Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize ya melekler indirilmeli, ya da Rabbimiz'i görmeliyiz" derler. And olsun ki kendi kendilerine büyüklenmişler, azgınlıkta pek ileri gitmişlerdir
Elmalılı Hamdi Yazır
Bununla beraber, bize kavuşmayı ummayanlar "Bize ya melekler indirilmeliydi, ya da Rabbimizi görmeliydik" dediler. Andolsun ki, doğrusu nefislerinde kendilerini büyük gördüler ve büyük azgınlık ettiler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Bize kavuşmayı ummayanlar dediler ki: "Üstümüze melekler inse, yahut Rabbimizi görsek olmaz mı?" Yemin olsun ki, kendi benliklerinde büyüklük kuruntusuna düştüler ve korkunç bir biçimde azdılar.
Süleyman Ateş
Bizimle karşılaşmayı ummayanlar: "Bize melekler indirilmeliydi, yahut Rabbimizi görmeliydik değil mi?" dedi(ler). Andolsun ki onlar kendi içlerinde büyüklük tasladılar ve büyük bir azgınlıkla haddi aştılar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.4%
İngilizce
And those who do not expect the meeting with Us say, "Why were not angels sent down to us, or [why] do we [not] see our Lord?" They have certainly become arrogant within themselves and [become] insolent with great insolence
Fransızca
Et ceux qui n'espèrent pas Nous rencontrer disent: «Si seulement on avait fait descendre sur nous des Anges ou si nous pouvions voir notre Seigneur!» En effet, ils se sont enflés d'orgueil en eux-mêmes, et ont dépassé les limites de l'arrogance
İspanyolca
Dicen quienes no creen que comparecerán ante Mí: "¿Por qué no descienden sobre nosotros los ángeles [con el Mensaje]; por qué no vemos directamente a nuestro Señor?" Se han considerado demasiado importantes a sí mismos y su insolencia es enorme
Rusça
Те, которые не надеются на встречу с Нами, говорят: «Почему к нам не ниспосланы ангелы? И почему мы не видим нашего Господа?». Они надменно возгордились в душе собой и проявили великое неповиновение
Endonezce
Dan orang-orang yang tidak mengharapkan pertemuan dengan Kami (di akhirat) berkata, "Mengapa bukan para malaikat yang diturunkan kepada kita atau (mengapa) kita (tidak) melihat Tuhan kita?" Sungguh, mereka telah menyombongkan diri mereka dan benar-benar telah melampaui batas (dalam melakukan kezaliman)
Bengalce
যারা আমার সাক্ষাৎ আশা করে না, তারা বলে, আমাদের কাছে ফেরেশতা অবতীর্ণ করা হল না কেন? অথবা আমরা আমাদের পালনকর্তাকে দেখি না কেন? তারা নিজেদের অন্তরে অহংকার পোষণ করে এবং গুরুতর অবাধ্যতায় মেতে উঠেছে।
Bizimle karşılaşmayı ümit etmeyen ve azabımızdan korkmayan kâfirler: "Allah melekler indirerek ya da Rabbimizi aşikâr olarak görerek bizlere Muhammed'in doğruluğu hakkındaki haberini verseydi. Kesinlikle kibir bunların nefislerinde o kadar büyüdü ki, onların iman etmelerini engelleyecek dereceye vardı. Bu söyledikleriyle küfürde ve azgınlıkta haddi aştılar."
21- Bize kavuşacaklarını ummayanlar dediler ki:“Bize melekler indirilmeli yahut Rabbimizi görmeli değil miydik?” Andolsun ki onlar, kendilerini çok büyük gördüler ve azgınlıkta çok ileri gittiler. 22- Gün gelecek melekleri göreceklerdir; ama o gün günahkârlar için hiçbir sevindirici haber olmayacaktır. (Aksine melekler onlara:)“Size cennet yasaktır, yasak!” diyeceklerdir. 23- Biz de işledikleri (iyi görünümlü) amellerine yönelip onları havaya saçılmış toz zerreleri yapacağız.
21. Yani Allah Rasûlünü, Allah’ın vaadini ve tehdidini yalanlayan, kalplerinde tehdit korkusu ve yaratana kavuşma umudu bulunmayanlar dediler ki:“Bize melekler indirilmeli yahut Rabbimizi görmeli değil miydik?” Niçin melekler inip de senin peygamberliğine tanıklık etmiyor? Bu hususta seni desteklemiyor? Yahut da niye rasûl olarak melekler inmiyor? Ya da niye Rabbimizi görmüyoruz? O, bizimle konuşarak: Bu, benim rasûlümdür; ona tâbi olun, demiyor? Bu, Allah Rasûlüne hiçbir gerekçesi olmayan bir karşı çıkıştır. Bir kibirlenme, boş bir büyüklük taslama ve inatlaşmadır. “Andolsun ki onlar” böyle bir teklifte bulunup bu şekilde bir cüretkârlık göstermekle “kendilerini çok büyük gördüler ve azgınlıkta çok ileri gittiler.” Ey zavallılar, sefiller! Siz kim oluyorsunuz ki Allah’ı görmek talebinde bulunuyor ve risaletin ispatı için bunun şart olduğunu ileri sürebiliyorsunuz? Bundan daha büyük bir kibir olabilir mi? “Azgınlıkta çok ileri gittiler.” Hakka karşı alabildiğine katılaştılar. Büyük bir direnç gösterdiler. Kalpleri taşlardan daha katı, demirden daha serttir. O nedenle hakka karşı yumuşamaz. Öğüt verenlere de kulak vermiyorlar. Bu yüzden hiçbir öğüt ve hatırlatmanın onlara faydası olmuyor. Uyarıcı peygamberler kendilerine geldiklerinde de hakka uymuyorlar. Aksine hem insanların en doğru sözlüsüne ve onların iyiliklerini en çok isteyene hem de Allah’ın apaçık âyetlerine yüz çevirmekle ve onları yalanlamakla karşılık veriyorlar. Acaba bundan daha büyük bir azgınlık var mı? İşte bundan dolayı amelleri boşa çıkmış, yok olup gitmiş, en büyük hüsrana ve mahrumiyete mahkûm olmuşlardır.
22. “Gün gelecek” inmelerini istedikleri o “melekleri göreceklerdir; ama o gün günahkârlar için hiçbir sevindirici haber olmayacaktır.” Bu suç ve günahlarına, inatlarına devam ettikleri sürece onları, ancak kendilerine ceza ve ilâhi azabı indirirken göreceklerdir. Onlarla karşılaşacakları ilk hal, ölüm esnasında üzerlerine meleklerin ineceği vakittir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sen zalimleri ölümün sıkıntıları içinde meleklerin, ellerini uzatarak: Ruhlarınızı çıkarın, Allah’a karşı haksız yere söylediklerinizden O’nun âyetlerine karşı kibirlendiğinizden dolayı bugün zillet azabıyla cezalandırılacaksınız, derken bir görsen!”(el-En’am, 6/93) Daha sonra kabirde onları göreceklerdir; şöyle ki münker ve nekir onlara gelerek Rableri, peygamberleri ve dinleri hakkında soru soracaklar, onlar ise kendilerini kurtaracak bir cevap veremeyeceklerdir. İşte o zaman ilâhi azap üzerlerine inecek ve artık onlar rahmetten, rahmet de onlardan uzak kalacaktır. Sonra kıyamet gününde onları göreceklerdir ki o vakit melekler, onları cehenneme doğru sürecekler ve onları azaba sokup cezalandıracak olan cehennem bekçilerine teslim edeceklerdir. İşte onların teklifleri ve istedikleri budur ve eğer bu suçlarını işlemeye devam edecek olurlarsa mutlaka onları görecek ve onlarla karşılaşacaklardır. Ama o vakit meleklerden Allah’a sığınacak ve onlardan kaçmaya çalışacaklardır. Fakat kaçış yerleri olmayacaktır. “(Aksine melekler onlara:) “Size cennet yasaktır, yasak!” diyeceklerdir.” Yüce Allah başka bir yerde şöyle buyurmaktadır: “Ey cin ve insan topluluğu! Eğer göklerle yerin bucaklarından kaçmaya güçünüz yetiyorsa kaçın; ama buna dair güç ve imkânınız olmadıkça kaçamazsınız ki... (er-Rahman, 55/33)
23. “Biz de işledikleri (iyi görünümlü) amellerine” yani iyi olduğunu umdukları ve uğrunda didinip durdukları amellerine “yönelip onları havaya saçılmış toz zerreleri yapacağız.” Yani amelleri geçersiz olacak, yok olup gidecektir. Bu amellerini kaybetmiş olacaklar, ecrinden de mahrum edileceklerdir. Üstelik bundan dolayı ceza da göreceklerdir. Bunun sebebi ise amellerinin imanla yapılmamış olması, bu amellerin Allah’ı ve peygamberlerini yalanlayan kimselerden sadır olmasıdır. Yüce Allah’ın kabul edeceği amel; ihlâslı, peygamberleri tasdik eden ve amelinde onlara tâbi olan mü’minden sadır olan amellerdir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Burada da iman etmemek için türlü bahaneler ileri süren müşriklerin bir başka bahanelerine işaret edilmektedir. İddialarına göre peygambere inanmaları için kendilerine melekler gelip Resûlullah’ın bildirdiklerinin doğru olduğuna şahitlik etmeli veya Allah’ı kendi gözleriyle görüp hakikati O’ndan öğrenmelilermiş (Taberî, XIX, 1)! Ama âyet, onların inanmamalarının asıl sebebinin, içlerinde taşıdıkları küstahça kibirleri ve davranışlarıyla sergiledikleri zulüm ve taşkınlıkları olduğunu ifşa etmektedir. Her ne kadar âyet, tarihî bağlamda özellikle Mekkeli putperestlerin inkâra sapmalarının temelindeki olumsuz psikolojiyi ortaya koyuyor gibi görünse de aslında bu, daha genel olarak Allah’ın, peygamberi vasıtasıyla ortaya koyduğu inanç ve ahlâk ilkelerine karşı mücadeleyi kendilerine dava edinmiş olan bütün inkârcılar için geçerli genel bir tesbit olarak anlaşılabilir. 22. âyet, bunlara şu sarsıcı uyarıda bulunmaktadır: Bir zaman gelecek, o mütekebbir ve azgın inkârcılar “Bize gelmeliydiler” dedikleri melekleri görecekler; fakat artık o zaman iş işten geçmiş olacak; ısrarla inkâr ettikleri âhirette kendileri için hiçbir iyi haber duyamayacaklar; inanmadıkları bu gerçekle karşılaşınca bütün güzel şeylerin kendilerine yasak olduğunu, âhiret nimetlerinden, ebedî kurtuluştan mahrum kaldıklarını anlayacaklar, bunu kendi dilleriyle itiraf edecekler; bir yoruma göre de melekler onlara, “Her şey yasak (size), her şeyden mahrum bırakıldınız!” diyecekler.
“Her şeyden mahrum olduk!” şeklinde çevirdiğimiz hicren mahcûren ifadesi, Arapça’daki bir deyim dikkate alınarak, büyük bir felâket karşısında dehşete düşen ve çaresizlik içinde kıvranan insanın söylediği bir istiâze (Allah’a sığınma) ifadesi olarak da yorumlanmış ve “Allahım! Beni koru, bu felâketi benden uzaklaştır!” anlamına geldiği belirtilmiştir. Birinin, korktuğu bir kişi veya olayla karşı karşıya geldiğinde “Bana dokunamazsın! Benden uzak dur!” anlamında kullandığı bir deyim olarak da açıklanmaktadır (Râzî, XXIV, 71; Şevkânî, IV, 81).
Bizimle karşılaşmayı ümit etmeyen ve azabımızdan korkmayan kâfirler: "Allah melekler indirerek ya da Rabbimizi aşikâr olarak görerek bizlere Muhammed'in doğruluğu hakkındaki haberini verseydi. Kesinlikle kibir bunların nefislerinde o kadar büyüdü ki, onların iman etmelerini engelleyecek dereceye vardı. Bu söyledikleriyle küfürde ve azgınlıkta haddi aştılar."