O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
O'na inanmayanlar, acele olmasını beklerler; inananlar ise korku ile titrerler ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bilin ki kıyamet günü hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler
Elmalılı Hamdi Yazır
O'na inanmayanlar kıyametin çabuk gelmesini istiyorlar. İnananlar ise O'ndan korkarlar ve O'nun hak olduğunu bilirler. İyi bilin ki, kıyamet saati hakkında tartışanlar derin bir sapıklık içindedirler.
Yaşar Nuri Öztürk
Ona inanmayanlar onun çabucak gelmesini isterler. İman edenlerse ondan ürperirler ve bilirler ki o haktır. Dikkat edin, kıyamet saati hakkında tartışıp duranlar, geri dönüşü olmayan bir sapıklığın tam içindedirler.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ona inanmayanlar, onun çabuk gelmesini isterler. İnananlar ise ondan korkarlar ve onun gerçek olduğunu bilirler. İyi bil ki, o sa'at hakkında tartışanlar, uzak bir sapıklık içine düşmüşlerdir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.3%
İngilizce
Those who do not believe in it are impatient for it, but those who believe are fearful of it and know that it is the truth. Unquestionably, those who dispute concerning the Hour are in extreme error
Fransızca
Ceux qui n'y croient pas cherchent à la hâter; tandis que ceux qui croient en sont craintifs et savent qu'elle est la pure vérité. Et ceux qui discutent à propos de l'Heure sont dans un égarement lointain
İspanyolca
Quienes no creen en ella exigen que se adelante. Pero, en cambio, los creyentes sienten temor de ella y saben que es una verdad. ¿No es evidente que quienes discuten sobre cuándo será la Hora [del Juicio] están en un error profundo
Rusça
Торопят с ним те, которые не веруют в него. А верующие трепещут перед ним и знают, что он является истиной. Воистину, те, которые препираются по поводу Часа, находятся в далеком заблуждении
Endonezce
Orang-orang yang tidak percaya adanya hari Kiamat meminta agar hari itu segera terjadi, dan orang-orang yang beriman merasa takut kepadanya dan mereka yakin bahwa Kiamat itu adalah benar (akan terjadi). Ketahuilah bahwa sesungguhnya orang-orang yang membantah tentang terjadinya Kiamat itu benar-benar telah tersesat jauh
Bengalce
যারা তাতে বিশ্বাস করে না তারা তাকে তড়িৎ কামনা করে। আর যারা বিশ্বাস করে, তারা তাকে ভয় করে এবং জানে যে, তা সত্য। জেনে রাখ, যারা কেয়ামত সম্পর্কে বিতর্ক করে, তারা দূরবর্তী পথ ভ্রষ্টতায় লিপ্ত রয়েছে।
Ona (kıyamet gününe) iman etmeyenler, onun çabuk kopmasını isterler. Çünkü onlar hesaba, sevaba ve de cezaya iman etmezler. Allah'a iman edenler ise oraya dönüşlerinden ve orada olacakların sonucundan korktukları için ondan korku içindedirler. Kesin olarak biliyorlar ki, gerçekten onda hiçbir şüphe yoktur. Bilesiniz ki kıyamet hakkında münakaşaya kalkışanlar ve meydana gelmesi hakkında şüpheye düşürmeye çalışanlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.
17- Hak ile Kitabı ve mizanı/adaleti indiren, Allah'tır. Ne biliyorsun belki de kıyamet yakındır. 18- O (kıyamete) iman etmeyenler, onun çabucak gelmesini isterler. İman edenler ise ondan yana korku içindedirler ve onun kesinlikle hak olduğunu bilirler. Bilin ki kıyamet hakkında tartışanlar, elbette uzak bir sapıklık içindedirler.
17. Yüce Allah, indirmiş olduğu delil ve belgelerin, hayır niteliğini taşıyan herkesin kabul edebileceği şekilde açık ve seçik olduğunu söz konusu ettikten sonra, bunların asıl dayanaklarını ve temelini, hatta bütün kullara ulaştırmış olduğu delillerin dayandığı asıl dayanağı ve kaideyi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:“Hak ile Kitabı ve mizanı/adaleti indiren, Allah'tır.” Kitab’dan kasıt bu Kur’ân-ı Azîmdir. Bu hak ile inmiş; hakkı, doğruyu ve kesin bilgiyi ihtiva eden bir kitaptır. Bütün ayetleri, tüm ilâhî maksatlara ve dini inançlara dair apaçık birer delildir. Bu Kitap en güzel meseleleri ve en açık delilleri ihtiva eder. Mîzân ise adalet, doğru kıyası ve ağır basan aklî kanaati göz önünde bulundurmak demektir. İster dış dünyadaki, ister nefislerdeki olsun, bütün aklî deliller, şer’î kanaatler, münasebetler, illetler, hükümler ve hikmetler, bu Mizan’ın kapsamı içerisindedir. Yüce Allah, onu kulları arasına bizzat kendisinin kabul ve reddettiği hususları onunla ölçüp tartmaları, onun sayesinde hem bu Kitabın verdiği haberlerin doğruluğunu hem de rasûllerin bildirdiklerinin doğruluğunu anlamaları için indirmiştir. Bu ikisinin -Kitap ile Mizanın- dışında kalıp da hüccet, burhan, delil veya benzeri ibarelerle dillendirilen hususlar, batıl ve çelişkilidir. Bunların temelleri bozuk, binaları ve dalları da çürüktür. Nitekim meseleleri ve onların kaynaklarını inceleyip araştıran, tercihe şayan delille böyle olmayanı birbirinden ayırt edebilen ve şüphelerle deliler arasındaki farkı algılayabilen kimseler, bunu iyi bilir. Ama süslü ifadelere ve tesyüz edilmiş lafızlara aldanan ve basireti esas maksat olan manaya ulaşamayanlara gelince onlar, bu işin ehli olmadıkları gibi bu alanda at koşturacak kimseler de değildirler. Böylelerinin muvafakatı da muhalefeti de birdir, bir şey ifade etmez. Daha sonra Yüce Allah, Kıyameti inkâr edip onun çabucak kopmasını isteyenleri korkutarak:“Ne biliyorsun belki de kıyamet yakındır” buyurmaktadır. Yani onun vakti, uzaklığı ve ne zaman kopacağı bilinmemektedir. Onun gerçekleşmesi, her zaman beklenir ve onun gerçekleşeceğinden her zaman korkulur.
18. “O (kıyamete) iman etmeyenler” inat ve yalanlamak maksatı ile ve Rablerini âciz bırakacaklarını zannederek “onun çabucak gelmesini isterler. İman edenler ise ondan yana korku içindedirler.” Ona iman ettiklerinden ve o Kıyamet günü amellerin karşılıklarının verileceğini bildiklerinden dolayı ondan korkarlar. Bu korkmaları da Rablerini tanımaları, amellerinin kendilerini kurtaracak ve mutluluğa eriştirecek seviyede olamayacağından çekinmeleri dolayısıyladır. Bundan dolayı Yüce Allah:“Ve onun kesinlikle hak olduğunu bilirler” buyrmaktadır. Yani onun hak olduğunda hiç bir şüphe yoktur. Onun hakkında en ufak bir tereddüt de söz konusu değildir. “Bilin ki kıyamet hakkında tartışanlar” onun hakkında şüpheye düştükten sonra bir de peygamberlerle ve onlara uyanlarla onun ispatı hakkında tartışanlar, “elbette” haktan son derece “uzak bir sapıklık içindedirler.” Gerçek anlamı ile kalınacak yurt olan, ebediyen kalınmak üzere ve sonu gelmez bir ebedilik için yaratılmış olan âhiret yurdunu yalanlamaktan daha uzak bir sapıklık olabilir mi? Bu yurt, amellerin karşılığının verileceği yurttur. Allah orada adalet ve lütfunu açıkça ortaya koyacaktır. Bu dünya yurdu, ona nispetle bir yolcunun, mola verip dinlendiği daha sonra oradan ayrılıp terk ettiği bir ağaç gölgesi gibidir. Bu yurt, bir geçiş yeridir, kalınacak yer değildir. İşte âhireti inkâr edenler, gelip geçici olan bu fani yurdu, gözleri ile görüp ona şahit olduklarından dolayı kabul etmişlerdir. Ama ilâhî kitapların haber verdiği, insanlar arasında en mükemmel akla, en derin ilme, en ileri zeka ve kavrayışa sahip olan şerefli rasûller ile onlara uyanlar tarafından tevatür ile nakledilen haberlerin gerçekleşeceğini bildirdiği âhiret yurdunu ise yalanladılar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kitab kelimesiyle peygamberlere indirilen ilâhî mesajlar bütününün (İbn Atıyye, V, 31; Zemahşerî, III, 401) veya Kur’an-ı Kerîm’in (Taberî, XXV, 20) kastedildiği yorumları yapılmıştır; Hadîd sûresinin 25. âyeti birinci yorumu teyit etmektedir.
“Ölçü ve denge” diye tercüme edilen kelimenin âyetteki karşılığı mîzândır. Bu kelime birçok âyette “tartı” anlamında kullanılmıştır. Bu bağlamda ise müfessirlerin çoğunluğu tarafından “adalet” mânasında anlaşılmıştır. Bazı müfessirler bu kelime için, “ilâhî kitaplarda insanın yapması gerekenlerle ilgili olarak açıklananlar yani davranış ölçüleri”, bazıları da “kulluk çağrısına uymanın ödüllendirilmesi ve Allah’a başkaldırmanın cezalandırılması” yorumunu yapmışlardır (Şevkânî, IV, 608). Âyetin bağlamı ve konuya ilişkin başka âyetler ışığında bu kelime “ölçü, denge, denge kanunu, iyiyi kötüden doğruyu eğriden ayırt etme yeteneği, davranışları değerlendirme kriteri, adalet duygusu” gibi mânalarla da açıklanabilir. Adaleti gerçekleştirme, düzgün biçimde ölçmek ve değerlendirmekle mümkün olduğuna göre, bunu sağlamak için maddî varlıklarda tartı âletine, mânevî konularda ise akıl ve ruhun belli donanımlarına, varlık ve olaylar arasında gerekli dengeyi kuracak muhakeme gücüne ihtiyaç vardır (İbn Atıyye, V, 31; “adalet” hakkında bilgi için bk. Nisâ 4/58, 135; A‘râf 7/159, 181; Nahl 16/90).
Yüce Allah’ın kitabı indirmesi, ölçü ve dengeyi var etmesinden bahsedilmesinin âyetin sonundaki şu cümleye fikrî hazırlık amacı taşıdığı anlaşılmaktadır: “Kıyamet vakti belki de çok yakın!” Buna göre âyetin anlamı şu olmaktadır: Evreni yaratan, ilâhî bildirimlerde bulunan, ölçü ve dengeyi var eden yüce yaratıcının böylesine bir düzeni gayesiz, boş yere kurmuş olması düşünülemez; bilinmeli ki bu dünyada yapılıp edilenlerin ölçülüp değerlendirileceği ve sonuçlarının görüleceği bir gün mutlaka gelecektir. Birçok âyet bu yorumu desteklemektedir. Zemahşerî ise âyetin başı ve sonu arasındaki bağı şöyle açıklar: Kıyamet, öldükten sonra dirilmek, hesap gününün gelmesi ve adaletin icrası için tartıların işletilmesi demektir; şu halde âyette âdeta “Allah size, hesaba çekileceğiniz, amellerinizin tartılıp herkese hak ettiğinin verileceği gün gelmeden önce adalet ve eşitlikle muamele etmenizi ve dinlerin gereklerine uymanızı buyurdu” denmektedir (III, 401). “Nereden bileceksin?” anlamındaki ifade muayyen bir kişiye hitap olmayıp âyetin bütün muhataplarını kıyamet gerçeği üzerinde düşünmeye çağırmaktadır (İbn Âşûr, XXV, 68-69).
Ona (kıyamet gününe) iman etmeyenler, onun çabuk kopmasını isterler. Çünkü onlar hesaba, sevaba ve de cezaya iman etmezler. Allah'a iman edenler ise oraya dönüşlerinden ve orada olacakların sonucundan korktukları için ondan korku içindedirler. Kesin olarak biliyorlar ki, gerçekten onda hiçbir şüphe yoktur. Bilesiniz ki kıyamet hakkında münakaşaya kalkışanlar ve meydana gelmesi hakkında şüpheye düşürmeye çalışanlar haktan uzak bir sapıklık içindedirler.