Önceki ayet· 24:48Sonraki ayet· 24:50

Nûr Suresi 49. Ayet· 24:49

↗ Nûr suresi
Medeni
وَإِن يَكُن لَّهُمُ ٱلۡحَقُّ يَأۡتُوٓاْ إِلَيۡهِ مُذۡعِنِينَ
Ama hak kendilerinden tarafa ise, itaatle koşa koşa gelirler
Meal ihtilafı: 8% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Ama hak kendilerinden tarafa ise, itaatle koşa koşa gelirler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Ama, eğer (Allah ve Resulünün hükmettiği) hak kendi lehlerine ise, ona, gönülden bağlı olarak saygı ile gelirler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Eğer gerçek, kendi lehlerine olursa boyun bükerek ona gelirler.
Süleyman Ateş
Eğer hüküm kendi lehlerine olursa ita'at ederek, gelirler.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.6%
İngilizce
But if the right is theirs, they come to him in prompt obedience
Fransızca
Mais s'ils ont le droit en leur faveur, ils viennent à lui, soumis
İspanyolca
salvo cuando el fallo les es favorable, entonces lo acatan con sumisión
Rusça
Будь они правы, они покорно явились бы к нему
Endonezce
Tetapi, jika kebenaran dipihak mereka, mereka datang kepadanya (Rasul) dengan patuh
Bengalce
সত্য তাদের স্বপক্ষে হলে তারা বিনীতভাবে রসূলের কাছে ছুটে আসে।
Çince
如果他们有理,他们就帖服地忙来见他。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer onlar hakkın kendi lehine olduğunu ve hükmün kendi faydalarına olduğunu bilirlerse ona boyun eğerek gelirler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
47- “Biz Allah’a ve Rasûle iman ve itaat ettik” derler. Ondan sonra da içlerinden bir grup yüz çevirir. İşte onlar mü’min değildirler. 48- Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağrıldıklarında bir de bakarsın ki içlerinden bir grup hemen yüz çevirir. 49- Ama hak kendi lehlerinde ise sürat ve itaatle ona gelirler. 50- Acaba bunların kalplerinde hastalık mı var yahut şüpheye mi düştüler? Yoksa Allah ve Rasûlü onlara haksızlık eder diye mi korkuyorlar? Hayır, onlar zalimlerin ta kendileridir. 47. Yüce Allah kalbinde hastalık, iman zayıflığı yahut münafıklık, şüphe ve pek az bir ilim bulunan zalimlerin halini haber vermekte, onların dilleri ile Allah’a iman ettiklerini ve itaate bağlı olduklarını ileri sürdükten sonra dediklerinin gereğini yerine getirmediklerini, onlardan bir bölümünün de itaatten alabildiğine yüz çevirdiklerini haber vermektedir. Buna delil de Yüce Allah’ın (bir sonraki âyet-i kerimede gelen): “içlerinden bir grup hemen yüz çevirir” buyruğudur. Çünkü geri dönen bir kimsenin tekrar dönme ve geri dönüp arkada bıraktığı şeye bilâhere yönelme ihtimali vardır. Burada sözü edilenler ise yüz çevirmektedirler. Oraya doğru bir dönüşleri ve arkaya bıraktıkları şeye dönüp bakmaları söz konusu değildir. Bu halin, Allah’a iman ve itaat ettiğini iddia etmekle birlikte imanı zayıf pek çok kimsenin durumuna uygun düştüğünü gördüğümüz gibi bu gibi kimselerin, pek çok ibadeti özellikle de zekât, farz ve müstehab infaklar, Allah yolunda cihad vb. gibi çoğu kimseye ağır gelen ibadetleri ifa etmediklerini de görüyoruz. 48. “Onlar, aralarında hükmetmesi için Allah'a ve Rasûlüne çağrıldıklarında” yani onlarla herhangi bir kimse arasında başkasının hükmünü gerektiren bir anlaşmazlık ortaya çıkar da Allah ve Rasûlünün hükmüne çağırılırarsa “yüz çevirir” ve cahiliye hükmünü isterler; şer’î olmayan hükümleri ve kanunları şer’î hükümlere üstün tutarlar. Bunun sebebi, haksız olduklarını ve şeriatın ancak gerçeğe uygun hüküm verdiğini bilmeleridir. 49. “Ama hak kendi lehlerinde ise sürat ve itaatle ona” şeriatın hükmüne “gelirler.” Bu gelişleri verilecek hükmün, şeri bir hüküm oluşundan dolayı değildir. Bunun sebebi, bu hükmün hevâlarına uygun düşmesidir. O nedenle onlar, o hükme süratle ve itaatle gitseler bile bu durumları ile övülmezler. Çünkü gerçek kul, sevdiği hususlarda da hoşlanmadığı hususlarda da kendisini sevindiren güzel hallerde de üzücü hallerde de hakka uyan kimsedir. Şeriata hevâsına uygun düştüğünde uyan, hevâsına muhalefet ettiğinde ise onu bir kenara atan ve hevâsını şeriattan öne geçiren bir kimse ise gerçekte Allah’ın kulu değildir. 50. Yüce Allah, şer’i hükümden yüz çevirmeleri dolayısıyla onları kınayarak şöyle buyurmaktadır:“Acaba bunların kalplerinde hastalık mı var?” Kalplerini sağlıklı halinden uzaklaştırıp fonksiyonunu ortadan kaldıran ve bunun sonucunda da kalplerini kendisine faydalı şeylerden yüz çevirip zarar verecek şeylere yönelecek hale sokan bir rahatsızlıkları mı var? “Yahut şüpheye mi düştüler?” Allah ve Rasûlünün hükmü dolayısıyla kalpleri tereddüde düştü yahut tedirgin mi oldu ki hak ile hükmetmeyecek diye onu itham ediyorlar? “Yoksa Allah ve Rasûlü kendilerine haksızlık eder diye mi korkuyorlar?” Haklarında zalimce hüküm vereceğinden mi endişe ediyorlar? Asıl bu, onların vasfıdır. “Hayır, onlar zalimlerin ta kendileridir.” Allah ve Rasûlünün hükmüne gelince o, son derece adaletlidir ve hikmete uygundur:“Yakin sahibi bir toplum için kimin hükmü Allah’ın hükmünden daha güzel olabilir ki?”(el-Maide, 5/50) u âyet-i kerimelerde imanın, beraberinde amel bulunmayan kuru bir sözden ibaret olmadığına delil vardır. Bundan dolayı itaattan yüz çevirenin iman sahibi olmadığı, ayrıca Allah ve Rasûlü’nün hükmüne her durumda bağlı kalmanın farz olduğu dile getirilmektedir. Eğer kişi Allah ve Rasûlünün hükmüne itaat etmeyecek olursa, o takdirde bu, kalpteki bir hastalığa, imandaki bir şüphe ve tereddüde delildir. Diğer taraftan şeriatın hükümleri hakkında kötü zan beslemek, onların adalet ve hikmete aykırı olduklarını düşünmek de haramdır. üce Allah, şer’î hükümlerden yüz çevirenlerin durumunu söz konusu ettikten sonra övgüye mazhar olan mü’minlerin halini söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Hz. Peygamber Medine’de duruma hâkim olunca bazı şahıslar ve gruplar, işlerini yürütmek, müslümanlara mahsus menfaatlerden yararlanmak, birtakım tehlikelerden uzak kalmak için inanmış görünmeyi tercih ettiler. Bilindiği gibi bunlara “münafık” denilmektedir. Bazı şahıslar da İslâm’a inanmışlardı, fakat imanları henüz zayıf bulunuyordu, tefekkür ve dinî tecrübe yoluyla güçlenmemiş, davranış ve kararlarına hâkim hale gelmemişti. Üçüncü bir grup açıkça inançsız, veya başka din ve inanışlara bağlıydı. Gittikçe çoğalan bir grup ise hakkıyla inanmış kimselerden oluşuyordu. Bu âyetlerde, inancın samimi ve güçlü olup olmamasına bağlı olarak grupların davranışları, Allah ve resulüne itaatleri, teslimiyetleri, ilâhî hüküm ve adalete rızâları mukayeseli bir şekilde anlatılmaktadır. Allah’ın, vahiy yoluyla bildirdiği hükümlerin bir kısmı apaçık olup yoruma ihtiyaç yoktur, diğer bir kısmı naslarla hakkında vahiy açıklaması bulunmayan konulardır; bunlar için yorum ve ictihad gerekir. Vahyin belirlediği hükme, Allah’ın buyruğuna uymak gerekir; bildiği halde buna uymayanlar ya inançsız yahut da inancı zayıf kimselerdir. Zayıf da olsa imanın fayda vereceğine dair rivayetler vardır. Ancak dünya ve âhirette asıl kazançlı çıkacak ve kurtuluşa erecek olanlar, sağlam imana, bu imandan kaynaklanan, bu inancın motive ettiği ibadetlere, güzel davranışlara, hayırlı ve faydalı işlere, eserlere sahip olanlardır.
Nûr Suresi 49. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Eğer onlar hakkın kendi lehine olduğunu ve hükmün kendi faydalarına olduğunu bilirlerse ona boyun eğerek gelirler.