Önceki ayet· 4:58Sonraki ayet· 4:60

Nisâ Suresi 59. Ayet· 4:59

↗ Nisâ suresi
Medeni
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓاْ أَطِيعُواْ ٱللَّهَ وَأَطِيعُواْ ٱلرَّسُولَ وَأُوْلِي ٱلۡأَمۡرِ مِنكُمۡۖ فَإِن تَنَٰزَعۡتُمۡ فِي شَيۡءٖ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمۡ تُؤۡمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلۡيَوۡمِ ٱلۡأٓخِرِۚ ذَٰلِكَ خَيۡرٞ وَأَحۡسَنُ تَأۡوِيلًا
Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ey İnananlar! Allah'a itaat edin, Peygambere ve sizden buyruk sahibi olanlara itaat edin. Eğer bir şeyde çekişirseniz, Allah'a ve ahiret gününe inanmışsanız onun halini Allah'a ve Peygambere bırakın. Bu, hayırlı ve netice itibariyle en güzeldir
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey iman edenler! Allah'a itaat edin, Peygambere de itaat edin ve sizden olan emir sahibine de itaat edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; Allah'a ve ahiret gününe gerçekten inanıyorsanız, onu Allah ve Resulüne arz edin. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Yaşar Nuri Öztürk
Ey iman sahipleri! Allah'a itaat edin. Resule ve sizin içinizden olan/sizin seçtiğiniz hüküm ve yetki sahiplerine de itaat edin. Sonra bir şeyde tartışmaya girdiniz mi, eğer Allah'a ve âhiret gününe inanıyorsanız, onu Allah'a ve resule arz edin. Böyle yapmanız hem daha hayırlı hem de sonuç bakımından daha güzeldir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Ey inananlar, Allah'a ita'at edin, Elçiye ve sizden olan buyruk sahibine ita'at edin. Eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz; -Allah'a ve ahiret gününe inanıyorsanız -onu Allah'a ve Elçiye götürün. Bu, daha iyidir ve sonuç bakımından da daha güzeldir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.6%
İngilizce
O you who have believed, obey Allah and obey the Messenger and those in authority among you. And if you disagree over anything, refer it to Allah and the Messenger, if you should believe in Allah and the Last Day. That is the best [way] and best in result
Fransızca
O les croyants! Obéissez à Allah, et obéissez au Messager et à ceux d'entre vous qui détiennent le commandement. Puis, si vous vous disputez en quoi que ce soit, renvoyez-le à Allah et au Messager, si vous croyez en Allah et au Jour dernier. Ce sera bien mieux et de meilleure interprétation (et aboutissement)
İspanyolca
¡Oh, creyentes! Obedezcan a Dios, obedezcan al Mensajero y a aquellos de ustedes que tengan autoridad y conocimiento. Si realmente creen en Dios y en el Día del Juicio, cuando tengan discrepancias remítanlas al juicio de Dios y del Mensajero, porque en ello hay bien y es el camino correcto
Rusça
О те, которые уверовали! Повинуйтесь Аллаху, повинуйтесь Посланнику и обладающим влиянием среди вас. Если же вы станете препираться о чем-нибудь, то обратитесь с этим к Аллаху и Посланнику, если вы веруете в Аллаха и Последний день. Так будет лучше и прекраснее по значению (или по исходу; или по вознаграждению)
Endonezce
Wahai orang-orang yang beriman! Taatilah Allah dan taatilah Rasul (Muhammad), dan Ulil Amri (pemegang kekuasaan)203) di antara kamu. Kemudian, jika kamu berbeda pendapat tentang sesuatu, maka kembalikanlah kepada Allah (Alquran) dan Rasul (sunahnya), jika kamu beriman kepada Allah dan hari kemudian. Yang demikian itu, lebih utama (bagimu) dan lebih baik akibatnya
Bengalce
হে ঈমানদারগণ! আল্লাহর নির্দেশ মান্য কর, নির্দেশ মান্য কর রসূলের এবং তোমাদের মধ্যে যারা বিচারক তাদের। তারপর যদি তোমরা কোন বিষয়ে বিবাদে প্রবৃত্ত হয়ে পড়, তাহলে তা আল্লাহ ও তাঁর রসূলের প্রতি প্রত্যর্পণ কর-যদি তোমরা আল্লাহ ও কেয়ামত দিবসের উপর বিশ্বাসী হয়ে থাক। আর এটাই কল্যাণকর এবং পরিণতির দিক দিয়ে উত্তম।
Çince
信道的人们啊!你们当服从安拉,应当服从使者和你们中的主事人,如果你们为一件事而争执,你们使那件事归安拉和使者(判决),如果你们确信安拉和末日的话。这对于你们是裨益更多的,这也是最美好的解释。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Allah'a iman eden ve resulüne tabi olanlar! Emrettiklerini yerine getirerek ve yasakladıklarından sakınarak Allah'a itaat edin ve resulüne itaat edin. Size günahı emretmedikleri sürece sizden olan yöneticilerinize de itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bir konuda ayrılığa düştüğünüz zaman, o konuda Allah'ın kitabına ve Peygamberinin sünnetine dönün. Sizin, Kur'an ve sünnete dönmeniz, ayrılığa düştüğünüz konuyu sürdürmenizden ve görüşlere dayalı söz söylemenizden daha hayırlı ve sonuç olarak da daha güzeldir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
58- Şüphesiz ki Allah size emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder. Gerçekten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphe yok ki Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir. 59- Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, peygambere itaat edin ve sizden olan emir sahiplerine de. Eğer Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız herhangi bir hususta anlaşmazlığa düşerseniz, onu Allah’a ve Rasûlüne götürün. Bu, hem daha hayırlı, hem de sonuç itibari ile daha güzeldir. 58. Emanetler insana emanet olarak verilen ve yerine getirilmesi, gereğine uyulması emredilen her şeydir. Yüce Allah kullarına bu emanetlerin gereklerinin tam ve eksiksiz olarak ve savsaklanmadan yerine getirilmesini emretmektedir. Bunun kapsamına İslâm devletinin kamu görevleri, mallar ve verilen sırlar girdiği gibi Allah’tan başka hiçbir kimsenin muttali olmadığı emirlerin yerine getirilmesi de girmektedir. Fukaha, bir kimseye bir emanet verilecek olursa o kimsenin emanet aldığı şeyi, onun benzeri hangi şartlarda korunuyor ise öylece koruması icab eder, demişler ve şunu eklemişlerdir: Çünkü emanetin eksiksiz olarak geri verilmesi ancak korunması ile mümkün olur. O halde emanetin gereği gibi korunması da farzdır. Yüce Allah’ın:“ehline vermenizi” ifadesi, emanetin emanet sahibinden başka hiçbir kimseye verilmeyeceğine delalet etmektedir. Eğer o emaneti sahibinden başkasına verecek olursa o emaneti ehline vermiş olmaz. Ancak emanet sahibinin vekili onun konumundadır. “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emreder.” Bu, ister öldürme ve yaralamalarda, ister mali konularda, ister ırz, namus, şeref ve haysiyet ile ilgili hususlarda olsun, ister ufak ister büyük bir mesele olsun, yine ister yakın ister uzak, ister iyi ister kötü, ister düşman ister dost hakkında olsun verilecek bütün hükümleri kapsamına alır. Allah’ın hüküm esnasında gözetilmesini emrettiği adaletten kasıt ise Yüce Allah’ın peygamberi vasıtası ile teşrî’ buyurduğu had ve hükümler gereğince hükmetmektir. Bu ise adâleti bilmeyi gerektirir. Adalet bilinmeli ki gereğince hüküm verilebilsin. Verilen bu emirler oldukça güzel ve adaletli emirler olduğundan dolayı Yüce Allah devamla:“Gerçekten Allah bununla size ne güzel öğüt veriyor! Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.” buyurmaktadır. Bu buyruklar Yüce Allah’ın kendi emir ve yasaklarından övgü ile söz edişini dile getirmektedir. Çünkü O’nun öğüt ve yasakları dünya ve âhiret maslahatlarını kapsar. Her ikisinin zararlarını da bertaraf eder. Çünkü bu hükümleri teşrî’ buyuran her şeyi işitendir, her şeyi görendir. Hiçbir şey kendisine gizli kalmayandır. Kulların maslahatlarını onların bilemeyecekleri çapta bilendir. 59. Yüce Allah hem kendisine hem de Rasûlüne itaati emretmektedir. Bu da farz ve müstehab huuslarda onların emirlerine uymak ve yasaklarından kaçınmakla olur. Yine Yüce Allah emir sahiplerine itaati de emretmektedir. Bunlar ise insanların yöneticiliğini yapan idareciler, hâkimler ve müftülerdir. Çünkü insanların din ve dünya işleri -Yüce Allah’a itaat kasdıyla ve Allah’ın nezdindeki mükâfatı arzulayarak- onlara itaat edip bağlı kalmakla mümkün olur. Ancak bunun bir şartı vardır: Bu yöneticiler Allah’a isyanı gerektiren bir emir vermemelidirler. Eğer böyle bir emir verecek olurlarsa hiç şüphesiz yaratıcıya isyanı gerektirecek hususlarda hiçbir yaratılmışa itaat edilmez. Belki de yöneticilere itaat emri verilirken “itaat edin” emrinin hazfedilişindeki sır budur. Zira bu emir Rasûle itaat ile birlikte zikredilmiştir. Çünkü Rasûl ancak Allah’a itaat olan şeyleri emreder. Ona itaat eden de Allah’a itaat etmiş olur. Emir sahibi olan yöneticilere itaatin şartı ise verdikleri emirlerin isyan olmamasıdır. Daha sonra insanların hakkında anlaşmazlığa düştükleri -ister dinin asli hükümleri ile ilgili olsun, ister fer’î hükümleri ile ilgili olsun- her bir hususu, Allah’a ve Rasûlüne yani Allah’ın kitabına ve Rasûlünün sünnetine götürmelerini emretmektedir. Çünkü bütün anlaşmazlık konularında ayırt edici hüküm onlardadır. Bu hüküm de ya onların açık ifadelerinden ya genel ifadelerinden ya bir işaretten yahut dikkat çekme ve uyarıdan, ya da mefhumdan anlaşılır yahut mananın umumundan anlaşılır ve buna benzer olan şeyler de onlara kıyas edilir. Çünkü din, Allah’ın Kitabı ve Rasûlünün sünneti üzerinde yükselir. Her ikisine iman etmeden imanın dosdoğru olması da mümkün değildir. O nedenle anlaşmazlık konularının onlara götürülmesi imanın şartıdır. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Eğer Allah’a ve âhiret gününe iman ediyorsanız” buyurmuştur. Bu da şunu göstermektedir: Anlaşmazlık konularını onlara götürmeyen bir kimse gerçek bir mü’min değildir. Aksine o - bir sonraki âyeti kerimede de söz konusu edildiği şekilde- tağuta iman eden bir kimsedir. “Bu” yani anlaşmazlık konusunun Allah’a ve Rasûlüne götürülmesi “hem daha hayırlı, hem de sonuç itibari ile daha güzeldir.” Çünkü Allah ve Rasûlünün hükümleri bütün hükümlerin en güzeli, en adaletlisi, din, dünya ve âhiret bakımından insanlara en uygun olanıdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Buradan itibaren on bir âyetin asıl konusu itaattir. “Söz tutmak, boyun eğmek, emri yerine getirmek” mânasına gelen itaat, sosyal, siyasî, hukukî, ahlâkî boyutlarıyla İslâmî hayat düzenini kuran temel kavram ve kurumlardan biridir. Bu açıdan aynı mahiyette olan emanet ve adalet kavramlarından sonra buna yer verilmiş, araya “münafıklar ve fâsıklar” gibi emre uymayanların dünya ve âhirette karşılaşacakları sonuçları bildiren âyetler konmuştur. Allah’a itaat, “O’nun Kur’an-ı Kerîm’de ve elçisinin tebliğ mahiyetindeki söz ve davranışlarında ortaya çıkan emir ve iradesine uymak” demektir. Resûlullah’a itaat, öncelikle tebliğ ettiği Kur’an’a ve sünnete uymaktır. Ancak burada “ve” bağlacı ile yetinilmeyip “İtaat ediniz” emrinin “Resûlullah” için de tekrar edilmesi ona itaatin, “Kur’an’dan ibaret olan vahyin tebliğine uyma”yı aştığını, kaide olarak bütün davranışlarının örnek edinilmesini, bütün buyruklarının yerine getirilmesini içine aldığını göstermektedir. Sahâbe, Resûlullah’ın “dinî veya bağlayıcı olmadığını bildirdiği, ya da karîneler yoluyla böyle olduğunu anladıkları emirleri” dışındaki bütün emir ve isteklerini, “Ona itaat dinî bir görevdir” şuuru içinde yerine getirmişlerdir; bunu yaparken de itaat hakkındaki âyet ve hadislerle Allah elçisinin gönderiliş amacına, kendisine verilen vazifelere ve O’nun örnekliğini bildiren naslara dayanmışlardır. “İtaat ediniz” emri tekrarlanmadan “ülü’l-emre de...” denilmesi, bunların itaat yükümlülüğü bakımından Allah ve resulü gibi olmadıklarına, emirleri meşrû (Allah ve resulünün tâlimatına uygun) olmadıkça kendilerine itaat edilmeyeceğine işaret etmektedir. “Hiçbir mahlûka, Allah emrine uymadığı takdirde itaat edilemez”, “Ancak mâruf (meşrû) olan emre itaat edilir”, “Allah’a itaatsizlik sayılan emre itaat edilmez” (Buhârî, “Ahkâm”, 4, “Megazî”, 59; Müslim, “İmâre”, 39) meâlindeki hadisler bu kaideyi açıkça ifade etmektedir. Âyetin nüzûl sebebi de aynı kaideyi destekler mahiyettedir: Hz. Peygamber bir gruba (seriyye) askerî görev vermiş, başlarına da Abdullah b. Huzâfe’yi geçirmişti. Abdullah bir sebeple öfkelenmiş, emri altındakilere odun toplayıp yakmalarını, ateş olunca da içine girmelerini emretmişti. Emri alanlar tereddüt içinde kaldılar. Bir kısmı “Komutana (ülü’l-emre) itaat edilir” diye ateşe girmeye teşebbüs ediyorlar, bir kısmı ise “bu itaatin, buyruğun meşrû olmasına bağlı bulunduğunu” düşünerek onları engelliyorlar, “Biz ateşten kaçarak Peygamber’e katıldık” diyorlardı. Bu çekişme devam ederken ateş söndü, seferden dönünce durumu Resûlullah’a arzettiler. “Ateşe girseydiler kıyamete kadar ondan kurtulup çıkamazlardı. İtaat ancak meşrû emre olur” buyurdu (Buhârî, aynı yerler; Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, I, 452). Bu âyetin daha önce inmiş, fakat yanlış anlaşılması üzerine Resûlullah tarafından açıklama yapılmış olması da, seriyye vak‘asından sonra inmiş olması da muhtemeldir (İbn Âşûr, V, 102). Ülü’l-emr, “emir sahipleri, emir verme selâhiyeti taşıyan ve bu konumda olanlar yani âmirler” demektir. Bunlardan maksadın kimler olduğu konusunda “devlet başkanı, onun veya toplumun yetki verdiği yöneticiler ve kumandanlardır”, “âlimlerdir” gibi çeşitli anlayışlar ve rivayetler vardır. “...sizden olan emir sahiplerine itaat edin” buyurulduğuna göre bunların belli kişiler ve makam sahipleri olduğu, iman ve dünya görüşü itibariyle müslüman olanlardan seçildiği veya tayin edildiği, meşrû buyruklarında bunlara itaat etmenin Allah emri ve dinin gereği olduğu anlaşılmaktadır. İslâm dini, gerek kamu hayatında ve gerek özel hayatta bazı sıfat ve özellikleri taşıyan kimselere itaat edilmesini, onların buyruklarının yerine getirilmesini ve söylediklerine uyulmasını istemiştir. Başkan, aile reisi, komutan, ana-baba, bilmeyenlere göre bilenler (âlimler) bunlardandır ve ülü’l-emr kavramına bunların tamamı dahil bulunmaktadır. Kamu hayatındaki ülü’l-emr ya halife gibi ümmetin seçmesi ve biatıyla belirlenir –onun tayin ettiği yüksek dereceli memurlar da dolaylı olarak ümmetin belirlediği ülü’l-emr olurlar– ya da bir makamın tayinine gerek bulunmadan, taşıdıkları üstün vasıflarla bu yetkiyi elde ederler. Bu üstün vasıflar “İslâm, ilim ve adalet”tir. Bilmeyenler, müslüman, âdil (kâmil ahlâk sahibi) ve âlim olan kimselere danışmak (fetva sormak) ve aldıkları cevabı uygulamak mecburiyetindedirler. Yöneticiler de –bilmedikleri konuları– bilenlere sormakla yükümlüdürler. Bu açıdan bakıldığında birinci derecede ülü’l-emr “âlimlerdir”, ikinci derecede ülü’l-emr ise “yöneticiler, âmirler ve kumanda mevkiinde olanlar”dır. “Bir hususta anlaşmazlığa düşmek” Allah ile mümin kulları arasında olamaz, Resûlullah ile ümmeti arasında da düşünülemez. Geriye yönetici, yönetilen, bilen, soran... şeklinde ümmet kalır; bu çerçevede ümmet arasında bir anlaşmazlık çıktığında mesele Allah’a ve resule götürülecektir. Yönetilenlerle ülü’l-emr arasındaki ihtilâfta, bu ikincisi de taraf olduğu için tek merci Allah ve resulüdür; yani –aşağıda açıklanacağı üzere– dinin ana kaynakları ışığında çözüm üretecek kurumlardır. İhtilâfın tarafları arasında ülü’l-emr bulunmazsa, meselenin halledilmesinde onun da –benimsenen idare şekline göre selâhiyeti çerçevesinde– devreye girmesi tabiidir; ancak ülü’l-emr tasarruflarında Allah ve resulünden bağımsız değildir. Meselenin “Allah’a götürülmesi” Kur’an’a, “resule götürülmesi” ise sünnete başvurmayı gerektirir. Anlaşmazlık konusunda bu iki kaynakta çözüm ve hüküm var ise bu, bütün ümmet için bağlayıcıdır ve gereğine uyularak anlaşmazlık çözüme kavuşturulur. Bu iki kaynaktaki çözüm her zaman nokta tayini şeklinde değildir. Kıyamete kadar ortaya çıkacak bütün anlaşmazlıkların konu konu, parça parça çözümü Kitap ve Sünnet’te bulunmaz. Ancak bütün anlaşmazlıkların çözümüne ışık tutan ilkeler, işaretler, delâletler, örnek ve emsal çözümler vardır. Bunlardan yararlanarak çözüm ve hüküm bulma işine ictihad denir. İctihad bilinmeyenleri, açıkça belli olmayanları, anlaşmazlıkları Kitaba ve Sünnet’e başvurarak (götürerek) çözme metodunun ve çabasının adıdır; Resûlullah tarafından sahâbeye öğretilmiş, daha sonraki nesiller de bunu, onlardan alarak kullanmış ve geliştirmişlerdir (Cessâs, I, 212-213). “Eğer bir hususta (âyetteki kelimeyle “şeyde”) anlaşmazlığa düşerseniz...” şeklindeki cümle yapısı umum (genellik) ifade eder. Buna göre müminlerin hayatında ihtilâf konusu olan her şey çözümü Kur’an’dan ve Sünnet’ten alacak, başka bir deyişle çözüm, bu iki kaynağa başvurularak aranacaktır. Hem hâkim (hüküm koyan) hem de mâbud (kendisine ibadet edilen) yalnızca Allah’tır. Allah’a mahsus bulunan bu sıfat ve salâhiyetlerin –aynı mahiyette olmak üzere– bir başka merci veya şahsa tanınması şirk, bu merci ve şahsın Kur’an’daki adı da, 60. âyette zikredildiği üzere tâguttur.
Nisâ Suresi 59. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ey Allah'a iman eden ve resulüne tabi olanlar! Emrettiklerini yerine getirerek ve yasakladıklarından sakınarak Allah'a itaat edin ve resulüne itaat edin. Size günahı emretmedikleri sürece sizden olan yöneticilerinize de itaat edin. Eğer Allah'a ve ahiret gününe iman ediyorsanız, bir konuda ayrılığa düştüğünüz zaman, o konuda Allah'ın kitabına ve Peygamberinin sünnetine dönün. Sizin, Kur'an ve sünnete dönmeniz, ayrılığa düştüğünüz konuyu sürdürmenizden ve görüşlere dayalı söz söylemenizden daha hayırlı ve sonuç olarak da daha güzeldir.