Önceki ayet· 4:3Sonraki ayet· 4:5

Nisâ Suresi 4. Ayet· 4:4

↗ Nisâ suresi
Medeni
وَءَاتُواْ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَٰتِهِنَّ نِحۡلَةٗۚ فَإِن طِبۡنَ لَكُمۡ عَن شَيۡءٖ مِّنۡهُ نَفۡسٗا فَكُلُوهُ هَنِيٓـٔٗا مَّرِيٓـٔٗا
Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Kadınlara mehirlerini cömertçe verin, eğer ondan gönül hoşluğu ile size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin
Elmalılı Hamdi Yazır
Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğuyla verin. Eğer onlar gönül rızasıyla size bir şey bağışlarlarsa onu afiyetle yiyin.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Kadınlara mehirlerini nazik ve cömert bir şekilde örf ve çevrenin kabullerine uygun olarak verin. Eğer ondan birazını kendileri kişisel istekleriyle size sunmuşlarsa artık onu içinize sine sine yiyin.
Süleyman Ateşen ayrışan
Kadınlara mehirlerini bir hak olarak (gönül hoşluğuyla) verin; eğer kendi istekleriyle o mehrin bir kısmını size bağışlarlarsa, onu da afiyetle yeyin.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.6%
İngilizce
And give the women [upon marriage] their [bridal] gifts graciously. But if they give up willingly to you anything of it, then take it in satisfaction and ease
Fransızca
Et donnez aux épouses leur mahr, de bonne grâce. Si de bon gré, elles vous en abandonnent quelque chose, disposez-en alors à votre aise et de bon cœur
İspanyolca
Den a las mujeres la dote con buena predisposición. Pero si ellas renuncian a parte de ella en favor de ustedes, dispongan de ésta como les plazca
Rusça
Давайте женщинам их брачный дар от чистой души. Если же они по доброй воле отдадут вам часть его, то вкушайте это во благо и на здоровье
Endonezce
Dan berikanlah maskawin (mahar) kepada perempuan (yang kamu nikahi) sebagai pemberian yang penuh kerelaan.176) Kemudian, jika mereka menyerahkan kepada kamu sebagian dari (maskawin) itu dengan senang hati, maka terimalah dan nikmatillah pemberian itu dengan senang hati
Bengalce
আর তোমরা স্ত্রীদেরকে তাদের মোহর দিয়ে দাও খুশীমনে। তারা যদি খুশী হয়ে তা থেকে অংশ ছেড়ে দেয়, তবে তা তোমরা স্বাচ্ছন্দ্যে ভোগ কর।
Çince
你们应当把妇女的聘仪,当做一份赠品,交给她们。如果她们心甘情愿地把一部分聘仪让给你们,那么,你们可以乐意地加以接受和享用。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kadınlara mehirlerini zorunluluk bilinciyle verin. Eğer o mehirin bir kısmını kendi istekleriyle zorlamadan size bağışlarlarsa, onu hoş bir şekilde ve bir engel olmadan afiyetle yiyin.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
3- Eğer yetim kızlara (onlarla evlendiğiniz takdirde) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız, size helâl olan beğendiğiniz kadınlardan ikişer, üçer ve dörder olmak üzere nikâhlayın. Şâyet adaletli olamayacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane ile yahut sahibi olduğunuz (cariyelerle) yetinin. Bu, haksızlık yapmamanız için daha uygundur. 4- Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu ile verin. Bununla beraber onlar, gönül hoşluğu ile size onun bir kısmını bağışlarlarsa onu da afiyetle yiyin. 3. “Eğer yetim kızlara (onlarla evlendiğiniz takdirde) adaletli davranamayacağınızdan korkarsanız” Yâni himayeniz ve velâyetiniz altında bulunan yetim kızlar hakkında adaleti sağlayamayacağınızdan, onları sevmediğinizden ötürü haklarını yerine getiremeyeceğinizden korkarsanız, onları bırakın ve “size helâl olan beğendiğiniz” başka “kadınlardan... nikâhlayın” Yâni dine bağlılık, mal, güzellik, mevki ve neseb sahibi olmak ve bunun dışında onları nikâhlamanızı gerektiren diğer özelliklere sahip olan kadınlardan beğendiklerinizle evlenin. Kendi görüşünüze göre tercihte bulunun. Bunlar arasında tercihe değer en güzel özellik ise dindar olmadır. Nitekim Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in de şöyle buyurmuştur:“Kadın dört şey dolayısı ile nikâhlanır: Malı, güzelliği, konumu ve dinine bağlılığı dolayısı ile. Sen dindar olanını nikâhlamaya bak!.” Bu âyet-i kerimede insanın nikâhtan önce seçimde bulunması gerektiği belirtilmektedir. Hatta Şar’î evlenmek istenilen kadına bakmayı da mubah kılmıştır. Tâ ki evlenecek kişi kiminle evleneceği konusunda basiret sahibi olsun. Daha sonra Yüce Allah nikâhlanması mubah olan kadınların sayısını söz konusu ederek:“İkişer, üçer, dörder olmak üzere...” buyurmuştur. Yâni iki hanım almak isteyen alsın, üç hanım almak isteyen alsın, dört hanım almak isteyen alsın. Ancak bundan fazlası ile evlenemez. Çünkü âyet-i kerime ilâhi lütfu beyan etmek için zikredilmektedir. O bakımdan Yüce Allah’ın belirlediği bu sayıdan fazlası ile evlenmek icmâ ile câiz değildir. Çok evliliğin sebebine gelince, kişinin arzusu kimi zaman tek bir kadın ile karşılanamaz. O bakımdan dörde ulaşıncaya kadar ona evlenmek mubah kılınmıştır. Çünkü dört kadın -çok nadir kimseler dışında- herkese yeterli gelir. Bununla birlikte birden fazla kadınla evlenmenin mubah olması kişinin haksızlık ve zulüm yapmayacağından emin olması, her birinin haklarını gereği gibi yerine getireceğine güvenmesi halinde mubahtır. Eğer herhangi bir şekilde zulümden korkar yahut haklarnı yerine getirmekten yana kendisine güvenemeyecek olursa ya tek bir kadın ile evlenmekle yetinmelidir yahut da sahip olduğu cariyeleri ile yetinmelidir. Çünkü cariyeler hakkında hür kadınlar hakkındaki kadar mükellefiyet yoktur. “Bu” yâni tek bir kadınla yahut cariye ile yetinmek “haksızlık yapmamanız” zulme düşmemeniz “için daha uygundur.” Buna göre kul eğer zulüm ve haksızlık yapmaktan, görevini yerine getirememekten korktuğu bir iş ile karşı karşıya kalırsa -yapacağı iş mubah olsa bile- böyle bir işi yapmaya kalkışmamalıdır. Aksine o işten uzak kalmayı ve esenlik yolunu seçmelidir. Çünkü esenliğe kavuşmak, kula ihsan edilen şeylerin en hayırlısıdır. 4. İnsanların pek çoğu kadınlara zulmettiği ve mehir konusunda onlara haksızlık ettiği için -özellikle çok miktarda ve bir defada verilen ve kocanın ödemekte zorluk çektiği mehirlerde durum böyledir- Yüce Allah şöyle emretmektedir:“Kadınlara mehirlerini gönül hoşluğu” gönül rızasıyla ve içten gelerek “verin.” Onlara mehirlerini vermeyi savsaklamayın yahut onu eksik vermeye kalkışmayın. Buradan anlaşıldığına göre eğer kadın mükellef ise mehir kadının kendisine verilir ve kadın bu mehire nikah akdi ile mâlik olur. Çünkü Yüce Allah mehri kadına izafe etmektedir. İzafe ise buu, onun mülkiyetine vermeyi gerektirmektedir. “Bununla beraber onlar, gönül hoşluğu ile size onun bir kısmını bağışlarlarsa” yâni kendi rızaları ve kendi irâdeleri ile mehirlerinin bir bölümünü düşürmek yahut ertelemek yahut karşılıksız olarak bağışlamak sureti ile almayacak olurlarsa “onu da afiyetle yiyin” yâni bu konuda sizin için herhangi bir vebal ve sorumluluk yoktur. Bu buyrukta kadının reşid olması halinde -bağış yoluyla dahi olsa- malında tasarruf yetkisine sahip olduğuna delil vardır. Eğer kadın reşid değilse o takdirde onun yapacağı bu bağışın bir hükmü olmaz. Yine bu buyruktan anlaşıldığına göre kadının velisinin -kadının gönül hoşluğu ile verdikleri müstesna- kadının mehrinde hiçbir hak sahibi olmadığına da delil vardır. Yüce Allah’ın:“Size helâl olan beğendiğiniz kadınlardan... nikâhlayın” buyruğunda helâl olmayan kadının nikâhlanmasının yasaklandığına delil vardır. Mesela müşrik veya ahlaksız kadın gibi. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır:“Müşrik kadınları iman etmedikçe nikâhlamayın.”(el-Bakara, 2/221) Yine bir başka yerde de: “Zina eden kadını da ancak zina eden veya müşrik olan bir erkek nikâhlar”(en-Nur, 24/3) buyrulmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Mehir, sadâk, nihle, ecir (çoğulu ücûr) kelimeleri, evlenme akdinde erkeğin kadına verdiği (muaccel) veya borçlandığı (müeccel) malı ve meblağı ifade eder. Bazı toplumlarda erkekler kadınları zorla alırlardı; sonra velilerine (yakın akraba olan erkeklere) bir ödeme yaparak kadınlarla evlenme yoluna gidildi. Ülkemizin bazı yörelerinde âdet olan başlık ödemesi bu uygulamanın bir kalıntısıdır. İslâm bunları ortadan kaldırdı, velilerin bir mal veya meblağ karşılığında velâyetleri altındaki kızları kocaya vermelerini yasakladı. Bunun yerine, bir karşılık beklemeden, alım-satım mahiyetinde olmaksızın, kocanın eşine bir hediye vermesini veya borçlanmasını gerekli kıldı, bu “gerekli hediye”nin adı da –en yaygını mehir olmak üzere– yukarıdaki kelimelerle ifade edildi. Kadınların zayıflığından istifade ederek borçlandıkları mehri ödemeyen veya verdiklerini geri alan erkekler de bulunduğu için âyette “Kocaları eşlerine versin” gibi bir ifade yerine “Kadınlara mehirlerini verin” ifadesi tercih edilmiş, bu hakkın yerine getirilmesi bir sosyal ve hukukî vazife olarak telakki edilsin istenmiştir. Mehir bir yandan kadınlara verilen değerin ve onlara karşı gösterilen rağbetin bir sembolü, diğer yandan da bir teminat, bir güvenlik vasıtasıdır. Mehrin teminat oluşu iki noktada kendini gösterir: a) Boşamayı güçleştirmesi. Çünkü mehir borçlanılmış ise boşama halinde erkek tarafından derhal ödenecektir, yani boşama bir malî külfet getirmektedir. Peşin ödenmiş ise yeniden evlenme yeni bir ödemeyi gerektirecektir. b) Kendi imkânlarına dayalı ekonomik yeterliği bulunmayan kadınlar için mehrin bir müddet ihtiyaç karşılama vasıtası olması. Boşanmış kadın, bu sayede yeni bir iş, eş veya himaye elde edinceye kadar aç ve açıkta kalmayacaktır. Mehrin kocaya bağışlanması câizdir; ancak bu konuda maddî veya mânevî bir baskı yapılmayacak, bağışlama mutlak mânada gönül rızâsına dayanacaktır. Bu konuda titiz davranan bazı müctehidler, dilediği zaman kadının bağışladığı mehri geri isteyebileceğine hükmederken “rızânın devamlı olmasını” şart koşmuş gibidirler.
Nisâ Suresi 4. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kadınlara mehirlerini zorunluluk bilinciyle verin. Eğer o mehirin bir kısmını kendi istekleriyle zorlamadan size bağışlarlarsa, onu hoş bir şekilde ve bir engel olmadan afiyetle yiyin.