Önceki ayet· 2:32Sonraki ayet· 2:34

Bakara Suresi 33. Ayet· 2:33

↗ Bakara suresi
Medeni
قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ أَنۢبِئۡهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡۖ فَلَمَّآ أَنۢبَأَهُم بِأَسۡمَآئِهِمۡ قَالَ أَلَمۡ أَقُل لَّكُمۡ إِنِّيٓ أَعۡلَمُ غَيۡبَ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلۡأَرۡضِ وَأَعۡلَمُ مَا تُبۡدُونَ وَمَا كُنتُمۡ تَكۡتُمُونَ
Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Allah "Ey Adem onlara isimlerini söyle" dedi. Adem isimlerini söyleyince, Allah "Ben gökler ve yerde görünmeyeni biliyorum, sizin açıkladığınızı ve gizlemekte olduğunuzu da bilirim, diye size söylememiş miydim?" dedi
Elmalılı Hamdi Yazır
(Allah): "Ey Âdem, bunlara onları isimleriyle haber ver." dedi. Bu emir üzerine Âdem onlara isimleriyle onları haber verince, (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı da, içinizde gizlediğinizi de bilirim" dememiş miydim?" dedi.
Yaşar Nuri Öztürk
Allah buyurdu: "Ey Âdem, haber ver onlara onların adlarını." Âdem onlara onların adlarını haber verince, Allah şöyle buyurdu: "Dememiş miydim ben size! Ki ben, göklerin ve yerin gaybını en iyi bilenim, A'lem'im. Ve ben, sizin açığa vurduklarınızı da saklayageldiklerinizi de en iyi biçimde bilmekteyim."
Süleyman Ateşen ayrışan
(Allah) dedi ki: "Ey Adem, bunlara onların isimlerini haber ver." (Adem), bunlara onların isimlerini haber verince (Allah): "Ben size, ben göklerin ve yerin gayblarını bilirim, sizin açıkladığınızı ve içinizde gizlemekte olduğunuz şeyleri bilirim, dememiş miydim? dedi.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.8%
İngilizce
He said, "O Adam, inform them of their names." And when he had informed them of their names, He said, "Did I not tell you that I know the unseen [aspects] of the heavens and the earth? And I know what you reveal and what you have concealed
Fransızca
Il dit: «O Adam, informe-les de ces noms ;» Puis quand celui-ci les eut informés de ces noms, Allah dit: «Ne vous ai-Je pas dit que Je connais les mystères des cieux et de la terre, et que Je sais ce que vous divulguez et ce que vous cachez?»
İspanyolca
Dijo: "¡Oh Adán! Infórmales sobre sus nombres". Y cuando les hubo informado sobre sus nombres, Dios dijo: "¿Acaso no les dije que conozco lo oculto de los cielos y de la Tierra, y sé lo que manifiestan y lo que ocultan
Rusça
Он сказал: «О Адам! Поведай им об их именах». Когда Адам поведал им об их именах, Он сказал: «Разве Я не говорил вам, что знаю сокровенное на небесах и земле, и знаю, что вы совершаете открыто и что утаиваете?»
Endonezce
Dia (Allah) berfirman, "Wahai Adam! Beritahukanlah kepada mereka nama-nama itu!" Setelah dia (Adam) menyebutkan nama-namanya, Dia berfirman, "Bukankah telah Aku katakan kepada kalian, bahwa Aku mengetahui rahasia langit dan bumi, dan Aku mengetahui apa yang kalian nyatakan dan apa yang kalian sembunyikan
Bengalce
তিনি বললেন, হে আদম, ফেরেশতাদেরকে বলে দাও এসবের নাম। তারপর যখন তিনি বলে দিলেন সে সবের নাম, তখন তিনি বললেন, আমি কি তোমাদেরকে বলিনি যে, আমি আসমান ও যমীনের যাবতীয় গোপন বিষয় সম্পর্কে খুব ভাল করেই অবগত রয়েছি? এবং সেসব বিষয়ও জানি যা তোমরা প্রকাশ কর, আর যা তোমরা গোপন কর
Çince
他说:“阿丹啊!你把这些事物的名称告诉他们吧!”当他把那些事物的名称告诉了他们的时候,安拉说:“难道我没有对你们说过吗?我的确知道天地的幽玄,我的确知道你们所表白的,和你们所隐讳的。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O zaman Allah Teâlâ Âdem'e: "O eşyaların isimlerini onlara haber ver." dedi. Rabbinin öğrettiği gibi onlara haber verdiğinde, Allah, meleklere: "Şüphesiz yeryüzünde ve göklerde gizli olanı, açığa vurduğunuzu ve kendi nefislerinizde gizli tuttuğunuzu ben bilirim demedim mi?" buyurdu.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
30- “Hani Rabbin meleklere: Muhakkak ben yeryüzünde bir halife yaratacağım, demişti de, melekler: Biz seni hamdinle tesbih ve takdis ettiğimiz halde orada fesad çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın? dediler. (O da:) Elbette ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim, buyurdu. 31- Âdem’e bütün isimleri öğretti, sonra onları meleklere gösterip: “Eğer (iddianızda) doğru iseniz, haydi bunların isimlerini bana haber verin” buyurdu. 32- (Melekeler:)“Seni tesbih/tenzih ederiz. Bizim senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan yalnız Sensin.” 33- (Allah:)“Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini haber ver.” buyurdu. O da onların isimlerini haber verince (Allah) şöyle buyurdu: “Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim. Açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediklerinizi de bilirim.” 34- Biz meleklere:“Âdem’e secde edin” dedik de onlar derhal secde ettiler. Ancak İblis hariç! O diretti, kibirlendi ve kâfirlerden oldu. 30. Bu ayetle insanlığın atası Âdem aleyhisselam’ın yaratılmasına ve O’nun faziletine dair açıklamalara başlanmaktadır. Yüce Allah O’nu yaratmak isteyince, meleklere bu hususu bildirmiş ve O’nu yeryüzünde halifelik konumuna getireceğini haber vermiştir. Melekler ise:“Biz seni hamdinle tesbih/tenzih” yani seni hamdine ve celaline yaraşır şekilde tenzih “ve takdis ettiğimiz halde orada” günahlar işleyerek “fesad çıkaracak ve kan dökecek birini mi yaratacaksın?” demişlerdi. Burada umum (olan fesat) ifadesinden sonra hususi (bir fesat olan öldürme) ifadesinin kullanılarak (öldürmenin ayrıca zikredilmesi) öldürme fesadının ağırlığını açıklamak içindir. Melekler zanlarına göre yeryüzünde yaratılacak bir kimse bu işleri yapacaktı. Bu yüzden Yüce Allah’ı bundan tenzih ve tazim ettiler. Yüce Allah’a kendilerinin her türlü fesat çıkarmaktan uzak bir şekilde kendisine ibadet etmekte olduklarını da söylediler ve:“Biz seni hamdinle tesbih/tenzih ve takdis ettiğimiz halde...” dediler. “Takdis ettiğimiz” ifadesinin “yalnız seni takdis ederiz ve takdisi sana has kılarız” anlamına gelme ihtimali olduğu gibi “kendi nefislerimizi senin için takdis ederiz” anlamına gelme ihtimali de vardır. Yani biz güzel ahlâk ile nefislerimizi senin için temizler ve kötü huylardan arındırırız. Bu güzel ahlâk ise Allah’ı sevmek, O’ndan korkmak ve O’nu ta’zim etmek vb.dir. Yüce Allah meleklere şöyle dedi:“Elbette ben sizin bilemeyeceğiniz şeyleri bilirim.” Bu halife ile ilgili olarak sizin bilmediğiniz şeyleri ben biliyorum. Çünkü sizin bu sözleriniz kendi zannınıza dayalıdır. Ben ise açıkta olanı da, gizli olanı da bilirim. Bu halifenin yaratılması ile meydana gelecek hayrın onun yaratılmasındaki şerden kat kat fazla olduğunu da bilirim. Bu hususta sadece Yüce Allah’ın Âdem’in soyundan gelenler arasında peygamberleri, sıddıkları, şehitleri ve salihleri seçmesi, bütün insanlara Allah'ın varlığına dair belgelerin/âyetlerin açıkça ortaya konması, yine bu halife yaratılmasaydı söz konusu olmayacak olan cihad ve benzeri ibadetlerin gerçekleşmesi, mükelleflerin tabiatlarında saklı bulunan hayır ve şerrin imtihan ile ortaya çıkması, Allah’ın dostunun düşmanından ayırt edilmesi, Allah’ın hizbi ile O’na savaş açanların belirginleşmesi, İblisin içinde saklı bulunan kötülük ve şerrin su yüzüne çıkması vb. gibi -ki bütün bunlar çok büyük hikmetlerdir- bu hikmetlerden birisinin bulunması bile, Âdem’in yaratılış hikmetini açıklamak için yeterlidir. Diğer taraftan, meleklerin söyledikleri sözler kendilerinin Yüce Allah’ın yeryüzünde yaratacağı halifeye üstün olduklarına dair bir işaret taşıdığından ötürü Yüce Allah onlara Âdem’in üstünlüğü ile Allah’ın ilim ve hikmetinin kemâlini itiraf etmelerini sağlayacak bir hususu beyan etmeyi diledi. İşte bunu da şu buyruğu ile açıklamaktadır: 31. “Âdem’e bütün isimleri öğretti.” Yani bütün eşyanın isimlerini hem de bu isimlerin ad olduğu eşyayı öğretti. Yani Âdem’e hem ismi, hem de bu isimlerin müsemmasını öğretti. Lafızları ve bu lafızların manalarını öğretti. Küçük büyük -tencere ve tepsiye varıncaya kadar- her şeyin isimlerini öğretti. “Sonra onları” yani ismin ad olarak konulduğu eşyayı, müsemmaları “meleklere” bunları biliyorlar mı bilmiyorlar mı, imtihan olsun diye “gösterip” eğer bu halifeden daha faziletli olduğunuz şeklindeki söz ve kanaatinizde “doğru iseniz haydi bunların isimlerini bana haber verin, buyurdu.” 32. “(Melekeler:) “Seni tesbih/tenzih ederiz” Sana itiraz ve emrine muhalefet etmekten seni tenzih ederiz. Lütuf ve cömertliğin ile “senin öğrettiğinden başka hiçbir bilgimiz yoktur. Şüphesiz alîm ve hakîm olan yalnız Sensin.” Alîm; ilmi her şeyi kuşatan, hiçbir şey kendisine gizli olmayan, göklerde olsun, yerde olsun zerre ağırlığı kadar ve bundan daha küçük ya da daha büyük olmak üzere hiçbir şey kendisinden saklı kalmayan, demektir. Hakîm ise tam bir hikmet sahibi demektir ki yaratılmışlardan hiç kimse bunun dışında ve emri altındakilerden hiçbiri bundan müstesna değildir. Hikmetsiz hiçbir şey yaratmadığı gibi, hikmetsiz hiçbir şey de emretmemiştir. Hikmet ise her bir şeyi kendisine yakışan yere koymaktır. İşte melekler Allah’ın ilim ve hikmetini ikrar ve itiraf ettikleri gibi kendilerinin en basit bir şeyi dahi bilme imkânına sahip olmadıklarını da bildirdiler. Allah’ın kendi üzerlerindeki lütuf ve ihsanını, bilmedikleri şeyleri kendilerine öğrettiğini itiraf ettiler. İşte o zaman Yüce Allah şöyle buyurdu: 33. “Ey Âdem! Onlara bunların isimlerini haber ver!” Yani Yüce Allah’ın meleklere gösterdiği ve bilmekten acze düştükleri eşyaların isimlerini söyle! “O da onların isimlerini haber verince” melekler Âdem’in kendilerinden üstün olduğunu ve Yüce Allah’ın bu halifeyi yeryüzüne halifelik makamına getirmekteki hikmet ve bilgisini açıkça öğrenmiş oldular. “(Allah) şöyle buyurdu: “Size demedim mi ki göklerin ve yerin gaybını Ben bilirim.” Gayb, bizim için gizli olan, tanık olmadığımız ve görmediğimiz şeylerdir. Yüce Allah gizliyi bilen olduğuna göre görünen şeyleri haydi haydi bilir. “Açığa vurduğunuz şeyleri ve gizlediklerinizi de bilirim.” 34. Daha sonra Yüce Allah meleklere Âdem’e secde etmelerini emretti. Bu secde, Âdem için saygı, Allah için de ta’zim ve ubudiyet anlamı taşımaktaydı. Onlar da Allah’ın emirlerini yerine getirdiler ve hepsi de secde etmek için ellerini çabuk tuttular. “Ancak İblis hariç! O, diretti” secde etmekten kaçındı. Yüce Allah’ın emrine ve Adem’e karşı büyüklük tasladı ve:“Hiç, bir çamur parçası olarak yarattığın kimseye secde eder miyim ben?”(el-İsra, 17/61) dedi. İblis’in bu şekilde diretip kibirlenmesi, mayasında bulunan küfrün bir sonucu idi. İşte o zaman Allah’a ve Âdem’e karşı düşmanlığı, kâfirliği ve kibri açıkça ortaya çıktı. Bu âyet-i kerimelerde pek çok ibret ve önemli işaretler vardır: 1- Yüce Allah’ın Kelâm sıfatı bildirilmekte ve ezelden beri Kelâm sıfatına sahip olduğu ve dilediği sözleri söylediği, dilediği gibi konuştuğu, alîm ve hâkim olduğu belirtilmektedir. 2- Kula, yarattığı bazı şeylerde ve emrettiklerinde Allah’ın hikmeti gizli kalırsa, ona düşen teslimiyet göstermek; anlayamamasının aklındaki eksiklikten kaynaklandığını ve Allah’ın hikmetini itiraf etmektir. 3- Yine bu ayetler Yüce Allah’ın meleklere özel bir itina gösterdiği, onlara cahili oldukları şeyleri öğretmek ve bilmedikleri şeylere de dikkatlerini çekmek sureti ile ihsanda bulunduğunu göstermektedir. 4- Yine bu ayetlerde birçok bakımdan ilmin üstünlüğüne de işaret vardır: Yüce Allah meleklere kendisini ilim ve hikmet sahibi olarak tanıtmıştır. Yine Yüce Allah onlara Âdem’in ilim ile üstünlük sahibi olduğunu ve kulun sahip olabileceği en değerli sıfatın ilim olduğunu göstermiştir. Yine Allah meleklere Adem’e -ilmiyle üstünlüğü ortaya çıkınca- ikram olmak üzere secde etmelerini emretmiştir. Başkaları imtihan edilir ve bu imtihanda aciz oldukları ortaya çıkar da bilgisi dolayısıyla üstünlük sahibi olan kişi imtihanda sorulan o hususu bilirse, onun bu bilmesi bu imtihan olmaksızın bilmesinden daha değerli olur. Yine bu ayetlerde insanların ve cinlerin atalarının (Âdem ve İblis) halindeki ibret, Âdem’in üstünlüğü, Allah’ın O’na lütuf ve ihsanda bulunduğu, İblis’in ise ona düşmanlık ettiği ve daha başka ibret alınacak çeşitli hususlar ortaya konmaktadır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah, kendinin bildiği ve meleklerin bilmediği hikmetler, gerekçeler sebebiyle Âdem’i yarattığını haber verince bu üstü kapalı ve doğrulanması inanca dayalı olan açıklama melekleri ikna için yeterli idi. Fakat yüce Allah bilginin ve imanın yalnızca kendisine güvenilen kimselerin haber ve bilgi vermesi yoluyla elde edilmesini (taklid) yeterli bulmadığı, meleklerinin şahsında insanları gözlem, deney ve düşünceye yönlendirmeyi murat ettiği için bir deneme düzenledi. Âdem’e bütün isimleri, yani maddî ve mânevî varlıkların, kavramların isimleriyle bunların özelliklerini veya isim verme, dil icat etme kabiliyetini öğretti; sonra her şeyin aslı gayb âleminde, ilâhî planda mevcut olduğu için bunları meleklerine gösterdi. Meleklerden, Âdem’in müsbet vasıflarının ve kabiliyetlerinin fazlasıyla kendilerinde mevcut bulunduğu kanaatlerinde haklı ve isabetli iseler bunların isimlerini bilip söylemelerini istedi. Melekler bu deneme sonucunda kendilerine verilen bilme ve bilgi üretme kabiliyetinin Âdem’e verilenden farklı olduğunu ve bu sebeple halife olmaya onun ehil bulunduğunu anlayıp itiraf ettiler; Allah Teâlâ’nın ilim ve hikmetini, eserini görerek (ayne’l-yakîn olarak) daha üst dereceden tasdik ettiler.
Bakara Suresi 33. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
O zaman Allah Teâlâ Âdem'e: "O eşyaların isimlerini onlara haber ver." dedi. Rabbinin öğrettiği gibi onlara haber verdiğinde, Allah, meleklere: "Şüphesiz yeryüzünde ve göklerde gizli olanı, açığa vurduğunuzu ve kendi nefislerinizde gizli tuttuğunuzu ben bilirim demedim mi?" buyurdu.