Önceki ayet· 5:33Sonraki ayet· 5:35

Mâide Suresi 34. Ayet· 5:34

↗ Mâide suresi
Medeni
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُواْ مِن قَبۡلِ أَن تَقۡدِرُواْ عَلَيۡهِمۡۖ فَٱعۡلَمُوٓاْ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٞ رَّحِيمٞ
Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ancak, onları yakalamanızdan önce tevbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki Allah, bağışlar ve merhamet eder
Elmalılı Hamdi Yazır
Ancak kendilerini yakalamanızdan önce tevbe edenler başka. Bilin ki Allah, çok bağışlayan ve çok merhamet edendir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Ancak onları gücünüz altına almadan önce tövbe edenler olursa biliniz ki, Allah Gafûr ve Rahîm'dir.
Süleyman Ateş
Ancak sizin onları (yenip) ele geçirmenizden önce tevbe edenler olursa bilin ki Allah, bağışlayandır, esirgeyendir (tevbe edenleri affeder).
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.8%
İngilizce
Except for those who return [repenting] before you apprehend them. And know that Allah is Forgiving and Merciful
Fransızca
excepté ceux qui se sont repentis avant de tomber en votre pouvoir: sachez qu'alors, Allah est Pardonneur et Miséricordieux
İspanyolca
Pero quienes se arrepientan antes de ser apresados [y se entreguen voluntariamente] sepan que Dios es Perdonador, Misericordioso
Rusça
Исключением являются те, которые раскаялись и вернулись до того, как вы получили власть над ними. Знайте же, что Аллах - Прощающий, Милосердный
Endonezce
Kecuali orang-orang yang bertobat sebelum kamu dapat menguasai mereka; maka ketahuilah, bahwa Allah Maha Pengampun, Maha Penyayang
Bengalce
কিন্তু যারা তোমাদের গ্রেফতারের পূর্বে তওবা করে; জেনে রাখ, আল্লাহ ক্ষমাকারী, দয়ালু।
Çince
惟在你们能惩罚他们之前已经悔罪的人,你们须知安拉对于他们是至赦的,是至慈的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey devlet yetkilileri!- Savaşçılardan yakalanmadan önce tövbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki yüce Allah, tövbeden sonra çok bağışlayan ve merhamet edendir. Onlardan cezayı kaldırması yüce Allah'ın merhametindendir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
33- Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan ve yeryüzünde fesada çalışanların cezası, ancak öldürülmeleri veya asılmaları yahut ellerinin ve ayaklarının çaprazlama kesilmesi ya da yer(lerin)den sürülmeleridir. Bu onlar için dünyada bir zillettir. Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır. 34- Ancak elinize geçirmezden önce tevbe edenler müstesnadır. Bilin ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir. 33. “Allah’a ve Rasûlüne karşı savaşan”; Bunlar Allah Rasulü’ne karşı açıktan açığa düşmanlık gösteren, yeryüzünde küfür, haksız yere öldürme, malları alma ve yollarda korku salma sureti ile fesad çıkartan kimselerdir. Meşhur olan görüşe göre bu âyet-i kerime kasaba ve çöllerde insanların önlerini kesip mallarını gasbeden, onları öldüren ve onları korkutan yol kesiciler (eşkıya) hakkındadır ki insanlar, bu yol kesicilerin bulundukları yolları izlemekten kaçınırlar ve böylece bu yollar işlemez hale gelir. İşte Yüce Allah had uygulanması esnasında böylelerinin cezasının, sözü geçen hususlardan birisi olduğunu haber vermektedir. Müfessirler bu cezalar konusunda ihtilaf etmişlerdir: Bunlardan birisini seçmede muhayyerlik var mıdır ve yönetici ya da naibi her bir yol kesici hakkında zikredilen cezalardan maslahata uygun gördüğünü uygulayabilir mi? Ki ayetin zahirinden anlaşılan böyle olacağıdır. Yoksa cezaları, işledikleri suçlara göre mi olacaktır; zira işledikleri her bir suç için adaletli bir karşılık vardır ki ayetteki hikmet buna delalet etmektedir ve Allah’ın hikmetine uygun olan da budur. Şöyle ki eğer hem cana kıyar hem de mala el koyarlarsa öldürülmeleri ve asılmaları gerekir. Tâ ki teşhir edilip rezil olsunlar ve başkaları da ibret alarak bu işten vazgeçsin. Eğer sadece adam öldürmüş, ama mal almamış iseler yalnızca öldürülmeleri kesinlik kazanır. Eğer mal alıp kimseyi öldürmemiş iseler çaprazlama olarak el ve ayaklarının kesilmesi gerekir ki bu durumda sağ el ile sol ayakları kesilir. Şâyet insanlara korku salmış olmakla birlikte kimseyi öldürmemiş ve mal da almamış iseler sürgün edilirler ve tevbe ettikleri açıkça ortaya çıkıncaya kadar herhangi bir şehirde barınmalarına izin verilmez. İbn Abbas radıyallahu anhuma’nın da önder ilim adamlarının bir çoğunun da -teferruata dair hususlardaki farklılık ile birlikte- kanaati budur. “Bu” ibretli ceza “onlar için dünyada bir zillettir” rezilliktir ve utanç sebebidir. “Âhirette ise onlara büyük bir azap vardır.” İşte bu, yol kesiciliğin dünyada horlanıp rezil olmaya âhirette de azap görmeye sebep teşkil eden en büyük günahlardan olduğunun delili olup bu işi yapanın, Allah’a ve Rasûlüne karşı savaş açmak olduğunu göstermektedir. Böyle bir suçun büyüklüğü bu olduğuna göre yeryüzünün bu bozgunculardan arındırılması, yollarda yolcuların öldürülmemesi, mallarının alınmaması ve gidip gelenlerin korkutulmaması için gerekli önlemlerin alınıp emniyetin sağlanması en büyük iyiliklerden ve en üstün itaatlerden olduğu ortaya çıkmaktadır. Yine bu, yeryüzünü ıslah etmek demekti, zira zıddı, yeryüzünde fesad çıkarmaktır. 34. “Ancak elinize geçirmezden önce” bu savaş açanlardan “tevbe edenler müstesnadır. Bilin ki Allah Ğafûrdur, Rahîmdir.” Yani Allah böyle birisinden öldürülmek, asılmak, elinin ve ayağının çaprazlama kesilmesi, sürgüne gönderilme gibi kendi hakkını düşürür. Aynı şekilde yol kesicinin önce kâfir iken sonra İslâm’a girmesi üzerindeki kul hakkını da düşürür. Eğer yol kesen kişi müslüman ise üzerindeki öldürme ve mal alma şeklindeki kul hakları düşmez. Âyetin mefhumu, yol kesenin ele geçirilmesinden sonra tevbe etmesinin, hiçbir cezasını düşürmeyeceğine delildir. Buradaki hikmet açıkça anlaşılmaktadır, (yani tevbesinin samimi olması zayıf bir ihtimaldir). Tevbenin, yol kesenin ele geçirilmesinden önce olması halinde bu, ona yol kesenlere uygulanan haddin uygulanmasına engel teşkil ettiğine göre diğer günahlarda kişi, ele geçirilmeden önce vazgeçip tevbe ederse, hakkında söz konusu olan hadlerin bağışlanması öncelikle söz konusu olur.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tefsirlerde bu âyetlerin nüzûl sebebi hakkında farklı rivayetler vardır. Buhârî ve Müslim’in naklettikleri bir hadise göre Ukül ve Ureyne kabilelerinden bir grup insan Medine’ye gelerek müslüman olmuşlar, daha sonra da Hz. Peygamber’e buranın havası kendilerine iyi gelmediği için hastalandıklarını bildirmişlerdi. Resûlullah da onları zekât olarak toplanmış olan beytülmâl develerinin otlatıldığı yere gönderdi; beslenme ve tedavi maksadıyla develerden yararlanmalarını tavsiye etti. Onlar da Hz. Peygamber’in tavsiyelerini uyguladılar. Fakat bir süre sonra sağlıklarına kavuşunca İslâm’dan dönerek çobanı ağır işkencelerle öldürdüler, develeri de sürüp götürdüler. Hz. Peygamber olayı haber alınca arkalarından adam gönderip onları yakalattı ve çobana yaptıkları işkencenin aynısını kısas yoluyla kendilerine uygulanmasını emretti (Buhârî, “Tefsîr”, 5/5; “Diyât”, 22; Müslim, “Kasâme”, 9). Olay üzerine bu âyetler inmiş, Allah ve resulüne isyan edip onların buyruklarına karşı savaş açan ve yeryüzünde fesat çıkaranların cezalarının âyette açıklandığı şekilde olacağını bildirerek Hz. Peygamber’in verdiği cezayı kaldırmıştır. Ancak bazı müfessirler, âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan Hz. Peygamber’in –suçları ne olursa olsun– insanları bu şekilde cezalandırmasını sağ duyunun kabul edemeyeceğini, bu rivayetlerin âhâd rivayetler olduğunu ve hangi maksatla ortaya atıldığının bilinmediğini, oysa bu âyetlerin yukarıdan beri devam eden İsrâiloğulları’yla ilgili âyetlerin devamı mahiyetinde olduğunu söylemişlerdir. Yahudiler Hz. Peygamber’le yapmış oldukları antlaşmaları sürekli olarak bozmuşlar ve düşmanla işbirliği yaparak müşrikleri müslümanların aleyhine kışkırtmışlardı. Onların bu hareketleri Allah ve resulüne karşı savaş kabul edilmiş ve âyette geçtiği şekilde cezalandırılmışlardır (Râzî, XI, 214; Ateş, II, 514). Nitekim Medine yahudilerinden Nadîroğulları, hicretin 4. yılında antlaşmaları bozarak Hz. Peygamber’e suikast hazırladıkları için yurtlarından sürülmüş; 5. yılında ise Ahzâb Savaşı’nda düşmanla işbirliği yapan Kurayzaoğulları’nın erkekleri öldürülmüş, kadınları ve çocukları esir edilmiştir (İbn Sa‘d, Tabakāt, II, 57-59, 74-78). Âyetin bağlam ve üslûbu bu görüşü destekler gözükmektedir. Çünkü bir önceki âyette “Bir cana kıymaya veya yeryüzünde fesat çıkarmaya karşılık olmaksızın kim bir kimseyi öldürürse bütün insanları öldürmüş gibi olur” buyurulmaktadır. Bu âyetlerde de yeryüzünde fesat çıkaranlara dünya ve âhirette verilecek ceza belirtilmekte, tövbe edenlerin ise affedilecekleri bildirilmektedir. Ancak “sebebin hususi olması hükmün umumi olmasını engellemez” kuralından hareketle bu âyetlerin kapsadığı hükümlerin genel olduğunu söylemek mümkündür. Nitekim, İsrâiloğulları’yla ilgili olan bir önceki âyetle haksız yere bir kişinin öldürülmesini bütün insanların öldürülmesi gibi telakki ederek öldürme olayını insanlığa karşı işlenmiş suç sayan Kur’an bu âyetlerde de silâhlı eşkıyalığı ve yol kesiciliği, halkın huzurunu kaçırdığı ve düzeni bozduğu için, devlete (Allah ve resulüne) karşı işlenmiş büyük bir suç olarak görmüş ve caydırıcı cezalar getirmiştir. Allah ve resulüne savaş açanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlardan maksat, insanların Allah inancını sarsmaya ve yıkmaya yönelik faaliyetlerde bulunan, Allah ve resulünün koyduğu ilkelere karşı düşmanca tavır alıp meşrû nizama karşı çıkan; hırsızlık, eşkıyalık ve kanunsuzluk yapan, yol kesip insanlara korku salan, halkın emniyet ve asayişini bozup canlarına, mallarına veya namuslarına tecavüz eden şahıslar veya bu fiilleri örgütlenerek yapanlardır. Âyette kullanılan kelimeden hareketle İslâm hukukunda bu suç “hırâbe” olarak adlandırılmıştır (bilgi için bk. Ali Bardakoğlu, “Eşkıya”, DİA, XI, 463-466; a.mlf., “Yol Kesme”, İFAV Ans., IV, 499). Bunlar gayri müslimlerden olabileceği gibi müslümanlardan da olabilir. Fesat çıkarılan yerden maksat ise İslâm devletinin hükümran olduğu yurt veya yönetimiyle antlaşma yaptığı ülkelerdir. İslâm, getirmiş olduğu inanç ve ahlâk sistemine karşı düşmanca tavır almaya müsaade etmediği gibi yeryüzünde fesat çıkararak gerek çevrenin gerekse meşrû devlet düzeninin bozulmasına da izin vermez. Zira o, sadece insanların değil, aynı zamanda çevrenin ve ekolojik dengenin de korunmasını, böylece insanların huzurlu ve mutlu bir hayat yaşayabilmelerini hedefler. Uygulamada bazı görüş ayrılıkları olmakla birlikte İslâm bilginlerinin çoğunluğuna göre silâhlanıp açıktan devlete baş kaldıran ve eşkıyalık yapan kimseler yalnızca adam öldürmüş iseler idam edilirler. Hem adam öldürmüş hem de soygun yapmış iseler öldürülür ve asılırlar. Sadece soygun yapıp terör havası estirenlerin bir elleriyle bir ayakları çapraz olarak kesilir. Yalnızca terör havası estirmiş, fakat soygun yapmamış olanlar sürgün edilirler. Bir başka yoruma göre ise âyette öngörülen cezalar suçun çeşidine ve niteliğine göre sıralanmış olmayıp içlerinden birinin seçilmesi istenmiştir; devleti yönetenler benimsenen ceza siyasetine göre bu cezalardan uygun gördüğü birini tercih edebilecektir (Elmalılı, III, 1664). Sürgünü hapis cezası olarak yorumlayanlar da vardır. Onlara göre eşkıyayı yaşadığı belde veya ülkeden uzaklaştırmak şeklinde sürgün etmek çare değildir. Çünkü eşkıya sürgün edildiği yerde de aynı terörü yapıp oradaki insanları da huzursuz edebilir. Yurt dışına, gayri müslim bir ülkeye sürgün edilmesi ise başka problemlere yol açabilir. Bu sebeple böyle terör havası estirip insanları huzursuz eden kimseleri hapsetmek daha uygundur. Bu durumda suçlu serbest hareket edemeyeceği için sanki dünyadan sürgün edilmiş gibi olur (Elmalılı, III, 1665). Eşkıya yaptıklarına pişman olup da kendiliğinden teslim olduğu takdirde âyetin zâhirine göre yukarıdaki cezaların tamamı düşer. Müfessir ve hukukçu Şevkânî, kanaatini bu şekilde açıkladıktan sonra sahâbenin uygulamasının da böyle olduğunu ifade eder (bk. II, 44). Ancak gerek müfessirlerin çoğunluğu gerekse hukukçular, konuyla ilgili diğer âyetleri de göz önünde bulundurarak bu durumda âmme hukukuyla ilgili cezaların düşeceği fakat kısas ve tazminat gibi ferdî hakların saklı olduğu kanaatindedirler. Hak sahipleri isterlerse ceza talebinde bulunabilirler, isterlerse affederler (Râzî, XII, 218; Elmalılı, III, 1667; Ebüssuûd, III, 32). Eşkıyanın devlet güçleri tarafından yakalandıktan sonra yaptıklarına pişman olup tövbe etmesi yukarıdaki cezaların hiçbirini düşürmez. Bu âyetleri geleneksel tefsirlerden tamamen farklı olarak “eşkıyanın gücünü yok etmek” şeklinde mecaz anlamına göre yorumlayanlar da vardır. Bu yorumun sahibi olan Muhammed Esed’e göre gramer açısından 33. âyetteki “öldürülme, asılma, kesilme, sürülme” mânalarına gelen fiiller geleneksel tefsirlerde belirtilen hükümlerin çıkarılmasına elvermez. Ayrıca âyet şer‘î bir hüküm olarak alındığı takdirde suçluların yeryüzünden sürülmeleri de problem olarak ortaya çıkmaktadır. Bazı müfessirler –Kur’an’da arz (yeryüzü) kelimesinin sınırlı bir anlamda kullanıldığının örneği olmadığı halde– bunu “İslâm topraklarından çıkarılmaları” şeklinde yorumlarken, bir kısmı da “yer altında bir zindana hapsedilmeleri” şeklinde yorumlayarak bu problemi aşmaya çalışmışlardır. Bunun yanında Kur’an’ın kitlesel asılma ve imhaya işaret eden aynı fiilleri Allah’ın düşmanı Firavun’un ağzından (Meselâ bk. A’râf 7/124) müminlere karşı bir tehdit olarak nakletmesi de yine bu âyetlerden anılan şer‘î hükümleri çıkarmaya engeldir. Bu sebeple geleneksel yorumlar –sahipleri büyük ve saygın şahsiyetler dahi olsalar– mutlaka reddedilmelidir. Âyet okunması gerektiği şekilde okunduğu takdirde burada bir durum tesbitinin yapılmış olduğu yani bunun “Allah’a karşı savaş açanların hak ettikleri cezanın kaçınılmazlığının bir ifadesi” olduğu ortaya çıkar. Esed’in ifadesiyle, âyette geçen bütün ifadeleri tam anlamıyla dikkate alan tek yorum şöyle özetlenebilir: “Onların ahlâkî yükümlülüklere düşmanlıkları, bütün dinî/mânevî değerlerini kaybetmelerine yol açar ve sonuçta düştükleri uyumsuzluk ve sapıklık, aralarında dünyevî kazanç ve güç uğruna hiç bitmeyen bir çatışmayı teşvik eder; birbirlerinden çok sayıda insan öldürürler ve birbirlerine büyük ölçüde işkence eder ve sakat bırakırlar ve sonuçta bütün bir toplum silinip gider veya Kur’an’ın belirttiği gibi, yeryüzünden sürülürler” (I, 195). Bu yorum tarihî verilere, ilmî usullere ve te’vil kurallarına uygun düşmemektedir. Zira herhangi bir sözün mecazi anlamda yorumlanabilmesi için bazı kurallar vardır. Bunların başında o sözün hakiki anlamda kullanılmasına engel olan bir karîne ile mecazi anlamda kullanıldığını gösteren bir alâka bulunması gerekmektedir. Oysa burada âyetlerin hakiki anlamında değerlendirilmesine hiçbir engel yoktur. Ayrıca haydutların ve teröristlerin idam edilmesi mâsumların kitlesel imhasına kıyas edilemez. Öte yandan arz kelimesinin Kur’an’da sınırlı bir anlamda kullanılmasının örneği de vardır (bk. Nisâ 4/97).
Mâide Suresi 34. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey devlet yetkilileri!- Savaşçılardan yakalanmadan önce tövbe edenler bunun dışındadır. Biliniz ki yüce Allah, tövbeden sonra çok bağışlayan ve merhamet edendir. Onlardan cezayı kaldırması yüce Allah'ın merhametindendir.