Önceki ayet· 4:10Sonraki ayet· 4:12

Nisâ Suresi 11. Ayet· 4:11

↗ Nisâ suresi
Medeni
يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِيٓ أَوۡلَٰدِكُمۡۖ لِلذَّكَرِ مِثۡلُ حَظِّ ٱلۡأُنثَيَيۡنِۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءٗ فَوۡقَ ٱثۡنَتَيۡنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَۖ وَإِن كَانَتۡ وَٰحِدَةٗ فَلَهَا ٱلنِّصۡفُۚ وَلِأَبَوَيۡهِ لِكُلِّ وَٰحِدٖ مِّنۡهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٞۚ فَإِن لَّمۡ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٞ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخۡوَةٞ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُۚ مِنۢ بَعۡدِ وَصِيَّةٖ يُوصِي بِهَآ أَوۡ دَيۡنٍۗ ءَابَآؤُكُمۡ وَأَبۡنَآؤُكُمۡ لَا تَدۡرُونَ أَيُّهُمۡ أَقۡرَبُ لَكُمۡ نَفۡعٗاۚ فَرِيضَةٗ مِّنَ ٱللَّهِۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمٗا
Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır
Elmalılı Hamdi Yazır
Allah size evlatlarınızın miras taksimini şöyle emrediyor: Çocuklarınızda, erkeğe iki kadın payı kadar, eğer hepsi kadın olmak üzere ikiden de fazla iseler, bunlara mirasın üçte ikisi ve eğer bir tek kadın ise o zaman ona malın yarısı vardır. Eğer ölen, ana ve baba ile birlikte çocuklar da bırakmışsa ana babanın her birine ölenin terekesinden altıda bir; şâyet ölenin çocuğu yok da, mirasçı olarak ana ve babası kalmışsa, ananın payı üçte birdir. Eğer ölenin kardeşleri varsa terekenin altıda biriananındır. Bu paylar, ölenin borçları ödenip, vasiyeti de yerine getirildikten sonra hak sahiplerine verilir. Baba ve çocuklardan, hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu, siz bilmezsiniz. Bütün bunlar Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah alîmdir, hakîmdir.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah size çocuklarınızla ilgili olarak şunu öneriyor: Erkek için, iki dişinin payı kadar. İkiden fazla kadın iseler ölenin bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer çocuk sadece bir kadınsa, mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığından ana-babanın her biri için altıda bir hisse olacaktır. Ölenin çocuğu yoksa ve kendisine ana-babası mirasçı olmuşsa bu durumda anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı, yapacağı vasiyetten ve borcundan arta kalanın altıda biridir. Babalarınız var, oğullarınız var. Siz bunlardan hangisinin yarar bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Allah'tan gelen bir buyruğu önemseyin. Hiç kuşkusuz Allah herşeyi bilir, tüm hikmetlerin sahibidir.
Süleyman Ateş
Allah size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe kadının payının iki katını tavsiye eder. (Çocuklar) ikiden fazla kadın iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer (çocuk) yalnız bir kadınsa (mirasın) yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, bıraktığı mirasta ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının payı altıda birdir. (Bu hükümler, ölenin) Yapacağı vasiyyetten, ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilmezsiniz. Bunlar, Allah'ın koyduğu haklardır. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.7%
İngilizce
Allah instructs you concerning your children: for the male, what is equal to the share of two females. But if there are [only] daughters, two or more, for them is two thirds of one's estate. And if there is only one, for her is half. And for one's parents, to each one of them is a sixth of his estate if he left children. But if he had no children and the parents [alone] inherit from him, then for his mother is one third. And if he had brothers [or sisters], for his mother is a sixth, after any bequest he [may have] made or debt. Your parents or your children - you know not which of them are nearest to you in benefit. [These shares are] an obligation [imposed] by Allah. Indeed, Allah is ever Knowing and Wise
Fransızca
Voici ce qu'Allah vous enjoint au sujet de vos enfants: au fils, une part équivalente à celle de deux filles. S'il n'y a que des filles, même plus de deux, à elles alors deux tiers de ce que le défunt laisse. Et s'il n'y en a qu'une, à elle alors la moitié. Quant aux père et mère du défunt, à chacun d'eux le sixième de ce qu'il laisse, s'il a un enfant. S'il n'a pas d'enfant et que ses père et mère héritent de lui, à sa mère alors le tiers. Mais s'il a des frères, à la mère alors le sixième, après exécution du testament qu'il aurait fait ou paiement d'une dette. De vos ascendants ou descendants, vous ne savez pas qui est plus près de vous en utilité. Ceci est un ordre obligatoire de la part d'Allah, car Allah est, certes, Omniscient et Sage
İspanyolca
Dios prescribe respecto a [la herencia de] sus hijos: Al varón le corresponde lo mismo que a dos mujeres. Si las hermanas son más de dos, les corresponderán dos tercios de la herencia. Si es hija única, le corresponde la mitad. A cada uno de los padres [del difunto] le corresponderá un sexto, si deja hijos; pero si no tiene hijos y le heredan solo sus padres, un tercio es para la madre. Si tiene hermanos, un sexto es lo que corresponde para la madre. Esto luego de cumplir con sus legados y pagar sus deudas. Ustedes ignoran quiénes tienen más derecho al beneficio de la herencia, si sus padres o sus hijos, de ahí este precepto de Dios. Dios es Sabio, todo lo sabe
Rusça
Аллах заповедует вам относительно ваших детей: мужчине достается доля, равная доле двух женщин. Если все дети являются женщинами числом более двух, то им принадлежит две трети того, что он оставил. Если же есть всего одна дочь, то ей принадлежит половина. Каждому из родителей принадлежит одна шестая того, что он оставил, если у него есть ребенок. Если же у него нет ребенка, то ему наследуют родители, и матери достается одна треть. Если же у него есть братья, то матери достается одна шестая. Таков расчет после вычета по завещанию, которое он завещал, или выплаты долга. Ваши родители и ваши дети - вы не знаете, кто из них ближе и приносит вам больше пользы. Таково предписание Аллаха. Воистину, Аллах - Знающий, Мудрый
Endonezce
Allah mensyariatkan (mewajibkan) kepadamu tentang (pembagian warisan untuk) anak-anakmu, (yaitu) bagian seorang anak laki-laki sama dengan bagian dua orang anak perempuan.181) Dan jika anak itu semuanya perempuan yang jumlahnya lebih dari dua, maka bagian mereka dua pertiga dari harta yang ditinggalkan. Jika dia (anak perempuan) itu seorang saja, maka dia memperoleh setengah (harta yang ditinggalkan). Dan untuk kedua ibu-bapak, bagian masing-masing seperenam dari harta yang ditinggalkan, jika dia (yang meninggal) mempunyai anak. Jika dia (yang meninggal) tidak mempunyai anak dan dia diwarisi oleh kedua ibu-bapaknya (saja), maka ibunya mendapat sepertiga. Jika dia (yang meninggal) mempunyai beberapa saudara, maka ibunya mendapat seperenam. (Pembagian-pembagian tersebut di atas) setelah (dipenuhi) wasiat yang dibuatnya atau (dan setelah dibayar) hutangnya. (Tentang) orang tuamu dan anak-anakmu, kamu tidak mengetahui siapa di antara mereka yang lebih banyak manfaatnya bagimu. Ini adalah ketetapan Allah. Sungguh, Allah Maha Mengetahui, Mahabijaksana
Bengalce
আল্লাহ তোমাদেরকে তোমাদের সন্তানদের সম্পর্কে আদেশ করেনঃ একজন পুরুষের অংশ দু?জন নারীর অংশের সমান। অতঃপর যদি শুধু নারীই হয় দু' এর অধিক, তবে তাদের জন্যে ঐ মালের তিন ভাগের দুই ভাগ যা ত্যাগ করে মরে এবং যদি একজনই হয়, তবে তার জন্যে অর্ধেক। মৃতের পিতা-মাতার মধ্য থেকে প্রত্যেকের জন্যে ত্যাজ্য সম্পত্তির ছয় ভাগের এক ভাগ, যদি মৃতের পুত্র থাকে। যদি পুত্র না থাকে এবং পিতা-মাতাই ওয়ারিস হয়, তবে মাতা পাবে তিন ভাগের এক ভাগ। অতঃপর যদি মৃতের কয়েকজন ভাই থাকে, তবে তার মাতা পাবে ছয় ভাগের এক ভাগ ওছিয়্যতের পর, যা করে মরেছে কিংবা ঋণ পরিশোধের পর। তোমাদের পিতা ও পুত্রের মধ্যে কে তোমাদের জন্যে অধিক উপকারী তোমরা জান না। এটা আল্লাহ কতৃক নির্ধারিত অংশ নিশ্চয় আল্লাহ সর্বজ্ঞ, রহস্যবিদ।
Çince
安拉为你们的子女而命令你们。一个男子,得两个女子的分子。如果亡人有两个以上的女子,那么,她们共得遗产的三分之二;如果只有一个女子,那么,她得二分之一。如果亡人有子女,那么,亡人的父母各得遗产的六分之一。如果他没有子女,只有父母承受遗产,那么,他母亲得三分之一。如果他有几个兄弟姐妹,那么,他母亲得六分之一。(这种分配),须在交付亡人所嘱遗赠或清偿亡人所欠的债务之后。——你们的父母和子女,谁对于你们是更有裨益的,你们不知道——这是从安拉降示的定制。安拉确是全知的,确是至睿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Çocuklarınızın mirası hakkında yüce Allah sizi sorumlu tutarak emretmektedir. Miras, çocukların arasında taksim edilirken erkeğe kızın aldığı mirastaki payın iki misli verilir. Eğer ölen kimse geride erkek çocuk bırakmayıp sadece iki ya da daha fazla kız çocuğu bıraktı ise, mirasın üçte ikisi bunlarındır. Eğer bir kız bıraktı ise mirasın yarısı bu kızındır. Vefat edenin erkek ya da kız çocuğu varsa, ana ve babasından her birine mirastan altıda birlik bir pay vardır. Eğer vefat eden kimsenin çocuğu yoksa ya da anne babasından başka bir mirasçısı da yoksa anne mirastan üçte bir alır ve mirasın geri kalanı babanındır. Eğer vefat edenin iki ya da daha fazla anne baba bir ya da anne baba bir olmayan erkek ya da kız kardeşi varsa, farz olarak annesi altıda bir alır ve geri kalanı tasiben babasınındır. Bu durumda kardeşlere mirastan bir pay yoktur. Bu miras taksimatı vefat eden kimsenin vasiyeti yerine getirildikten sonra taksim edilir. Vefat eden kimse malının üçte birinden fazlasını vasiyet edemez ve aynı zamanda mirasın taksim edilmesi için borçlarının da ödenmiş olması gerekir. Allah Teâlâ miras taksimatını böyle yapmıştır. Çünkü siz babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin dünya ve ahirette sizin için daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Vefat eden kimse varislerinden birisini hayırlı zannedip malının tamamını ona verebilir ya da şerli zannedip malından mahrum edebilir. Ancak durum bu zannettiğinin aksine çıkabilir. Bu durumu kendisine hiçbir şeyin gizli kalmadığı her şeyi hakkıyla bilen yüce Allah bilebilir. Bundan dolayı mirası beyan ettiği şekilde taksim etmiş ve kendi katından (taksimatını) farz olarak tayin etmiş ve kullarının uygulamasını üzerlerine farz kılmıştır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve kullarının maslahatına olan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Hüküm olarak bir şeyi koymasında ve yönetmesinde hikmet sahibidir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
11- Çocuklarınız hakkında Allah size şöyle emrediyor: Erkeğe iki kadının payı (kadar miras) vardır. Eğer kadınlar ikiden fazla iseler ölenin bıraktığı (mirasın) üçte ikisi onlarındır. Şâyet kadın tek ise mirasın yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa anne ile babasının her birine mirasın altıda biri verilir. Çocuğu olmayıp da anne ve babası ona mirasçı olursa üçte biri annesinindir. Şâyet kardeşleri varsa o vakit altıda biri annesinindir. Bu, ölenin yapacağı vasiyetten veya (varsa) borçlarından sonradır. Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz. Bunlar Allah’tan bir farz olarak (tayin edilmiştir). Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir, sonsuz hikmet sahibidir. 12- Eğer çocukları yoksa hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bunlar yaptıkları vasiyetlerden yahut borçtan sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktığınızın dörtte biri de onlarındır. Şâyet çocuğunuz varsa yapacağınız vasiyet ve borçtan sonra sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına çocuğu ve babası olmadığı (kelâle olduğu) halde mirasçı olunuyorsa ve bunların erkek veya kız kardeşi varsa, bunların her birine altıda bir düşer. Şâyet bundan daha çok iseler o halde hepsi, yapılan vasiyet ve borçtan sonra üçte birde ortak olurlar. Bunlar (varislere) zarar verici olmamalıdır. Allah’tan bir vasiyet olarak (gelen buyruklardır bunlar). Allah her şeyi bilendir, Halîmdir. 11. “Çocuklarınız hakkında Allah size şöyle emrediyor...” Ey anne ve babalar, çocuklarınız sizin yanınızda emanettirler. Allah onlar hakkında size vasiyet ve emirde bulunmuştur ki onların dini ve dünyevi maslahatlarını yerine getiresiniz. Onlara ilim öğretesiniz, onları terbiye edesiniz ve kötülüklere karşı da onları koruyasınız. Onlara Allah’a itaati emredesiniz ve devamlı olarak takvâdan ayrılmamalarını öğütleyesiniz. Nitekim Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“Ey iman edenler, yakacağı insanlarla taşlar olan ateşten kendinizi ve ailenizi koruyun.”(et-Tahrim, 66/6) Buna göre anne ve babanın yanında çocuklar, haklarında ilâhi vasiyette bulunulan emanetlerdir. Anne ve babalar ya bu vasiyetin gereğini yerine getirecekler ki o takdirde onlar için çok büyük mükâfatlar vardır yahut da bunu zayi edeceklerdir ki bundan dolayı da tehdit ve cezayı hak ederler. İşte bu da Yüce Allah’ın kullarına anne ve babadan daha bir merhametli olduğunu gösteren delillerdendir. Çünkü Yüce Allah, anne babanın çocuklarına tam anlamıyla şefkatli olmalarına rağmen yine de onlara çocukları hakkında tavsiyede bulunmaktadır. Daha sonra Yüce Allah çocukların alacakları miras payını söz konusu ederek:“Erkeğe iki kadının payı (kadar miras) vardır.” buyurmaktadır. Yâni öz oğullar ile oğulun erkek çocukları için -beraberlerinde farz hisse sahibi kimse bulunmadığı takdirde- erkeğe iki dişinin payı kadar verilir. Farz hisseler dağıtıldıktan sonra geriye kalan miktar da kendi aralarında böylece paylaştırılır. İlim adamlarının bu hususta icmaı vardır. Öz çocuklar varsa miras onlarındır, oğulun çocuklarının (torunların) mirastan pay almaları sözkonusu değildir. Çünkü -erkek ve kız- öz çocuklar bulunmaktadır. Bu pay, erkek ve kız çocukların beraberce bulunması halinde böyledir. Zira bukonuda iki durum vardır: Yalnızca erkek çocukların bulunması hali -ki buna dair hüküm ileride gelecektir- ve kız çocukların tek başına bulunmaları hali ki bunu da şanı Yüce Allah şu buyruğu ile söz konusu etmektedir:“Eğer kadınlar ikiden fazla iseler” öz kız çocuklar veya oğlun kızları üç ve daha fazla iseler “mirasın üçte ikisi onlarındır. Şâyet kız tek ise” yâni yalnızca tek bir kız yahut oğlun bir kızı var ise “mirasın yarısı onundur.” Bu konuda da icma vardır. Geriye şöyle bir soru kalmaktadır: Bu konuda icma bulunduğuna göre iki kız çocuğuna mirasın üçte ikisinin verileceği nereden anlaşılmaktadır? Cevap: Bu Yüce Allah’ın: “Şâyet kız tek ise mirasın yarısı onundur” buyruğundan anlaşılmaktadır. Bunun mefhumu şudur: Eğer kız çocukları birden fazla olursa o takdirde farz hisse yarım olmaktan çıkar. Yarımdan sonraki hisse ise ancak üçte ikidir. Aynı şekilde Yüce Allah’ın:“Erkeğe iki kadının payı (kadar miras) vardır.” buyurması da bunu göstermektedir. Çünkü bir kimse geriye bir erkek ve iki kız çocuğu bırakacak olursa erkek üçte iki hisse alır. Zira Yüce Allah onun payının iki kız payı kadar olduğunu bildirmiştir. Bu da iki kız çocuğunun üçte iki alacaklarını göstermektedir. Aynı şekilde kız çocuğu erkek kardeşi ile birlikte -ki erkek kardeş onun miras payını kız kardeşten daha fazla eksiltir- üçte bir aldığına göre onun, kız kardeşi ile birlikte üçte bir pay alması öncelikle söz konusu olur. Yine Şanı Yüce Allah’ın iki kızkardeş hakkındaki:“Eğer kızkardeşler iki tane iseler erkek kardeşin bıraktığının üçte ikisini alırlar”(en-Nisa, 4/176) buyruğu da iki kızkardeşe üçte iki verileceği hususunda açık bir nastır. Buna göre ölenin iki kız kardeşi -(ölene) uzaklıklarına rağmen- üçte iki aldıklarına göre iki kız çocuğun -(babaya) yakınlıkları nedeniyle- üçte iki pay almaları öncelikle söz konusu olur. Ayrıca Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de sahih bir hadiste geçtiği üzere Sa’d’ın iki kızına üçte iki hisse vermiştir. Geriye şu soru kalmaktadır: Peki, Yüce Allah’ın:“ikiden fazla iseler” buyruğunun ifade ettiği anlam nedir? Cevap: Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır ama bunun anlamı şudur: Farz hisse olan üçte iki, kız çocuklarının ikiden fazla olmaları halinde artmaz. Aksine bu üçte iki, iki ve daha yukarı sayıdaki kız çocuklar için değişmez bir orandır. Âyet-i kerime ayrıca şuna delildir: Öz olan tek bir kız ile birlikte oğuldan bir veya birkaç kızı bulunacak olursa öz kıza mirasın yarısı verilir. Yüce Allah’ın kız çocuklarına yahut da oğlun kızlarına farz olarak tayin etmiş oluğu üçte ikiden geriye altıda bir kalır. İşte bu da oğlun kızına yahut da kızlarına verilir. O bakımdan bu altıda bire “üçte ikinin tamamlayıcı bölümü” denilir. Oğlun kızı ile birlikte bulunan ve ondan daha aşağıda olan oğlun kızlarının payı da bu şekildedir. Âyet-i kerime şunu da göstermektedir: Kız çocukları yahut oğlun kızları üçte ikiyi tamamen alacak olurlarsa, oğlun bunlardan daha aşağıda kalan kızlarına pay düşmez. Çünkü Allah onlar için üçte ikiden fazlasını farz hisse olarak tayin etmemiştir. Bu da tamamen alınmış bulunmaktadır. Şâyet onlara da pay düşecek olursa, o takdirde onlara üçte ikiden daha fazla bir hisse ayrılması gerekir ki bu da nassa aykırıdır. Bütün bu hükümler ilim adamları tarafından icma ile kabul edilmiştir. Yüce Allah’a hamd olsun. Yüce Allah’ın:“ölenin bıraktığı” ifadesi mirasçıların, ölenin geriye bıraktığı gayr-i menkul, ev eşyası, altın, gümüş ve buna benzer her bir şeye mirasçı olduklarına, hatta ancak ölümünden sonra sabit olan diyetten ve zimmetindeki borçlardan da sorumlu olduklarına delildir. [Ana-Babanın Miras Hükümleri:] Daha sonra Yüce Allah ana-babanın miraslarını şöylece söz konusu etmektedir: Ölenin “çocuğu varsa” yâni öz çocuğu yahut oğlunun çocuğu -erkek veya kız, tek veya daha çok fark etmez- “anne ve babanın her birine mirasın altıda biri” verilir. Çocuklardan herhangi birisinin bulunması halinde anne hiçbir şekilde altıda birden daha fazla pay alamaz. Babanın ise erkek çocuklarla birlikte altıda birden daha fazla hakkı yoktur. Şâyet çocuk bir yahut daha çok sayıda kız ise ve farz hisseden sonra da geriye bir şey kalmıyorsa -anne-baba ve iki kız çocuğunun olması halinde olduğu gibi- asabe olmak hasebi ile babaya bir şey kalmaz. Eğer kızın yahut kız çocukların farz hisselerinden sonra geriye bir şey kalacak olursa, baba altıda biri farz hissesi olarak geriye kalanı da asabe olarak alır. Çünkü farz hisseleri sahiplerine verdiğimizde geriye kalanı en yakın erkek akrabaya vermemiz gerekir. Baba da kardeş, amca ve diğer erkek akrabalardan önce gelir. “Çocuğu olmayıp da anne ve babası ona mirasçı olursa üçte biri annesinindir.” geri kalan da babaya aittir. Çünkü burada Yüce Allah malı baba ve anneye tek bir izafe ile izafe etmiştir. Daha sonra da annenin payını takdir etmiştir. Bu da geriye kalanın babaya ait olduğuna delildir. Buradan da anlaşıldığına göre baba, çocukların olmaması halinde farz hisseye sahip değildir. Aksine o asabe olması hasebi ile malın tamamına yahut farz paylardan geri kalan bölümüne mirasçı olur. Ancak anne baba ile birlikte eşlerden birisi bulunacak olursa -ki bunlara Ömeriyeteyn (Ömer’in karşılaştığı iki mesele) adı verilir- o takdirde koca yahut zevce farz hissesini alır. Daha sonra anne geri kalanın üçte birini, baba da ondan geri kalanı alır. Buna da Yüce Allah’ın:“anne ve babası ona mirasçı olursa üçte biri annesinindir” buyruğu delil teşkil etmektedir. Yâni anne babanın mirasçı olduğu miktarın üçte biri annenindir ki bu da şu iki şekilde olur: Koca, anne ve baba bulunması halinde altıda bir; hanım, anne ve baba bulunması halinde de dörtte bir şeklinde olur. Âyet-i kerime annenin mirasının, çocukların bulunmaması halinde malın üçte birinin tamamı olacağına delil teşkil etmemektedir ki bu iki şekil bu halden istisna edilmiştir, densin. Bunu da şöyle açıklayabiliriz: Kocanın yahut hanımın aldığı hisse, alacaklıların alacağı konumundadır. Bu da ana mirastan alınır, geri kalanı da anne ile baba arasında paylaştırılır. Ayrıca bizler anneye malın üçte birini verecek olursak onun, kocanın bulunması halinde babanın aleyhine olacak şekilde daha fazla alması gerekir. Hanımın bulunması halinde de baba, anneden altıda birin yarısı kadar bir fazlalık almış olur. Böyle bir payın ise benzeri bir hisse şekli yoktur. Çünkü bilinen durum, annenin babaya eşit olması yahut da babanın annenin aldığının iki katı kadarını almasıdır. “Şâyet kardeşleri varsa, o vakit altıda biri annesinindir.” İster anne-baba bir kardeş olsunlar, ister baba, ister anne bir olsunlar; ister erkek ister kız olsunlar, ister miras alabilsinler isterse de baba veya dede nedeniyle hacbedilsinler (mirastan engellensinler) fark etmez. Ancak şöyle denilebilir: Yüce Allah’ın: “Şâyet kardeşleri varsa” buyruğunun zahiri mirasçı olmayanları kapsamaz. Buna delil ise sıfatı sebebi ile hacbedilen kimseleri kapsamayışıdır. Buna göre annenin üçte bir payını ancak miras alabilen kardeşler hacbedebilir. Bunu şu da teyid etmektedir: Miras alan kardeşlerin annenin üçte bir payını hacbetmeleri onlara bir miktar malın kalması içindir. Burada ise o mal yoktur. -En iyisini bilen Allah’tır- Ancak bu hususta kardeşlerin iki ve daha fazla olmaları şarttır. Bununla birlikte “kardeşler” lafzının çoğul olarak gelmesi müşkil bir durum ortaya çıkarmaktadır. Buna da şu şekilde cevap verilmektedir: Bundan kasıt (üç ve daha fazla anlamında) çoğul değil, birden fazla oluştur. Bu da iki kişi hakkında kullanılabilir. Çünkü bazen çoğul lafzı kullanılarak iki kişi kastedilebilir. Yüce Allah’ın Davud ile Süleyman aleyhisselam hakkındaki şu buyruğunda olduğu gibi: ﴾ وَكُنَّا لِحُكۡمِهِمۡ شَٰهِدِينَ ﴿ / “Biz onların hükümlerine tanık idik”(el-Enbiya, 21/78) Yüce Allah anne bir kardeşler hakkında da (bir sonraki âyette) şöyle buyurmaktadır: “Eğer bir erkek veya kadına çocuğu ve babası olmadığı (kelâle olduğu) halde mirasçı olunuyorsa ve bunların da (ana bir) erkek veya kız kardeşi varsa, bunların her birine altıda bir düşer. Şâyet bundan daha çok iseler o halde hepsi yapacağı vasiyet ve borçtan sonra üçte bire ortak olurlar.” Görüldüğü gibi Yüce Allah burada -icma ile de kabul edildiği üzere- iki ve daha fazlasını kastetmekle birlikte, çoğul lafzını mutlak olarak kullanmıştır. Buna göre ölen kişi geriye anne, baba ve birden çok kardeş bırakacak olursa, anne altıda bir alır, baba da kalanı alır. Kardeşler annelerinin paylarını üçte birden hacbederlerken onlar da babaları tarafından hacbedilirler. Ancak diğer ihtimale göre anne üçte bir alır, geri kalan da babaya ait olur. Daha sonra Yüce Allah:“Bu, ölenin yapacağı vasiyetten veya (varsa) borçlarından sonradır” buyurmaktadır. Yâni ölen kimsenin Allah’a yahut insanlara dönük borçlarının ödenmesinden ve ölümünden sonra yerine getirilmesini istediği vasiyetlerin yerine getirilmesinden sonra mirasçılar, bu farz paylara ve mirasa hak kazanabilirler. İşte bunlardan sonra geriye kalan, mirasçıların hak ettikleri terikedir. Vasiyetin, esas itibari ile borçtan sonra gelmekle birlikte önce zikredilmesi, vasiyete verilen önemden dolayıdır. Çünkü vasiyetin yerine getirilmesi mirasçılara ağır gelir. Yoksa borçlar vasiyetten önce gelir ve ana sermayeden verilir. Vasiyet de miras almayan yabancı durumundaki kimseler için üçte bir veya daha az bir oranda yapılması halinde geçerli olur. Üçte birden fazla olan vasiyet ise ancak mirasçıların kabul etmesi ile yerine getirilebilir. Yüce Allah devamla şöyle buyurmaktadır:“Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz.” Yâni eğer mirasın miktarlarının tespit edilmesi sizin akıl ve tercihlerinize havale edilecek olsaydı Allah’tan başka kimsenin bilemediği zararlar ortaya çıkardı. Çünkü akıllar eksiktir, neyin uygun ve neyin daha iyi olduğunu - bütün zaman ve mekanlarda- bilemezler. Onlar dini ve dünyevi maksatlarının elde edilebilmesi için de çocuklar mı yoksa anne baba mı kendilerine daha yakındır bunu da idrak edemezler. “Bunlar Allah’tan bir farz olarak (tayin edilmiştir). Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir, hikmet sahibidir.” Yâni bunları farz kılıp takdir eden, ilmi ile herşeyi kuşatan Allah’tır. Şer’î hükümlerini muhkem ve sapasağlam yapan, takdir ettiğini en güzel şekilde takdir edendir. Akıllar her zamana, her yere ve her duruma uygun ve elverişli olan bu hükümlerin benzerlerini ortaya koyamazlar. [Koca ve Hanımın Miras Hükümleri:] 12. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: Ey kocalar “Eğer çocukları yoksa hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Şâyet çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. Bunlar yaptıkları vasiyetlerden yahut borçtan sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa geriye bıraktığınızın dörtte biri de onlarındır. Şâyet çocuğunuz varsa yapacağınız vasiyet ve borçtan sonra sekizde biri onlarındır.” Zikri geçen ve olup olmamasına göre hükmün değiştiği “çocuk” (الولد) kelimesinin kapsamına erkek olsun kız olsun öz çocuklar, oğlun çocukları, kocadan yahut başkasından olma bir ya da daha çok sayıdaki çocuklar dâhildir. Ancak kız çocukların çocukları bu kapsamın dışındadır. Bu hususta icmâ vardır. [“Kelâle”nin anlamı ve Mirastaki Payı:] Daha sonra Yüce Allah: “Eğer bir erkek veya kadına çocuğu ve babası olmadığı (kelale olduğu) halde mirasçı olunuyorsa ve bunların erkek veya kız kardeşi varsa” bazı kıraatlerde olduğu gibi bu, anne bir kardeşleri varsa… demektir. İlim adamları da burada sözü geçen kardeşlerden kastın, anne bir kardeşler olduğunu icma ile kabul etmişlerdir. Eğer kelaleye yâni babası ve çocuğu bulunmayan, diğer bir deyişle babası da dedesi de oğlu da oğlunun oğlu da kızı da kızının oğlu da -ne kadar aşağıya inerlerse insinler- bulunmayan kelaleye -Ebû Bekr es-Sıddîk radıyallahu anh kelâleyi böylece yorumlamıştır ve bu hususta ittifak hasıl olmuştur, Yüce Allah’a hamd olsun- mirasçı olunuyor ise “bunların” yâni erkek ve kız kardeşlerin “her birine altıda bir düşer.”“Şâyet bundan” bir kişiden “daha çok iseler o halde hepsi yapılan vasiyet ve borçtan sonra üçte birde ortak olurlar.” Yâni üçte birden fazlasını alamazlar, kendileri sayıca ikiden fazla olsalar dahi bu böyledir. Yüce Allah’ın:“Üçte birde ortak olurlar” buyruğu erkek ve kızların alacakları payın eşit olacağına delildir. Çünkü “ortak” tabiri, eşitliği gerektirmektedir. “Kelâle” lafzı usulün (aşağıya doğru çocuk ve torunların), füruun (yukarı doğru da baba ve dedelerin), annenin çocuklarını mirastan düşürdüklerine delildir. Çünkü Yüce Allah onları sadece kelâlede mirasçı kılmıştır. Eğer kelâleye mirasçı olunmuyor ise onlar da bu durumda ittifakla miras alamazlar. Yüce Allah’ın:“...sonra üçte birde ortak olurlar” buyruğu da anne baba bir kardeşlerin Himariye diye bilinen meselede mirastan düştüklerine delildir. Bu mesele ise koca, anne, anne bir kardeşler ve anne baba bir kardeşlerin mirasçı olma halidir. Bu durumda koca mirasın yarısını alır. Anne altıda bir, anne bir kardeşler de üçte biri alırlar. Anne baba bir kardeşler ise pay alamazlar. Çünkü Yüce Allah burada üçte biri anne bir kardeşlere izafe etmiştir. Şâyet anne baba bir kardeşler de onlara ortak olursa bu Yüce Allah’ın farklı hükümler tahsis ettiği ayrı mirasçıları bir arada toplamak olur. Aynı şekilde anne bir kardeşler farz hisse sahibidirler. Anne baba bir kardeşler ise (burada) asabedirler. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmuştur:“Farz hisselerini sahiplerine verin, geriye kalanı ise en yakın erkeğe verin.” Farz hisse sahipleri ise Yüce Allah’ın paylarının miktarını tespit ettiği kimselerdir. Bu meselede ise anne bir kardeşlerden geriye mirastan herhangi bir miktar kalmamaktadır. O halde anne baba bir kardeşler mirasçı olmaktan düşmektedirler. Bu hususta doğru olan budur. Anne baba bir yahut baba bir erkek ve kızkardeşlerin mirası ise Yüce Allah’ın:“Senden fetva isterler: De ki: Allah size kelâle hakkında şunu açıklar: ...”(en-Nisa, 4/176) buyruğunda söz konusu edilmektedir. Buna göre anne baba bir yahut baba bir tek bir kız kardeş mirasın yarısını alır. İki kızkardeş olurlar ise üçte ikisini alırlar. Anne baba bir kızkardeş ile baba bir kızkardeş yahut kızkardeşler beraber olmaları halinde tek başına kız kardeş yarıyı alır. Üçte birden geri kalan ise baba bir tek kız kardeş veya kızkardeşlerindir. Bu da üçte ikiyi tamamlayıcı miktar olan altıda birdir. Eğer anne baba bir kızkardeşler üçte ikinin tamamını alacak olurlarsa -daha önce kız kardeşlerle oğlun kızkardeşleri ile ilgili açıklamalarda geçtiği üzere- baba bir kızkardeşler pay alamaz. Eğer kardeşler erkek ve kız iseler, o takdirde erkek iki kızın payını alır. [Mirasla İlgili Farklı Durumların Hükmü:] Katilin, kölenin, farklı dinden olanın, kısmen azad edilmiş kölenin, hunsanın, baba bir erkek kardeşlerle birlikte dedenin, avl ve red meselelerinin, zevi’l-erhamın, asabenin geri kalanlarının, kız çocuklarla birlikte baba bir kızkardeşlerin yahut oğlun kızlarının miraslarının hükümleri, Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşılabilmekte midir? diye sorulacak olursa cevabımız şudur: Evet, Kur’ân-ı Kerîm sözü geçen bütün bu hususlara delalet eder. Ancak bu, dikkatle düşünmeyen kimseler tarafından kavranılması zor, ince işaretler ve dikkat çekmeler şeklinde yer almaktadır. [Katilin ve Dini Farklı Olan Akrabaların Mirastaki Hükmü:] Mirasçısı olduğu kişiyi öldüren katil ve mirasçısından farklı dine mensup olanlar mirasçı olamazlar. Bu, malın mirasçılara yakınlıklarına, dini ve dünyevi faydalarına uygun olarak taksim edilmesi hususunda gözetilen ilâhi hikmetin beyanından açıkça anlaşılmaktadır. Nitekim Yüce Allah bu hikmete:“Babalarınızdan ve oğullarınızdan hangisinin size daha faydalı olacağını bilemezsiniz.” buyruğuyla işaret etmektedir. Bilindiği gibi katil, kendisine miras bırakan şahsa en büyük zarar veren kişidir. O bakımdan katil hakkında miras almayı gerektiren hususun varlığı söz konusu olamaz. Çünkü katil, mirasın gerekçesi durumunda olan menfaat sağlamanın zıttı olan öldürme zararını irtikâb etmiştir. İşte buradan öldürmenin, mirasın en büyük engeli olduğu ve Yüce Allah’ın hakkında:“Akrabalar Allah’ın Kitabınca (miras konusunda) birbirlerine daha yakındırlar.”(el-Enfal, 8/75) buyurduğu akrabalık bağını kestiği bilinen bir husustur. Bununla birlikte şu şer’i kaide de İslâm hukukunda önemli bir yer etmiştir:“Bir kimse vaktinden evvel herhangi bir şeyi ele geçirmeye çalışacak olursa ondan mahrum bırakılmakla cezalandırılır.” İşte bu ve benzeri hususlardan, ölenin dininden farklı bir dine mensup olan akrabaların da miras alamayacağı anlaşılmaktadır. Çünkü farklı dinden oluş engeli, miras almayı gerektiren sebebe aykırıdır. Bu sebep ise miras almayı gerektiren nesep bağıdır. Farklı dinden oluş ise her bakımdan ayrı oluşu gerektirir. O bakımdan miras almaya engel teşkil eden sebep (farklı dinden oluş), miras almayı gerektiren nesep bağı sebebini ortadan kaldırmaktadır. Engelin varlığı dolayısı ile diğer sebebin herhangi bir etkisi olmaz. Bunu şöylece açıklayabiliriz: Şanı Yüce Allah müslümanların haklarını kâfir akrabaların dünyevi haklarından önde tutmuştur. O bakımdan bir müslüman ölecek olursa onun malı, daha yakın ve onda daha fazla hak sahibi olana intikal eder. Buna göre Yüce Allah’ın:“Akrabalar Allah’ın Kitabınca (miras konusunda) birbirlerine daha yakındırlar.” Buyruğu, akrabaların dinleri aynı olması halinde göz önünde bulundurulur. Dinlerinin farklı olması halinde ise din kardeşliği hiç şüphesiz nesep kardeşliğinden önce gelir. İbnu’l- Kayyım, Cilau’l-Efham’da şöyle demektedir:“Biz bu hususu miras âyetinden ve şanı Yüce Allah’ın bu âyette mirası “kadın” lafzı ile değil de “zevce” lafzı ile irtibatlandırmasından -dikkatle düşündüğümüz takdirde- anlayabiliriz. Mesela Yüce Allah’ın: “Hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir” buyruğunda olduğu gibi. İşte bu buyrukta miras almanın ancak benzerlik ve birbiri ile uyumu gerektiren zevciyet dolayısı ile gerçekleştiğini ortaya koymaktadır. Mü’min ile kâfir arasında ise herhangi bir benzerlik ve uyum söz konusu değildir. O bakımdan da aralarında mirasçı olma söz konusu olmaz. Kur’ân-ı Kerîm’in kelime ve terkiblerinin sırları gerçekten aklı erenlerin akıllarının çok üstündedir.” [Kölelerin Hükmü:] Köle ne miras alır ne de ona mirasçı olunur. Köleye mirasçı olunamayacağı açıktır. Çünkü kölenin miras alınacak bir malı yoktur. Aksine köle beraberindekilerle birlikte efendisine aittir. Miras almamasına gelince köle, bağımsız olarak mülk sahibi olamaz. Eğer mülk sahibi olsaydı o da efendisine ait olurdu. Ayrıca köle, ölenin yabancısıdır. O bakımdan Yüce Allah’ın:“Erkeğe (mirasta) iki kadının payı kadar (vardır)” buyruğu ile “hanımlarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir”; “bunların her birine altıda bir düşer” buyruğu ve benzerleri, mülk edinmeleri söz konusu olan kimseler hakkında olur. Kölelerin mülk edinmeleri ise söz konusu değildir. Böylelikle kölenin miras alamayacağı da anlaşılmış olmaktadır. Bir kısmı hürriyete kavuşturulmuş, bir kısmı köle olan kimseye gelince bunun da ahkamı kısımlara ayrılır. Onun hürriyete kavuşmuş olan bölümü dolayısı ile Allah’ın miraslarda onun için tayin ettiği miktarını hak eder. Buna sebep ise ondaki kısmi hürriyet ve bu yönde mülk edinmesinin kabil olmasıdır. Ondaki kısmi kölelik ise mülk edinme kabiliyetini ortadan kaldırır. O halde kısmen hürriyetine kavuşmuş köle hem miras alır, hem ondan miras alınır, hem de hacbeder. Bu da onun sahip olduğu hürriyet miktarına göre değişir. Kölenin -kendisi hakkında gerektirici sebeplere göre- övülmesi, yerilmesi, mükâfaat kazanması ve cezalandırılması söz konusu olduğu gibi bu hususta da aynı durum söz konusudur. [Hunsa ve Müşkil Kimsenin Durumu:] Hunsa olan kimsenin ya erkekliği ya da dişiliği açıktır yahut da ikisi de belli değildir, müşkildir. Eğer erkeklik ya da dişiliği açık ise onun hükmü de açıktır. Şâyet erkek olduğu tespit edilmişse hakkında erkeklerin hükmü cereyan eder ve erkekler hakkındaki nas onu da kapsar. Eğer kadın ise kadınların hükmünü alır ve kadınlar hakkında varid olan nas onu da kapsar. Şâyet müşkil ise eğer erkek ve kızın -anne bir kardeşler durumunda olduğu gibi- miras paylarında farklılık yoksa onun da durumu açıktır. Eğer erkek kabul edilirse farklı, kadın kabul edilirse farklı miras alması söz konusu olup bizim de artık bunu tespit etme imkanımız kalmamış ise biz ona her iki takdirin daha fazla olanını vermeyiz. Çünkü bu durumda diğer mirasçılara haksızlık etme ihtimali vardır. Ona her iki takdirin daha az olanını da vermeyiz. Çünkü bu takdirde de ona zulmetme ihtimali vardır. O bakımdan her ikisi arasında orta bir yol ve iki yolun adalete daha yakın olanını izlememiz gerekir. Çünkü Yüce Allah da şöyle buyurmaktadır:“Adaletli olun; çünkü o takvâya daha yakındır”(el-Maide, 5/8) Bizim böyle bir durumda ise sözü geçen bu yoldan daha fazla adalete yol bulma imkanımız yoktur. Zaten Yüce Allah da:“Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez.”(el-Bakara, 2/286); “Gücünüz yettiğince Allah’tan korkun”(et-Tahrim, 64/16) buyurmaktadır. [Dedenin Mirası:] Anne baba bir yahut baba bir kardeşlerle birlikte dede bulunursa kardeşler dede ile birlikte miras alırlar mı, almazlar mı? Yüce Allah’ın Kitabı bu hususta Ebu Bekir es-Sıddik’in radıyallahu anh şu şekildeki görüşüne delil teşkil etmektedir: Dede, anne baba bir yahut baba bir ya da anne bir kardeşleri -tıpkı babanın onları hacbettiği gibi- hacbeder. Bunu şöylece açıklayalım: Dede, Kur’ân-ı Kerîm’de bir kaç yerde baba olarak zikredilmektedir. Yüce Allah’ın şu buyruklarında olduğu gibi:“Yoksa siz ölüm Yakub’a gelip çattığı zaman orada hazır mıydınız? Hani o oğullarına: Benden sonra siz neye ibâdet edeceksiniz? dediği zaman onlar: Senin ilâhına ve babaların İbrahim, İsmail ve İshak’ın ilâhına, bir tek olan ilâha ibâdet edeceğiz... demişlerdi.”(el-Bakara, 2/133)“Babalarım İbrahim, İshak ve Yakub’un dinine uydum.”(Yusuf, 12/38) Böylelikle Yüce Allah hem dedeyi hem de babanın dedesini “baba” diye ifade etmiştir. İşte bu da dedenin baba konumunda olduğunu, babanın aldığı mirası dedenin de alabileceğini ve babanın -olmaması halinde- hacbettiği kimseleri dedenin de hacbedebileceğini ortaya koymaktadır. Babanın yokluğu halinde dedenin de çocuklar ve onların dışında kalan kardeşler, amcalar ve onların çocukları arasında ve diğer miras hükümlerinde babanın hükmünü taşıdığı hususunda ilim adamları icma ettiğine göre, değişik annelerden olma kardeşlerini hacbetmek hususunda da dedenin hükmü ile babanın hükmünün aynı olması gerekir. Oğlun oğlu da öz oğul seviyesinde olduğuna göre dede niye baba durumunda olmasın? Babanın dedesi, kardeşin oğlu ile birlikte olursa, ilim adamları dedenin kardeş oğlunu hacbedeceğini ittifakla kabul etmişlerdir. O halde ölenin dedesi, niçin ölenin kardeşini hacbetmesin? Dede ile birlikte kardeşlerin de mirasçı olacağını kabul edenleri ise destekleyen ne bir nas, ne bir işaret, ne bir uyarı, ne de bir kıyas vardır. [Avl ve Hükümleri:] Avl meselelerinin hükmü de Kur’ân-ı Kerîm’den anlaşılmaktadır. Şöyle ki Yüce Allah bazı hisseleri farz olarak tayin etmiş ve mirasçılara paylarını takdir etmiştir. Bunlar iki durumla karşı karşıyadırlar: Ya birbirlerini hacbederler yahut etmezler. Şâyet birbirlerini hacbedecek olurlarsa hacbolunan kişi düşer ve o, bu konuda başkasına engel olamaz ve herhangi bir şey de hak etmez. Eğer birbirlerini hacbetmeyecek olurlarsa ya farz hisseler terikenin tamamını kapsamaz (geriye birşeyler artar) yahut da herhangi bir fazlalık ve eksiklik söz konusu olmaksızın terikenin tamamını kapsar yahut da farz hisseler terikeden daha fazla olur. İlk iki halde herkes farz hissesini tam olarak alır. Sonuncu halde ise -ki bu da farz hisselerin terikeden daha fazla olması halidir- iki hal söz konusudur: Ya bazı mirasçıların Allah’ın kendisine tayin etmiş olduğu farz hisselerini eksiltecek ve geri kalanlarının farz hisselerini tamamlayacağız. Ancak bu tercih etmeyi gerektiren bir gerekçe olmaksızın tercihe gitmektir. Birinin hissesini eksiltmek diğerininkini eksiltmekten daha evla değildir. O halde ikinci durum söz konusudur. İkinci durum ise her birisine payını mümkün olduğu kadarı ile verir ve aralarında hisselerine uygun oranda bölüşme yoluna gideriz. Tıpkı alacaklıların alacaklarının, borçlunun malından daha fazla olması halinde olduğu gibi. Buna ise avl diye bilinen yoldan başkasıyla ulaşmamıza imkân yoktur. İşte buradan feraizde avli, şanı Yüce Allah’ın Kitab-ı Kerîm’inde açıklamış olduğunu öğreniyoruz. [Farz Hisse Sahiplerine Red Hükümleri:] Avl konusundaki yolun tam aksi ile de mirastaki reddi öğrenebilmekteyiz. Şöyle ki eğer farz hisse sahiplerinin hisseleri terikenin tamamını kapsamıyorsa, geriye hak sahibi yakın ya da uzak asabe olmaksızın bir şeyler kalıyorsa, artan bu miktarı onlardan birisine geri çevirmemiz (red), tercih edici bir gerekçe olmaksızın tercih yoluna gitmektir. Onlardan başka ölünün akrabası olmayan birisine, artanı vermek ise bir haksızlıktır, haktan sapmaktır ve şanı Yüce Allah’ın: “Akrabalar Allah’ın Kitabınca birbirlerine (mirasta) daha yakındırlar”(el-Enfal, 8/75) buyruğuna da aykırı düşmektir. Buna göre artan miktarın farz hisse sahiplerine farz hisse kadarı ile geri verilmesi (red edilmesi) tek yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Eşler, akrabalardan sayılmadıklarından dolayı onlara red yapılmayacağını kabul edenlerin görüşlerine göre bunlar kendilerine takdir edilmiş bulunan farz hisselerinden fazlasını hak edemezler. Ancak sahih olan görüşe göre red konusunda da karı-kocanın hükmü, diğer mirasçıların hükmü gibidir. Çünkü sözü geçen delil hepsini kapsamaktadır. Tıpkı avl ile ilgili delilin onları da kapsadığı gibi. [Mirasta Zevi’l-Erham:] Yine aynı yolla zevi’l-erhamın (ölüye mirasçı olmayan uzak akrabaların) mirası da bilinebilmektedir. Şöyle ki ölen kişi eğer geriye ne farz hisse sahibi ne de bir asabe bırakmamış ise o takdirde mirası ya yabancıların menfaatlerine harcanmak üzere beytülmale ait olur ya da icma ile mirasçı oldukları sabit akrabalar vasıtasıyla ona yakın sayılan kimselere verilecektir. Kabul edilmesi gereken yol da bu ikincisidir. Buna da şanı Yüce Allah’ın:“Allah’ın Kitabınca akrabalar birbirlerine (mirasta) daha yakındırlar”(el-Enfal, 8/75) buyruğu delil teşkil etmektedir. Bu mirası onlardan başkasına harcamak, daha öncelikli olanları terk etmek demektir. O bakımdan zevi’l-erhamın mirasçı kabul edilmesi, uygulanması gereken yol olarak karşımıza çıkmaktadır. Onların mirasçı oldukları bu şekilde kesinleştiğine bununla birlikte Allah’ın Kitabında onlar için ayrı ayrı belirli bir pay olmadığını da bildiğimize göre bu durumda kendileri ile ölü arasında birtakım aracı yakınlar olduğu için -ki onlar bu aracılar sebebi ile akrabalardan sayılmışlardır- işte zevi’l-erham kendileri sebebi ile akraba sayıldıkları bu aracı yakınlar seviyesinde kabul edilirler. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır. [Ölenin Asabeleri ve Mirastaki Hükümleri:] Oğullar, kardeşler, onların oğulları (yeğenler), amcalar, onların oğulları vb. gibi asabenin geri kalanlarının mirasına gelince Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:“Farz hisseleri sahiplerine verin. Geriye bir şey kalırsa onu da en yakın erkek akrabaya verin.” Yüce Allah da: “Anne babanın ve yakın akrabaların geriye bıraktıklarından her biri için mirasçılar kıldık”(en-Nisa, 4/33) diye buyurmaktadır. Buna göre biz farz hisseleri sahiplerine verdikten sonra geriye bir şey kalmayacak olursa, asabe olan kimse herhangi bir şey hak etmez. Eğer geriye bir şey kalacak olursa, cihetlerine ve yakınlık derecelerine göre en önce gelen asabe onu alır. Asabe ciheti ise beş türlüdür: Önce oğullar, sonra babalar, sonra kardeşler ve onların oğulları, sonra amcalar ve oğulları sonra da velâ gelir. Bunların arasından daha yakın cihette olanlara öncelik tanınır. Eğer aynı cihetten iseler derece itibari ile daha yakın olana bakılır. Aynı derecede iseler daha kuvvetli olana bakılır ki bu da öz olandır. Her bakımdan eşit olurlarsa o takdirde ortak olurlar. Farklı annelerden olan kız kardeşlerin, kızlarla birlikte yahut oğlun kızları ile birlikte asabe olmaları halinde ise bunlar farz paylarından artanı alırlar. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de kızkardeşlerin kızlar sebebi ile mirasçılıktan düşeceklerine delil teşkil edecek bir husus yoktur. Durum böyle olduğuna göre kız çocuklarının farz hisselerini almalarından sonra geriye bir şey kalacak olursa, kızkardeşlere verilir. Kız kardeşler bırakılarak onlardan daha uzak asabe olan kardeş oğlu, amca ve onlardan daha uzak olanlar, mirasçı kabul edilmez. Doğrusunu en iyi bilen Allah’dır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sahâbîlerden Câbir (r.a.) hastalanmış, kendini bilmez halde yatarken Resûlullah, yanına Hz. Ebû Bekir’i de alarak onu ziyarete gitmişti. Abdest aldı, hastanın yüzüne biraz su serpti. Kendine gelen Câbir Resûlullah’a, “Malım hakkında ne yapayım?” diye sorunca miras âyetleri nâzil oldu (Buhârî, “Tefsîr”, 4/4). İslâm hukukunda mirasın (terike) nasıl taksim edileceği geniş ölçüde Kur’an-ı Kerîm’de, bu âyetlerle sûrenin sonundaki 176. âyette açıklanmıştır. Sünnet ve icmâ delilleri de bu âyetlerde yeterince açıklanmamış olan kısımların hükmünü açıklığa kavuşturmuştur. Ölenin anası, babası, oğlu, kızı, kardeşi gibi bazı yakınlarının hisseleri bu âyetlerde ve birkaç hadiste belirlendiği ve açıklandığı için bunlara “belli payların sahipleri” mânasında ashâbü’l-ferâiz denilmiştir. Tek başlarına olunca mirasın tamamını, bunlarla beraber olunca geri kalanı alan akrabaya ise asabe denir. Meselâ ölenin oğlu tek başına bulunsa mirasın tamamını alır, ölenin karısıyla (oğulun anası veya analığı) bulunduğu takdirde ise bunun sekizde bir hissesinden geri kalan sekizde yediyi alır. Ashâbü’l-ferâizin birbirine ve asabeye göre değişen ve paylarını etkileyen durumlarına hal denir ve böyle kırk hal vardır. 11. âyette tek kızın ve ikiden fazla kızın payları belirlenmiş, ancak iki kızın payı ifade edilmemiştir; müctehid ve müfessirler iki kızın payının da –ikiden fazlası gibi– üçte iki olduğu sonucuna varmışlardır. Çünkü âyetin başında “Erkeğe iki kadınınki kadar pay vardır” buyurulmuştur, erkeğin bu payı (ölenin bir kızı ve bir oğlu olsa oğlunun alacağı pay) üçte iki olduğuna göre –erkek bulunmadığında da– iki kadının payının üçte iki olduğu buradan anlaşılmaktadır, öteden beri uygulama da böyle olmuştur. İlgi çekici bir husus da miras taksiminde kadının payının esas alınması ve erkeğin alacağı payın buna göre belirlenmesidir. Bu açıklama şeklinin kadının mirastan pay almasını sağlayan önemli inkılâbın pekiştirilmesine yönelik olduğu söylenebilir. “Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin fayda bakımından size daha yakın olduğunu bilemezsiniz” ifadesi, İslâm’da miras taksiminin şahsî duygulara ve tercihlere göre değil, akrabalık bağına ve bu bağın cemiyet ve aile hayatında sağladığı faydalara göre belirlendiğini göstermektedir. Mirasın akrabalık bağına dayanması, bu bağın ise akrabalar arasında farklı düzeylerde bulunması, payların da buna göre az veya çok olmasını gerektirmektedir. “Aralarında rahim bağı bulunanlar Allah’ın hükmüne göre birbirlerine daha yakındır” (Enfâl 8/75) meâlindeki âyet de, usul veya fürû olma bakımından aynı çizgi üzerindeki (aynı derecede) yakın akrabanın uzağını mirastan mahrum edeceğine (hacb kaidesi) ışık tutmaktadır. Miras hakkında ya kandan ve doğumdan ya da evlenmeden oluşan yakınlık esas alındığı için evlât edinme, kardeşlik sözleşmesi, sırf vasiyete dayalı miras paylaştırma usulleri ortadan kaldırılmıştır. Miras paylaşımında kadınların yarı erkek hissesi kadar pay almaları ilk bakışta bazı kimselere ters gelmiş, “Kadının daha fazla pay alması gerekirdi” gibi düşünülmüş, müslüman olmayan bazı yazarlar da bu bakımdan İslâm miras hukukunu tenkit etmişlerdir. Halbuki konuya, İslâm’ın getirdiği yükümlülükler bütünü, nimet-külfet dengesi gibi başka unsurlar göz önüne alınarak bakıldığında bu dağıtım şeklinin adalet ve hakkaniyete daha uygun olduğu görülmektedir. Şöyle ki: a) Bütün durumlarda kadının payı erkeğinkinin yarısı kadar değildir. Çocukları da bulunan bir ölünün mirası paylaştırılırken anası ile babası hayatta iseler bunların payları altıda birer olmak üzere eşittir. Dede ve nine de böyledir. Anası bir olan kardeşler birden fazla iseler mirasın üçte birini –erkek ve kadın– eşit olarak paylaşırlar. Bu eşit paylaştırmada ya mirasçının ölü ile ilişkisi ya da onu ölüye bağlayan vasıta göz önüne alınmıştır. b) Aynı derecede erkekle kadın akraba yan yana geldiğinde erkeğe, iki kadın hissesi kadar pay verildiği durumlarda aile ve kamu yararı ile malî yükümlülükler göz önüne alınmış ve buna göre bir denge kurulmuştur. Bugün daha ziyade Batı toplumlarında durumun kısmen değiştiği gözlenmekte olsa bile geçmiş zamanlarda erkekler, ticarî tecrübe, bilgi birikimi ve toplumsal aktivite gibi imkân ve konumları itibariyle servetin rasyonel kullanılışına kadınlardan daha yatkın olmuşlardır. Âyette, bu gibi objektif durumlar dikkate alınarak, içinde toplumun da hakkı bulunan servetin daha çoğu üzerinde tasarruf hakkı erkeğe verilmek suretiyle bu anlamıyla servetin daha iyi korunması, idare edilmesi, aile ve toplumun ondan âzami derecede istifade etmesi amaçlanmıştır. c) Tasarruf ve idare bakımından mirasın çoğuna erkekler hükmetmekte iseler de bizzat faydalanma bakımından kadınlar daha avantajlı durumdadırlar. Çünkü kadınlar, erkeklerin aldıklarının yarısını almakla beraber bu yarıda başkalarının –meselâ kocalarının, erkek kardeşlerinin– tasarruf, müdahale ve istifade hakları yoktur. Kadınlar bu hisseyi istedikleri gibi kullanırlar. Evlenirken düğün masrafı, mehir (kocanın karısına vereceği veya borçlanacağı teminat akçesi), evlendikten sonra ailenin geçiminin temini hep erkeğe yüklenmiştir ve bu vesileyle kadınlar, erkeklerin aldıkları mirastan da istifade etmektedirler. Hesaplandığında görüleceği üzere kadınlar, mirasın üçte birine mâlik oldukları halde faydalandıkları pay yaklaşık olarak üçte ikiyi bulmaktadır. Ayrıca erkeklerin askerlik, belli dereceye kadar muhtaç akrabanın nafakasını temin, kaza tazminatı (diyet) ödemesine katılma gibi –kadınlar için söz konusu olmayan– malî yükümlülükleri de vardır. d) İslâm miras taksimini tenkit edenlerin dikkat etmeleri gereken bir husus daha vardır: Eski Roma, Yunan, Mısır, Hint, İran, Çin ve Arabistan’da kadınlar mirastan tamamen mahrum bulunuyorlardı; miras taksiminde ulaşılmak istenen amaç, servetin ailede kalması, başka ailelere intikal etmemesi idi. Ortaçağ’dan sonra Batı’da, kadınlarla erkeklerin mirastan eşit pay almaları için bazı hukukî düzenlemeler yapıldı, kanunlar çıkarıldı. Ancak bu defa kadınların, malları üzerinde serbest tasarruf haklarına sınırlamalar –özellikle erkeklerin izni şartı– getirildi. Buna karşı yeni zamanlarda yapılan mücadeleler sonunda genellikle elde edilen sonuç, mülkiyet ve tasarrufta eşitlik olabildi. İslâm’ın daha baştan verdiği hak ise mülkiyet bakımından kadına üçte bir olan, fakat tasarruf ve istifade bakımından üçte ikiyi bulabilen bir miras payıdır. 11 ve 12. âyetlerde birkaç kere tekrarlanan “vasiyet ve borçtan sonra” ifadesi hem bu ikisinin, taksime nisbetle önceliğine hem de önemine işaret etmektedir. Bu tâlimata göre önce ölünün borçları ödenecek, sonra vasiyeti yerine getirilecek, daha sonra da kalan miras paylaştırılacaktır. Hadisler ve icmâ, vasiyeti mirasın üçte biri ile sınırlamış, vârislere vasiyet yoluyla mal bırakmayı da yasaklamıştır. Terikenin üçte ikisi vârislerin mahfuz hisseleridir. Mûris (miras bırakan), malının üçte birinden fazlasını yabancılara (vâris olmayanlara) veya bir hayır kurumuna vasiyet etmiş olsa bile –vârisler razı olmadıkça– bu vasiyetin üçte biri aşan miktarı geçerli değildir. Vâris olamayan akraba ile yetimlerin mirastan faydalandırılmaları, ayrıca nafaka, zekât, kurban, fıtır sadakası, üçte birle sınırlı vasiyet, ihtiyaç devam ettiği müddetçe –zekât ödenmiş olsa bile– yoksulların servet üzerinde hak sahibi olmaları ve bunlara ek olarak adaletli bir şekle sokulmuş olan miras taksimi, İslâm’ın öngördüğü sosyal adalet ve refahın sağlanmasında rol oynayan önemli kural ve kurumlardır. 13 ve 14. âyetlerde, yukarıda belirtilen buyruk, yasak ve tavsiyelerin Allah Teâlâ tarafından konulmuş sınırlar olduğu, Allah ve resulüne itaat edenlerin âhirette büyük mükâfatlara nâil olacakları, onlara itaatsizlik edip Allah’ın koyduğu sınırları aşanların ise ağır cezalara çarptırılacağı vurgulanmıştır.
Nisâ Suresi 11. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Çocuklarınızın mirası hakkında yüce Allah sizi sorumlu tutarak emretmektedir. Miras, çocukların arasında taksim edilirken erkeğe kızın aldığı mirastaki payın iki misli verilir. Eğer ölen kimse geride erkek çocuk bırakmayıp sadece iki ya da daha fazla kız çocuğu bıraktı ise, mirasın üçte ikisi bunlarındır. Eğer bir kız bıraktı ise mirasın yarısı bu kızındır. Vefat edenin erkek ya da kız çocuğu varsa, ana ve babasından her birine mirastan altıda birlik bir pay vardır. Eğer vefat eden kimsenin çocuğu yoksa ya da anne babasından başka bir mirasçısı da yoksa anne mirastan üçte bir alır ve mirasın geri kalanı babanındır. Eğer vefat edenin iki ya da daha fazla anne baba bir ya da anne baba bir olmayan erkek ya da kız kardeşi varsa, farz olarak annesi altıda bir alır ve geri kalanı tasiben babasınındır. Bu durumda kardeşlere mirastan bir pay yoktur. Bu miras taksimatı vefat eden kimsenin vasiyeti yerine getirildikten sonra taksim edilir. Vefat eden kimse malının üçte birinden fazlasını vasiyet edemez ve aynı zamanda mirasın taksim edilmesi için borçlarının da ödenmiş olması gerekir. Allah Teâlâ miras taksimatını böyle yapmıştır. Çünkü siz babalarınız ve çocuklarınızdan hangisinin dünya ve ahirette sizin için daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Vefat eden kimse varislerinden birisini hayırlı zannedip malının tamamını ona verebilir ya da şerli zannedip malından mahrum edebilir. Ancak durum bu zannettiğinin aksine çıkabilir. Bu durumu kendisine hiçbir şeyin gizli kalmadığı her şeyi hakkıyla bilen yüce Allah bilebilir. Bundan dolayı mirası beyan ettiği şekilde taksim etmiş ve kendi katından (taksimatını) farz olarak tayin etmiş ve kullarının uygulamasını üzerlerine farz kılmıştır. Şüphesiz ki Allah, her şeyi hakkıyla bilir ve kullarının maslahatına olan hiçbir şey O'na gizli kalmaz. Hüküm olarak bir şeyi koymasında ve yönetmesinde hikmet sahibidir.