Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız." De ki: "Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Veya altın bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin ama oradan okuyacağımız bir kitap indirmezsen yine o yükselmene inanmayacağız." De ki: "Fesubhanallah! Ben peygamber olan bir insandan başka bir şey miyim
Elmalılı Hamdi Yazır
"Yahut altından bir evin olsun, ya da göğe çıkmalısın. Ona çıktığına da asla inanmayız. Ta ki bize, okuyacağımız bir kitap indiresin." De ki: "Rabbimi tenzih ederim. Nihayet ben de, peygamber olan bir insandan başka bir şey değilim."
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
"Yahut altından bir evin olmalı, yahut göğe yükselmelisin. Ancak senin göğe çıktığına, okuyacağımız bir kitabı bize indireceğin zamana kadar, asla inanmayız!" De ki: "Rabbimin şanı yücedir. Ben, insan bir resulden başka neyim ki?"
Süleyman Ateş
Yahut altundan bir evin olmalı, ya da göğe çıkmalısın. Ama, sen üzerimize, okuyacağımız bir Kitap indirmedikçe senin sadece göğe çıkmana da inanmayız! De ki: "Rabbimin şanı yücedir. (Böyle şeyleri yapmak benim işim değildir). Ben, sadece elçi ol(arak gönderil)en bir insan değil miyim?"
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.3%
İngilizce
Or you have a house of gold or you ascend into the sky. And [even then], we will not believe in your ascension until you bring down to us a book we may read." Say, "Exalted is my Lord! Was I ever but a human messenger
Fransızca
ou que tu aies une maison [garnie] d'ornements; ou que tu sois monté au ciel. Encore ne croirons-nous pas à ta montée au ciel, jusqu'à ce que tu fasses descendre sur nous un Livre que nous puissions lire». Dis-[leur]: «Gloire à mon Seigneur! Ne suis-je qu'un être humain-Messager?»
İspanyolca
o poseas una casa de oro o asciendas al cielo, y aun así no creeremos en ti a menos que nos traigas del cielo un libro que podamos leer". Diles: "¡Glorificado sea mi Señor! Pero, ¿no soy acaso solo un ser humano enviado como Mensajero
Rusça
или пока у тебя не будет дома из драгоценностей; или пока ты не взойдешь на небо. Но мы не поверим в твое восхождение, пока ты не спустишься с Писанием, которое мы станем читать». Скажи: «Пречист мой Господь! Я же - всего лишь человек и посланник»
Endonezce
atau engkau mempunyai satu rumah (terbuat) dari emas, atau engkau naik ke langit. Dan kami tidak akan mempercayai kenaikanmu itu sebelum engkau turunkan kepada kami satu kitab untuk kami baca." Katakanlah (Muhammad), "Mahasuci Tuhanku, bukankah aku ini hanya seorang manusia yang menjadi rasul
Bengalce
অথবা আপনার কোন সোনার তৈরী গৃহ হবে অথবা আপনি আকাশে আরোহণ করবেন এবং আমরা আপনার আকাশে আরোহণকে কখনও বিশ্বাস করবনা, যে পর্যন্ত না আপনি অবতীর্ণ করেন আমাদের প্রতি এক গ্রন্থ, যা আমরা পাঠ করব। বলুনঃ পবিত্র মহান আমার পালনকর্তা, একজন মানব, একজন রসূল বৈ আমি কে
Yahut da altın ile veya başka bir ziynetle süslenip yaldızlanmış bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Göğe çıktığında Allah'ın göndermiş olduğu resulü olduğuna dair Allah katından bizim okuyacağımız yazılı bir kitap ile inmedikçe sana asla inanmayacağız. -Ey Resul!- Onlara de ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben sadece diğer resuller gibi beşer bir resulüm, bir şey getirmeye gücüm yoktur. Sizin bana önerdiğiniz şeyi nasıl getirebilirim?
89- Andolsun biz, bu Kur’an’da insanlara her misalden türlü türlü açıklamalar yaptık. Yine de insanların çoğu küfürde diretmişlerdir. 90- Dediler ki:“Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız.” 91- “Yahut senin hurmalıklardan ve asmalardan bir bahçen olmalı ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın.” 92- “Ya da iddia ettiğin gibi gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin veya Allah’ı ve melekleri topluca karşımıza getirmelisin.” 93- “Yahut altından bir evin olmalı veya göğe çıkmalısın ki bize (gökten) okuyacağımız bir kitap indirmedikçe oraya çıktığına da inanmayız.” De ki: “Rabbimi tenzih ederim! Ben ancak peygamber olarak gönderilmiş bir insanım!” 94- Kendilerine hidâyet geldiği zaman insanları iman etmekten alıkoyan tek şey, onların:“Allah bir insanı mı peygamber göndermiş?” demeleri olmuştur. 95- De ki:“Eğer yeryüzünde (insanlar yerine) yerleşip yürüyenler melekler olsaydı biz de onlara gökten melek bir peygamber gönderirdik.” 96- De ki:“Benim ve sizin aranızda şahid olarak Allah yeter. Şüphesiz ki O, kullarından haberdardır ve onları hakkıyla görendir.”
89. “Andolsun biz, bu Kur’an’da insanlara her misalden türlü türlü açıklamalar yaptık.” Yani biz, bu Kur’an’da öğütleri ve misalleri çeşit çeşit anlattık. Kulların ihtiyaç duydukları anlamları da tekrar tekrar beyan ettik ki insanlar öğüt alsın ve sakınsınlar. Ancak Yüce Allah’ın kendilerini mutlu kimseler arasında takdir etmiş olduğu ve tevfiki ile kendilerine yardımını esirgemediği pek az kimse dışında öğüt ve ibret alan olmadı. İnsanların çoğunluğu ise bütün nimetlerin en büyüğü olan bu nimeti nankörlükle karşılamaktan başka bir şey yapmadı ve bu nimet karşısında zalim ve cahil nefislerinin arzu ettiği, Kur’an’ın âyetleri dışında birtakım mucizeler gösterilmesini teklif ettiler ve ona karşı inatlaşmaya koyuldular. Her türlü delil ve belgeyi ihtiva eden bu Kur’an’ı getiren Allah’ın Rasûlüne şöyle dediler: 90-93. “Bize yeryüzünden bir pınar” akıp duran ırmaklar “fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız. Yahut senin hurmalıklardan ve asmalardan bir bahçen olmalı” tâ ki pazarlarda dolaşma, gidip gelmek ihtiyacından kurtulasın “ve aralarından şarıl şarıl ırmaklar akıtmalısın. Yahut iddia ettiğin gibi gökyüzünü üzerimize parça parça düşürmelisin” Gökten üzerimize azap getirmelisin. “Allah’ı ve melekleri topluca karşımıza getirmelisin.” Onları hep birlikte getir yahut da karşımıza göreceğimiz şekilde gelsinler ve senin getirdiklerinin lehine şahitlik etsinler. “Ya da altından” altın ve başka değerli şeylerle süslenmiş “bir evin olmalı veya göğe” görüp fark edeceğimiz bir şekilde “çıkmalısın” bununla birlikte “bize (gökten) okuyacağımız bir kitap indirmedikçe oraya çıktığına da inanmayız.” Bütün bunlar, işi yokuşa sürmek ve muhatabı zora sokmak maksadıyla ileri sürülmüş, insanların en akılsızlarının ve zalimlerinin hakkı reddetmeyi ve Allah’a karşı saygısızlığı içeren sözleri olduğu için Allah Rasûlü de bu âyetleri getiren elçi olduğundan dolayı Yüce Allah, ona kendi zatını tenzih etmesini emrederek:“Rabbimi tenzih ederim!” demesini emretmektedir. Yani benim Rabbim sizin söylediklerinizden pek yüce ve münezzehtir. O, hüküm ve mucizelerinin, onların bozuk heva ve sapık görüşlerine tabi olmasından münezzehtir. “Ben, ancak peygamber olarak gönderilmiş bir insanım!” Bu söylediğiniz hususlarda elimden hiçbir şey gelmez.
94. İşte insanların pek çoğunu iman etmekten alıkoyan sebep de budur. Çünkü onlara gönderilen peygamberler kendi cinslerinden birer insan idi. Yüce Allah’ın kendilerinden bir insanı peygamber olarak göndermiş olması, insanlara rahmetinin bir tecellisidir. Çünkü insanlar, bu vahiyleri meleklerden direkt olarak alamazlar.
95. “De ki: Eğer yeryüzünde (insanlar yerine) yerleşmiş yürüyen” melekleri görmeye ve onlardan vahyi almaya tahammül gösterebilecek “melekler olsaydı biz de onlara gökten” ondan vahyi alma imkânları dolayısıyla “melek bir peygamber gönderirdik.”
96. “De ki: Benim ve sizin aranızda şahit olarak Allah yeter.” Yüce Allah’ın, rasûlüne olan tanıklıklarından birisi onu mucizelerle ve indirmiş olduğu âyetlerle desteklemesi, ayrıca ona düşman olan ve onunla mücadeleye girişenlere karşı da ona yardım etmesidir. Eğer Yüce Allah’a birtakım sözleri uydurup yaşlan düzmüş olsaydı şüphesiz Allah, ona ilahî azabını göndererek şahdamarını kopartırdı. “Şüphesiz ki O, haberdardır ve onları hakkıyla görendir.” O, her şeyden haberdar olan ve her şeyi görendir. Kullarının da hiçbir hali O’na asla gizli kalmaz.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Tefsirlerde 90. âyetin iniş sebebiyle ilgili olarak İbn İshak’tan nakledilen bir rivayete göre (meselâ bk. Taberî, XV, 164-166; Kurtubî, X, 334-336) Utbe ve Şeybe kardeşler, Ebû Süfyân, Nadr b. Hâris, Ebû Cehil, Ümeyye b. Halef, Velîd b. Mugîre gibi Kureyş’in ileri gelen müşrikleri, Kur’an’ın mûcizevî üstünlüğünü kabul etmedikleri gibi onun benzerini ortaya koymaktan da âciz kalınca bir heyet halinde Kâbe’nin yanında toplanıp kendisiyle görüşmek üzere Hz. Peygamber’i oraya davet etmişlerdi. Hz. Peygamber, samimi bir görüşme yapacaklarını umarak yanlarına geldiğinde ona özetle şunları söylediler: Sen şimdiye kadar Araplar’dan hiç kimsenin yapmadığı kadar halkımız arasında bir ihtilâf ortaya çıkardın; atalarımızı yerdin, ilâhlarımıza hakaret ettin, akıllılarımızı ahmak yerine koydun, toplumumuzu böldün, bize olmadık kötülükler yaptın. Eğer bunları mal için yapıyorsan aramızda sana mal toplayalım ve seni en zenginimiz yapalım, şan ve şeref kazanmak için yapıyorsan seni başımıza lider yapalım, eğer ruhsal bir rahatsızlık sebebiyle bunu yapıyorsan bir tabip bulup iyileşmen için malımızı mülkümüzü harcayalım veya seni mâzur sayalım (çünkü onu cin çarptığını düşünenler de vardı).
Hz. Peygamber, bu söylediklerinin hiçbirinin doğru olmadığını, aksine Allah’ın kendisini gerçek bir elçi olarak gönderdiğini, kendisine bir kitap indirdiğini, uyarıcılık görevini yerine getirmesini emrettiğini; bu sebeple onlara Allah’ın mesajlarını tebliğ ettiğini ve uyarıda bulunduğunu ifade ederek eğer kendisini dinleyip uyarısını kabul ederlerse bundan dünya ve âhiret hayatları bakımından kârlı çıkacaklarını, ama reddederlerse artık kendisi için sabredip Allah’ın hükmünü beklemekten başka bir çare kalmayacağını ifade etti. Bunun üzerine söz konusu heyet, alaycı bir üslûpla –etraftaki dağları kaldırarak verimli topraklarını genişletmesi, söylediklerini doğrulaması için atalarından bir zatı diriltmesi gibi daha başka talepler yanında– konumuz olan âyetlerde belirtilen saçma isteklerini sıraladılar. Resûlullah ise, kendisinin bunları gerçekleştirmek gibi bir görevinin olmadığını belirterek yukarıda anlatılan açıklamalarını tekrar hatırlattı ve nihayet umduğunu bulamamanın verdiği üzüntü içinde onlardan ayrıldı (Sîretü İbn İshâk, s. 187-188).
Yahut da altın ile veya başka bir ziynetle süslenip yaldızlanmış bir evin olmalı ya da göğe çıkmalısın. Göğe çıktığında Allah'ın göndermiş olduğu resulü olduğuna dair Allah katından bizim okuyacağımız yazılı bir kitap ile inmedikçe sana asla inanmayacağız. -Ey Resul!- Onlara de ki: Rabbimi tenzih ederim. Ben sadece diğer resuller gibi beşer bir resulüm, bir şey getirmeye gücüm yoktur. Sizin bana önerdiğiniz şeyi nasıl getirebilirim?