Önceki ayet· 34:25Sonraki ayet· 34:27

Sebe' Suresi 26. Ayet· 34:26

↗ Sebe' suresi
Mekki
قُلۡ يَجۡمَعُ بَيۡنَنَا رَبُّنَا ثُمَّ يَفۡتَحُ بَيۡنَنَا بِٱلۡحَقِّ وَهُوَ ٱلۡفَتَّاحُ ٱلۡعَلِيمُ
De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
De ki: "Rabbimiz sonunda hepimizi toplar, sonra aramızda adaletle hükmeder. Adaletle hükmeden, bilen ancak O'dur
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "Rabbimiz hepimizi bir araya toplayacak, sonra da hak hükmü ile aramızı ayıracaktır. Asıl hüküm veren ve her şeyi bilen O'dur."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
De ki: "Rabbimiz hepimizi biraraya toplayacak, sonra da aramızı hak ile ayıracak. O'dur Fettâh, O'dur Alîm."
Süleyman Ateş
De ki: "Rabbimiz (kıyamet günü), hepimizi bir araya toplayacak, sonra aramızdaki sorunu çözecektir. O sorunları en güzel çözümleyendir, bilendir."
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.0%
İngilizce
Say, "Our Lord will bring us together; then He will judge between us in truth. And He is the Knowing Judge
Fransızca
Dis: «Notre Seigneur nous réunira, puis Il tranchera entre nous, avec la vérité, car c'est Lui le Grand Juge, l'Omniscient»
İspanyolca
Diles: "Nuestro Señor nos congregará [el Día del Juicio], luego juzgará entre nosotros con equidad; Él es el verdadero Juez, y Él todo lo sabe
Rusça
Скажи: «Наш Господь соберет всех нас, а потом рассудит между нами по справедливости, ибо Он - Раскрывающий (или Справедливый Судья), Знающий»
Endonezce
Katakanlah, "Tuhan kita akan mengumpulkan kita semua, kemudian Dia memberi keputusan antara kita dengan benar. Dan Dia Yang Maha Pemberi keputusan, Maha Mengetahui
Bengalce
বলুন, আমাদের পালনকর্তা আমাদেরকে সমবেত করবেন, অতঃপর তিনি আমাদের মধ্যে সঠিকভাবে ফয়সালা করবেন। তিনি ফয়সালাকারী, সর্বজ্ঞ।
Çince
你说:“我们的主,将召集我们,然后,依真理而为我们裁判,他确是最善于裁判的,确是全知的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara de ki: "Kıyamet günü Allah hepimizi bir araya toplayacak, sonra da sizinle bizim aramızda adaletle hükmedecektir. Böylece (Allah) hak ehlini batıl ehlinden ayırıp ortaya çıkarır. O; adalet ile hükmeden ve hükmettiği şeyi hakkıyla bilendir."
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
24- De ki:“Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kim?”“Allah’tır” de. “O halde ya biz ya da siz, iki taraftan biri hidâyet üzere biri de apaçık bir sapıklık içindedir.” 25- De ki:“Siz bizim işlediğimiz günahlardan sorumlu tutulmayacaksınız, biz de sizin işlediklerinizden sorumlu tutulmayacağız.” 26- De ki:“Rabbimiz bizi bir araya toplayacak, sonra da aramızda hak ile hüküm verecektir. O, adaletle hükmedendir, her şeyi bilendir.” 27- De ki:“O’na koştuğunuz ortakları bana gösterin bakalım (hani nerdeler)! Asla (gösteremezsiniz)! Bilakis O, Azîz ve Hakîm olan Allah’tır (hiçbir ortağı yoktur).” 24. Yüce Allah, peygamberi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e Allah’a ortak koşanlara, ortak koşmalarının doğruluğu hakkında soru sorarak şunları söylemesini emretmektedir:“De ki: Göklerden ve yerden sizi rızıklandıran kim?” Hiç şüphesiz onlar bu rızkı verenin Allah olduğunu itiraf edeceklerdir. Eğer kendileri itiraf etmeyecek olurlarsa bizzat sen:“Allah’tır, de.” Çünkü böyle bir sözü reddedecek, çürütecek hiç kimse yoktur. Göklerden ve yerden size rızık verenin, üzerinize yağmur yağdıranın, sizin için bitkileri bitirenin, yeryüzünde nehirler akıtanın, ağaçlardan meyveler çıkartanın, bütün hayvanları sizin faydanıza ve size rızık olmak üzere yaratanın yalnız ve yalnız Allah olduğu açıkça ortaya çıktığına göre sizler, ne diye hiçbir rızık veremeyen ve en ufak bir fayda sağlayamayan varlıklara ibadet ediyorsunuz? “O halde ya biz ya da siz, iki taraftan biri hidâyet üzere biri de apaçık bir sapıklık içindedir” İki kesimden biri, biz yahut siz, ya oldukça aşikar, açıkça görülen, üstün bir hidâyet yolu üzerindeyiz yahut da içine gömüldüğümüz apaçık bir sapıklıktayız. Bu tarz bir söz, ancak hakkı apaçık gören, doğruyu açıkça tespit eden, izlediği yolun hak olduğuna, hasmının ve karşı tarafın izlediği yolun batıl olduğuna kesin kanaat getiren kimsenin söyleyebileceği bir sözdür. Yani bizler, elimizde bulunan delilleri ve sizlerin tutunduğunuz şeyleri açıklamış bulunuyoruz. Bunlar sayesinde aramızdan kimin haklı kimin haksız, kimin hidâyette kimin de sapık olduğu kesin ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ortaya çıkmış bulunmaktadır. O kadar ki artık kimin haklı kimin haksız olduğunu söylemeye bile gerek yok! Diğer bütün mahlukatı yaratan, onlarda bütün türleri ile tasarrufta bulunan, bütün nimetleri ihsan eden, mahlukata rızıklarını veren, her türlü nimeti onlara ulaştıran, her türlü sıkıntılarını açıp gideren, bütün hamdler/övgüler kendisine layık olan, hakimiyet bütünü ile kendisinin olan, heybeti karşısında meleklerin ve onların dışındaki yaratılmışların zilletle boyun eğdiği, azameti önünde boyun büktüğü, bütün şefaatçilerin kendisinden korktuğu, izni olmaksızın O’nun yanında onlardan hiçbir kimsenin şefaat edemeyeceği, zatı ile sıfatları ile fiilleri ile yüce, üstte ve büyük olan, bütün kemâl, celal, cemal, hamd, senâ ve şeref kendisinin olan yaratıcıya ibadete çağıran, bu yüce şana sahip olana yakınlaşmaya, O’nun için ihlasla amelde bulunmaya davet ederek O’nun dışındaki varlıklara ibadeti yasaklayan, hiçbir şey yaratamayan, rızık veremeyen, ne kendilerine ne de kendilerine ibadet edenlere fayda sağlayamayan, onlara gelecek zararı önleyemeyen, öldüremeyen, hayat veremeyen, ölümden sonra diriltemeyen, aksine akılsız, cansız, kendisine ibadet edenlerin dualarını işitemeyen, işitse dahi bu dualarını kabul edip cevap veremeyen, kıyamet günü geldiğinde de kendilerini ve ortak koşmalarını inkâr edecek ve ortak koşanlardan uzak olduklarını belirtecek olan, karşılıklı lanetleşerek onları reddedecek olan, hükümranlıktan en ufak bir paya sahip bulunmayan, onda hiçbir ortaklıkları da olmayan, Allah’ın izni olmaksızın bağımsız olarak şefaat yetkileri bulunmayan putlara, heykellere ve kabirlere yakın olmayı isteyen, bu vasıfta olan varlıklara dua edip elinden geldiğince bunlara yaklaşmaya çalışan, dinini Allah’a halis kılanlara düşmanlık ederek savaş açan, dini yalnızca Allah’a halis kılmak üzere gelen peygamberleri yalanlayan kimseleri birbirleri ile mukayese edecek olursanız; bu iki kesimden kimin hidâyette, kimin sapık olduğunu, kimin mutlu kimin bedbaht olduğunu görürsünüz. Bu hususta ayrıca bir açıklamaya da gerek yoktur. Çünkü durumun ortaya koyduğu gerçekler, dilin söylediklerinden daha açıktır. 25. Onlara “de ki: Siz bizim işlediğimiz günahlardan sorumlu tutulmayacaksınız, biz de sizin işlediklerinizden sorumlu tutulmayacağız.” Yani her birimizin ameli kendisinedir. Biz suç ve günah işleyecek olursak bundan dolayı siz sorumlu olmazsınız, biz de sizin yaptığınız işlerden sorumlu olmayacağız. O halde bizim de sizin de maksadımız hakkı araştırmak, bulmak ve adaletli olan yolu izlemek olmalıdır. Bırakın bizim yaptıklarımızı! Bizim amellerimiz sizin hakka tabi olmanıza engel olmasın. Şüphesiz dünya hükümleri zahiren ortaya çıkanlara göre işler ve buna göre bu hususlarda hakka uyulur ve batıldan uzak kalınır. Amellere gelince onların karşılığının verileceği yer başkadır. Orada hükmedenlerin en yücesi ve adalet yapanların en adaletlisi hasımlar arasında hükmünü verecektir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: 26. “De ki: Rabbimiz bizi bir araya toplayacak sonra aramızda” kimin doğru, kimin yalancı olduğunu, kimin mükâfatı, kimin de cezayı hak ettiğini açıkça ortaya koyacak şekilde “hak ile hüküm verecektir.” İçinden çıkılamayan davaları gereken şekilde hükme bağlayacaktır. O, davaları çözenlerin en hayırlısıdır. 27. Ey Peygamber ve senin görevini ifa etmek durumunda olanlar! “De ki: O’na koştuğunuz ortakları bana gösterin bakalım.” Nerededirler? Onları bilmenin yolu nedir? Yerde midirler, gökte midirler? Zira gizliyi ve açığı bilen zat, bize varlık aleminde kendisinin hiçbir ortağının bulunmadığını haber vermiştir:“Onlar Allah’ın dışında kendilerine ne bir zarar ne de bir fayda veremeyecek şeylere taparlar. Bir de: Bunlar Allah katında bizim şefaatçilerimizdir, derler. De ki: Allah’a göklerde ve yerde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? O, ortak tutmakta oldukları her şeyden münezzeh ve yücedir.”(Yunus, 10/18); “Allah’tan başkasına tapanlar dahi Allah’a koştukları ortaklara uymuyorlar. Onlar ancak zanna uyuyor ve sadece yalan söylüyorlar.”(Yunus, 10/66) Aynı şekilde Allah’ın has kulları olan peygamberler ve rasûller de O’nun bir ortağının olmadığını biliyorlar. O halde ey müşrikler, sizler kendi batıl kanaatlerinize dayanarak Allah’a “koştuğunuz ortakları bana gösterin.” Onların böyle bir soruya cevap verme imkânları yoktur. Bundan dolayı:“Asla!” buyrulmuştur. Yani Allah’ın ortağı, eşi benzeri ve zıddı yoktur. “Bilakis O, Azîz” her şeyi emri altına alan, bütün varlıkların emrine boyun eğdiği, O’nun tarafından idare edilip amade kılındığı, işleri çekip çeviren “ve Hakîm olan” yarattıklarını sağlam ve güçlü kılan, indirdiği şer’î hükümleri en güzel hikmetlerle donatan, kendisinden başka hiçbir kimsenin ilâhlığa ve ma’bud edinilmeye layık olmadığı “Allah’tır.” Eğer O’nun şeriatında, tevhidin, dinin kendisine halis kılınmasını emretmesinin, bunu sevmesinin ve bunu kurtuluş yolu kılmasının; kendisine ortak koşmayı ve O’nun dışındaki varlıkları O’na eşler edinmeyi yasaklamasının, bunu da bedbahtlığın ve helâk oluşun yolu olarak tespit etmiş olmasının dışında hiçbir hikmet bulunmamış olsaydı dahi bu, bile O’nun hikmetinin kemâline yeterli, açık ve kesin bir delil olurdu. Peki O’nun vermiş olduğu bütün emirler ve yasaklar aynı şekilde hikmeti ihtiva ettiğine göre daha ne söylenebilir?!
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyetlerde verilen örneklerden ve yapılan uyarılardan çıkarılması gereken sonuca geçilmekte ve şirkin her türünün yanlışlığı üzerinde durulmaktadır. 23. âyette canlandırılan sahne ve “sonunda kalplerinden korku giderilince” şeklinde tercüme edilen kısım ile ilgili olarak değişik yorumlar yapılmıştır. Bazı müfessirlere göre âyetin mânası şudur: Nihayet âhirette müşriklerin kalplerinden korku giderildiğinde melekler onlara sorar: “Dünyadayken rabbiniz size ne demişti?” Onlar: “Hak olanı buyurdu” derler ve ikrarın fayda sağlamadığı bir vakitte gerçeği ikrar ederler (Şevkânî, IV, 372). Bazılarına göre burada sözü edilen korku ölüm esnasındaki korkudur. Ölüm sırasında Allah kalplerden korkuyu giderir, herkes Allah’ın bildirdiklerinin hak olduğunu itiraf eder; bu, önceden aynı şeyi söylemekte olana fayda, aksini söylemekte olana ise zarar verir; her ikisinin ruhu önceki inanç ve ikrarına göre kabzedilir (Râzî, XXV, 255). İbn Atıyye bu ifadenin açıklamasıyla ilgili hadislerden hareketle burada meleklerin kastedildiğini savunur. Bu yoruma göre melekler Cebrâil’e vahiy verildiğini duyduklarında dehşete kapılırlar ve korkuları zâil olduğunda aralarında âyetteki konuşma cereyan eder (IV, 418). Birçok müfessir de şu açıklamayı yapmıştır: Âyetten, âhirette gerek başkalarına şefaatçi yapılma gerekse şefaate nail olma umudu taşıyanların bir endişe ve heyecan dönemi yaşayacaklarına ve uzun bir bekleyişten sonra iznin verileceğine işaret edildiği anlaşılmaktadır. İzin çıktığı belli olduğunda korkuları zâil olur, birbirlerini müjdelemeye başlarlar, “Rabbiniz ne buyurdu?” diye sorarlar... (Zemahşerî, III, 258). Değişik görüşleri nakleden Taberî’nin –konuyla ilgili rivayetler ışığında– yaptığı tercih şudur: Allah katında ancak O’nun şefaatine izin verdiklerinin şefaati fayda sağlar, Allah’ın kendisine bu yönde müsaade verdiğini duyan kişi büyük bir heyecan duyar, nihayet bu heyecan yatıştığında “Rabbiniz ne buyurdu?” diye meleklere sorar... (XXII, 89-93; diğer yorumlar için bk. Râzî, XXV, 255; Şevkânî, IV, 372; şefaat hakkında bilgi için bk. Bakara 2/48, 255). 24. âyette geçen ve “O halde biz veya siz, iki taraftan biri ya doğru yol­dadır yahut açık bir sapkınlık içindedir” şeklinde tercüme edilen cümleyle ilgili yorumlarda ağırlıklı olarak, üstün bir ifade biçimiyle ve münazara (cedel) kuralları içinde muhatapların iddialarının reddedildiği belirtilir (bk. Taberî, XXII, 94-95; Zemahşerî, III, 259; buradaki edebî sanatlar için bk. İbn Âşûr, XXII, 192-193). Râzî ise konuya farklı bir açıdan bakarak şu yorumu yapar: Yüce Allah resûlüne ve müminlere münazara âdâbı ve fikrî tartışmaların verimliliği açısından önemli bir metodu hatırlatıyor. Tartışan kişi karşı tarafın hatalı olduğunu peşinen ifade ederek başlarsa bu tartışmadan verim alınmaz; halbuki önce iki taraftan birinin hatalı olabileceğinin kabulü, taassubun atılmasına ve tarafların fikirlerini samimi olarak gözden geçirmelerine imkân sağlar (XXV, 257). 26. âyette geçen ve sözlükte “açar” anlamına gelen yeftehu fiili bu bağlamda “Hak üzere yargılar ve hüküm verir” demektir (İbn Atıyye, IV, 420; Şevkânî, IV, 372). Bu sebeple meâlde gerek bu fiile gerekse aynı kökten türeyen fettâh kelimesine buna uygun bir anlam verilmiştir.
Sebe' Suresi 26. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlara de ki: "Kıyamet günü Allah hepimizi bir araya toplayacak, sonra da sizinle bizim aramızda adaletle hükmedecektir. Böylece (Allah) hak ehlini batıl ehlinden ayırıp ortaya çıkarır. O; adalet ile hükmeden ve hükmettiği şeyi hakkıyla bilendir."