Önceki ayet· 8:32Sonraki ayet· 8:34

Enfâl Suresi 33. Ayet· 8:33

↗ Enfâl suresi
Medeni
وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعَذِّبَهُمۡ وَأَنتَ فِيهِمۡۚ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ مُعَذِّبَهُمۡ وَهُمۡ يَسۡتَغۡفِرُونَ
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Oysa, sen içlerinde iken Allah onlara azabetmez. Onlar bağışlanma dilerlerken de elbette Allah azab edecek değildir
Elmalılı Hamdi Yazır
Halbuki sen içlerinde iken Allah, onlara azab edecek değildi. İstiğfar ettikleri sürece de Allah onlara azab edecek değildir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Oysaki, sen onların içinde iken Allah onlara azap etmeyecekti. Onlar, af dileyip dururken de Allah onlara azap etmezdi.
Süleyman Ateş
Oysa sen onların içinde bulundukça Allah, onlara azab edecek değildi ve onlar istiğfar ederlerken (içlerinde istiğfar edenler var iken) de Allah, onlara azab edecek değildi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.8%
İngilizce
But Allah would not punish them while you, [O Muhammad], are among them, and Allah would not punish them while they seek forgiveness
Fransızca
Allah n'est point tel qu'Il les châtie, alors que tu es au milieu d'eux. Et Allah n'est point tel qu'il les châtie alors qu'Ils demandent pardon
İspanyolca
Pero Dios nunca los castigaría estando tú [¡oh, Mujámmad!] entre ellos, ni tampoco mientras haya quienes Le pidan perdón
Rusça
Аллах не стал подвергать их мучениям, пока ты находился среди них, и Аллах не стал подвергать их мучениям, пока они молили о прощении
Endonezce
Tetapi Allah tidak akan menghukum mereka, selama engkau (Muhammad) berada di antara mereka. Dan tidaklah (pula) Allah akan menghukum mereka, sedang mereka (masih) memohon ampunan
Bengalce
অথচ আল্লাহ কখনই তাদের উপর আযাব নাযিল করবেন না যতক্ষণ আপনি তাদের মাঝে অবস্থান করবেন। তাছাড়া তারা যতক্ষণ ক্ষমা প্রার্থনা করতে থাকবে আল্লাহ কখনও তাদের উপর আযাব দেবেন না।
Çince
你在他们中间的时候,安拉是不会惩治他们的,他们正在求饶的时候,安拉也不致于惩治他们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Muhammed! Sen onların arasında hayatta olduğun müddetçe, ister sana iman etmiş ümmetinden olsunlar yahut davet ümmetinden olsunlar; Allah ümmetini kökünden yok edecek bir azapla yok edecek değildir. Senin onların arasında bulunman, azap edilmelerine karşı onlar için bir güvence ve emandır. Onlar günahlarından dolayı Allah'tan mağfiret dilerken de Allah onlara azap edecek değildir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
31- Onlara âyetlerimiz okunduğu zaman:“Duyduk, eğer istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir” demişlerdi. 32- Hani (yine) şöyle demişlerdi: “Ey Allahım! Eğer bu (Kur'ân), gerçekten senin katından (indirilmiş) hak (bir kitap) ise artık bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder.” 33- Halbuki sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir. Onlar istiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildir. 34- Onlar (müminleri) Mescid-i Haram’dan alıkoydukları halde Allah onlara ne diye azap etmesin ki? Hem onlar onun velileri de değildirler. Onun velileri ancak takvâ sahipleridir. Fakat onların çoğu bilmez. 31. Yüce Allah, Rasûlünü yalanlayanların inadını açıklama sadedinde şöyle buyurmaktadır:“Onlara” Rasûlümüzün getirdiklerinin doğruluğuna delalet eden “âyetlerimiz okunduğu zaman: Duyduk, eğer istesek biz de bunun benzerini elbette söyleriz. Bu, eskilerin efsanelerinden başka bir şey değildir, demişlerdi.” Bu, onların aşırı inatlarından ve zulümlerinden dolayı idi. Çünkü Yüce Allah, Kur’an’ın benzeri bir sûre meydana getirmelerini ve Allah’tan başka güçlerinin yettiği herkesi de yardıma çağırmalarını söylerek onlara meydan okumuştu. Onlar ise buna güç yetiremedikleri için acizlikleri açıkça ortaya çıkmıştı. İşte böyle bir sözü söyleyen kimsenin bu iddiası, elbette vakıanın yalanladığı boş bir iddiadan ibarettir. Üstelik Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in okuma yazma bilmeyen ümmi bir kimse olduğu ve eskilerin haberlerini araştırmak üzere yolculuğa da çıkmadığı herkesçe bilinmektedir. İşte bu peygamber, önünden de arkasından da batılın kendisine asla erişemediği, hikmeti sonsuz ve her türlü hamde layık olan Allah tarafından indirilmiş bu değerli kitabı getirmiştir. 32. “Hani (yine) şöyle demişlerdi: “Ey Allahım! Eğer” Muhammed’in kendisine davet ettiği “bu (Kur'ân), gerçekten senin katından (indirilmiş) hak (bir kitap) ise artık bizim üzerimize gökten taş yağdır yahut bize can yakıcı bir azap gönder.” Onlar, bu sözlerini kendi batıllarının kesin olarak doğru olduğunu kabul ederek ve bu durumda ne söylenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar cahil oldukları için söylemişlerdi. Eğer onlar, birtakım şüphelerden ve göz boyamalardan ibaret batılları hakkında basiret sahibi ve onun doğruluğundan yana emin olmalarını gerektirecek bir seviyede olsalardı bile kendileri ile tartışan ve haklı tarafın kendisi olduğunu ileri süren birine:“Eğer hakkı getiren sen isen haydi bizi ona ulaştır” demeleri, onlar hakkında daha iyi ve zulümleri için de daha örtücü olurdu. Ancak onlar:“Ey Allahım! Eğer bu (Kur'ân), gerçekten senin katından (indirilmiş) hak (bir kitap) ise...” dediler ki sırf bu sözleri ile onların akılsız, ahmak, cahil ve zalim oldukları da anlaşılmış oldu. 33. Üstelik Yüce Allah, eğer derhal onları cezalandırmış olsaydı onlardan geriye hiç kimse kalmazdı. Ancak Yüce Allah, Rasûlünün aralarında bulunması sebebi ile onlara gelecek olan azabı kaldırmış ve şöyle buyurmuştur:“Halbuki sen içlerinde iken Allah onlara azap edecek değildir.” Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in onların aralarında buluması, onlar için azaba karşı bir güvenlik sebebi idi. Onlar, bu sözü herkesin gözü önünde açıkça söylemelerine rağmen bu sözlerinin ne kadar çirkin olduğunu da biliyorlar ve söylediklerinin başlarına gelmesinden de çekiniyorlardı. Bu yüzden de Yüce Allah’tan mağfiret diliyorlardı. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Onlar istiğfar ederlerken de Allah onlara azap edecek değildir” buyurmaktadır. Bu da azabı gerektiren sebepleri işlemelerine rağmen başlarına azabın gelmesini engelleyen bir sebeptir. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 34. “Onlar (müminleri) Mescid-i Haram’dan alıkoydukları halde Allah onlara ne diye azap etmesin ki?” Yani onların, Allah’ın azabına uğramalarına engel olacak ne var ki? Zira onlar, azabı gerektiren işleri yapıyorlar ki bu da insanları, özellikle de Peygamber’i ve onun ashabını Mescid-i Haram’dan alıkoymaktır. Halbuki Peygamber ve ashabı, Mescid-i Haram’a onlardan daha layıktırlar. Bu yüzden Yüce Allah:“Hem onlar” yani müşrikler “onun velileri de değildirler.” buyurmaktadır. Buradaki “onun” zamirinin Yüce Allah’a ait olması ihtimali vardır. Yani onlar, Allah’ın velisi/dostu olmaya layık kimseler değildirler. Bu zamir, Mescid-i Haram’a da ait olabilir. Buna göre mana şöyle olur: Onlar, Mescid-i Haram’ın velisi, yani ona layık ve ehil kimseler değildirler. “Onun velileri ancak takvâ sahipleridir.” Onlar da Allah’a ve Rasûlüne iman eden, Allah’ı tevhid edip yalnızca O’na ibadet eden ve dinlerini sadece O’na halis kılan kimselerdir. “Fakat onların çoğu bilmez.” Bundan dolayı da başkalarının kendilerine göre çok daha layık olduğu bir hususta hak iddiasında bulunmuşlardır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müşrikler Kur’an’ın gerçek bir vahiy ürünü ve Allah’ın kitabı olmadığı konusundaki iddialarını, kitabın dili, içeriği veya –farzımuhal– varsa hatalarını ortaya koyarak kanıtlamak yerine, Allah’ın kanunlarına ve âdetine aykırı taleplerde bulunma yolunu seçtiler. Planlarına göre bu talepleri yerine gelmezse kitabın Allah’tan gelmediği, dinin de hak olmadığı ortaya çıkmış olacaktı. Allah İslâm’ı, kıyamete kadar bütün insanlığa son bir çağrı olarak göndermişti. İnsanların, inanmadıkları takdirde helâk olma korkusundan değil, mâkul buldukları ve ihtiyaçlarına cevap verdiği için ona iman etmelerini istemişti. Bu ilâhî irade müşriklerin isteklerine ters düşüyordu, dilekleri hemen kabul edilemezdi. Bu genel ilke dışında kısmen veya toptan imha eden felâketlerle cezalandırmayı iki şey daha engellemekteydi: 1. Hz. Peygamber’in içlerinde, aynı topluluk ve şehir içinde olması. 2. Müşriklerin inatlarından vazgeçerek tövbe etmeleri, hak dini kabul ederek bağışlanmayı dilemeleri ihtimali. Hz. Peygamber’in dünyadan ayrılmasından sonra da ya kâfirlerin imana gelip tövbe etmeleri veya bunların çocuklarının hidayete ermesi ihtimali açık bulunduğundan âyetteki istiğfar, fiilen yapılanın yanında “devamlı olan istiğfar ihtimali” olarak da anlaşılmış, bu doğrultudaki bazı rivayetlere dayanılarak felâketlerle cezalandırmanın hiç olmayacağı ileri sürülmüştür (İbn Kesîr, III, 589-590; Elmalılı, III, 2398-9). Ancak müşriklerin gökten taş yağması veya kendilerini toptan imha edecek bir felâket gönderilmesi dışında kısmen imha edecek felâketlerle veya başka şekillerde cezalandırılmaları hem bu âyete hem de ilâhî irade ve âdete aykırı değildir. Peygamberimiz Medine’ye göç edince müşrikler birinci güvenceyi kaybetmiş oldular. Geriye iman ve tövbe kaldı, buna sarılanlar kurtuldular; inkârlarında ısrar edenler ise dünyada yenilerek, esir düşerek, yaralanıp ölerek cezalandırıldılar, âhirette de cehenneme girerek ceza göreceklerdir. Bütün bu açıklamalar peşin hükümle zihinleri perdelenmemiş insanları şu sonuca götürmektedir: Kur’an Allah katından gelmiştir, bunu ispat etmek için gökten taş yağdırmaya gerek yoktur.
Enfâl Suresi 33. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Muhammed! Sen onların arasında hayatta olduğun müddetçe, ister sana iman etmiş ümmetinden olsunlar yahut davet ümmetinden olsunlar; Allah ümmetini kökünden yok edecek bir azapla yok edecek değildir. Senin onların arasında bulunman, azap edilmelerine karşı onlar için bir güvence ve emandır. Onlar günahlarından dolayı Allah'tan mağfiret dilerken de Allah onlara azap edecek değildir.