Ancak küfürlerinden ve zulümlerinden sonra Allah'a dönenler ve amellerini düzeltenler var ya, işte onlar müstesnadır. Muhakkak ki Allah, kullarından tövbe eden kimseleri bağışlar ve onlara merhamet eder.
86- Peygamberin hak olduğuna şehadet edip de kendilerine apaçık deliller gelmiş iken imanlarından sonra küfre giren bir topluluğa Allah nasıl hidâyet versin ki? Allah zalimler topluluğuna hidâyet vermez. 87- İşte böylelerinin cezası; Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların lanetinin üzerlerine olmasıdır. 88- Onlar onun içinde ebediyyen kalacaklardır. Onların ne azabı hafifletilir ve ne de onlara süre tanınır. 89- Ancak bundan sonra tevbe edenler ve ıslâh edenler müstesnâdır. Çünkü Allah çok bağışlayıcıdır, pek merhametlidir. 90- Şüphesiz imanlarından sonra kâfir olan, sonra küfürlerini daha da artıranların tevbeleri asla kabul edilmez. İşte onlar sapmış olanların tâ kendileridir. 91- Şüphesiz küfre girip de kâfir olarak ölenler, yeryüzü dolusu altını fidye olarak verseler bile hiçbirinden asla kabul edilmez. İşte onlar için acıklı bir azap vardır, onların hiçbir yardımcıları da yoktur.
86-88. İmanı öğrenen, imana giren, peygamberin hak olduğuna şahitlik eden, bütün bunlardan sonra imanlarını bozarak, arkalarını dönerek ökçeleri üzere gerisin geri dönen bir topluluğa Allah’ın hidâyet vermesi çok mu çok uzaktır! Çünkü bunlar hakkı öğrenmişler ve reddetmişlerdir. Diğer taraftan bu durum ve nitelikte olan kimseleri hiç şüphesiz Yüce Allah, ceza olmak üzere kalplerini tersyüz etmek ve baş aşağı çevirmekle cezalandırır. Çünkü böyle bir kimse hakkı bilmiş ve terk etmiş, batılı tercih etmiştir. Allah da onu kendisine yöneldiği şeye yönlendirmiştir. “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti” böyle kimselerin üzerindedir ve onlar lanet ve azapta ebediyen kalacaklardır. “Onların ne azabı hafifletilir ne de onlara süre tanınır.” Allah’ın emri gelecek olursa onlara mühlet verilmez. Çünkü Yüce Allah öğüt alacak kimsenin öğüt alacağı kadar bir süre onlara ömür vermişti. Üstelik uyarıcı peygamber de gelmiştir onlara.
89-91. Diğer taraftan Yüce Allah, küfür ve günahlarından tevbe edip kusurlarını ıslah eden kimseleri bu tehditten istisna etmektedir. Allah, onların işledikleri günahları bağışlayacak ve geçmişteki hatalarını affedecektir. Ancak kâfir olup da küfrü üzere ısrar eden, ölünceye kadar da küfrünü artırmaktan başka bir şey yapmayanlar ise hidâyet yolundan sapmış ve bedbahtlık yolunu izlemiş kimselerdir. Böylece onlar bu acı verici azabı hak etmişlerdir. Allah’ın azabına karşı kimse onlara yardım edemeyecektir. Hatta fidye verip kurtulmak kastı ile yeryüzü dolusu kadar altını harcamaya kalkışsalar bile bunun onlara faydası olmayacaktır. Küfürden ve küfrün şubelerinden Allah’a sığınırız.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İslâm’da günah işleyenlere bir daha dönüşü olmayan bir yola girmiş ve tamamıyla dışlanmış insanlar olarak bakılmadığı ve yüce Allah’ın –işledikleri günahın ağırlığı ne olursa olsun– kullarına karşı ne kadar bağışlayıcı ve merhametli olduğu bu âyette çok açık bir biçimde ifade edilmiştir. 86-88. âyetlerde tasvir edilen günah ve cezadan sonra “tövbe” kapısının hâlâ açık olduğunun belirtilmesi, müslümanlara insanlar arası ilişkilerde de bağışlama ve hoşgörünün yaygınlaştırılmasında başkalarına örnek olma ödevini yüklemektedir. Şu var ki büyük günahı işleyen kişilere tövbe kapısının açılması zâhiren pişmanlık belirtmelerinin istenmesi demek değildir. Nitekim âyette “Ama bundan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenler başka” buyurulmuş ve tövbenin samimi olduğunun iyi davranışlarla ortaya konması istenmiştir. Buna göre beşerî ilişkilerde de kusurlu tarafın bağışlanma ve hoşgörülme beklentisi içine girerken kendisine düşen vecîbeleri ihmal etmemesi, kuru kuruya bir özür dileme ile yetinmeyip duyduğu üzüntü ve pişmanlığı hal ve hareketleriyle ortaya koyması gerekir.
Ancak küfürlerinden ve zulümlerinden sonra Allah'a dönenler ve amellerini düzeltenler var ya, işte onlar müstesnadır. Muhakkak ki Allah, kullarından tövbe eden kimseleri bağışlar ve onlara merhamet eder.