Önceki ayet· 25:7Sonraki ayet· 25:9

Furkân Suresi 8. Ayet· 25:8

↗ Furkân suresi
Mekki
أَوۡ يُلۡقَىٰٓ إِلَيۡهِ كَنزٌ أَوۡ تَكُونُ لَهُۥ جَنَّةٞ يَأۡكُلُ مِنۡهَاۚ وَقَالَ ٱلظَّـٰلِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلَّا رَجُلٗا مَّسۡحُورًا
Yahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Yahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
"Yahut kendisine bir hazine verilseydi veya besleneceği bir bahçe olsaydı ya!" Bu zalimler, inananlara "Siz sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
"Yahut ona bir hazine gönderilmeli, yahut ürününden yediği bir bahçesi olmalı değil miydi?" O zalimler şunu da söylediler: "Sizler büyülenmiş bir adamdan başkasının ardı sıra gitmiyorsunuz."
Süleyman Ateş
Yahut üstüne bir hazine atılmalı, yahut kendisinin ürününden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil mi? Ve zalimler: "Siz başka değil, sadece büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz" dediler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 13.8%
İngilizce
Or [why is not] a treasure presented to him [from heaven], or does he [not] have a garden from which he eats?" And the wrongdoers say, "You follow not but a man affected by magic
Fransızca
Ou que ne lui a-t-on lancé un trésor? Ou que n'a-t-il un jardin à lui, dont il pourrait manger (les fruits)?» Les injustes disent: «Vous ne suivez qu'un homme ensorcelé»
İspanyolca
¿Por qué no le es enviado un tesoro o le es concedido un huerto del que pueda comer?" Los opresores dicen: "Solo siguen a un hombre hechizado
Rusça
Почему ему не даровано сокровище? Почему у него нет сада, из которого он бы вкушал?». Беззаконники сказали: «Воистину, вы следуете лишь за околдованным мужем»
Endonezce
atau (mengapa tidak) diturunkan kepadanya harta kekayaan atau (mengapa tidak ada) kebun baginya, sehingga dia dapat makan dari(hasil)nya?" Dan orang-orang zalim itu berkata, "Kamu hanyalah mengikuti seorang laki-laki yang kena sihir
Bengalce
অথবা তিনি ধন-ভান্ডার প্রাপ্ত হলেন না কেন, অথবা তাঁর একটি বাগান হল না কেন, যা থেকে তিনি আহার করতেন? জালেমরা বলে, তোমরা তো একজন জাদুগ্রস্ত ব্যক্তিরই অনুসরণ করছ।
Çince
或者把一个财宝赏赐他,或者他有一座果园,供他食用呢?”不义者说:“你们只顺从一个被蛊惑者。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
"Yahut kendisine gökten bir hazine verilmeli veya mahsullerinden yiyeceği bir bahçesi olmalıydı. Böylece rızkını talep etmek için çarşı pazarda dolaşmaya ihtiyaç duymazdı." (Ayrıca) o zalimler (müminlere): "Ey Müminler! Siz, ancak büyü sebebi ile aklına yenik düşmüş bir adama uymaktasınız!" dediler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
7- Yine dediler ki:“Bu nasıl peygamberdir ki yemek yer ve çarşılarda dolaşır? Onunla birlikte uyarıcı olmak üzere beraberinde bir melek indirilmeli değil miydi?” 8- “Yahut ona bir hazine verilmesi veya mahsüllerinden yiyeceği bir bahçesi olması gerekmez miydi?” O zalimler: “Siz, ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediler. 9- Senin hakkında nasıl misaller getirdiklerine bir bak! Böylece haktan saptılar da artık (ona ulaşacak) hiçbir yol bulamazlar. 10- Dilerse sana bu (saydıklarından) daha hayırlısını; altlarından ırmaklar akan bahçeler ve sana ait saraylar verebilecek olan Allah, yüceler yücesidir! 11- Fakat onlar, kıyameti yalanladılar. Biz de kıyameti yalanlayanlara çılgın bir ateş hazırladık. 12- O ateş onları uzak bir yerden görünce onlar, onun öfkeli kaynayışını ve uğultusunu işiteceklerdir. 13- Onlar elleri boyunlarına bağlı bir halde onun dar bir yerine atıldıklarında orada ölmek için yalvaracaklardır. 14- (Onlara şöyle denilecektir:)“Bugün tek bir ölüm değil, pek çok ölüm için yalvarın.” 7. Bu, Allah Rasûlünü yalanlayıp risaletine dil uzatanların söyledikleri sözlerdendir. Onlar, onun risaletine karşı: O, niye bir melek yahut bir hükümdar değil? Yahut niçin bir melek ona yardımcı olmuyor? diye itiraz etmişlerdi ve alay yollu şöyle demişlerdir:“Bu nasıl bir peygamberdir?” Bu risalet iddiasında bulunana ne oluyor “ki yemek yer” bu, insanların özelliklerindendir; o, yemek yemeyen, insanların gerek duyduğu şeylere ihtiyaç duymayan bir melek olmalı değil miydi? “ve” üstelik “çarşılarda” alışveriş için “dolaşır?” Bu, onların yanlış kanaatlerine göre peygamber olana yakışan bir şey değildi. Oysa Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Bizim senden önce gönderdiğimiz rasûller de muhakkak yemek yerler ve çarşılarda dolaşırlardı”(el-Furkan, 25/20)“Onunla birlikte uyarıcı olmak üzere beraberinde bir melek indirilmeli değil miydi?” Yani niye onunla birlikte, ona yardımcı ve destek olmak üzere bir melek indirilmedi? Onların yanlış kanaatlerine göre kendisi tek başına risalete yeterli değildi ve bu risaletin gereklerini yerine getirme güç ve kudretine de sahip değildi. 8. “Yahut ona bir hazine” çalışıp çabalamadan bir araya getirilmiş bir yığın mal “verilmesi” veya “mahsüllerinden yiyeceği bir bahçesi olması” böylelikle rızık kazanma maksadıyla pazarlarda dolaşma ihtiyacından kurtulması “gerekmez miydi? O zalimler”i bu sözleri söylemeye iten onların zulümleridir. Yoksa bu konuda kafalarının karışık olması ve bir türlü işin içinden çıkamamaları değildir. Onlar:“Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz, dediler.” Halbuki onlar, onun aklının ne kadar mükemmel olduğunu, sözlerinin ne kadar güzel ve hiçbir eleştiriye kâbil olmayacak kadar eksiklikten uzak olduğunu biliyorlardır. Buna rğmen bu sözü söylediler. Bu sözleri gerçekten hayret edilecek türden olduğundan dolayı Allah şöyle buyurmaktadır: 9. “Senin hakkında nasıl misaller getirdiklerine bir bak!” Sözü edilen misallerden kasıt: “O niçin melek değildir de beşeriyetin özelliklerine sahiptir? Niçin onunla birlikte bir melek yok? Çünkü o söylediklerini yerine getiremez. Niçin ona bir hazine indirilmedi? Niçin pazarlarda dolaşmak ihtiyacından kendisini kurtacak bir bahçesi yok?” ya da “O, bir sihirbazdır” türü sözleridir. “Böylece haktan saptılar da artık (ona ulaşacak) hiçbir yol bulamazlar.” Onlar, bütünüyle cahillik, sapıklık ve akılsızlık olan, birbiriyle çelişkili sözler söylediler. Bunların hiçbirisinde hidâyet namına bir şey yoktur. Hatta bu sözlerin hiç birisinde risaleti tenkit edebilecek türden asgari bir şüphe uyandıracak bir taraf dahi yoktur. Bu sözlere bakmak ve bunları düşünmekle aklı başında bir kişi, hemen bunların batıl olduğunu kesinlikle anlar ve ayrıca onları reddetmek ihtiyacını da duymaz. Bundan dolayı Yüce Allah, sadece onlara bakmayı ve üzerlerinde düşünmeyi emretmektedir: Acaba bunlar, gerçekten Allah Rasûlü’nün risaletini ve doğruluğunu kabul etmekte kesinlikle tereddüdü gerektirecek türden midir? 10. Bu bakımdan Yüce Allah, Peygamberine dünyada pek büyük hayırlar ve mallar vermeye kadir olduğunu haber vererek şöyle buyurmaktadır:“Dilerse sana bu (saydıklarından) daha hayırlısını... verebilecek olan Allah, yüceler yücesidir!” Yani O, dilerse onların söylediklerinden daha hayırlılarını verebilir. Daha sonra Yüce Allah, şu buyruğuyla buna açıklık getirmektedir:“altlarından ırmaklar akan bahçeler ve sana ait” alabildiğine yüksek ve görkemli “saraylar verebilecek olan…” O’nun kudret ve meşieti bunları yapmaktan aciz değildir. Ama dünya, Yüce Allah’ın nezdinde son derece önemsiz olduğundan dolayı O, gerçek dostlarına ve peygamberlerine hikmetinin gerektiği kadarını bu dünyadan vermiştir. O nedenle peygamberlere düşmanlık edenlerin: Niçin onlara bu dünyadan bol bol rızık verilmemiş ki? diye itiraz etmeleri, bir haksızlık ve cüretkârlıktır. 11. Onların söyledikleri bu sözlerin tutarsızlığı açıkça bilinen bir husus olduğundan dolayı Yüce Allah, bu sözlerini hakkı aramak ve delile uymak amacıyla söylemediklerini; aksine bu sözlerini işi yokuşa sürmek için, zalimlikleri ve hakkı yalanlamak isteyişleri nedeniyle söylediklerini bize haber vermektedir. Onlar kalplerinde bulunanı dile getirmişlerdir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Fakat onlar Kıyameti yalanladılar.” Hakka uymak maksadını gütmeyen, işi yokuşa sürmek için yalanlayan bir kimseyi doğru yola iletme imkânı yoktur. Onunla tartışmanın bir anlamı da yoktur. Onun tek bir çaresi vardır. O da azabın, tepesine inmesidir. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Biz de kıyameti yalanlayanlara çılgın bir ateş hazırladık.” Pek büyük bir ateş hazırladık. Bu ateşin alevi alabildiğine şiddetlidir. İçinde bulunacaklara karşı çok öfkeli ve uğultusu da pek şiddetli olacaktır. 12. “O ateş onları uzak bir yerden” henüz birbirlerine ulaşmadan önce “görünce onun” kendilerine karşı “onlar, onun öfkeli kaynayışını ve” kalpleri yerinden oynatan, yürekleri paramparça eden, korkusunun dehşetinden adeta kişiyi öldürecek duruma getiren “uğultusunu işiteceklerdir.” Bu ateş Yaratıcının gazabı dolayısı ile öfkelenecek, küfür ve kötülüklerinin fazlalığı dolayısıyla alevi daha da artacaktır. 13. “Onlar elleri boyunlarına bağlı bir halde onun dar bir yerine atıldıklarında” yani azaba uğratılacakları vakit onun tam ortasında ve daracık bir yerinde, içinde bulunanların izdiham edip sıkışacakları, zincirlere, bukağılara vurulmuş olacakları bir halde, işte o uğursuz yere varıp da en kötü bir şekilde hapsedilecekleri vakit “orada ölmek için yalvaracaklardır.” Kendilerine ölümün ve helakin gelmesi için rezil ve rüsvaylıkla beddua edeceklerdir. Haksız ve zalim olduklarını bileceklerdir. Yüce Allah’ın da haklarında adaletle hüküm verdiğini anlayacaklardır. Çünkü O, onları amelleri dolayısıyla böyle bir yere koymuştur. 14. Onların bu yalvarışlarının ve yardım isteyişlerinin kendilerine hiçbir faydası olmayacaktır. Allah’ın azabına karşı hiçbir yardım alamayacaklardır. Aksine onlara:“Bugün tek bir ölüm değil, pek çok ölüm için yalvarın” denecektir. Yani ölümü bundan kat kat fazla isteseniz dahi bunun, size üzüntü gam ve kederden başka hiçbir faydası olmayacaktır. üce Allah, zalimlerin cezalarını beyan ettikten sonra takvâ sahiplerinin görecekleri mükâfatı dile getirmesi uygun düştüğünden dolayı devamla şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müşrikler, aslında alay maksadı taşıyan bu sözleriyle Hz. Muhammed’in sıradan insanlarda görülen özellikleriyle peygamber olamayacağını iddia ediyor; kendisine inanmaları için yanında bu tür beşerî özellikler taşımayan bir melek bulunması ve Resûlullah’ın sürdürdüğü uyarıcılık görevini bu meleğin üstlenmesi gerektiğini veya genellikle yoksulluğun hüküm sürdüğü Mekke şartlarında, kendilerinden farklı olarak Resûlullah’ın krallar gibi özel hazinelere, mülklere sahip olması gerektiğini savunuyor; bunların hiçbiri yokken peygamberlik davasında bulunmasının ancak büyü yapılmış birinin saçmalıkları olduğunu ileri sürüyorlardı. Âyetin sonunda bunlar “zalimler” diye anılmışlardır. Çünkü onlar öncelikle gönül dünyalarından Allah’ı silip, O’nun yerine düzmece tanrılar edinerek onlara bağlanmışlar; lâyık olana kulluk ve itaati bırakıp lâyık olmayana itaat etmişlerdir. İkinci olarak, Hz. Muhammed’in hak peygamber olup olmadığının ölçüsü olarak, onun getirdiği dinin ilkelerinin, insanlığın maddî ve mânevî, bireysel ve sosyal sorunlarını çözmeye elverişli olup olmadığını, ihtiyaçlarına cevap verip vermediğini dikkate almaları gerektiği halde onlar, peygamberlik misyonuyla ilgisi olmayan haksız ve yersiz isteklerde bulunmuşlardır.
Furkân Suresi 8. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
"Yahut kendisine gökten bir hazine verilmeli veya mahsullerinden yiyeceği bir bahçesi olmalıydı. Böylece rızkını talep etmek için çarşı pazarda dolaşmaya ihtiyaç duymazdı." (Ayrıca) o zalimler (müminlere): "Ey Müminler! Siz, ancak büyü sebebi ile aklına yenik düşmüş bir adama uymaktasınız!" dediler.