Önceki ayet· 57:18Sonraki ayet· 57:20

Hadîd Suresi 19. Ayet· 57:19

↗ Hadîd suresi
Medeni
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦٓ أُوْلَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلصِّدِّيقُونَۖ وَٱلشُّهَدَآءُ عِندَ رَبِّهِمۡ لَهُمۡ أَجۡرُهُمۡ وَنُورُهُمۡۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُواْ وَكَذَّبُواْ بِـَٔايَٰتِنَآ أُوْلَـٰٓئِكَ أَصۡحَٰبُ ٱلۡجَحِيمِ
Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehit düşenlere, işte onlara, Rableri katında nur ve ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, cehennemlik olanlardır
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Allah'a ve peygamberlerine inananlara, dosdoğru olanlara ve Allah yolunda şehit düşenlere, işte onlara, Rableri katında nur ve ecir vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar, işte onlar da, cehennemlik olanlardır
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah'a ve peygamberine iman edenler var ya, işte onlar, Rableri yanında sözü özü doğru olanlar ve şehitlik mertebesine erenlerdir. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip de âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Allah'a ve resulüne inananlar var ya, özü-sözü doğru kişiler onlardır. Rableri katında tanık olanlar/şehitlik mertebesine erenler de onlardır. Onların ödülleri ve ışıkları vardır. Küfre sapıp ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar cehennemin dostu olacaklardır.
Süleyman Ateş
Allah'a ve elçilerine inananlar (yok mu) işte Rableri yanında, sıddikler (çok doğru olanlar) ve şehidler onlardır. Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar(a gelince), onlar da cehennem halkıdır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.3%
İngilizce
And those who have believed in Allah and His messengers - those are [in the ranks of] the supporters of truth and the martyrs, with their Lord. For them is their reward and their light. But those who have disbelieved and denied Our verses - those are the companions of Hellfire
Fransızca
Ceux qui ont cru en Allah et en Ses messagers ceux-là sont les grands véridiques et les témoins auprès d'Allah. Ils auront leur récompense et leur lumière, tandis que ceux qui ont mécru et traité de mensonges Nos signes, ceux-là seront les gens de la Fournaise
İspanyolca
Quienes creen en Dios y en Sus Mensajeros son los veraces para Dios, los que mueren dando testimonio [de su fe]. Ellos recibirán su recompensa y su luz. Pero los que se negaron a creer y desmintieron Mis signos, morarán en el fuego del Infierno
Rusça
Уверовавшие в Аллаха и Его посланников - это правдивейшие люди. А павшие мученики находятся возле своего Господа, и им уготованы их награда и их свет. А те, которые не уверовали и сочли ложью Наши знамения, являются обитателями Ада
Endonezce
Dan orang-orang yang beriman kepada Allah dan rasul-rasul-Nya, mereka itu orang-orang yang tulus hati (pecinta kebenaran) dan saksi-saksi di sisi Tuhan mereka. Mereka berhak mendapat pahala dan cahaya. Tetapi orang-orang yang kafir dan mendustakan ayat-ayat Kami, mereka itu penghuni-penghuni neraka
Bengalce
আর যারা আল্লাহ ও তাঁর রসূলের প্রতি বিশ্বাস স্থাপন করে তারাই তাদের পালনকর্তার কাছে সিদ্দীক ও শহীদ বলে বিবেচিত। তাদের জন্যে রয়েছে পুরস্কার ও জ্যোতি এবং যারা কাফের ও আমার নিদর্শন অস্বীকারকারী তারাই জাহান্নামের অধিবাসী হবে।
Çince
信仰安拉和使者的人们,在主那里,是虔诚者,是见证者,他们将有他们的报酬和光明。不信道并且否认我的迹象的人们,是火狱的居民。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a iman eden ve aralarında hiçbir ayrım yapmadan resullerine iman edenler var ya, işte onlar sıddıklar (sözü, özü doğru kimseler) ve Rableri katında şehitlerdir. Onlar için hazırlanmış çok değerli mükâfat vardır. Kıyamet günü nurlarını önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Yüce Allah'ı ve resullerini küfredenler, resulümüze indirdiğimiz ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem ehlidir. Kıyamet günü oraya girecek, orada ebedî kalacak ve oradan hiçbir şekilde çıkamayacaklardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
18- Şüphesiz ki sadaka veren erkeklere, sadaka veren kadınlara ve Allah’a güzel bir borç verenlere Allah, mükafatlarını kat kat fazlasıyla verir. Ayrıca onlar için çok değerli bir mükâfat da vardır. 19- Allah’a ve peygamberlerine iman edenler var ya, işte onlar sıddıklardır. Şehidlere gelince onlar Rableri katındadır; onların ecirleri ve nurları vardır. Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemlik olanlardır. 18. “Şüphesiz ki sadaka veren erkeklere, sadaka veren kadınlara” yani çokça sadaka verenler, Allah’ı razı edecek infâklarda bulunanlar “ve Allah’a” Rablerinin nezdinde kendileri için azık teşkil edecek şekilde hayırlı yollarda mallarını önden göndererek “güzel bir borç verenlere Allah” ecirlerini “kat kat” her bir iyiliğe on mislinden yedi yüz misline ve daha pek çok kat fazlasına kadar “fazlasıyla verir. Ayrıca onlar için çok değerli bir mükâfat da vardır.” Bu, Allah’ın cennette onlar için hazırladığı ve insanların bilemeyeceği bir mükâfattır. 19. “Allah’a ve peygamberlerine iman edenler var ya” iman, ehl-i sünnete göre Kitap ve sünnetin delil olduğu hususlardır. İman, hem kalbin ve dilin sözü; hem de kalbin, dilin ve azaların amelidir. Bu da dinin gizli ve açık bütün hükümlerini kapsar. İşte bu özellikleri kendilerinde toplayanlar sıddîklerdir. Yani bunların mertebeleri genel olarak mü’minlerin mertebesinin üstünde, peygamberlerin mertebesinin de aşağısındadır. "Şehidlere gelince onlar Rableri katındadır; onların ecirleri ve nurları vardır.” Sahih bir hadiste geçtiği üzere:“Cennette yüz derece vardır. Her iki derece arası gök ile yer arası kadardır. Allah, bunları kendi yolunda cihad edenler için hazırlamıştır.” Bu da şehitlerin derecelerinin pek yüksek ve pek yüce olmasını, onların Yüce Allah’a çok yakın olmalarını gerektirir. "Kâfir olup âyetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennemlik olanlardır.” Bu son iki âyet, çokça sadaka veren insanları, sıddîkleri, şehidleri ve cehennemlikleri çeşitli sınıfları ile bir arada zikretmiş bulunmaktadır. Çokça sadaka verenler, amellerinin büyük çoğunluğu, insanlara ihsanda ve iyilikte bulunmak, ellerindeki bütün imkânlarla onlara faydalı olmak olan kimselerdir. Özellikle Allah yolunda mallarını harcamakla başkalarına faydalı olmaya çalışırlar. Sıddîklar ise iman, salih amel, faydalı ilim, doğru ve yakîn mertebeleri kemâl derecesinde olanlardır. Şehîdler, Allah’ın adını yüceltmek için O’nun yolunda savaşan, bu uğurda canlarını ve mallarını feda eden ve bu yolda öldürülen kimselerdir. Cehennemlikler ise Allah’ın âyetlerini yalanlayan kâfirlerdir. Geriye Yüce Allah’ın Fâtır Suresi’nde (Fâtır, 35/32) kendilerinden söz ettiği orta yollu olanlar kalmaktadır. Bunlar ise farzları eda eden, haramları terk eden kimselerdir. Ancak gerek Allah’ın hakları, gerek kullarının hakları hususunda kısmen kusurlu olan kimselerdir. Bunların bazıları için yaptıklarının bazıları sebebi ile birtakım cezalar sözkonusu olsa bile sonunda varacakları yer cennettir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sıddîk, “inancında samimi olan, içtenlikle tasdik eden; sadakat ve bağlılık örneği; özü sözü bir, dürüst” anlamlarına gelir. Bazı müfessirlere göre bu kelimeyle kastedilen, “peygamberleri hemen tasdik eden ilk müminler”dir. Şehid de “Allah yolunda ve yüce değerler uğruna canını feda eden kimse” demektir. İfade akışından anlaşıldığına göre âyet, Allah’a ve peygamberlerine böylesine (önceki âyette belirtildiği şekilde) iman etmiş olanlara müjde vermekte ve onların da Allah katında sıddîklar ve şehidlerle beraber bulunacaklarını veya onlar gibi değerli olduklarını belirtmektedir. Cümlenin ana yapısı konusunda bu yaklaşıma sahip olan müfessirlerin çoğu, âyetin lafzî karşılığı “Onlar sıddîklar ve şehitlerdir” şeklinde olduğu için, bu ifadeye “Onlar sıddîkların ve şehidlerin mertebesindedir” mânasını vermiştir; bir kısmı ise “Her mümin bir sıddîktır, bir şehiddir” veya “Her mümin bir sıddîktır ve –Bakara sûresinin 143. âyetinde belirtildiği anlamda– bir tanıktır” yorumunu yapmıştır (farklı bir bağlamda “sıddîklar ve şehidlerle beraber olmak”tan söz eden bir ifade için bk. Nisâ 4/69). Diğer bir yaklaşıma göre ise birinci cümlenin ikinci kısmı müstakil bir cümle olup şöyle bir mâna taşımaktadır: “Rableri katındaki şehidlere gelince, mükâfatları ve nurları onları beklemektedir.” Bu anlayışa sahip müfessirlerin bir kısmı buradaki şehid kelimesini meşhur anlamıyla açıklarken, bazıları “tanık” anlamından hareketle “maksat –Nisâ sûresinin 41. âyetinde belirtildiği üzere– ümmetlerinin lehinde ve aleyhinde tanıklık edecek peygamberlerdir” demişlerdir. Burada geçen nur kelimesi de genellikle 12. âyetteki anlamıyla açıklanmıştır. Âyette Allah’a imanın yanında peygamberlere imandan söz edilmek suretiyle samimi bir mümin olmak için Allah’tan mesaj getiren bütün elçilere inanmanın ön şart olduğu belirtilmekte, sadece mensup oldukları dinin peygamberine iman edenlerin ilâhî din fikriyle çelişen bir ilke hatası yapmış olacaklarına îmada bulunulmaktadır (İbn Atıyye, V, 265-266; Râzî, XXIX, 231-232; Şevkânî, V, 201).
Hadîd Suresi 19. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'a iman eden ve aralarında hiçbir ayrım yapmadan resullerine iman edenler var ya, işte onlar sıddıklar (sözü, özü doğru kimseler) ve Rableri katında şehitlerdir. Onlar için hazırlanmış çok değerli mükâfat vardır. Kıyamet günü nurlarını önlerinde ve sağlarında koşarken görürsün. Yüce Allah'ı ve resullerini küfredenler, resulümüze indirdiğimiz ayetlerimizi yalanlayanlara gelince; işte onlar cehennem ehlidir. Kıyamet günü oraya girecek, orada ebedî kalacak ve oradan hiçbir şekilde çıkamayacaklardır.