Önceki ayet· 35:21Sonraki ayet· 35:23

Fâtır Suresi 22. Ayet· 35:22

↗ Fâtır suresi
Mekki
وَمَا يَسۡتَوِي ٱلۡأَحۡيَآءُ وَلَا ٱلۡأَمۡوَٰتُۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُسۡمِعُ مَن يَشَآءُۖ وَمَآ أَنتَ بِمُسۡمِعٖ مَّن فِي ٱلۡقُبُورِ
Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Dirilerle ölüler de bir değildir. Doğrusu Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen, kabirlerde olanlara işittiremezsin
Elmalılı Hamdi Yazır
Ölülerle diriler de eşit olmaz. Gerçi Allah, her dilediğine işittirirse de sen, kabirlerdekine işittirecek değilsin.
Yaşar Nuri Öztürk
Diriler de eşit olmaz, ölüler de. Allah dilediğine/dileyene işittirir. Ama sen, kabirlerdekilere işittiremezsin!
Süleyman Ateş
Dirilerle, ölüler de bir olmaz. Allah dilediğine işittirir; yoksa sen kabirlerde bulunanlara işittirecek değilsin.
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.6%
İngilizce
And not equal are the living and the dead. Indeed, Allah causes to hear whom He wills, but you cannot make hear those in the graves
Fransızca
De même, ne sont pas semblables les vivants et les morts. Allah fait entendre qui Il veut, alors que toi [Muhammad], tu ne peux faire entendre ceux qui sont dans les tombeaux
İspanyolca
No son iguales los vivos y los muertos. Dios hace oír [y aceptar el Mensaje] a quien quiere, pero tú no puedes hacer oír a quienes están [muertos de corazón como los que están muertos] en sus tumbas
Rusça
Не равны живые и мертвые. Воистину, Аллах дарует слух тому, кому пожелает, и ты не можешь заставить слышать тех, кто в могиле
Endonezce
dan tidak (pula) sama orang yang hidup dengan orang yang mati. Sungguh, Allah memberikan pendengaran kepada siapa yang Dia kehendaki dan engkau (Muhammad) tidak akan sanggup menjadikan orang yang di dalam kubur dapat mendengar
Bengalce
আরও সমান নয় জীবিত ও মৃত। আল্লাহ শ্রবণ করান যাকে ইচ্ছা। আপনি কবরে শায়িতদেরকে শুনাতে সক্ষম নন।
Çince
活人和死人也不相等。安拉必使他所意欲者能听闻,你绝不能使在坟中的人能听闻,
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ölüler ile dirilerin bir olmadığı gibi, Müminler ile kâfirler de bir olamazlar. Allah, dilediği kimseye hidayetini işittirir. Ey Resul! Sen, kabirlerdeki ölüler gibi olan kâfirlere işittiremezsin.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
19- Kör ile gören bir olmaz; 20- Karanlıkla aydınlık; 21- Gölge ile sıcak da. 22- Dirilerle ölüler de bir olmaz. Şüphesiz Allah, dilediği kimseye işittirir. Sen kabirde olanlara işittiremezsin. 23- Sen ancak bir uyarıcısın. 24- Şüphe yok ki biz seni hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Zaten kendilerine bir uyarıcının gelmediği hiçbir ümmet yoktur. 19-23. Yüce Allah, zıt şeylerin ilâhî hikmette ve kullarına tevdi etmiş olduğu fıtratta birbirine eşit olamayacağını bildirmektedir:“Kör ile gören bir olmaz, karanlıkla aydınlık ve gölge ile sıcak da. Dirilerle ölüler de bir olmaz.” Bu hususta en ufak bir şüphe dahi söz konusu değildir. Sizce de kabul edildiği üzere sözü edilen bu hususlar, şüphesiz birbirine eşit olamazlar. Aynı şekilde şunu da bilin ki manevî olarak birbirine zıt olan şeylerin birbirine eşit olmaması öncelikle söz konusudur. O bakımdan mü’min ile kâfir, hidâyet bulan ile sapık olan, alim ile cahil, cennetlikler ile cehennemlikler, diri kalpliler ile ölü kalpliler de bir olmaz. Bunlar arasında Allah’tan başka hiç kimsenin bilmediği kadar büyük farklılıklar vardır. Bu mertebeler öğrenildiğine, eşyalar birbirinden ayırt edildiğine ve uğrunda yarışılması gerekenle onun zıddı apaçık belli olduğuna göre kararlı olan kimse kendisi için daha uygun ve tercihe daha değer olanı tercih etmelidir. “Şüphesiz Allah dilediği kimseye” kavrayıp kabul etmekle sonuçlanacak şekilde “işittirir.” Çünkü hidâyete ileten, tevfikini ihsan eden O’dur. “Sen kabirde olanlara” ölü kalplilere “işittiremezsin.” Yahut senin davetinin kabirde bulunanlara hiçbir faydası olmadığı gibi, sana karşı çıkıp inatla direnen kimselere de hiçbir faydası olmaz. Ancak senin vazifen; uyarmak ve davetin kabul edilsin yahut edilmesin seninle gönderilen risaleti tebliğ etmektir. İşte bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sen ancak bir uyarıcısın.” 24. Yani bizim seni gönderişimiz katıksız hak iledir. Çünkü Yüce Allah seni, peygamberlerin kesildiği, yolların belirgin olmadığı, ilmin ortadan kalktığı ve peygamber olarak gönderilmene büyük bir ihtiyacın bulunduğu bir zamanda âlemlere rahmet olasın diye göndermiştir. Aynı şekilde seninle birlikte göndermiş olduğumuz bu dosdoğru din ve bu sırat-i mustakim de haktır, batıl değildir. Göndermiş olduğumuz bu Kur’ân-ı Kerîm, onun ihtiva ettiği sonsuz hikmetlerle dolu öğütler de hak ve gerçektir. Seni sana itaat edenlere Allah’ın dünya ve âhiretteki mükâfatlarını müjdelemek, sana karşı çıkıp isyan edenlere de Allah’ın dünya ve âhiretteki cezasını haber vererek uyarıp korkutmak üzere gönderdik. Sen daha önce benzeri görülmemiş bir peygamber değilsin. “Zaten” geçmiş ümmetlerden ve önceki nesillerden “kendilerine” Allah’ın delilini ortaya koyacak “bir uyarıcının gelmediği hiçbir ümmet yoktur.” ki bu sayede “helâk olan kişi apaçık bir delil üzere helâk olsun, hayatta kalan kişi de apaçık bir delil üzere yaşasın.”(el-Enfâl, 8/42)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirlerin genel kanaatine göre bu karşılaştırmalı örneklerin olumlu olanları hakkı, imanı, iman sahiplerini ve kavuşacakları güzellikleri; olumsuz olanları da bâtılı, inkârcılığı, inkârcıları ve kötü âkıbetlerini temsil etmektedir. Bu konudaki yorumları şöyle özetlemek mümkündür: Müminin tuttuğu yol sağlam, ufku ve basireti açık, niyet ve iradesi güçlü, yaptıkları kalıcı ve yarayışlıdır; kâfir ise ölüden farksızdır, basireti kapalı, kalbi kararmış, yaptıkları anlam kazanamamış ve boşa gitmiştir (Taberî, XXII, 128-129). Râzî bu örneklere şöyle bir izah getirir (XXVI, 16): “Gören” kelimesi mümini, “kör” kelimesi kâfiri, “aydınlık” imanı, “karanlıklar” küfrü, “gölge” rahatlığı ve huzuru, “sıcak” sıkıntıyı ve yakıcı ateşi, “diriler” müminleri, “ölüler” kâfirleri anlatmak için kullanılmıştır. Zira mümin önündeki açık yolu (dünya hayatından sonra yeni bir hayatın başlayacağını) görmekte, inkârcı ise bunu görmemektedir. Ama unutulmamalıdır ki kişinin görme duyusu ne kadar keskin olursa olsun, ışık olmazsa bir şey göremez. İşte iman ışık demektir ki gören kişinin önünü aydınlatır, küfür ise karanlığı temsil ettiğinden kâfirin hakikati görmesine engeldir. Sonra her ikisinin âkıbetine, müminin rahata ve huzura kavuşacağına, kâfirin ise sıkıntı ve yakıcı ateş ile karşılaşacağına işaret edilmiştir. Yüce Allah mümin ve kâfir hakkında bir başka örneğe daha yer vermekte, âdeta şöyle buyurmaktadır: Mümin ve kâfirin durumunu anlatmaya, gören ile körün mukayesesi bile az gelir. Çünkü âmâ bazı şeyleri idrak etmede gören ile ortak özelliğe sahiptir, kâfir ise hiçbir yararlı idrak gücüne haiz değildir, ölü gibidir. 19. âyette geçen “bir olmaz” fiilinin dirilerle ölülerden söz eden 22. âyette tekrar edilmesi de bu yorumu desteklemektedir. Öte yandan Râzî, gören ile kör mukayesesinde olumsuzluk edatının tekrar edilmeyip diğerlerinde tekrar edilmesinde şöyle bir mâna inceliği bulunduğunu belirtir: Bu tekrar tekit anlamı taşır. Birinci örnekte birbirine eşit olmama zıtlık düzeyinde değildir, diğerleri ise aynı zamanda birbirine zıttır. Şöyle ki, bir şahıs görür olabildiği gibi aynı şahıs âmâ da olabilir. Oysa karanlık ve aydınlık, gölge ve sıcak, diriler ve ölüler mahiyetleri bakımından da farklıdır; kör olma ve görür olma da böyledir, fakat âyette âmâ ile gören karşılaştırılmıştır. Aynı vücudun hem hayata hem ölüme konu olabileceği dikkate alındığında bu örneği birinciye paralel görmek mümkünse de gerçekte diri ile ölü arasındaki farklılık kör ile gören arasındaki farklılıktan çok fazladır. Daha önce belirttiğimiz üzere âmâ bazı şeyleri idrak etmede gören ile ortak özelliğe sahiptir, diri ile ölü arasında ise böyle bir ortaklık da yoktur, yani ölü sadece vasıf açısından değil işin gerçeği ve mahiyeti bakımından da diriden farklıdır (XXVI, 16; bu konuda başka görüşler için bk. Taberî, XXII, 129). Bazı müfessirlere göre ise diriler ve ölüler örneği, âlimlerle câhilleri, bazılarına göre de aklını kullananlarla aklını kullanmayanları anlatmaktadır (Şevkânî, IV, 396). 22. âyetin son cümlesinde, getirilen bütün kanıtları görmezden gelen ve inatla inkârcılığını sürdürenler kabirlerdekilere yani ölülere benzetilmiştir (İbn Atıyye, IV, 436). Bu benzetmedeki maksat, inkârcıların Resûlullah’ın bildirdiklerine kulaklarını tamamen tıkamış olduklarını belirtmek olabileceği gibi, o ne yaparsa yapsın onların iz‘anını harekete geçiremeyeceğini bildirmek olabilir (Râzî, XXVI, 18).
Fâtır Suresi 22. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ölüler ile dirilerin bir olmadığı gibi, Müminler ile kâfirler de bir olamazlar. Allah, dilediği kimseye hidayetini işittirir. Ey Resul! Sen, kabirlerdeki ölüler gibi olan kâfirlere işittiremezsin.