Önceki ayet· 2:158Sonraki ayet· 2:160

Bakara Suresi 159. Ayet· 2:159

↗ Bakara suresi
Medeni
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكۡتُمُونَ مَآ أَنزَلۡنَا مِنَ ٱلۡبَيِّنَٰتِ وَٱلۡهُدَىٰ مِنۢ بَعۡدِ مَا بَيَّنَّـٰهُ لِلنَّاسِ فِي ٱلۡكِتَٰبِ أُوْلَـٰٓئِكَ يَلۡعَنُهُمُ ٱللَّهُ وَيَلۡعَنُهُمُ ٱللَّـٰعِنُونَ
İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allah la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allah la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
İndirdiğimiz apaçık delilleri ve hidayetin kendisi olan âyetleri insanlar için biz kitapta açıkladıktan sonra gizleyenler var ya mutlaka onlara Allah lanet eder. Lanet edebilecek olanlar da lanet ederler.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
İndirdiğimiz açık-seçik delillerle, kılavuz mesajı; biz onu Kitap'ta insanlara ayan-beyan gösterdikten sonra gizleyenlere, işte onlara, hem Allah lanet eder hem de diğer lanet okuyanlar lanet eder.
Süleyman Ateş
İndirdiğimiz açık delilleri ve hidayeti biz Kitapta insanlara açıkça belirttikten sonra gizleyenler (var ya), işte onlara hem Allah la'net eder, hem bütün la'net edebilenler la'net eder.
Diller arası (7 dil)ıraksama 14.4%
İngilizce
Indeed, those who conceal what We sent down of clear proofs and guidance after We made it clear for the people in the Scripture - those are cursed by Allah and cursed by those who curse
Fransızca
Certes ceux qui cachent ce que Nous avons fait descendre en fait de preuves et de guide après l'exposé que Nous en avons fait aux gens, dans le Livre, voilà ceux qu'Allah maudit et que les maudisseurs maudissent
İspanyolca
Quienes ocultan a la gente las evidencias y la guía que he revelado luego de haberlas evidenciado en el Libro, serán malditos por Dios y toda la creación
Rusça
Воистину, тех, которые скрывают ниспосланные Нами ясные знамения и верное руководство после того, как Мы разъяснили это людям в Писании, проклянет Аллах и проклянут проклинающие
Endonezce
Sungguh, orang-orang yang menyembunyikan apa yang telah Kami turunkan berupa keterangan-keterangan dan petunjuk, setelah Kami jelaskan kepada manusia dalam Kitab (Alquran), mereka itulah yang dilaknat Allah dan dilaknat (pula) oleh orang-orang yang melaknat
Bengalce
নিশ্চয় যারা গোপন করে, আমি যেসব বিস্তারিত তথ্য এবং হেদায়েতের কথা নাযিল করেছি মানুষের জন্য কিতাবের মধ্যে বিস্তারিত বর্ণনা করার পরও; সে সমস্ত লোকের প্রতিই আল্লাহর অভিসম্পাত এবং অন্যান্য অভিসম্পাতকারীগণের ও।
Çince
我在经典中为世人阐明正道之后,隐讳我所降示的明证和正道的人,安拉弃绝他们;一般诅咒者,都诅咒他们。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamberin ve getirdiklerinin doğruluğuna delalet eden indirdiğimiz delilleri onların kitaplarında insanlara gösterdikten sonra, Yahudilerden, Hristiyanlardan ve diğerlerinden bunları gizleyenleri Allah rahmetinden uzak kılacak; melekler, peygamberler ve bütün insanlar da onların Allah'ın rahmetinden kovulmaları için beddua edeceklerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
159- İndirdiğimiz apaçık âyetleri ve hidâyeti, biz onları insanlara Kitapta apaçık bir şekilde beyân ettikten sonra onları gizleyenler var ya; işte onlara hem Allah lanet eder, hem de lanet edenler lanet eder. 160- Ancak tevbe edenler, ıslah edenler ve açıklayanlar müstesnâ. Ben onların tevbelerini kabul ederim. Ben tevbeleri çokça kabul edenim, çok merhamet edenim. 161- Muhakkak küfre girip de kâfir olarak ölenler var ya, işte Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onların üzerinedir. 162- Onun içinde sonsuza dek kalacaklardır. Ne azapları hafifletilecek ne de onlara süre verilecektir. 159. “İndirdiğimiz apaçık âyetleri ve hidâyeti, biz onları insanlara Kitapta apaçık bir şekilde beyân ettikten sonra onları gizleyenler var ya…” Bu âyet-i kerime her ne kadar kitap ehli ve onların Allah Rasûlü ve nitelikleri ile ilgili gizleyip sakladıkları hususlarla ilgili olarak inmiş ise de hükmü, Allah’ın indirmiş olduğu “apaçık ayetleri” yani hakka delâlet eden ve hakkı ortaya koyan apaçık belgeleri ve “hidayeti” gizleme niteliğine sahip olan herkes hakkında umumidir. “Hidayet” kendisi ile dosdoğru yola ulaşmanın gerçekleştiği ve kendisi vasıtası ile Cennetliklerin yolunun Cehennemliklerin yolu ile ayırd edilebildiği ilim demektir. İşte Yüce Allah ilim ehlinden, insanlara Allah’ın onlara lütfetmiş olduğu kitap ilmini açıklamak ve gizlememek üzere ahit almıştır. Kim bu ahdi bir kenara iter ve böylelikle iki kötülüğü bir arada işleyerek hem Allah’ın indirdiğini gizler, hem de Allah’ın kullarını aldatacak olursa “işte onlara hem Allah lanet eder” yani kendisine yakın olmaktan uzaklaştırır, rahmetinden kovar “hem de lanet edenler lanet eder.” Bunlar da bütün yaratılmışlardır. Bütün yaratıklar tarafından onlara lanet edilir. Çünkü onlar insanları aldatmak, dinlerini bozmak, insanları Allah’ın rahmetinden uzaklaştırmak için çalışmaktadırlar. Bu yüzden de yaptıkları işin benzeriyle cezalandırılacaklardır. Öte yandan insanlara hayrı öğretene Allah rahmet melekleri de dua ederler. Hatta suyun içerisindeki balıklar bile ona dua eder. Çünkü o bütün insanların ve yaratılmışların menfaatine çalışır. İnsanların dinlerini düzeltmeye, onları Allah’ın rahmetine yakınlaştırmaya gayret eder. Bu nedenle o da amelinin benzeri ile mükâfat görecektir. Buna göre Allah’ın indirdiğini gizleyen kimse Allah’ın emrine karşı çıkan ve Allah’a karşı gelen bir kimsedir. Allah, âyetlerini insanlara açıklamakta ve izah etmekte o ise Allah’ın âyetlerini saklamaya ve gizlemeye çalışmaktadır. İşte bu gibileri için oldukça ağır bir tehdit söz konusudur. 160. “Ancak tevbe edenler...” yani hem pişmanlık duyarak, hem vazgeçerek hem de bir daha aynı şeyi yapmamaya azmederek, işledikleri günahlardan dönenler ve “ıslah edenler” yani bozuk amellerini düzeltenler müstesnadır. Güzel iş yapılmadıkça çirkin işin terk edilmesi yeterli değildir. Aynı şekilde bu, hakkı gizleyen bir kimse için de yeterli değildir, onun gizlediğini açıklayıp sakladığını açığa vurması gerekir. İşte bu şekilde davrananın Allah tevbesini kabul eder; çünkü Allah’ın, tevbesini kabul etmesine engel olacak bir şey yoktur. Tevbenin gereklerini yerine getiren bir kimsenin Allah tevbesini kabul eder. Çünkü o; “tevbeleri çokça kabul eden” yani günahlarından tevbe etmeleri halinde affetmek ve bağışlamak suretiyle, gittikleri yanlış yoldan geri döndükleri takdirde de engellediği nimetlerini tekrar ihsan etmek suretiyle kullarının kendisine dönüşünü kabul ile karşılayandır. “çokça merhamet eden” Her şeyi kuşatan büyük rahmet ile muttasıf olandır. Onları tevbeye ve doğruya dönüşe muvaffak kılması, böylelikle tevbe edip Allah’a döndüklerinde de lütuf ve keremi ile onların tevbelerini kabul etmesi de O’nun rahmetindendir. İşte günahından tevbe edenin hükmü budur. 161. “Muhakkak küfre girip de kâfir olarak ölenler var ya” Küfre saparak ölünceye kadar küfrü üzere devam eden, Rabbine geri dönmeyen ve yol yakınken tevbe etmeyenlere gelince işte “Allah’ın, meleklerin ve bütün insanların laneti onlar üzerinedir.” Küfür onların değişmez nitelikleri olduğu gibi lanet de sonu gelmeyecek şekilde değişmez bir vasıfları olmuştur. Çünkü hüküm varlığı ve yokluğu itibari ile illeti (gerekçesi) ile birlikte bulunur. 162. “Onun içinde” yani lanette veya azapta ki bu ikisi birbirlerinden ayrılmaz şeylerdir “sonsuza dek kalacaklardır. Ne azapları hafifletilecek” aksine azapları devamlı, şiddetli ve süreklidir; “ne de onlara süre verilecektir.” Yani mühlet de verilmez. Çünkü mühlet verilecek süre -ki bu da dünyadadır- geçip gitmiştir. Geriye ileri sürecekleri hiçbir mazeretleri kalmamıştır ki mazeret ileri sürmeye kalkışabilsinler.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Dinî terminolojide lânet “Allah’ın, bir kimseyi, işlediği kötülüğün büyüklüğü sebebiyle rahmetinden uzaklaştırması” anlamına gelir. Bu uzaklaştırmanın sonucu, âhirette cennetten mahrum kalmak ve cehennem azabına çarptırılmaktır. Bir insanın başka birine lânet okuması ise, kötülük ve zararları sebebiyle o kişi hakkında beddua etmesi demektir (İbn Âşûr, II, 68). Müfessirlerin çoğu burada eleştirilenlerin, Tevrat’ın hükümlerini insanlardan saklayan veya Tevrat üzerine sahte te’vil ve yorumlarıyla gerçekleri örtbas eden, bilhassa Hz. Muhammed’in peygamberliğini müjdeleyen Tevrat haberlerini saklayan veya haksız te’villerle çarpıtan yahudi bilginleri olduğunu belirtmişlerdir. Fahreddin er-Râzî, âyetin ifadesinin genel olduğunu belirterek bu görüşe katılmamışsa da, Muhammed Abduh’un da belirttiği gibi (Reşîd Rızâ, I, 48 vd.), bazan araya başka konular da girmekle birlikte, sûrenin 40. âyetinden itibaren devam eden asıl konu Ehl-i kitap ve özellikle yahudiler olup, konumuz olan âyette tekrar onlarla ilgili açıklamalara ve eleştirilere dönülmüştür. Nitekim Tevrat’ta da yer yer inatçılık ve isyankârlıkları nedeniyle “sert enseli kavim” diye anılan (Çıkış, 33/3, 5) İsrâiloğulları’nın basit arzuları veya çıkarları yüzünden ahdi bozmaları, yoldan çıkmaları, başka tanrı veya tanrılar edinmeleri, şeriatın hükümlerini ihlâl etmeleri halinde başlarına büyük belaların geleceği ve lânete uğrayacakları yönünde ciddi uyarılar yapılmış; ileride insanlar tarafından nefret edilip öfke duyulan bir kavim haline gelecekleri çok açık ve ağır eleştirilerle bildirilmiştir (meselâ: “... şehirde lânetli olacaksın, kırda lânetli olacaksın... dünyanın bütün ülkelerinde serseri olacaksın... seni kurtaran olmayacak... daima sıkıştırılacaksın ve ezileceksin... ve o milletler arasında rahat bulamayacaksın...” bk. Tesniye, 28, 29, 30. bablar; özellikle Tesniye, 28/15 vd., 31/20-21). Kuşkusuz Kur’an-ı Kerîm bir ümmeti, bir kavmi yanlış inanç veya tutumları sebebiyle eleştirirken o milletin kendisini değil, kötülük ve sapkınlıklarını hedef almakta, ayrıca bu hususta müslümanlara da mutlaka bir mesaj vermektedir. Bu mesaj “Aynı yanlışları yapanların aynı âkıbete uğramaları kaçınılmazdır; bu ilâhî bir yasadır” şeklinde özetlenebilir. Nitekim bu âyetin, yahudiler hakkında inmiş olmasına rağmen hükmünün genel olduğu hemen bütün müfessirlerce vurgulanmıştır. Buna göre yahudiler menfaatleri ve nefsânî arzuları sebebiyle bazı ilâhî gerçekleri örtbas ettikleri veya uygunsuz te’vil ve yorumlarla saptırdıkları için belirtilen sıkıntılara düşmüşlerdir. Eğer aynı yanlışı müslümanlar yaparlarsa onlar da aynı kötü durumlara düşerler. Nitekim Abdullah b. Abbas’a atfedilen bir rivayette, Allah’ın Kur’an’da Ehl-i kitaba yönelttiği her tenkidin, müslümanlar için de bir uyarı olduğu belirtilmiştir. Hemen bütün tefsirlerde verilen bir bilgiye göre, çok fazla hadis rivayet ettiği için eleştirilen Ebû Hüreyre, “Eğer Allah’ın bu husustaki âyeti olmasaydı artık bu eleştiriden sonra hiçbir hadisten söz etmezdim” demiş ve konumuz olan âyeti okumuştur. İslâm âlimleri hiçbir yararlı bilgiyi insanlardan saklamanın câiz olmadığını ifade ederken ileri sürdükleri delillerden biri de bu âyet olmuştur.
Bakara Suresi 159. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Peygamberin ve getirdiklerinin doğruluğuna delalet eden indirdiğimiz delilleri onların kitaplarında insanlara gösterdikten sonra, Yahudilerden, Hristiyanlardan ve diğerlerinden bunları gizleyenleri Allah rahmetinden uzak kılacak; melekler, peygamberler ve bütün insanlar da onların Allah'ın rahmetinden kovulmaları için beddua edeceklerdir.