Önceki ayet· 47:18Sonraki ayet· 47:20

Muhammed Suresi 19. Ayet· 47:19

↗ Muhammed suresi
Medeni
فَٱعۡلَمۡ أَنَّهُۥ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ وَٱسۡتَغۡفِرۡ لِذَنۢبِكَ وَلِلۡمُؤۡمِنِينَ وَٱلۡمُؤۡمِنَٰتِۗ وَٱللَّهُ يَعۡلَمُ مُتَقَلَّبَكُمۡ وَمَثۡوَىٰكُمۡ
Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yerleri bilir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bil ki, Allah'tan başka tanrı yoktur; kendinin, inanmış erkek ve kadınların günahlarının bağışlanmasını dile. Allah, gezip dolaştığınız ve duracağınız yerleri bilir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ey Muhammed! Bil ki, Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. Hem kendi günahın için, hem de mümin erkekler ve mümin kadınlar için Allah'tan bağışlanma dile. Allah, sizin gezip dolaştığınız yeri de duracağınız yeri de bilir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah'tan başka tanrı olmadığını kuşkusuzca bil! Hem kendi günahın için hem de mümin erkeklerle mümin kadınlar için af dile. Allah sizin, dönüp dolaşacağınız yeri de varıp ulaşacağınız yeri de bilir.
Süleyman Ateş
Allah'tan başka tanrı olmadığını bil ve kendi günahın, inanan erkeklerin ve inanan kadınların günahı için (Allah'tan) mağfiret dile. Allah, dönüp dolaşacağınız yeri ve varıp duracağınız yeri bilir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
So know, [O Muhammad], that there is no deity except Allah and ask forgiveness for your sin and for the believing men and believing women. And Allah knows of your movement and your resting place
Fransızca
Sache donc qu'en vérité il n'y a point de divinité à part Allah et implore le pardon pour ton péché, ainsi que pour les croyants et les croyantes. Allah connaît vos activités (sur terre) et votre lieu de repos (dans l'au-delà)
İspanyolca
Debes saber que no hay nada ni nadie con derecho a ser adorado salvo Dios, e implórale el perdón de tus faltas y las de los creyentes y las creyentes. Dios conoce bien lo que hacen dentro y fuera de sus hogares
Rusça
Знай же, что нет божества, кроме Аллаха, и проси прощения за свой грех и за верующих мужчин и верующих женщин. Аллах знает о ваших передвижениях и вашей обители
Endonezce
Maka ketahuilah, bahwa tidak ada tuhan (yang patut disembah) selain Allah, dan mohonlah ampunan atas dosamu dan atas (dosa) orang-orang mukmin, laki-laki dan perempuan. Dan Allah mengetahui tempat usaha dan tempat tinggalmu
Bengalce
জেনে রাখুন, আল্লাহ ব্যতীত কোন উপাস্য নেই। ক্ষমাপ্রার্থনা করুন, আপনার ক্রটির জন্যে এবং মুমিন পুরুষ ও নারীদের জন্যে। আল্লাহ, তোমাদের গতিবিধি ও অবস্থান সম্পর্কে জ্ঞাত।
Çince
你应当知道,除安拉外,绝无应受崇拜的,你应当为你的过失而求饶,并应当为众信士和众信女而求饶。安拉是全知你们的活动和归宿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Yakinen bil ki, Allah'tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Kendi günahlarının, Mümin erkeklerin ve Mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını Yüce Allah'tan dile! Muhakkak ki Allah, sizin gündüzlerinizde ne yaptığınızı da gecelerinizde duracağınız yerlerinizi de bilir. Bundan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- O halde Allah’tan başka hiçbir (hak) ilâh olmadığını bil ve hem kendi günahın için, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için mağfiret dile. Allah dönüp dolaştığınız yeri de barındığınız yeri de bilir. 19. Kalbin ikrarda bulunması, neyi istediğini bilmesi ve bildiğinin anlamını kavraması, ilmin/bilmenin gerçekleşmesi için kaçınılmaz şartlardandır. Bunun mükemmeliği ise bildiği gereğince amelde bulunmaktır. İşte Yüce Allah’ın burada emrettiği ilim/bilme, Allah’ı tevhid etme ilmi olup her bir insan için farz-ı ayndır. Kimden olursa olsun bu ilmi elde etme mükellefiyeti asla düşmez. Herkes bu ilmi bilmek zorundadır. Allah’tan başka hak ilâh olmadığını bilmek, birkaç yolla mümkündür: 1. Bunların ilki hatta en büyüğü, Allah’ın kemâline, azamet ve celâline delalet eden isimleri, sıfatları ve fiilleri üzerinde iyice düşünmektir. Çünkü bunlar üzerinde düşünmek, Yüce Allah’ı sevip yegane ilah bellemeyi, her türlü hamde, övgüye, celâle ve cemale layık olan kâmil Rabbe ibadet/kulluk etme uğrunda olanca gayretini ortaya koymayı gerektirir. 2. Yaratan ve bütün yaratıkların işlerini idare edenin yalnızca Yüce Allah olduğunu bilmek ki bu sayede yegane ilâhın da O olduğu bilinir. 3. Dinî ve dünyevî, gizli ve açık bütün nimetleri verenin yalnızca Allah olduğunu bilmek. Bu da kalbin O’na bağlanmasını, O’nu sevmesini, başka bir şeyi O’na ortak koşmaksızın yalnızca O’nun ilâh edinilmesini gerektirir. 4. O’nun, kendisini tevhid eden ve tevhidin gereklerini uygulayan gerçek dostlarına ihsan etmiş olduğu mükâfatlar, yardım, zafer ve dünyevî nimetleri; diğer taraftan kendisine ortak koşan düşmanlarına verdiği cezaları düşünmek. Bu da Yüce Allah’ın tek başına ibadetin her türlüsüne layık olduğunu bilmeyi gerektirir. 5. Allah ile birlikte kendisine ibadet edilen ve ilâh edinilen putların ve Allah’a ortak koşulan diğer varlıkların vasıflarını, bunların her yönden eksik, aciz, varlıkları itibari ile muhtaç, kendilerine de kendilerine ibadet edenlere de fayda sağlayamayacak, hiçbir zararı önleyemeyecek, öldüremeyecek, diriltemeyecek, ölümden sonra hiçbir varlığı diriltemeyecek, kendilerine ibadet edenlere yardım edemeyecek, bir hayrı sağlamak yahut bir şerri önlemek gibi zerre ağırlığı kadar dahi olsa onlara hiçbir fayda veremeyecek olduklarını bilmek. Zira bunu bilmek, Allah’tan başka hiçbir ilâh olmadığını, O’nun dışındaki bütün varlıkların ilâhlıklarının da batıl olduğunu bilmeyi gerektirir. 6. Allah’ın göndermiş olduğu bütün kitaplar, bu hususta ittifak halindedir ve söz birliği halinde bu gerçeği ifade etmişlerdir. 7. Ahlâk, akıl, görüş, doğruluk ve bilgi itibari ile bütün insanların en mükemmelleri ve mahlukatın en seçkinleri olan peygamberler, rasûller ve rabbânî âlimler, Allah’ın uluhiyetine tanıklık etmişlerdir. 8. Allah’ın, tevhide en açık şekilde delil teşkil olarak ortaya koyduğu âfâkî (dış dünyadaki) ve enfusî (iç dünyadaki) delilleri bilmek. Zira bunlar, lisan-ı halleri ile yani Allah’ın kendilerinde tevdi etmiş olduğu ince sanatı, harikulâde hikmeti ve yartılıışlarındaki eşsizlik ile tevhidi ilan etmektedirler. İşte bunlar, Yüce Allah’ın kendileri vasıtası ile kulları kendisinden başka hiçbir hak ilâhın bulunmadığını bilip kabul etmeye davet ettiği, Kitab-ı keriminde açıkladığı ve tekrar ettiği yollardır. Kul, bunların sadece birisi üzerinde bile dikkatle düşünecek olursa mutlaka bu hususta kat’i ve kesin bir bilgiye sahip olur. Peki ya birbirini destekleyen, ittifak eden ve tevhide açıkça delalet eden bütün bu deliller bir arada bilinip düşünülecek olursa ne olur?! İşte o zaman iman ve ilim, kulun kalbine öyle bir yerleşir ki artık bu iman sapasağlam dağlar gibi olur. Şüpheler ve gerçeği olmayan kanaatler onu sarsamaz. Batıl ve şüphelerin tekrarlanması, onun sadece gelişmesini ve kemalini artırır. Hele pek büyük delile ve en büyük gerçeğe dikkat edilecek olursa -ki bu Kur’ân-ı Kerîm’in üzerinde dikkatle düşünmek, âyetleri üzerinde dikkatle durmaktır- işte bu, tevhid bilgisini elde etmenin en büyük kapısıdır. Bu yolla elde edilen tafsilâtlı bilgiler ve onun esaslarına dair malumat, başka hiçbir yolla elde edilmez. “Hem kendi günahın için, hem de mü’min erkeklerle mü’min kadınlar için mağfiret dile.” Yani tevbe, bağışlanmak için dua etmek, günahları silen iyilikleri işlemek, günahları terk etmek, işlenen suçları affetmek vb. gibi mağfiret sebeplerini yerine getirmek sureti ile Allah’tan, günahının bağışlanmasını iste. Aynı zamanda mü’minler için de bağışlanma dile. Çünkü imanları sebebi ile onların, erkek kadın her müslüman üzerinde birtakım hakları vardır. Bu hakların arasında onlara dua etmek ve günahlarının bağışlanmasını istemek de vardır. Onlar için günahların ve cezalarının silinmesini kapsayan mağfiret dileme emredildiğine göre bunun kaçınılmaz bir gereği olarak kul, onlara samimiyetle öğüt vermeli, kendisi için istediği hayırlı şeyleri onlar için de istemeli, kendisi için hoşlanmadığı kötülüklerden onlar için de hoşlanmamalı, onlar için hayırlı olan şeyleri onlara emretmeli, zararlı olan şeylerden de onları sakındırmalıdır. Kötülük ve kusurlarını affetmeli, kalplerinin birbirlerine kaynaşmasını sağlayacak şekilde bir araya gelmelerine gayret göstermelidir. Düşmanlık ve ayrılığa götüren ve böylelikle günah ve masiyetlerinin çoğalmasına sebep teşkil eden kinlerin de aralarından kalkmasına çalışmalıdır. “Allah dönüp dolaştığınız yeri” tasarruflarınızı, hareketlerinizi, gidiş ve gelişinizi “ve barındığınız yeri” karar kılacağınız yeri “de bilir.” O, ister hareket halinde olun ister hareketsiz olun, her durumunuzu bilir ve durumunuzun karşılığını da en mükemmel ve eksiksiz bir şekilde verecektir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Peygamber’in şahsında insanlara dinin özü olan tevhid kelimesi bir daha hatırlatılmakta ve herkes, kıyamet gelip çatmadan günahlardan tövbe etmeye, Allah’tan af dilemeye davet edilmektedir. Bunu da geciktirmeden yapmak gerekir; çünkü biraz sonra ne yapacağını ve nerede olacağını hiçbir kimse bilemez. Peygamberler mâsumdurlar; ümmetlerine örnek olacakları için Allah onları günah işlemekten korumuştur, hatalarını da zamanında tashih ederek kalıcı olmasını engellemiştir. İslâm inancının önemli bir ilkesi olan ismet (peygamberlerin mâsumluğu), Hz. Peygamber’in günah işlediğini kabul etmemizi engellemektedir. Bu sebeple âyette geçen “Günahının... bağışlanmasını dile!” cümlesini bu inanç esası çerçevesinde anlamlandırmak gerekmektedir. Yapılan yorumlar şöyledir: 1. Sözün muhatabı Hz. Peygamber olmakla beraber asıl hedef ümmettir. 2. Hz. Peygamber tevazu gereği kendi hata ve günahından bahseder ve devamlı Allah’tan af diler olduğu için bu güzel davranışa uygun bir ifade kullanılmıştır. 3. Hz. Peygamber için günah olan veya onun günah saydığı şey, sıradan insanlar için tabii ve mubah olan davranışlardır. Nitekim kendisi şöyle buyurmuştur: “Kalbimin perdelendiği oluyor ve ben günde yüz defa Allah’tan af ve mağfiret diliyorum” (Müslim, “Zikr”, 41). Burada “perdelenme” diye çevirdiğimiz kelime, “Allah’ı anma ve hatırda tutma konusundaki kesiklik” olarak açıklanmıştır. Yani Hz. Peygamber her an Allah şuuru içinde yaşamaktadır, bu şuurda anlık kesintileri günah sayıp onlara da tövbe etmektedir. 4. Tabâtabâî Mîzân isimli tefsirinde (XVIII, 258, 274) farklı bir yorum yapmış, burada geçen “zenb” kelimesinin günah değil, suç mânasında olduğunu, Mekke müşrikleri nezdinde Hz. Peygamber ve müminler suçlu ve ölüme mahkûm olduklarından bu durumun ortadan kalkması ve onlara karşı kesin bir zafer için rabbine dua etmesi istendiğini ileri sürmüş, bu sûreden sonra gelecek olan Fetih sûresinin başında açıklanan “fetihle zenbin ortadan kaldırılması” arasındaki sebep-sonuç ilişkisini de delil olarak kullanmıştır. Hz. Peygamber’den, bütün müminler için Allah’tan af dilemesinin istenmesi, onun şefaat yetkisinin bir delili olarak da değerlendirilmiştir.
Muhammed Suresi 19. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Yakinen bil ki, Allah'tan başka hakkıyla ibadete layık hiçbir ilah yoktur. Kendi günahlarının, Mümin erkeklerin ve Mümin kadınların günahlarının bağışlanmasını Yüce Allah'tan dile! Muhakkak ki Allah, sizin gündüzlerinizde ne yaptığınızı da gecelerinizde duracağınız yerlerinizi de bilir. Bundan hiçbir şey O'na gizli kalmaz.