Önceki ayet· 63:10Sonraki ayet· 64:1

Münâfikûn Suresi 11. Ayet· 63:11

↗ Münâfikûn suresi
Medeni
وَلَن يُؤَخِّرَ ٱللَّهُ نَفۡسًا إِذَا جَآءَ أَجَلُهَاۚ وَٱللَّهُ خَبِيرُۢ بِمَا تَعۡمَلُونَ
Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Bir canın eceli gelip çatınca, Allah onu asla geri bırakmaz; Allah, işlediklerinizden haberdardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah süresi geldiği zaman hiç bir canı ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah, süresi gelmiş olan bir canı geriye asla bırakmaz! Ve Allah, yapıp etmekte olduklarınızı çok iyi haber almaktadır.
Süleyman Ateş
Allah, süresi dolan hiçbir canı ertelemez. Allah, yaptıklarınızı haber alandır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
But never will Allah delay a soul when its time has come. And Allah is Acquainted with what you do
Fransızca
Allah cependant n'accorde jamais de délai à une âme dont le terme est arrivé. Et Allah est Parfaitement Connaisseur de ce que vous faites
İspanyolca
Pues Dios no retrasará el momento fijado para cada alma cuando este llegue, y [sepan que] Dios está bien informado de cuanto hacen
Rusça
Аллах не предоставит отсрочки душе, если наступил ее срок. Аллах ведает о том, что вы совершаете
Endonezce
Dan Allah tidak akan menunda (kematian) seseorang apabila waktu kematiannya telah datang. Dan Allah Mahateliti terhadap apa yang kamu kerjakan
Bengalce
প্রত্যেক ব্যক্তির নির্ধারিত সময় যখন উপস্থিত হবে, তখন আল্লাহ কাউকে অবকাশ দেবেন না। তোমরা যা কর, আল্লাহ সে বিষয়ে খবর রাখেন।
Çince
但寿限一到,安拉绝不让任何人延迟,安拉是彻知你们的行为的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, eceli gelen ve ömrü sona eren kimsenin ecelini (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Bunlara göre size karşılığınızı verecektir. Eğer hayır ise (karşılığı) hayır, şer ise şer (ceza) olarak verilir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
9- Ey iman edenler! Mallarınız da çocuklarınız da sizi Allah’ı anmaktan alıkoymasın. Kim bunu yaparsa işte onlar, hüsrana uğrayanların ta kendileridir. 10- Herhangi birinize ölüm gelip de:“Rabbim! Beni(m ölümü) yakın bir zamana kadar ertelesen de çokça sadaka versem ve salihlerden olsam” diyeceği an gelmeden önce size verdiğimiz rızıklardan infâk edin. 11- Zira Allah, eceli geldiğinde hiçbir kimse(nin ölmünü) asla ertelemez. Allah yaptıklarınızdan haberdardır. 9. Yüce Allah, mü’min kullarına kendisini çokça anmalarını emretmektedir. Çünkü gerçek kâr, kurtuluş ve pek çok hayırlar bununla elde edilir. Onlara mal ve evlâtlarının, kendisini anmaktan alıkoymasına fırsat vermelerini da yasaklamaktadır. Çünkü mal ve evlât sevgisi, çoğu nefislerin mayasında vardır. Birçokları bunlara olan sevgiyi Allah’a olan sevginin önüne geçirirler. Bu ise pek büyük bir zarardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurur: "Kim bunu yaparsa” yani malı ve evladı Allah’ı hatırlamasını engelleyecek şekilde onu oyalarsa “işte onlar” ebedi mutluluğu ve sonu gelmez nimetleri kaybettiklerinden “hüsrana uğrayanların ta kendileridir.” Çünkü bunlar fani olanı kalıcı olana tercih etmişlerdir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Mallarınız da evlâtlarınız da ancak bir imtihandır. Büyük mükafat ise Allah nezdindedir.”(et-Teğâbun, 64/15) 10. Yüce Allah’ın:“Size verdiğimiz rızıktan infâk edin” buyruğunun kapsamına, zekât, keffâretler, hanımların, kölelerin ve benzerlerinin nafakaları gibi farz olan infâk da, bütün hayırlı alanlarda malı cömertçe harcamak şeklindeki müstehap nafakalar da girmektedir. Yüce Allah’ın:“Size verdiğimiz rızıklardan” buyurması, kullarını kendileri için zor ve ağır gelecek şekilde infakta bulunmakla mükellef tutmadığını göstermektedir. O, kendilerine vermiş olduğu ve elde etme sebeplerini de onlara kolaylaştırdığı rızıkların hepsini değil sadece bir bölümünü infâk etmelerini emretmiştir. O bakımdan muhtaç kardeşlerini gözetmek sureti ile O’nun, kendilerine verdiklerinin şükrünü yerine getirsinler ve böylelikle ölümden önce bu işi yapmaya çalışsınlar. Çünkü ölüm geldikten sonra kulun zerre ağırlığı kadar dahi olsa bir hayır yapabilme imkânı kalmaz. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Herhangi birinize ölüm gelip de” imkân ollduğu vakitlerde işlediği kusurlara pişman olup imkânsız olan geri dönüşü isteyerek: “Rabbim! Beni(m ölümü) yakın bir zamana kadar ertelesen de” yaptığım kusurları telafi etsem; azaptan kurtuluşuma vesile olacak ve pek çok mükâfata hak kazandıracak şekilde malımdan “çokça sadaka versem” emrolunduğum bütün hususları yerine getirmek ve yasaklardan sakınmak sureti ile de “salihlerden olsam.” Bunun kapsamına da hac ve diğer (ertelenen) ameller girmektedir. 11. Ama böyle bir dilek ve temenninin vakti geçmiş, böyle bir şeyin telâfi edilmesine imkân kalmamış olacaktır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Zira Allah” kesin olarak kararlaştırılmış olan “eceli geldiğinde hiçbir kimse(nin ölmünü) asla ertelemez. Allah” hayır ve şer bütün “yaptıklarınızdan haberdardır.” Sahip olduğunuzu bildiği niyet ve amellerinize göre de size karşılıklarını verecektir. Münafikûn Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Yüce Allah’a hamdolsun. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an’da, yer yer dünyaya aşırı düşkünlük göstermenin tehlikelerine ve dünya hayatının varlık sebebi olan sınavın icaplarından olarak insana bazı şeylerin câzip gösterildiğine sık sık değinilir. 9. âyetten açıkça anlaşıldığı üzere burada kişiye yüklenen ödev, onun ailesiyle ilgilenmemesi, kazanç sağlayıcı işlerle meşgul olmaması değil, hayatın tabii akışı içinde ve insanın doğasının bir gereği olarak zaten gösterilmekte olan bu ilgi ve meşguliyetin, hayatın gerçek anlamını unutturacak ve Allah’a kul olma bilincini yitirmeye sebep olacak bir sapmaya yol açmamasıdır (ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/14; Enfâl 8/28; Sebe’ 34/37; Tegābün 64/14). İnsan kendisini dünya telâşının anaforuna kaptırırsa, âhiret için bir şeyler yapmak gerektiğine inansa bile, henüz önünde uzun bir ömür bulunduğunu düşünüp varlık amacına ilişkin görevlerini ileriye erteleme gibi yanılgılara kapılır. Değişmez gerçek olan ölümle yüz yüze geldiği zaman ise kendisine ek süre verilmesi için yalvarır. Ama sınav süresi dolmuş, artık sıra değerlendirmeye gelmiştir (bu konuda benzer bir tasvir için bk. Mü’minûn 23/99-100; “ecel” hakkında bk. En‘âm 6/2; A‘râf 7/34). 7. âyette münafıkların başkaları için ve Allah yolunda yapılan harcamalar (infak) konusundaki hasis tutumları kınanmıştı; burada ise insanı lâyık olduğu yerde tutacak olan iki temel davranışa vurgu yapılmaktadır: 1. Allah’ı anmayı yani O’nun kulu olduğunu unutmamak, 2. Sahip olduğu imkânları gönüllü olarak başkalarıyla paylaşmaya çalışmak. İnsanî değerler bakımından düşük düzeyde olan bireyler ve toplumlar, başkalarından ne koparabilecekleri, bu açıdan yüksek düzeyde olanlar ise başkalarına ne verebilecekleri üzerinde yoğunlaşırlar. İnsanlık tarihindeki çekişmelerin ve geliştirilen sosyal düzenlerin özü de bu iki noktadan bağımsız değildir (infak hakkında bk. Bakara 2/245, 254, 261).
Münâfikûn Suresi 11. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah -Subhanehu ve Teâlâ-, eceli gelen ve ömrü sona eren kimsenin ecelini (ölümünü) ertelemez. Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır. Yaptıklarınızdan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Bunlara göre size karşılığınızı verecektir. Eğer hayır ise (karşılığı) hayır, şer ise şer (ceza) olarak verilir.