Önceki ayet· 22:16Sonraki ayet· 22:18

Hac Suresi 17. Ayet· 22:17

↗ Hac suresi
Medeni
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُواْ وَٱلَّذِينَ هَادُواْ وَٱلصَّـٰبِـِٔينَ وَٱلنَّصَٰرَىٰ وَٱلۡمَجُوسَ وَٱلَّذِينَ أَشۡرَكُوٓاْ إِنَّ ٱللَّهَ يَفۡصِلُ بَيۡنَهُمۡ يَوۡمَ ٱلۡقِيَٰمَةِۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَيۡءٖ شَهِيدٌ
Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Doğrusu, inananlar ve yahudiler, sabiiler, hıristiyanlar, mecusiler, ortak koşanlar arasında, kıyamet günü Allah kesin hüküm verecektir. Doğrusu Allah herşeye şahiddir
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Şüphesiz o iman edenler, yahudi olanlar, sabiîler (yıldıza tapanlar), hıristiyanlar, ateşe tapanlar ve (Allah'a) eş koşanlar (yok mu?) Allah, kıyamet günü bunların arasını şüphesiz ayıracaktır. Çünkü Allah her şeyi hakkıyla görüp bilendir.
Yaşar Nuri Öztürk
İman edenler, Yahudiler, Sâbiîler, Hıristiyanlar, Mecusîler ve şirke sapanlar arasında Allah, kıyamet günü ayrım yapacaktır. Allah, her şey üzerine Şehîd'dir, tanıktır.
Süleyman Ateş
İnananlar, yahudiler, sabiiler, hırıstiyanlar, mecusiler ve (Allah'a) ortak koşanlar... Allah, kıyamet günü bunlar arasında hüküm verecek(haklıyı haksızı ortaya çıkaracak)tır. Şüphesiz Allah, her şeye şahidtir!
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.7%
İngilizce
Indeed, those who have believed and those who were Jews and the Sabeans and the Christians and the Magians and those who associated with Allah - Allah will judge between them on the Day of Resurrection. Indeed Allah is, over all things, Witness
Fransızca
Certes, ceux qui ont cru, les Juifs, les Sabéens [les adorateurs des étoiles], les Nazaréens, les Mages et ceux qui donnent à Allah des associés, Allah tranchera entre eux le jour du Jugement, car Allah est certes témoin de toute chose
İspanyolca
El Día de la Resurrección Dios juzgará sobre las diferencias entre los seguidores de la fe [del Islam], del judaísmo, del sabeísmo, del cristianismo, los adoradores del fuego y los idólatras. Dios es testigo de todas las cosas
Rusça
В День воскресения Аллах рассудит между верующими, исповедующими иудаизм, сабиями, христианами, огнепоклонниками и многобожниками. Воистину, Аллах является Свидетелем всякой вещи
Endonezce
Sesungguhnya orang-orang beriman, orang Yahudi, orang Sabiin, orang Nasrani, orang Majusi dan orang musyrik, Allah pasti memberi keputusan di antara mereka pada hari Kiamat. Sungguh, Allah menjadi saksi atas segala sesuatu
Bengalce
যারা মুসলমান, যারা ইহুদী, সাবেয়ী, খ্রীষ্টান, অগ্নিপুজক এবং যারা মুশরেক, কেয়ামতের দিন আল্লাহ অবশ্যই তাদের মধ্যে ফায়সালা করে দেবেন। সবকিছুই আল্লাহর দৃষ্টির সামনে।
Çince
信道者、犹太教徒、萨比安人、基督教徒、拜火教徒,以及以物配主者,复活日安拉必定要为他们判决,安拉确是万物的见证者。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu ümmetten Allah'a iman edenler, Yahudiler, Sâbiiler (bazı peygamberlere tabi olan topluluklar), Hristiyanlar, ateşe ve putlara tapanlar hakkında Yüce Allah kıyamet gününde hükmedecek, Mümin olanlar cennete diğerleri ise cehenneme gireceklerdir. Şüphesiz ki Yüce Allah, kullarının bütün söz ve fiillerine şahittir. Bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna göre onlara karşılıklarını verecektir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
17- İman edenler, yahudiler, sabiîler, hristiyanlar, Mecusiler/ateşperestler ve müşrikler var ya muhakkak Allah, kıyamet gününde bunların aralarında hükmedecektir. Şüphesiz Allah her şeye şahittir. 18- Görmez misin mi ki göklerde ve yerde olan herkes, güneş, ay, yıldızlar, dağlar, ağaçlar, hayvanlar ve insanlardan bir çoğu Allah’a secde ederler? Onlardan birçoğuna da azap hak olmuştur. Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek hiç kimse yoktur. Şüphesiz Allah dilediğini yapar. 19- Bu iki sınıf, Rableri hakkında tartışan iki hasımdırlar. Kâfirlere gelince onlar için ateşten elbiseler biçilir ve başlarının üzerinden kaynar su dökülür. 20- (Öyle ki) o suyla karınlarında ne varsa eritilir, derileri de. 21- Onlar için demir sopalar da vardır. 22- (Yaşadıkları) acıdan dolayı oradan çıkmak istedikleri her seferinde oraya geri döndürülürler ve onlara: “Yakıcı ateşin azabını tadın” denir. 23- Allah, iman edip salih ameller işleyenleri ise altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır. Onlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler. Oradaki giyecekleri de ipektir. 24- Onlar (Allah tarafından) hem güzel söze ulaştırılmışlardır, hem de Hamîd olanın yoluna ulaştırılmışlardır. 17. Yüce Allah, yeryüzünde çeşitli dinlere mensup kimseleri, kendilerine kitap verilmiş olanları, mü’minleri, yahudileri, hristiyanları, sabiileri, mecusileri ve müşrikleri söz konusu ederek bunların tümünü kıyamet gününde bir araya getireceğini ve aralarında adaletli hükmünü vererek hak yolda mı batıl peşinde mi olduklarını ortaya çıkaracağını haber vermekte ve tespit etmiş olduğu, yazdığı ve şahit olduğu amellerinin karşılığını kendilerine vereceğini bildirmektedir. Bundan dolayı Yüce Allah, âyet-i kerimenin sonunda:“Şüphesiz Allah her şeye şahittir” buyurmaktadır. Daha sonra Yüce Allah, bu çeşitli din mensupları arasında vereceği hükmü ayrıntılı olarak açıklayarak şöyle buyurmaktadır: 19. “Bu iki sınıf, Rableri hakkında tartışan iki hasımdırlar.” Yani her birisi kendisinin haklı olduğunu iddia etmektedir. “Bunlar Rab’leri hakkında davalaşan iki hasımdırlar.” Her birisi haklı olduğunu iddia etmektedir. “Kâfirlere gelince” Bu; yahudi, hristiyan, mecusi, sabiî ve müşrik olan bütün kâfirleri kapsar “onlar için ateşten elbiseler biçilir.” Yani onlara katrandan elbiseler dikilir ve bu elbiseler de ateşe verilir. Bundan maksat da bütün yönleri ile azabın onları kuşatmasıdır. 20. “Başlarının üzerinden” son derece “kaynar su dökülür.” Bu son derece kaynar su ile “karınlarında” et, yağ ve bağırsak gibi her “ne varsa” bu suyun aşırı sıcaklığından dolayı “eritilir.” 21. “Onlar için demir sopalar da vardır.” Bu demir sopalar, oldukça sert ve haşin meleklerin ellerinde bulunacak ve onlar da kâfirlere bu demir sopalarla vurup onları perişan edeceklerdir. 22. “(Yaşadıkları) acıdan dolayı oradan çıkmak istedikleri her seferinde oraya geri döndürülürler.” Azapları bir süre olsun hafifletilmez, onlara herhangi bir süre de verilmez. Azarlanmaları maksadı ile de:“Yakıcı ateşin” yani kalpleri ve bedenleri kavuran o ateşin “azabını tadın” denilir. 23. “Allah, iman edip salih ameller işleyenleri ise altlarından ırmaklar akan cennetlere koyacaktır.” Bilindiği gibi iman edip salih amel işleme vasfı, ancak bütün kitaplara ve bütün peygamberlere iman eden müslümanlar hakkında söz konusudur, başkaları buna dahil değildir. “Onlar orada altın bileziklerle ve incilerle bezenirler.” Erkekleri de kadınları da altın bilezikler takınırlar. “Oradaki giyecekleri de ipektir.” Böylelikle mazhar olacakları nimetler, tam ve eksiksiz olacaktır: Cennetlerde bulunan oldukça lezzetli ve çeşit çeşit yiyecekler, akıp duran ırmaklar -ki bunlar sudan, sütten, baldan ve şaraptan ırmaklardır-, ayrıca çeşitli elbiseler ve mükemmel zinet eşyaları… bütün bunlar mazhar olacakları nimetlerin eksiksiz olacağını göstermektedir. Bu bunları sağlayan sebep ise şudur: 24. “Onlar hem güzel söze” en faziletlisi ve en güzeli ihlâs kelimesi (lâ ilâhe illallah, kelime-i tevhid) olan ve Allah’ın zikrini içeren yahut da Allah’ın kullarına ihsan ve iyilik mahiyetinde bulunan tüm güzel sözlere “ulaştırılmışlardır. Hem de Hamîd yola/Hamîd’in yoluna ulaştırılmışlardır.” Hamid, yani övgüye layık, güzel yola (İslam’a) iletilmişlerdir. Çünkü şeriatın bütünü, hikmetlidir, övgüye layıktır, onun emrettikleri güzel, yasak kıldıkları ise çirkindir. Bu şeriat herhangi bir kusur ve aşırılık içermeyen faydalı bilgiyi ve salih ameli kapsayan dindir. Mana şöyle de olabilir: Onlar Hamid (her türlü hamde layık) olan Allah’ın yoluna iletilmişlerdir. Çünkü Yüce Allah, çoğunlukla “yol”u kendisine izafe ederek zikretmektedir. Bunun sebebi ise bu yolun, izleyenini Allah’a ulaştırmasıdır. Burada Allah'ın “Hamîd” güzel isminin anılışı, onların hidâyete, Rablerine hamdleri ve O’nun onlara ihsan etmiş olduğu lütuf sebebi ile nail olduklarını açıklamak içindir. Bundan dolayı cennette şöyle dua edeceklerdir:“Bizi buna ulaştıran Allah’a hamd olsun. Allah bizi buna ulaştırmasaydı kendiliğimizden buna ulaşamazdık.”(el-Araf, 7/143) 18. Yüce Allah, (iki hasım taraftan bahseden) âyet-i kerimeler arasında (18. âyet-i kerimede) bütün yaratıkların, göklerde ve yerde bulunan her şeyin, güneşin, ayın, yıldızların, dağların, ağaçların, bütün canlı varlıkların ve mü’minler demek olan “pek çok insanın” kendisine secde ettiğini söz konusu etmektedir. “Onlardan birçoğuna da azap hak olmuştur.” Küfrü ve iman etmemesi sebebi ile Yüce Allah, onları imana muvaffak kılmadığından dolayı onlar için azap kesindir. Çünkü Yüce Allah, böylelerini hakir ve küçük düşürmüştür. “Allah’ın zelil kıldığını aziz edecek hiç kimse yoktur.” O’nun dilediğini kimse reddedemez, O’nun iradesine kimse karşı çıkamaz. Bütün yaratılmışlar, Rablerine secde edip O’nun azameti önünde zilletle eğildiklerine, izzeti önünde boyun büküp O’nun uçsuz bucaksız saltanatını tanıdıklarına göre bu, yalnızca kendisinin mabud, rab, her türlü hamde layık, mutlak hükümran olduğuna delildir. Ayrıca O’na ibadeti bırakıp başkalarına ibadete yönelen kimselerin de haktan alabildiğine uzak bir şekilde sapıtmış olduğuna ve apaçık bir hüsrana ve ziyana mahkum olacağına da delildir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Farklı inanç grupları arasındaki gerçek hükmün kıyamet günü Allah tarafından verileceği hatırlatılmaktadır. Bir dinin inanç esasları ve öğretilerinin, rasyonel olmayan, akla ve bilime aykırı olan taraflarını ortak akılla bilmek ve belirlemek mümkündür. Ancak, din konusu bilim konularından farklı olduğu ve her dinde iman belirleyici bir role sahip bulunduğu için dünya hayatında, bir dinin hak olduğunu bilimsel kesinlikle ispat eden ve ortak aklın kabule mecbur olacağı bir ölçüt, bir kanıt, bir ispat aracı bulunamayacak, nihaî ve kesin hüküm âhirette Allah tarafından açıklanacaktır. Kur’an’ın sadece bu âyetinde anılan Mecûsîlik, İslâmî kaynaklarda Zerdüştîliğe verilen addır. Arapça’da çoğul anlam taşıyan mecûs kelimesinin tekili mecûsîdir. Bu kelimenin eski İran dilindeki aslı maguştur. Yunancası magos olan kelime Ârâmîce yoluyla Arapça’ya geçmiştir. Mecûsîlik ile Zerdüştîlik arasındaki ilişki hakkında farklı görüşler bulunmakla beraber, Zerdüşt’ün getirdiği doktrin ile Mecûsîlik özde birbirinden farklıdır. Milâttan önce VI. yüzyılda yaşayan Zerdüşt tek tanrılı bir inanç telkin ettiği için onun bir peygamber olduğu kanaatini taşıyanlar da vardır. Eski İran’a tevhid inancını getiren Zerdüşt, İslâmî kaynaklarda Hürmüz olarak anılan Ahura Mazda’ya ibadeti telkin etmiştir. Ahura Mazda “hakîm, her şeyi bilen rab” anlamına gelir. Zerdüşt’ün doktrininde, evrendeki maddî ve mânevî düzeni yaratan, doğa yasalarını koyan Ahura Mazda’dır. Bu sebeple bu din Mazdaizm diye de anılır. Kötülüklerin kaynağı ise Ehrimen’dir (Ehriman). İyi güçlerle kötü güçler arasında devamlı bir mücadele vardır; evrenin yaratılış amacı, yalanın ve kötülüğün hakikat tarafından yenilmesidir. Bir tarafta sağduyu, iyilik ve aydınlıktan oluşan nizam, diğer tarafta suç, kötülük ve karanlığı içinde barındıran anarşi ve fesad bulunur. İnsanın bunlar arasındaki seçimi öteki dünyada sonuç verecektir. Zira ölümden sonra diriliş ve yargılama vardır. Zerdüştîler’in kutsal kitabı, milâttan sonra V. yüzyıl civarında yazıya geçirilmiş bulunan Avesta’dır. “Hikmet, bilgi” anlamına gelen Avesta’nın dili Pehlevîce (Eski Farsça) olup ifade ve içerik bakımından anlaşılması oldukça zor bir kitaptır. Bu sebeple ona “ilim” anlamına gelen ve “Zend” adı verilen şerhler yazılmıştır. Zamanla bunların birleşmesiyle Zend-Avesta meydana gelmiştir. Bu dindeki anlayışa göre aydınlığın efendisi Ahura Mazda ile karanlığın efendisi ve şer kuvvetlerin başı şeytan Angra Mainyu (Ehrimen) arasındaki mücadeleyi Ahura Mazda kazanacak ve onun mutlak hâkimiyeti güneş gibi aydınlık olacaktır. Bu sebeple Mazdaistler (Mecûsîler) ideal temizlik ve aydınlığın sembolü olarak ateş yakarlar ve onlara “ateş yakan” anlamına “Asravan” denirdi. Onların bu geleneği müslümanların dikkatini çekmiş ve onları “ateşperest” olarak nitelendirmişlerdir. Zerdüşt’ten sonra insanlar, onun karşı çıktığı çeşitli ilâhlara tapınmaya başlamışlar, böylece çok tanrılı inançlar yaygınlık kazanmıştır. Zerdüştîlik batıya doğru yayılırken, Tahran yakınındaki Ragha merkez olmuştu. Burada Zerdüştîlik, Mecûsî (Maci) denilen bir rahip sınıfınca yönetiliyordu. Bu dönemde Zerdüşt’ün doktrininden oldukça uzaklaşılmış, kabile dinlerine ait Yazata’lar tanrı kabul edilmiş, Zerdüşt’ün yasakladığı birçok fiil işlenmeye başlamıştı. Sâsânîler devrinde (226-650), mücadele halindeki İran dinleri içinde, Zerdüştîliği yaşatan Mecûsî rahipler (mobat) üstünlük kazanınca, bu inanç Sâsânî İmparatorluğu’nun devlet dini oldu. Bu imparatorluk müslümanlar tarafından ortadan kaldırıldıktan sonra da, Mecûsî geleneğinin mobatları (din adamları) varlıklarını korudular. Mecûsîliği günümüzde yaşatmaya çalışan gruplardan İran’daki dağınık ve küçük azınlığa “Gabriler”, Hindistan’daki daha derli toplu gruba ise “Parsîler” adı verilir. Mecûsîler’in günümüzdeki sayısı 300.000 civarında tahmin edilmektedir (bilgi için bk. Kürşat Demirci, “Mecûsîlik”, İFAV Ans., III, 155-156; Günay Tümer – Abdurrahman Küçük, Dinler Tarihi, s. 107-114; Ekrem Sarıkçıoğlu, Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, s. 103-111; İbn Âşûr, XVII, 223-224). Tefsirlerde âyetteki mecûs kelimesi, genellikle “ateşe tapanlar” şeklinde açıklanmıştır; fakat bunu güneşe ve aya tapanlar, hıristiyanlardan ayrılan yahut Yahudiliğin ve Hıristiyanlığın bazı kısımlarını birleştirip alan dinî bir grup gibi mânalarla açıklayanlar da olmuştur (Şevkânî, III, 499). Klasik kaynaklarda Yemen, Bahreyn ve Arap yarımadasının kuzeydoğu bölgelerinde bazı Arap kabilelerinin Mecûsî olduklarına dair rivayetler bulunmaktadır (bk. Derveze, VII, 83; Yahudilik, Hıristiyanlık, Sâbiîlik ve bu dinlere mensup olanların İslâmî açıdan değerlendirilmesi hakkında bk. Bakara 2/62).
Hac Suresi 17. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Bu ümmetten Allah'a iman edenler, Yahudiler, Sâbiiler (bazı peygamberlere tabi olan topluluklar), Hristiyanlar, ateşe ve putlara tapanlar hakkında Yüce Allah kıyamet gününde hükmedecek, Mümin olanlar cennete diğerleri ise cehenneme gireceklerdir. Şüphesiz ki Yüce Allah, kullarının bütün söz ve fiillerine şahittir. Bunlardan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Buna göre onlara karşılıklarını verecektir.