Diyanet İşleri
And olsun ki, peygamberlerin kıssalarında, aklı olanlar için ibretler vardır. Kuran uydurulabilen bir söz değildir. Fakat kendinden önceki Kitapları tasdik eden, inanan millete her şeyi açıklayan, doğru yolu gösteren bir rehber ve rahmettir
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerçekten de onların kıssalarında üstün akıllılar için bir ibret vardır. Bu Kur'ân uydurulmuş herhangi bir söz değildir. Lâkin kendisinden önce gelen kitapların tasdiki her şeyin ayrıntılarıyla açıklayıcısı ve iman edecek bir kavim için hidayet ve rahmettir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yemin olsun ki, resullerin hikâyelerinde, aklını ve gönlünü çalıştıranlar için bir ibret vardır. Bu Kur'an, uydurulacak bir hadis/bir söz değildir; aksine o, önündekini tasdikleyici, her şeyi ayrıntılı kılıcıdır. İnanan bir topluluk için de bir kılavuz ve bir rahmettir.
Süleyman Ateş
Elbette onların hikayelerinde akıl sahipleri için ibret vardır. Bu (Kur'an), uydurulacak bir söz değildir; ancak kendinden önceki(Hak Kitabı)nın doğrulanması, her şeyin açıklaması; inananlar için bir kılavuz ve rahmettir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamberlerin ümmetlerinin, Yusuf ve kardeşlerinin kıssalarında aklı selim sahipleri için öğütler vardır. Kur'an, Allah adına yalan ve uydurma sözü içermez. Ancak Allah katından indirilen semavi kitapları tasdik eden, hüküm ve kuralların açıklanmasında ihtiyaç duyulan her şeyi tafsilatlı bir şekilde açıklayandır. Her hayır için yol gösterici ve kendisine iman eden topluluk için bir rahmettir. İşte bu kimseler onda bulunandan istifade ederler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
110- Nihâyet o peygamberler ümitlerini kesip de (kâfirler) onların yalan söylediklerinin ortaya çıktığını sandıkları bir sırada onlara yardımımız gelmiş ve dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirilmişti. Kâfirler topluluğundan azabımız geri çevrilmez. 111- Andolsun ki onların kıssalarında olgun akıl sahipleri için bir ibret vardır. O (Kur'ân) uydurulan bir söz değildir. Aksine kendisinden önce olan (kitapları) doğrulayan, (insanlara gerekli) her şeyi açıklayan, iman eden bir topluluk için de hidâyet ve rahmet (olan bir kitaptır).
110. Yüce Allah, şerefli peygamberler gönderdiğini, günahkâr ve aşağılık kavimlerinin de onları yalanladıklarını bize haber vermektedir. Yüce Allah, hakka dönsünler diye onlara mühlet verir. Allah onlara verdiği mühletini o kadar sürdürür ki nihayet peygamberlere olan baskıları en ileri dereceye ulaşır. Peygamberler kesin inançlarının kemaline, Allah’ın vaadine ve tehditlerine olan nihai tasdiklerine rağmen kalplerinden bir tür ümitsizlik hali geçer ve ilim ve tasdikleri zayıflar gibi olur. İşte iş bu noktaya gelince “onlara yardımımız gelmiş ve dilediğimiz kimseler kurtuluşa erdirilmişti.” Kurtuluşa erdirilenler ise peygamberler ve onlara tâbi olanlardır. “Kâfirler topluluğundan azabımız geri çevrilmez.” Yani bizim azabımız, Allah’a karşı günah işleyen ve küstahlık edenlerden geri çevrilmez. Azap geldiği zaman artık onların ne gücü ne de yardımcıları olur.
111. “Andolsun ki onların” yani peygamberlerin, kavimleri ile olan “kıssalarında olgun akıl sahipleri için bir ibret vardır.” Hayır ehli de şer ehli de bunlardan ibret alırlar. Onların yaptıklarını yapanlar, onlar gibi ya lütfa nail olur veya alçaltılırlar. Yine onlardan Allah’ın kemal sıfatlarını ve büyük hikmetini ibretle kavrarlar. Yüce Allah’tan başkasına ibadet etmemek ve O’na hiçbir kimseyi ortak koşmamak gerektiğini de anlarlar. “O (Kur'ân) uydurulan bir söz değildir.” Yüce Allah’ın, muhtevası arasında sizlere anlatmış olduğu gayba dair haberlerin bulunduğu bu Kur’an-ı Kerim, uydurulmuş sözlerden değildir. “Aksine kendisinden önce olan (kitapları)” kendisinden önce indirilmiş kitapları “doğrulayan” onlara uygun ve doğruluklarına tanıklık eden, kulların gerek duyacakları dinin itikadî hükümlerini, fer’î hükümlerini ve pek çok delilleri “açıklayan, iman eden bir topluluk için de hidâyet ve rahmet (olan bir kitaptır).” Onlar hakka dair bilgiyi ve onun tercih edilmesi gerektiğini kabul ettiklerinden dolayı hidâyete ererler. Nail oldukları dünyevi ve uhrevi sevap dolayısı ile de ilahî rahmete mazhar olurlar.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Peygamberlerin kıssaları gönül eğlendirici hikâyeler değil, ibret alınacak olaylardır. Buradaki “onların kıssaları”ndan maksat, ya genel olarak peygamberlerin kıssalarıdır veya bu sûrede anlatılan Hz. Yûsuf ile babası ve kardeşlerinin kıssasıdır. Gerçekten de Hz. Yûsuf’un yaşadığı sıkıntılardan kurtulup Mısır’da yüksek bir makama gelmesinde akıl sahipleri için büyük bir ibret vardır. Ancak birinci mâna daha kapsamlıdır.
Kur’an-ı Kerîm insanlar tarafından uydurulabilecek bir söz değil, kendisinden önce peygamberlere indirilmiş olan Tevrat, Zebur ve İncil gibi kitapları tasdik eden ilâhî bir kitaptır. Kur’an’ın her şeyi açıklamasından maksat, dünyada var olan her şeyi açıklaması değil, insanlığın muhtaç olduğu ve ilâhî bir aydınlatma olmadan ulaşamayacağı helâl-haram, sevap-günah gibi dinî ve ahlâkî konulara dair gereken ayrıntıları vermesidir. O, hükümleriyle amel edenler için hem bir hidayet hem de rahmettir.
Yûsuf kıssası, iyilerle kötülerin mücadelesinde iyilerin başarılı olacağını anlatan, insanlığa iyimserlik aşılayan somut bir örnektir. Bu sebeple kıssada ders almak isteyenler için güzel ibretler vardır. Nitekim Allah Teâlâ kıssanın başlarında Yûsuf ve kardeşlerinin kıssasında, almak isteyenler için ibretler olduğunu ifade buyurmuştu (âyet 7). Burada da bütün peygamberlerin kıssalarında akıl sahipleri için alınacak ibret olduğunu bildirmektedir. Hz. Yûsuf’un kıssasından alınacak dersler şöyle özetlenebilir:
Sûrede Hz. Ya‘kūb’un Allah’a imanı ve bu iman sayesinde musibetlere karşı gösterdiği sabır ve tevekkülü anlatılmıştır. Sevgili oğlu Yûsuf’u kurtların parçaladığı yalan haberi kendisine söylendiği zaman dahi metanetini yitirmemiş, sabretmiş ve Allah’ın yardımına sığınmıştır (âyet 18). Diğer oğlu Bünyâmin’i kardeşleriyle birlikte Mısır’a gönderdiği zaman da en hayırlı koruyucunun Allah olduğunu vurgulamıştır (âyet 64). Yûsuf hakkındaki aşırı derecede üzüntüsünden dolayı oğullarının, “büsbütün helâk olacaksın” şeklindeki uyarıları karşısında o, gam ve kederini sadece Allah’a arzettiğini ifade etmiş ve oğullarına, Allah’ın rahmetinden ümit kesmemelerini, gidip Yûsuf’u ve kardeşi Bünyâmin’i aramalarını emretmiştir (âyet 86-87).
Yine Hz. Ya‘kūb, oğullarına “Mısır’a ayrı ayrı kapılardan giriniz” diye nasihat edip gelebilecek tehlikelerden korunmaları için tedbir almalarını tavsiye ettikten sonra, “Ama, Allah’tan gelecek hiçbir şeyi sizden savamam; hüküm sadece Allah’ındır” diyerek Allah’a olan tevekkülünü göstermiştir (âyet 67).
Hz. Yûsuf, zindandaki arkadaşlarını tevhid dinine çağırmış ve Allah’ın birliğine dair onlara çeşitli aklî deliller getirmiştir. Onun bu üslûbu güzel bir davet örneğidir.
Nitekim Aziz’in karısının sık sık Hz. Yûsuf’la baş başa kalması kadının ona âşık olmasına yol açmıştır. İslâm, bu gibi sakıncalı durumları önlemek için kadının, halvet sayılabilecek şekilde yabancı erkeklerle bir arada bulunmasını yasaklamıştır. Fıkıhta halvet, aralarında devamlı evlenme engeli bulunmayan bir erkekle bir kadının başkalarına kapalı olan bir yerde baş başa kalmalarını ifade eden bir terimdir (geniş bilgi için bk. Orhan Çeker, “Halvet”, DİA, XV, 384).
Hz. Yûsuf, kendisiyle birlikte olmak isteyen kadının çekiciliğine ve ortamın elverişli olmasına rağmen, velinimetine ihanet etmekten Allah’a sığınarak bir iffet ve sadakat örneği sergilemiştir. Daha sonraki tehditler karşısında da “Rabbim! Zindan, bunların benden istediklerinden daha iyidir” diyerek günah işlemektense zindana atılmayı yeğlemiştir (âyet 33).
Hz. Yûsuf, karşılaştığı sıkıntı, zulüm ve haksızlığa rağmen sarsılmamış, Allah’a olan inanç ve güvenini yitirmemiş, Allah’ın rahmetinden ümidini kesmemiştir (âyet 90). Allah Teâlâ da sabrının karşılığında ona ilim, hikmet vermiş ve Mısır’da geniş yetkilerle donatılmış bir makam nasip etmek suretiyle onu ödüllendirmiştir (âyet 56).
Bu kıssa, Allah’ın takdirini hiç kimsenin önleyemeyeceğini göstermesi bakımından da ibret vericidir. Nitekim, kardeşlerinin Hz. Yûsuf’u kıskanmaları ve ona bunca kötülük etmeleri, onun yükselmesine engel olamamış, tam tersine buna zemin hazırlamıştır.
Hz. Yûsuf, kendisini öldürmek isteyen ve kuyuya atan kardeşlerinden istediği gibi intikam alma güç ve imkânına sahip olduğu halde bunu yapmamış, kötülüğü iyilikle karşılamıştır. Kardeşleri onun huzurunda suçlarını itiraf ettikleri zaman, “Bugün yaptıklarınız yüzünüze vurulmayacak, Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir” diyerek peygambere yakışır bir yücelik göstermiştir. Hz. Peygamber de Mekke’yi fethettiği zaman kendisine yıllarca kötülük eden, en sonunda şehri terketmek zorunda bırakan Mekkeliler hakkında Hz. Yûsuf’u örnek almış ve onun 92. âyette aktarılan sözünü tekrarlayarak onları affetmiştir.Özü itibariyle kıssa, insanlığın serüvenine hâkim olan, insanın öz benliğinde ve sosyal hayatta sürüp giden iyi ile kötünün mücadelesinden ilginç ve etkileyici bir kesit vermektedir.