Diyanet İşlerien ayrışan
Doğrusu, ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir peygambere inanmamak üzere Allah bize ahid verdi" diyenlere sen, de ki: "Benden önce peygamberler size belgeler ve dediğiniz şeyi getirdi. Doğru sözlü iseniz niçin onları öldürdünüz
Elmalılı Hamdi Yazır
"Ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiç bir peygambere iman etmeyeceğimize dair Allah bize ahidde bulundu." diyenlere de ki: "Benden önce size bazı peygamberler açık belgelerle ve sizin dediğiniz şeyle geldi. Eğer doğru insanlarsanız, ya onlarıniçin öldürdünüz?"
Yaşar Nuri Öztürk
Onlar şöyle demişlerdi: "Allah bize ant verdi, kendisi bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir resule inanmayacağız." Söyle onlara: "Size benden önce o dediğinizle birlikte açık deliller getiren resuller gelmişti. Peki, madem doğru sözlülerdiniz neden onları katlettiniz?"
Süleyman Ateş
Onlar: "Allah bize, and verdi ki, bize ateşin yiyeceği bir kurban getirmedikçe hiçbir elçiye inanmayalım." dediler. De ki: "Size benden önce açık deliller ve bu dediğinizi de getiren elçiler gelmişti. Eğer doğru idiyseniz niçin onları öldürdünüz?"
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Onlar yalan ve iftira ile şöyle dediler: "Yüce Allah gönderdiği kitaplarda ve peygamberleri aracılığıyla bir peygambere ait sözün doğruluğunu ancak buna dair bir doğrulayıcı getirmesi halinde iman etmemizi emretmiştir." Bu da Allah'a bir sadaka sunması ve gökten inen ateşin onu yakması ile gerçekleşir. Yüce Allah'ın onlara böyle bir şey emrettiğini ve resullerin doğruluğunun ancak onların söylediği şeylerle bilineceğini ileri sürmeleri Allah adına söyledikleri uydurma yalanlardır. Bundan dolayı yüce Allah Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'in onlara şöyle demesini emretti: Benden önce size doğruluklarını apaçık delillerle beyan eden nice peygamberler geldi ve dediğiniz gibi gökten inen ateş (Allah'a) yakınlaşmak için sundukları şeyi yaktı. Eğer sözünüzde sadık kimseler iseniz neden onları yalanladınız ve öldürdünüz?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
183- “Allah bize, ateşin yiyeceği bir kurban getirinceye kadar hiçbir peygambere iman etmememizi emretti” diyenlere de ki: “Size benden önce nice peygamberler apaçık delilleri ve dediğiniz şeyi getirmişlerdi. Doğru söylüyor iseniz onları niçin öldürdünüz?” 184- Eğer onlar seni yalanlarsa (üzülme), senden önce apaçık delillerle, sahifelerle ve aydınlatıcı kitaplarla gelmiş nice peygamberler de yalanlanmıştı.
183. Şanı Yüce Allah bu iftiracı ve:“Allah bize... iman etmememizi emretti” diyenlerin halini haber vermektedir. Yâni; Ateşin yiyeceği bir kurbanı bize getirmedikçe hiçbir peygambere iman etmememiz konusunda Allah bize emir vermişti. Bu sözü söyleyenler, hem Allah’a yalan söylemişler hem de peygamberlerin getirdikleri mucizeleri apaçık iftira olduğu belli olan bu tek mucizeye hasretme cüretkârlığını göstermişlerdir. Ayrıca eğer ateşin yiyeceği bir kurbanı kendilerine getirmeyecek olursa hiçbir peygambere iman etmeyeceklerini, böyle yapmakla da -güya- Rablerine itaat edip O’nun emrini yerine getirdiklerini iddia etmişlerdir. Hâlbuki Yüce Allah’ın, gönderdiği her bir peygamberi birçok mucize ve belgelerle desteklediği bilinen bir husustur ki bu mucizelerin benzerlerini gören insanlar iman etmekten başka bir yol bulamazlar. Ayrıca bu mucizeler de onların söyledikleriyle sınırlı değildir. Bununla birlikte onlar hiç de riâyet etmedikleri bir iftira ve gereğini uygulamadıkları batıl bir iddiada bulunmuşlardır. İşte bundan dolayı şanı Yüce Allah, Rasûlüne onlara şu sözleri söylemelerini emretmektedir:“De ki: Size benden önce nice peygamberler apaçık delilleri” doğruluklarını açıkça ortaya koyan belgeleri “ve dediğiniz şeyi” yâni ateşin yiyip bitirdiği bir kurbanı “getirmişlerdi. Doğru söylüyor iseniz onları niçin öldürdünüz?” Eğer siz ateşin yiyeceği bir kurban getiren her peygambere iman edeceğiniz iddiasında doğru ve samimi iseniz niye iman etmediniz de onları öldürdünüz? İşte böylelikle onların yalancılıkları, inatları ve çelişkileri açıkça ortaya çıkmıştır.
184. Daha sonra Yüce Allah, Peygamberine teselli vererek şöyle buyurmaktadır:“Eğer onlar seni yalanlarlarsa (üzülme), senden önce apaçık delillerle” akli deliller ve nakli burhanlarla “sahifelerle” yâni peygamberlerden başkalarının getirmelerine imkân bulunmayan, semâdan indirilmiş yazılı kitaplarla “aydınlatıcı” şer’î hükümleri açıklayan, bu hükümlerin ihtivâ ettiği akla uygun güzellikleri ortaya koyan ve aynı zamanda doğru haberleri dolayısı ile aydınlatıcı bulunan “kitaplarla gelmiş nice peygamberler de yalanlanmıştı.” Yâni zalimlerin âdeti, alışkanlığı hep Allah’ı inkâr etmek ve Allah’ın peygamberlerini yalanlamaktır. Yoksa onların Allah’ın peygamberlerini yalanlamaları, hiçbir şekilde onların getirdiklerinin eksik ve ksuurlu olmasından yahut da belge ve delillerinin açık olmamasından ötürü değildi. O halde onların bu özelliklere sahip peygamberleri yalanlama konusunda âdetleri ve durumları bu olduğuna artık onların bu durumu seni üzmesin ve sıkıntıya sokmasın. Daha sonra Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Sözlükte masdar olarak “yaklaşmak”, isim olarak da “Allah’a yakınlık sağlamaya vesile kılınan şey” anlamına gelen kurban kelimesi, dinî bir terim olarak “ibadet maksadıyla belirli şartları taşıyan hayvanı usulünce boğazlamak veya bu şekilde boğazlanan hayvan” demektir. İnsanlık tarihi boyunca hemen bütün dinlerde kurban uygulamalarının bulunduğu tesbit edilmiştir (bk. Mâide 5/27; Hac 22/28-34, 67; Kevser 108/2).
“Yakılan kurban” tabiri Kitâb-ı Mukaddes’te de geçmektedir (Levililer, 1, 7 vd.; Tesniye, 15/16; I. Krallar, 18/38). “Allah fakirdir, biz zenginiz” dedikleri bildirilen Medine yahudilerinden bir grup Hz. Peygamber’e gelerek, “Ey Muhammed! Sen peygamber olduğunu ve sana Allah tarafından bir kitap gönderildiğini iddia ediyorsun. Oysa Allah bizden, ateşin yakacağı bir kurban getirinceye kadar hiçbir peygambere inanmamamız hususunda söz aldı. Bize böyle bir mûcize gösterirsen seni tasdik ederiz” demişler, bunun üzerine bu âyet inmiştir (Râzî, IX, 121). Ancak âyetin devamından peygamberlerin bu tür mûcizeler getirdikleri anlaşılmakla birlikte bundan Allah’ın onlara “böyle bir mûcize getirmediği takdirde hiçbir peygambere inanmamalarını emrettiği” anlamı çıkmaz. Bilakis âyet onları yermekte ve iddialarında doğru olmadıklarına işaret etmektedir. Çünkü daha önce Zekeriyyâ ve Yahyâ gibi birçok peygamber, diğer mûcizelerin yanında onların istediği bu mûcizeyi de getirmişlerdi; ancak bunların ataları o peygamberleri öldürmüşlerdir (İbn Âşûr, IV, 186).
Rivayete göre eskiden bir kimse bir sadaka verdiğinde sadakasının kabul edilip edilmediğini öğrenmek için Allah’a bir kurban takdim ederdi, sadakası kabul edilmişse Allah tarafından gökten gönderilen bir ateş o kurbanın üzerine iner ve onu yakardı (Taberî, 1V, 197). Bu şekilde kurban takdim etme olayı İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberler için bir mûcize olmuştu. Peygamberin, Allah tarafından gönderilmiş olduğunu ispat etmesi için bir kurban kesilir, peygamber kalkar dua eder, bunun üzerine gökten inen bir ateş o kurbanı yakardı. Bu durum o peygamberin iddiasında doğru olduğunu gösteren bir mûcize olurdu (krş. Zemahşerî, I, 234; I. Kırallar, 18/36-38). Ancak peygamberlerin mûcizeleri sadece bundan ibaret değildi. Her peygamber kendi zamanına ve hitap ettiği topluma uygun olarak çeşitli mûcizeler getirmiştir. Nitekim Hz. Îsâ’nın ve Hz. Muhammed’in mûcizeleri tamamen farklı şeylerdi. İsrâiloğulları’na gönderilen peygamberler onların istedikleri mûcizelerden fazla olarak başka mûcizeler de getirmiş olmalarına rağmen onlar birçok peygamberi öldürmüşlerdir. Yüce Allah onları kınamak üzere “Doğru söylüyorsanız onları (peygamberleri) niçin öldürdünüz?” buyurarak onların Hz. Peygamber’den kurban mûcizesi istemelerinde samimi olmadıklarına işaret etmektedir.