Önceki ayet· 24:36Sonraki ayet· 24:38

Nûr Suresi 37. Ayet· 24:37

↗ Nûr suresi
Medeni
رِجَالٞ لَّا تُلۡهِيهِمۡ تِجَٰرَةٞ وَلَا بَيۡعٌ عَن ذِكۡرِ ٱللَّهِ وَإِقَامِ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءِ ٱلزَّكَوٰةِ يَخَافُونَ يَوۡمٗا تَتَقَلَّبُ فِيهِ ٱلۡقُلُوبُ وَٱلۡأَبۡصَٰرُ
Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar
Meal ihtilafı: 6% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Bunları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoyar. Bunlar, gönüllerin ve gözlerin döneceği günden korkarlar
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Birtakım insanlar (Allahı tesbih ederler) ki, ne ticaret ne de alış veriş onları Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin allak bullak olduğu bir günden korkarlar.
Yaşar Nuri Öztürk
Öyle erler vardır ki, bir ticaret de bir alış-veriş de onları Allah'ın zikrinden/Kur'an'ından, namazı/duayı yerine getirmekten, zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerle gözlerin döneceği/yer değiştireceği günden korkarlar.
Süleyman Ateş
Kendilerini ne ticaretin, ne de alışverişin Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan, zekat vermekten alıkoymadığı erkekler. (Onlar), yüreklerin ve gözlerin (dehşetten) ters döneceği günden korkarlar.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.0%
İngilizce
[Are] men whom neither commerce nor sale distracts from the remembrance of Allah and performance of prayer and giving of zakah. They fear a Day in which the hearts and eyes will [fearfully] turn about
Fransızca
des hommes que ni le négoce, ni le troc ne distraient de l'invocation d'Allah, de l'accomplissement de la Salât et de l'acquittement de la Zakât, et qui redoutent un Jour où les cœurs seront bouleversés ainsi que les regards
İspanyolca
[En las mezquitas hay] hombres a los que ni los negocios ni las ventas los distraen del recuerdo de Dios, la práctica de la oración prescrita y el pago del zakat, porque temen el día en que los corazones y las miradas se estremezcan
Rusça
мужи, которых ни торговля, ни купля-продажа не отвлекают от поминания Аллаха, совершения намаза и выплаты закята. Они боятся дня, когда перевернутся сердца и взоры
Endonezce
orang yang tidak dilalaikan oleh perdagangan dan jual beli dari mengingat Allah, melaksanakan salat, dan menunaikan zakat. Mereka takut kepada hari ketika hati dan penglihatan menjadi guncang (hari Kiamat)
Bengalce
এমন লোকেরা, যাদেরকে ব্যবসা-বাণিজ্য ও ক্রয়-বিক্রয় আল্লাহর স্মরণ থেকে, নামায কায়েম করা থেকে এবং যাকাত প্রদান করা থেকে বিরত রাখে না। তারা ভয় করে সেই দিনকে, যেদিন অন্তর ও দৃষ্টিসমূহ উল্টে যাবে।
Çince
是若干男子。商业不能使他们疏忽而不记念安拉、谨守拜功和完纳天课,他们畏惧那心乱眼花的日子。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O kimseler ki; onları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah Teâlâ'nın zikrinden, namazı en kamil bir şekilde dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyabilir. Kıyamet gününden korkarlar. O gün, kalplerin azaptan kurtulmak arzusu ile azaba çarptırılmak korkusu arasında kararsız kaldığı ve gözlerin hangi yöne bakacağı hakkında bir o yana bir bu yana dönüp durduğu gündür.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
36- (Bu nur) Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği birtakım evlerdedir. Ki oralarda O’nu sabah akşam tesbih ederler… 37- Kendilerini ne ticaretin ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım yiğitler. Onlar, kalplerin ve gözlerin (korkudan) döneceği bir günden de korkarlar. 38- Çünkü Allah, onları işledikleri amellerinin en güzeli ile mükâfatlandıracak ve onlara lütfundan fazlası ile verecektir. Allah, dilediğine hesapsız rızık verir. 36. “Allah’ın, yüceltilmesine ve içlerinde adının anılmasına izin verdiği” emir ve tavsiye ettiği “birtakım evlerdedir” Allah’a ibadet olunan pek büyük, pek faziletli ve Allah’ın en sevdiği yerler olan mescidlerdedir. Bu buyruktaki iki özellik (mescidlerin yüceltilmesi ve orada Allah’ın adının anılması), mescitlere dair ahkâmın özetidir. Yüceltilmelerinin kapsamına bu mescidlerin bina edilmesi, süpürülmeleri, necasetlerden temizlenmeleri, rahatsız edici şeylerin uzaklaştırılması, necasetlerden kendilerini koruyamayan deli ve çocukların ayrıca kâfirlerin oralardan uzak tutulması, aynı şekilde orada boş ve lüzumsuz işlerle uğraşılmaması, Allah’ı zikretmek dışında seslerin yükseltilmemesi bunun kapsamına girer. “içlerinde adının anılması” buyruğunun kapsamına da farzı ve nafile bütün namazlar, Kur’ân okumak, tesbih, tehlil ve bunların dışındaki çeşitli zikirler, ilim öğrenmek, öğretmek, ilmî müzakereler yapmak, itikâf vb. gibi mescitlerde yapılan türlü ibadetler girer. Bu sebepten mescitlerin imar edilmesi iki şekilde olur: Birisi, bina olarak imar edilmeleri ve korunmaları, diğeri ise Allah'ın adının namaz vb. ibadetlerle anılması sûreti ile imar edilmesidir. İki kısmın daha üstün olanı da budur. Bundan dolayı beş vakit namaz ve cuma namazının cemaatle mescitlerde kılınması, ilim adamlarının çoğunluğuna göre farz, bazılarına göre de müstehaptır. aha sonra Allah, mescitleri ibadetlerle imar edenlerden övgü ile söz ederek şöyle buyurmaktadır:“Ki oralarda O’nu sabah akşam” ihlasla “tesbih ederler.” Özellikle bu iki vaktin söz konusu edilmesi, bunların şerefleri ve bu vakitlerde Yüce Allah’a ibadetin kolay olmasından dolayıdır. Bunun kapsamına namazdaki ve namazın dışındaki tesbih de girer. Bu yüzden sabah-akşam zikirleri ve sabah-akşam vakitlerinde yapılacak virdler teşrî buyurulmuştur. 37. İşte oralarda birtakım yiğitler Allah’ın adını tesbih ederler. Bunlar, dünyayı Rablerine tercih eden kimseler değildir. Bunlar ticareti ve kârı tercih ederek onlarla oyalanıp Rablerini unutan kimseler de değildir. Aksine onlar “ne ticaretin ne de alışverişin Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoymadığı birtakım yiğitler”dir. Bu buyruktaki “ticaret”ten kasıt, karşılığında bedel alma maksadı güdülen her türlü kazanç yolunu kapsar. Buna göre “alışveriş” ifadesi de özelin genele atfedilmesi kabilinden olur. Zira alışveriş ile uğraşmak diğerlerine göre daha çoktur. İşte bu yiğitler ticaret yapsalar, alış veriş yapsalar dahi bunda bir mahzur yoktur. Zira onlar, ticaret ve alışverişi “Allah’ı anmaktan, namazı dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten” üstün tutup öne geçirmezler, sadece onlarla oyalanmazlar. Aksine Allah’a itaat ve ibadeti esas gaye olarak benimsemişler, nihai maksat olarak görmüşlerdir. Bu gaye ve maksatlarının arasına giren bir şey oldu mu, onu reddederler. ünyayı terk etmek, çoğu nefislere ağır geldiğinden, çeşitli ticaret yolları ile kazanç elde etmek insanlarca sevildiğinden ve genelde bunu terk nefse zor geldiğinden, bu konuda Yüce Allah’ın hakkına öncelik tanımak, nefse ağır bir yük olduğundan dolayı Yüce Allah, hem teşvik etmek hem de korkutmak üzere insanı bu işleri yapmaya sevk eden hususları dile getirerek şöyle buyurmaktadır:“Onlar” şiddetinden, dehşetinden, kalpleri ve bedenleri korkuya düşürüp tirtir titretmesinden dolayı “kalplerin ve gözlerin döneceği bir günden korkarlar.” Böyle bir günden korkmaları da amelde bulunmalarını ve böyle bir maksada ulaşmaktan alıkoyan şeyleri terk etmelerini kolaylaştırmıştır. 38. “Çünkü Allah, onları işledikleri amellerin en güzeli ile mükâfatlandıracak” İşlediklerinin en güzelinden kasıt ise güzel ve salih amelleridir. Zira işledikleri en güzel ameller onlardır. Çünkü onlar, mübah işleri de mübah olmayan işleri de yaparlar. Mükafat ise ancak iyi olan ameller için söz konusudur. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Tâ ki Allah, yaptıklarının en kötü olanlarını örtsün ve yapageldiklerinin en güzeli ile onlara mükâfatlarını versin.”(ez-Zümer, 39/35)“Ve onlara lütfundan fazlası ile verecektir.” Amellerinin karşılığı olan mükâfatın kat kat fazlasını verecektir. “Allah dilediğine hesapsız rızık verir.” Hatta kula amelinin ulaşamadığı mükâfatları ihsan eder. Hatta temennilerinin dahi ulaşamadığı mükâfatlar verir. O’nun mükâfatı sayısız ve ölçüsüzdür. Bu buyruk, O’nun vereceği mükâfatın pek çok olacağından kinayedir. Bunlar, Yüce Allah’ın kâfirlerin amellerinin geçersizliğine, boşa gittiğine, o amellerde bulunanların bunlardan dolayı pişmanlık çekeceğine dair vermiş olduğu iki misaldir. Yüce Allah buyuruyor ki:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“... evlerde Allah’ı anarlar...” diyerek “evlerde” zarfını, “anarlar” fiiline bağlamış olduk. Bu bağlantıyı, “o nur evlerdedir”, “evlerde yakılan”, “evlerde ... adamlar vardır” şeklinde yapanlar da olmuştur. Evlerden maksat “camilerdir” diyen tefsircilere karşı haklı olarak, “bu âyetin geldiği zamanda müslümanların mescidlerinde lamba, kandil vb. yoktu, mescidin devamlı aydınlatılması âdeti Hz. Ömer zamanında başladı”, eğer evlerden mâbedler kastediliyorsa bunların, şirke sapmadan dinlerine göre ibadet eden bazı yahudi ve hıristiyanların yüksek ve tenha yerlerde yaptıkları manastırlar ve havralar olması gerekir; çünkü buralarda kandil bulunurdu” denilmiştir (İbn Âşûr, XVIII, 266 vd.). İbn Âşûr’un bizce de mâkul olan yorumuna göre burada, bir tek şeyin diğerine benzetilmesinden ziyade, bir grup nesne ve ilişkinin diğer gruba benzetilmesinden ibaret olan güzel bir temsil sanatı vardır, bir yerde toplanıp Kur’an okuyan, müzakere eden ve onunla düşünen insanların aydınlanması temsil yoluyla anlatılmaktadır. Nitekim Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur: “Bir topluluk, Allah’ın evlerinden birinde bir araya gelip Allah’ın kitabını okudukları ve aralarında müzakere ettikleri (ortak akıl ile anlamaya çalıştıkları) sürece durmadan üzerlerine sekînet (huzur veren melekler veya huzur ve tatmin) iner, onları rahmet çepeçevre kuşatır ve Allah onları, nezdinde olanların içinde anar” (Müslim, “Zikir”, 36-37). Kâbe’ye “Allah’ın evi” denilmiştir. Allah eve muhtaç olmadığına, hiçbir mekân O’nu içine alamayacağına göre bu sözün hakiki değil, mecazi mânasının kastedildiği açıktır; bu mâna da “Allah’a ibadet etmeye tahsis edilmiş mekân” demektir. Müslümanlar namaz kılarken o evin bulunduğu yöne dönerler, tavaf ibadeti yapanlar o evin etrafında yedi kere dolanırlar. O ev ve çevresi yalnızca Allah’a ibadet etmek için kullanılır ve bunun için orası Allah evidir. Bu mânadan hareket edilerek şöyle bir sonuca ulaşmak mümkündür: Bir mekân ne kadar Allah’a ibadet için kullanılırsa o kadar Allah’a aittir, O’nun nurunun tecellisine mazhardır, lâyıktır. Allah’ın nurunun mânevî ufukları aydınlattığı, insan bilgisine ve tecrübesine madde ötesi âlemi açtığı mekânlar yalnızca mescidler değildir, Allah’a ibadet edilen her mekândır, her evdir. Bir mekânda ibadet, zikir ve tefekkür o mekânda nurdur. 37. âyette geçen ve “kişiler” diye çevirdiğimiz ricâl (erkekler) kelimesi, kadınları dışarıda bırakmaz; çünkü başka âyetlerde Allah’a çeşitli şekillerde ibadet edenler, bu arada O’nu zikredenler övülürken, onlara çeşitli ödüller verileceği müjdelenirken erkeklerle birlikte kadınlar da açıkça zikredilmiştir (Ahzâb 33/35). Burada “kişiler, erkekler”, ya Arapça’da “tağlîb” adı verilen bir anlatım şekliyle veya “genellikle uygulama böyle olduğu için vâkıadan hareket eden” anlatım yoluyla kadınları da ifade etmektedir. İnsanların çoğu, fâni olan imtihan dünyasında ticarete, zanaata, zevk ve safaya dalarak Allah’ı unuturlar, namazları vaktinde kılmazlar, mala düşkünlükleri sebebiyle zekâtı ya hiç vermezler yahut da eksik verirler. Bunlar imtihan için verilmiş, âdeta imtihan sorusuna benzeyen dünya malına ve menfaatine aldanarak servet ve nimet imtihanını kaybeden gafillerdir. Allah’ın örnek gösterdiği, övdüğü, yaptıklarının karşılığını fazlasıyla vereceği, ayrıca karşılığı olmayan hesapsız lutuflarda bulunacağı kulları ise dünya-âhiret dengesini iyi kuranlar, ebedîyi fâniye, devamlıyı geçiciye, değerliyi değersize değişmeyenlerdir. Mutasavvıflar bu âyetten “fenâ” dedikleri hal için bir delil çıkartmışlar ve “Allah’ta fâni olanlarda âdeta bir çifte şuur oluşur; dışa, dünya işlerine, mâsivâ ile ilişkiye ait olan şuur, devamlı Allah ile meşgul ve O’na mahsus bulunan şuura perde olmaz” demişlerdir.
Nûr Suresi 37. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O kimseler ki; onları ne ticaret ve ne de alışveriş Allah Teâlâ'nın zikrinden, namazı en kamil bir şekilde dosdoğru kılmaktan ve zekâtı vermekten alıkoyabilir. Kıyamet gününden korkarlar. O gün, kalplerin azaptan kurtulmak arzusu ile azaba çarptırılmak korkusu arasında kararsız kaldığı ve gözlerin hangi yöne bakacağı hakkında bir o yana bir bu yana dönüp durduğu gündür.