir çevir bak, bir çatlak görebilir misin
Elmalılı Hamdi Yazır
O, yedi göğü, birbiri üzerine yarattı. Rahmân'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözünü döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
Yaşar Nuri Öztürk
Birbiriyle uyum ve ahenk içinde yedi gökleri yaratan da O'dur. O Rahman'ın yaratışında/yarattıklarında herhangi bir uyuşmazlık, aykırılık, çelişme göremezsin. Bir kez daha bak! Bir çatlaklık, bir uyuşmazlık görüyor musun?
Süleyman Ateşen ayrışan
O, yedi göğü, birbiri üzerinde tabaka, tabaka yarattı, Rahman'ın yaratmasında bir aykırılık, uygunsuzluk görmezsin. Gözü(nü) döndür de bak, bir bozukluk görüyor musun?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Yedi kat gökyüzünü, her bir gök kendisinden öncekinin üzerinde bir kat halinde, hiçbiri birbirine temas etmeden yaratan O’dur. -Ey bakmakta olan!- Allah’ın yarattıkları içinde herhangi bir düzensizlik veya uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak, herhangi bir çatlak veya gedik görüyor musun? Şüphesiz; sapasağlam, kusursuz bir yaratılmıştan başka bir şey göremezsin.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Mutlak hükümranlık elinde olanın şanı ne yücedir! O, her şeye kâdirdir. 2- Hanginiz daha güzel amelde bulunacak diye sizi sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur. O, Azîzdir, Ğafûrdur. 3- Yedi göğü kat kat/uyum içinde yaratan O’dur. Rahmân’ın yaratmasında/yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin. Haydi gözünü çevir de bir daha bak bakalım, herhangi bir delik-gedik görebilecek misin? 4- Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak! Ama gözün, aciz ve bitkin olarak dönecektir.
(Mekke’de inmiştir. 30 âyettir)
Rahmân ve Rahîm Allah’ın adı ile.
1. “Mutlak hükümranlık elinde olanın şanı ne yücedir!” O, pek büyüktür, pek yücedir, hayrı pek çoktur, ihsanı her şeyi ve herkesi kuşatmıştır. O’nun azametinin bir tecellisi de ulvi ve süfli âlemin hükümranlığının ve tasarrufunun yalnızca O’nun elinde bulunmasıdır. Bu âlemi yaratan O’dur. Hikmetine bağlı olarak ister kaderi hükümleri ile ister dinî hükümleri ile dilediği şekilde bu âlemde yalnız O tasarruf eder. "O, her şeye kâdirdir.” Yani O’nun büyüklüğünün bir tecellisi de her şeye güç yetirmesi demek olan kemâl derecesindeki kudretidir. O, gökler ve yer gibi var ettiği tüm mahlukatı bu kudreti ile yaratmıştır.
2. “Hanginiz daha güzel” daha ihlâslı ve daha doğru “amelde bulunacak diye sizi sınamak için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” Kulları hakkında önce onlara hayat vermeyi, sonra da onları öldürmeyi takdir buyurmuştur. Yüce Allah, kullarını bu dünyada yaratmış, onlara buradan başka yere göçeceklerini haber vermiş ve onlara birtakım emirler verip yasaklar koymuştur. Emrine aykırı olan arzu ve isteklerle onları denemektedir. Allah’ın emrine sıkı sıkıya bağlanan kimseye Allah, dünyada da âhirette de en güzel şekilde mükâfat verir. Nefsinin isteklerine meyleden, onların arkasından giderek Allah’ın emrini bir kenara iten kimselere ise çok kötü bir ceza vardır. "O Azîzdir” herkesi kendi zatına boyun eğdirdiği, bütün yaratıkları emir ve hükümlerine bağladığı kamil izzet tümü ile yalnız O’nundur. "Ğafûrdur.” Günahkârları kusur işleyenleri ve hata içerisinde olanları -özellikle de tevbe edip kendisine yöneldikleri takdirde- bağışlayandır. O, onların tüm günahlarını bağışlar. İsterse bu günahları göğün tepesine kadar ulaşsın. Onların günahları dünyayı dolduracak kadar olsa dahi O, onların kusurlarını örter.
3. “Yedi göğü kat kat/uyum içinde yaratan O’dur.” Bu göklerin biri diğerinin üstündedir. Bunlar hepsi tek bir tabaka değildir, kat kattır. O, bunları gâyet güzel ve son derece sağlam olarak yaratmıştır. "Rahmân’ın yaratmasında/yarattığında hiçbir düzensizlik göremezsin.” Yani herhangi bir dengesizlik ve tutarsızlık bulamazsın. Hiçbir bakımdan dengesizlik ve tutarsızlık söz konusu olmadığına göre bunlar, tam anlamı ile güzel ve uyumlu demektir. Rengi, görünüşü, yüksekliği, içinde bulunan güneş, ay, ışık saçan yıldızlar, gezegenler vb. ile her bakımdan birbirleri ile uyum arz etmektedirler. Göklerdeki mükemmellik bilinen bir husus olduğundan dolayı Yüce Allah onun dört bir tarafına tekrar tekrar bakarak hakkında iyice düşünmeyi emretmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Haydi gözünü çevir de bir daha” ibretle bakmak maksadı ile tekrar oraya “bak bakalım herhangi bir delik-gedik görebilecek misin?” Herhangi bir eksiklik ya da dengesizlik bulabilecek misin?
4. “Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak.” Bundan kasıt, bakmayı çokça tekrarlamaktır. “Ama gözün, aciz ve bitkin olarak dönecektir.” Yani orada herhangi bir dengesizlik ya da bir çatlak göremeyeceksin. İstersen bu hususta bütün gayretini ortaya koymuş ol!
Daha sonra Yüce Allah, göğün güzelliğini açıkça söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sûrenin özeti mahiyetinde olan bu âyetlerin ilkinde Allah’ın yüceliği, kudreti, evrendeki hükümranlığı ve her şeyin kendisinin kudret elinde olduğu, evrende istediği gibi tasarrufta bulunabileceği ifade edilmiş, sonraki âyetlerde ise O’nun kudretinin eserlerinden örnekler verilmiştir (1. âyette “aşkındır, cömerttir” diye çevirdiğimiz tebâreke fiilinin diğer anlamları hakkında bilgi için bk. Furkān 25/1). 2. âyet yüce Allah’ın kudret ve tasarrufunu en açık bir şekilde gösteren delilleri içermekte; Allah’ın, dünyada insanların güzel işler yapma hususunda birbirleriyle rekabet etmelerini sağlamak, kimlerin kendi emir ve yasaklarına uyarak daha güzel işler yapacağını ortaya çıkarmak için hayatı ve ölümü yarattığını bildirmektedir. Aynı âyette önce ölüm, sonra hayat geçtiği için burada “ölüm” kavramıyla, hayattan önceki cansızlık halinin mi yoksa dünya hayatının sona ermesi ve âhiret hayatına geçiş halinin mi kastedildiği hususunda farklı görüşler vardır. Bir kısım müfessirler âyetteki sıralamayı dikkate alarak ölümden maksadın dünya hayatından âhiret hayatına geçiş hali, hayattan maksadın ise âhiret hayatı olduğunu söylemişlerdir (Râzî, XXX, 55; Elmalılı, VII, 5159). İkinci grup ise ölümle dünya hayatından âhiret hayatına geçiş halinin, hayatla da dünya hayatının kastedildiği kanaatindedir (Zemahşerî, IV, 134); bizim tercihimiz de budur. Zira hayat da ölüm de imtihan için yaratılmıştır; imtihan yeri ise âhiret değil dünyadır. Her ikisinin de bu dünyada olması amaca daha uygun görünmektedir. Hayat ölümden önce olduğu halde âyette sonra gelmesi ise çeşitli şekillerde yorumlanmıştır (bk. Râzî, XXX, 55; Ateş, IX, 526-527). Dikkat çekici bir yoruma göre eşyada aslolan yokluk olduğu, varlık ve hayat sonradan verildiği için âyette ölüm önce gelmiştir (Şevkânî, V, 297). Bizce de isabetli olan diğer bir yoruma göre ölüm insanlara hayatın sorumluluğunu hatırlattığı, onları iyi işler yapmaya teşvik ettiği ve bir uyarıcı olduğu, nihayet insanda “imtihan” sorumluluğunu daha canlı tuttuğu için âyette ölüm önce zikredilmiştir. Nitekim hayat bir hayırlı faaliyetler alanı, ölüm ise bu faaliyetlerin karşılığının verileceği ebedî varlık sahnesine geçişi sağlayan dönüm noktası, Hz. Peygamber’in de belirttiği gibi bir uyarıcıdır (bk. Râzî, XXX, 55). İfadenin akışına ve lafız güzelliğine daha uygun olduğu için “mevt” (ölüm) kelimesinin önce geldiği de düşünülebilir.
3-4. âyetlerde evrenin eksiksiz-kusursuz yaratılışına, mükemmel işleyişine ve düzenine dikkat çekilmekte, böylece bu muhteşem varlık düzeninin bir tesadüfle meydana gelmiş olamayacağı ve devam edemeyeceği; bunun ancak üstün bir ilim, irade ve kudret sahibinin yaratması ve yönetmesiyle mümkün olduğu belirtilmektedir (yedi göğün anlamı hakkında bk. Bakara 2/29).
Meâlde “Sonra gözünü tekrar tekrar çevir de bak” diye tercüme ettiğimiz cümlenin lafzî karşılığı, “Sonra gözünü iki kez daha çevir de bak” şeklindedir. Ancak bu ibare çokluktan kinaye olup sayı olarak iki defayı değil, defalarca bakmayı ifade eder (bk. İbn Âşûr, XXIX, 19-20).
Yıldızlarla donatılmış gibi bir görüntü verdiği için gökyüzünün kandillerle süslenmesinden söz edilmiş, yıldızlar geceleyin kandil gibi ışık saçtıklarından onlara mecaz olarak “kandiller” (mesâbîh, tekili: misbâh) denilmiştir (Taberî, XXIX, 3). Yıldızlarla şeytanların taşlanmasından maksat ise göklerdeki meleklerin konuşmalarını dinleyip onlardan bilgi sızdırmak için kulak hırsızlığı yapmak isteyen şeytanların bu yıldızlardan çıkan parlak ışıklarla, bir tür ateş toplarıyla engellenmesidir. Bu ve benzeri âyetlerle ilgili olarak klasik tefsirlerde ayrıntılı yorumlar bulunmakla birlikte müteşâbihattan olan bu tür âyetlerin anlamları hakkında zamana, şartlara, bilimsel verilere göre farklı görüşler ileri sürmek mümkündür. Ayrıca gayb konularına giren âyetlerin yorumunda iddialı olmamak gerekir. Çünkü gayb âleminin mahiyetini Allah’tan başka kimse bilemez; biz gayb bilgilerine sadece inanırız (gökyüzünün yıldızlarla süslenmesi ve bunlarla şeytanların taşlanması konusunda bilgi için bk. Hicr 15/16-18; Sâffât 37/6-10).
“Taşlanma” şeklinde çevirdiğimiz rücûm kelimesi “sağlam bir bilgiye dayanmadan konuşmak, kafadan atmak” mânasına da geldiği için âyete, “insan ve cin şeytanlarının yıldızlara bakarak aslı faslı olmayan şeyler söylemeleri” mânası da verilmiştir (Şevkânî, V, 299).