İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik
Meal ihtilafı: 7% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İnin oradan hepiniz, tarafımdan size bir yol gösteren gelecektir; Benim yoluma uyanlar için artık korku yoktur, onlar üzülmeyeceklerdir" dedik
Elmalılı Hamdi Yazır
Onlara dedik ki: "Hepiniz oradan inin. Size benim tarafımdan bir hidayet rehberi geldiğinde, kim o hidayetçimin izinde giderse, onlar için hiçbir korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
"Hepiniz oradan aşağı inin." dedik. Benden size bir yol gösteriş ulaşır da kim bu yol gösterişime uyarsa artık böylelerine hiçbir korku yoktur. Onlar kederle de yüzyüze gelmeyeceklerdir.
Süleyman Ateşen ayrışan
Hepiniz oradan inin, dedik, "Yalnız (iyi bilin ki) size benden bir hidayet geldiği zaman, kimler benim hidayetime uyarsa artık onlara bir korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.1%
İngilizce
We said, "Go down from it, all of you. And when guidance comes to you from Me, whoever follows My guidance - there will be no fear concerning them, nor will they grieve
Fransızca
Nous dîmes: «Descendez d'ici, vous tous! Toutes les fois que Je vous enverrai un guide, ceux qui [le] suivront n'auront rien à craindre et ne seront point affligés»
İspanyolca
Dije: "¡Desciendan todos de él! Cuando les llegue de Mí una guía, quienes la sigan no habrán de sentir temor ni tristeza
Rusça
Мы сказали: «Низвергнитесь отсюда все!». Если к вам явится руководство от Меня, то те, которые последуют за Моим руководством, не познают страха и не будут опечалены
Endonezce
Kami berfirman, "Turunlah kalian semua dari surga! Kemudian jika benar-benar datang petunjuk-Ku kepada kalian, maka barang siapa mengikuti petunjuk-Ku, tidak ada rasa takut bagi mereka dan mereka tidak bersedih hati
Bengalce
আমি হুকুম করলাম, তোমরা সবাই নীচে নেমে যাও। অতঃপর যদি তোমাদের নিকট আমার পক্ষ থেকে কোন হেদায়েত পৌঁছে, তবে যে ব্যক্তি আমার সে হেদায়েত অনুসারে চলবে, তার উপর না কোন ভয় আসবে, না (কোন কারণে) তারা চিন্তাগ্রস্ত ও সন্তপ্ত হবে।
Onlara dedik ki: Hepiniz cennetten yeryüzüne inin. Resullerim tarafından size hidayet gelecek olursa, kim ona tabi olur ve resullerime iman ederse, ahirette onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar dünyada kaçırdıkları şeylere de üzülmezler.
38- “Hepiniz oradan inin” dedik. “Şâyet benden size bir hidâyet gelir de kim benim hidâyetime uyarsa, onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” 39- Küfre saplananlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise işte onlar ateş ehlidirler ve onlar orada ebediyen kalacaklardır.
38. Yüce Allah, Cennet’ten indirilmeyi zikredeceği hususa bir girizgah olarak tekrar söz konusu etmiştir ki bu husus şudur:“Şâyet benden size bir hidâyet gelir de…” Yani ey insanlar ve cinler! Her ne zaman size benden bir “hidayet”, yani, sizi bana yakınlaştıracak, rızama doğru getirecek bir Peygamber ve bir Kitab gelecek olur da aranızdan “kim benim hidâyetime uyarsa” yani Peygamberlerime ve kitaplarıma iman etmek ve onlarla hidâyet bulmak sureti ile kim hidâyetime uyacak olursa -ki bu da Rasûllerin ve kitapların verdiği bütün haberleri tasdik etmek, emirleri yerine getirmek ve yasaklardan kaçınmak sureti ile olur- “onlar için korku yoktur ve onlar üzülmeyeceklerdir de.” Bir diğer âyet-i kerimede bu durum şöyle ifade edilmektedir:“Kim benim hidâyetime uyarsa, o hem sapıtmaz, hem de bedbaht olmaz.”(Tâ-hâ, 20/123) Görüldüğü gibi, Yüce Allah hidâyetine tabi olmanın dört sonucu olduğunu belirtmektedir: Korku ve üzüntünün bulunmaması ki bu ikisinin arasındaki fark şudur: Eğer hoşlanılmayan bir şey geçmişte kalmışsa bu, üzüntü doğurur. Eğer onun ilerde gelmesi bekleniyorsa bu da korkuyu meydana getirir. Yüce Allah bu ikisinin de hidayete tabi olan için söz konusu olmayacağını belirtmektedir. Bunlar söz konusu olmadığında ise bunların zıddı söz konusu olur ki bu da tam bir güven hissidir. Aynı şekilde hidayete tabi olanlar için sapıklık ve bedbahtlık da söz konusu olmayacaktır. Bu iki olmayınca da onların zıddı gerçekleşecek demektir ki bunlar da hidayet ve mutluluktur. O halde Allah’ın hidâyetine tabi olan kimseler için hem dünyada, hem âhirette güven, mutluluk ve hidâyet gerçekleşir. Hoşa gitmeyen korku, üzüntü, sapıklık ve bedbahtlığın da her türlüsünden uzak kalır. Böylelikle arzulanan şeyler elde edilmiş, hoşlanılmayan ve korkulan şeylerden de uzak kalınmış olur.
39. “Küfre saplananlar ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise işte onlar…” Bu buyrukta bir öncekinin aksi durum söz konusu edilmektedir. Allah’ın hidâyetine tabi olmayıp Allah’ı inkar/küfür eden ve O’nun âyetlerini yalanlayan kimseler “ateş ehlidirler.” Yani arkadaşın arkadaşından ayrılmaması, alacaklının borçlusunun peşini bırakmaması gibi onlar da ateşten ayrılmayacaktır. “orada ebediyen kalacaklardır.” Ne oradan çıkabilirler, ne azapları diner, ne de yardım görürler. Bu ve benzeri âyetlerde cin ve insanlardan oluşan mahlûkatın mutlu/cennetlik kimselerle bedbaht/cehennemlik kimseler olmak üzere ikiye ayrıldıkları, her iki kesimin nitelikleri ve bunlar arasında yer almayı gerektiren ameller belirtilir. Yine cinlerin hem emir ve yasak bakımından hem de sevap ve ceza bakımından insanlar gibi oldukları ifade edilmektedir.
Daha sonra Yüce Allah, İsrailoğullarına olan nimet ve ihsanlarını hatırlatmaya geçerek şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yeryüzünde insan tek başına değil toplu olarak yaşayacaktır; rabbi onu sosyal bir varlık olarak yaratmıştır. Topluluk halinde yaşayan insanların arzu ve ihtiyaçlarının çatışmaması mümkün değildir. Çatışan arzular ve ihtiyaçlar anlaşmazlıklar ve düşmanlıkları beraberinde getirecek, insanlar birbirinin kurdu olacaklardır. Onları ıslah edecek, uygarlaştıracak, ihtiyaç ve arzuların kültür ve medeniyete kaynaklık etmesini sağlayacak bir nizama ihtiyaç vardır. İşte hak dinler bu nizamı koymak üzere gönderilmiştir. Ona uyanlar dünyada korkudan kurtulacak, hür ve güvenlik içinde yaşayacak; dileyen mümin, dileyen kâfir, isteyen sâlih, isteyen fâsık olabilecek; âhiret hayatında da sâlihler hüzün ve kederden kurtulup mutluluğa kavuşacak, kâfirler ise dünyada ettiklerinin cezasını çekeceklerdir.
Kur’an’ın açık ifadesine ve buna dayalı İslâm inancına göre Hz. Âdem’in işlediği, bağışlanmamış, dünyaya taşınmış, nesline miras kalmış ve Hz. Îsâ’nın kurban edilmesine sebep teşkil etmiş bir “aslî günah” yoktur. Hz. Âdem’in davranışı ya günah değildir ya da Allah tarafından kendisine öğretilen ve onun da yerine getirdiği tövbe sayesinde temizlenmiştir. Ayrıca bütün hak dinlerin de adı olan İslâm’a göre kimse kimsenin günahını yüklenmez (Fâtır 35/18), suç ve günah şahsîdir.
Yine yahudi ve hıristiyan kaynaklarından İslâmî geleneğe geçmiş bulunan kadın hakkındaki olumsuz telakki, yani “kadının şeytanlığı, fettanlığı, Âdem’in şeytana kanmasına ve cennetten çıkarılmasına sebep oluşu, bu yüzden ‘aslî günahın’ asıl sebebinin kadın olduğu, dünyada ondan uzak kalınması gerektiği...” inanç ve anlayışı da Kur’an’ın lafız ve ruhuna aykırıdır. Kur’an-ı Kerîm bu macerada Hz. Âdem’le eşini birlikte (tekil değil, ikil olarak) anmakta, gerek Allah’ın uyarısına ve gerekse şeytanın saptırmasına birlikte muhatap olduklarını; ayak kaydıranın da kadın değil şeytan olduğunu açıklamaktadır. Bir insan ve Allah’ın bir kulu olarak kadının erkekten farkının bulunmadığı, kemal yolculuğu ve yarışında erkek ile eşit fırsata sahip bulunduğu ise pek çok âyette açık ve kesin olarak ortaya konmuştur (meselâ bk. Bakara 2/228; Ahzâb 33/35; Hucurât 49/13).
Onlara dedik ki: Hepiniz cennetten yeryüzüne inin. Resullerim tarafından size hidayet gelecek olursa, kim ona tabi olur ve resullerime iman ederse, ahirette onlar için hiçbir korku yoktur ve onlar dünyada kaçırdıkları şeylere de üzülmezler.