Diyanet İşleri
Onları yerlerinde gezdikleri, kendilerinden önce yok etmiş olduğumuz bunca nesiller doğru yola sevketmedi mi? Doğrusu bunlarda akıl sahipleri için ibretler vardır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Onları, yerlerinde gezip durdukları şu kendilerinden önce yok ettiğimiz bunca nesiller(in o korkunç akibeti) doğru yola sevk etmedi mi? Doğrusu bunda ibret alacak aklı olanlar için nice deliller vardır.
Yaşar Nuri Öztürk
Kendilerinden önceki nesillerden nicelerini helâk etmemiz onları yola getirmedi mi? Onların yurtlarında/barınaklarında dolaşıp duruyorlar. Akıl sahipleri için bunda elbette ibretler vardır!
Süleyman Ateş
(Bugün) meskenlerinde dolaştıkları, kendilerinden önce yaşamış nice nesilleri yok edişimiz onları hala yola getirmedi mi? Elbette bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Müşriklere kendilerinden önce helak ettiğimiz ümmetlerin ne kadar çok olduğu apaçık belli olmadı mı? Oysa onlar helak olmuş ümmetlerin diyarlarında yürüyor ve onlara isabet eden azabın eserlerini/kalıntılarını bizzat görüyorlar. Birçok ümmetin helak edilip yerle bir olmasında akıl sahipleri için birçok ibret vardır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
128- Kendilerinden önceki nice nesilleri helâk edişimiz onlar için bir hidâyet sebebi olmadı mı? Üstelik onların meskenlerinden yürüyüp geçiyorlar. Şüphe yok ki bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
128. Âyetlerimizi yalanlayıp onlardan yüz çeviren bu kimselere, Allah’ın kendilerinden önceki geçmiş nesillerin ve arka arkaya gelmiş ümmetlerin arasından yalanlayıcıların başına gönderdiği azaplar, onların izlemeleri gereken doğru yolu da uzak kalmaları gereken sapıklık ve fesat yolunu da göstermeye yeterli değil mi? Üstelik bu yüz çeviren yalanlayıcılar, kendilerinden önce helâk edilen kavimlerin kıssalarını bilmekte, onlara dair haberleri gece sohbetlerinde birbirlerine aktarmakta, onlardan önce helâk edilen bu kavimlerin kaldıkları yerleri de gözleriyle görmektedirler. Hûd, Sâlih, Lût ve diğer peygamberlerin kavimleri gibi. Nitekim onlar bizim peygamberlerimizi yalanlayıp da kitaplarımızdan yüz çevirdiklerinde onlara can yakıcı azabı tattırdık. Öncekilerin başına gelmiş bulunan bu azapların benzerlerinin, bunların başına gelmeyeceğinden yana bunlara güvenlik ve teminat sağlayan nedir? “Sizin kâfirleriniz bunlardan hayırlı mıdır yoksa kitaplarda sizin için bir berat mı var? Yoksa onlar: Biz birbirimize yardım eden bir toplululuğuz, mu diyorlar?”(el-Kamer, 54/43-44) Bunların hiçbirisi söz konusu değildir. Bu kâfirler, öncekilerden daha hayırlı değildirler ki daha hayırlı oldukları için azap onlardan uzak tutulsun. Hatta bunlar ötekilerinden daha kötüdürler. Çünkü bunlar, rasûllerin en şereflisini, kitapların en hayırlısını inkâr edip kâfir olmuşlardır. Yine bunların Allah tarafından gelmiş herhangi bir ahidleri ve yazılı bir beratları da yok. Söyledikleri gibi çoklukları da kendilerine fayda sağlayacak ve gelecek azabı üzerlerinden uzaklaştıracak değildir. Aksine onlar bunu yapamayacak kadar güçsüz ve hakirdirler. Günahları sebebiyle geçmiş nesillerin helâk edilmiş olması, hidâyet bulmanın sebepleri arasındadır. Çünkü bütün bunlar onlara gelen peygamberlerin risaletinin doğruluğuna ve izlemekte oldukları yolların da batıl olduğuna dair apaçık belgelerden ve delillerdendir. Ancak herkes bu tür âyetlerden gereği gibi yararlanamamaktadır. Bunlardan ancak sağlam akıl, dosdoğru fıtrat sahibi ve kişiyi yapmaması gereken işlerden alıkoyan akıllı kimseler yararlanabilir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Genellikle müfessirler bu âyetlerle Kur’an’da uyarılara tekrar tekrar yer verildiğini bildiren 113. âyet arasında bağ kurarlar; burada, insanoğlunun ilâhî uyarılar karşısındaki hatalı tutumunun ilk atasından beri görülen bir durum olduğuna işaret bulunduğunu belirtirler (Taberî, XVI, 220; Râzî, XXII, 123). Bu sûreden önce inen Sâd ve A‘râf sûrelerinde Âdem’in yaratılması ve İblîs’in ilâhî buyruğa karşı gelmesi olayına geniş yer verilmiştir. Yine A‘râf sûresinde Âdem’e –yasak ağaca yaklaşmamaları koşuluyla– eşiyle birlikte cennette kalma imkânı verildiğinden, fakat şeytanın kışkırtması sonucu buradan çıkarıldıklarından, ardından da yaptıkları yüzünden derin pişmanlık duyduklarından söz edilmiştir. Aynı konulara farklı bağlamlarda ve farklı üslûplarla değinilmesi, Kur’an’ın hususiyetleri hakkında bilgi sahibi olanlar için yabancı bir durum değildir. Burada önceki değinilerden farklı olarak Âdem’in tövbesinin kabul edildiğinden hatta onun seçkin kılındığından yani peygamber olarak görevlendirildiğinden (Şevkânî, III, 439) söz edilmektedir. Bu bağlamdan şu sonucu çıkarmak mümkündür: Her ne kadar insanoğlunun ilâhî uyarı ve bildirimler karşısındaki hatalı tutumu ilk atasından beri görülen bir durum ise de, insanlar –hıristiyan inancında kabul edildiğinin aksine– dünyaya ilk atalarının işlediği günah sebebiyle günahkar olarak gelmezler; Âdem işlediği günahtan sonra tövbe etmiş ve tövbesi kabul edilmiştir. Şu halde Hz. Âdem’den sonra da her insan bir taraftan günah işlemeye yatkın bir ortamda ve iyiliğe de kötülüğe de kullanılabilecek yeteneklerle donatılmış olarak sınava tâbi olacak, bir taraftan da işlediği günahlardan arınmak için aracı koymaksızın, bizzat rabbine yalvarıp, af dileyecektir. Bu ilkeden yola çıkıldığında ise Hıristiyanlığın temel akîde esaslarından olan rabbin insanlığı bu aslî günahtan arındırmak için Îsâ’yı kurban ettiği iddiası temelden yoksun kalmaktadır. Dolayısıyla, burada Hz. Âdem hakkında bu bilgiye yer verilmesi ile bu sûrenin Hz. Îsâ’nın nasıl dünyaya geldiğini açıklayan ve bu konudaki yanlış kabulleri mahkûm eden Meryem sûresinden sonra inmiş olması arasında bir anlam örgüsü bulunduğunu söylemek mümkündür (Derveze, III, 92-93; Âdem’in yaratılışı, İblîs’in Allah’a isyan etmesi; kendisiyle birlikte, aldattığı Âdem ve eşinin cennetten çıkarılmaları hakkında bilgi için bk. Bakara 2/30 vd.; A‘râf 7/11 vd.).
115. âyetin “Âdem’den söz almıştık” şeklinde çevirdiğimiz kısmını “Âdem’e buyruğumuzu bildirmiştik” şeklinde anlayanlar da vardır. Bu yorumda söz konusu olan buyruk, kendisinin ve eşinin düşmanı olan şeytana uymamasıyla ilgili uyarı olup 117. âyette ayrıca açıklanmıştır.
Aynı âyetin “Biz onda yeterli bir kararlılık görmedik” şeklinde çevirdiğimiz kısmı değişik şekillerde tefsir edilmiştir. Bir yoruma göre, burada Âdem’in önce yasak ağaçtan yememeye karar vermişken, şeytanın kışkırtması karşısında kararlı davranamadığı veya yapılan cazip öneriye karşı direnemediği anlatılmaktadır. Diğer bir yoruma göre ise burada maksat, Âdem’in günah işlemede ısrarlı davranmamış olduğudur (Şevkânî, III, 438). Bu âyetteki lafzan “unuttu” anlamına gelen fiil daha çok “Rabbinin buyruğunu terketti” şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XVI, 220; Râzî, XXII, 124).
124. âyette ifadesini bulan “Allah’ı anmaktan yüz çevirme”, Allah’ı inkâr etme, O’nun gösterdiği yolu beğenmeme, öğütlerine kulak asmama gibi mânalarla açıklanmıştır. Aynı âyette söz konusu edilen “sıkıntılı hayat”ın mahiyeti ve nerede olacağı hususunda ise ilk dönem müfessirlerinden farklı rivayet ve yorumlar nakledilmiştir. Burada sözü edilen sıkıntılı yaşantının kabir hayatı aşamasıyla ilgili olduğu veya âhirette yaşanacak sıkıntılara işaret edildiği rivayetlerinin yanı sıra dünya hayatındaki sıkıntılar anlamına ağırlık veren rivayet ve izahlar da vardır. Dünya hayatındaki sıkıntı, bu tür kimselerin maddî açıdan bolluk içinde olsalar bile, inançsızlığın, yanlış hedeflere yönelmenin, haram yollardan kazanmanın verdiği psikolojik baskı altında büyük bir darlık ve sıkıntı hissedecekleri, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma amacının mutluluğundan yoksun kalmanın ıstırabını tadacakları şeklinde yorumlanabilir (bk. Taberî, XVI, 225-227). Allah’a ve âhirete inanmayanların, inananlara göre çok daha dar bir maddî-mânevî alan tasavvuru ve bu tasavvura bağlı darlık içinde yaşayacakları da ayrı bir gerçektir.