Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Şüphesiz Safa ile Merve Allah'ın nişanelerindendir. Kim Kabe'yi hacceder veya umre yaparsa, bu ikisini de tavaf etmesinde bir beis yoktur. Kim gönülden iyilik yaparsa, karşılığını görür. Doğrusu Allah şükrün karşılığını verendir ve bilendir
Elmalılı Hamdi Yazır
Gerçekten Safâ ile Merve Allah'ın alâmetlerindendir. Onun için her kim hac veya umre niyetiyle Kâ'be'yi ziyaret ederse, bunları tavaf etmesinde ona bir günah yoktur. Her kim de gönlünden koparak bir hayır işlerse, şüphesiz Allah iyiliğin karşılığını verir, o her şeyi bilir.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Safa ile Merve Allah'ın belliklerindendir. O evi hac veya umre ile ziyaret edenin onları tavaf etmesinde kendisi için bir sakınca yoktur. Kim içinden gelerek bir hayır işlerse Allah Şâkir'dir, teşekkür eder, Alîm'dir, en iyi biçimde bilir.
Süleyman Ateş
Safa ile Merve Allah'ın nişanlarındandır. Kim Ev'i hacceder, ya da ömre yaparsa onları tavaf etmesinde kendisine bir günah yoktur. Kim kendiliğinden bir iyilik yaparsa bilsin ki, Allah karşılığını verir, (yaptığını) bilir.
Diller arası (7 dil)ıraksama 15.2%
İngilizce
Indeed, as-Safa and al-Marwah are among the symbols of Allah. So whoever makes Hajj to the House or performs 'umrah - there is no blame upon him for walking between them. And whoever volunteers good - then indeed, Allah is appreciative and Knowing
Fransızca
AS-Safâ et Al-Marwah sont vraiment parmi les lieux sacrés d'Allah. Donc, quiconque fait pèlerinage à la Maison ou fait l'Umra ne commet pas de péché en faisant le va-et-vient entre ces deux monts. Et quiconque fait de son propre gré une bonne œuvre, alors Allah est Reconnaissant, Omniscient
İspanyolca
[El recorrido entre los montes de] As-Safa y Al-Marwah es un rito establecido por Dios. Quien realice la peregrinación mayor o la peregrinación menor a La Casa [Sagrada de La Meca] sepa que no incurre en falta por realizar el recorrido ritual entre ambas. Y quien voluntariamente haga el bien, sepa que Dios se lo recompensará, pues Él premia las buenas intenciones
Rusça
Воистину, ас-Сафа и аль-Марва - одни из обрядовых знамений Аллаха. Кто совершает хадж к Каабе или малое паломничество, тот не совершит греха, если пройдет между ними. А если кто добровольно совершает доброе дело, то ведь Аллах - Признательный, Знающий
Endonezce
Sesungguhnya Safa dan Marwah merupakan sebagian syiar (agama) Allah.53) Maka barang siapa beribadah haji ke Baitullah atau berumrah, tidak ada dosa baginya mengerjakan sai54) antara keduanya. Dan barang siapa dengan kerelaan hati mengerjakan kebajikan, maka Allah Maha Mensyukuri, 55) Maha Mengetahui
Bengalce
নিঃসন্দেহে সাফা ও মারওয়া আল্লাহ তা’আলার নিদর্শন গুলোর অন্যতম। সুতরাং যারা কা’বা ঘরে হজ্ব বা ওমরাহ পালন করে, তাদের পক্ষে এ দুটিতে প্রদক্ষিণ করাতে কোন দোষ নেই। বরং কেউ যদি স্বেচ্ছায় কিছু নেকীর কাজ করে, তবে আল্লাহ তা’আলার অবশ্যই তা অবগত হবেন এবং তার সে আমলের সঠিক মুল্য দেবেন।
Hiç şüphesiz Kâbe’nin yakınında yer alan, Safa ve Merve tepeleri olarak bilinen bu iki yüksek tepe, şeriatın görünen alametlerindendir. Her kim hac ibadeti veya umre yapmak için Kâbe’ye gitmek isterse, bu iki tepe arasında sa'y yapmasında bir günah yoktur. Bir günah yoktur ifadesi ile, burada sa'y yapmayı cahiliye dönemi amellerinden biri olarak kabul edip, ikisi arasında sa'y yapmaktan çekinen Müslüman kimseler emin kılınmaktadır. Zira Allah Teâlâ bunun hac ibadeti amellerinden biri olduğunu beyan etmiştir. Her kim halis bir niyetle müstehap olan ibadetleri nafile olarak yaparsa, şüphesiz Allah hayırda bulunan ve sevaba müstahak olanları çok iyi bilir ve onun şükrünün karşılığını verir. Bu ameli ondan kabul eder ve buna karşılık onu ödüllendirir.
158- Şüphe yok ki Safa ile Merve Allah’ın alâmetlerindendir. O halde her kim Beyt’te hac veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde hiçbir sakınca yoktur. Kim de gönülden bir hayır işlerse (bilsin ki) Allah, Şâkir ve Alîmdir.
158. Yüce Allah bilinen, belli iki yer olan “Safa ile Merve”nin, “Allah’ın alâmetlerinden” olduğunu haber vermektedir. Yani bunlar, kulların kendileri aracılığıyla Allah’a ibadet ettikleri ilahi dinin apaçık görülen alâmetlerindendir. Bunlar Allah’ın dininin alâmetlerinden olduğuna göre Allah da kendi alâmetlerini tazim etmeyi emrederek:“Kim Allah’ın şeâirini (dininin alâmetlerini) tâzim ederse şüphesiz ki bu, kalplerin takvâsındandır.”(el-Hac, 22/32) buyurduğundan dolayı, bu iki nas bir arada Sâfa ile Merve’nin Allah’ın dininin alâmetlerinden olduğunu ve Allah’ın dininin alâmetlerini tazim etmenin de kalplerin takvâsından ileri geldiğini ortaya koymaktadır. Takvâ ise her mükellef kişinin yerine getirmesi gereken bir yükümlülüktür. Bu da Sâfa ile Merve arasında sây etmenin hac ve umre için gerekli bir farz olduğunu göstermektedir. Nitekim cumhurun görüşü bu yönde olduğu gibi nebevi hadisler ve Peygamberin uygulaması da buna delildir. Çünkü Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem:“Hac ibadetlerinizi benden öğrenin.” diye buyurmuştur. “O halde her kim Beyt’te hac veya umre yaparsa onları tavaf etmesinde hiçbir sakınca yoktur.” Bu buyruk cahiliye döneminde bu iki tepenin yakınında tapınılan iki putun bulunması dolayısıyla aralarında tavaf etmekten çekinen ve bundan dolayı birtakım vehimlere kapılan müslümanların bu vehimlerini bertaraf etmektedir. Yüce Allah böyle bir vehmi ortadan kaldırmak için bu iki yer arasında tavaf etmenin günah olmadığını belirtmektedir. Yoksa aralarında tavaf etmenin gerekli olmadığını açıklamak için böyle buyurmuş değildir. Diğer taraftan hac ile umre esnasında bu iki yeri tavaf etmede sakınca olmadığının belirtilmesi, buralarda ancak hac ve umre ile birlikte sa’y yapılabileceğini ve tek başına sa’y ile nafile ibadette bulunulamayacağını göstermektedir. Böylelikle sa’y, Beyt’in etrafındaki tavaftan farklı olmaktadır. Çünkü Beytin etrafında tavaf, hem umre ve hac ile meşrudur, hem de o başlı başına bir ibadettir. Sây etmek, Arafat’ta vakfe yapmak, Müzdelife’de vakfe yapmak ve cemrelere taş atmak ise hac ibadetine tâbî ibadetlerdir. Bunlar hacca tâbî olmaksızın yapılacak olurlarsa bid’at olurlar. Çünkü bid’at iki türlüdür. Birisi Allah’ın hiçbir şekilde teşri buyurmadığı bir ibadeti Allah için ibadet kastı ile yapmaktır. Diğer türü ise Allah’ın özel bir şekilde meşru kıldığı bir ibadeti bu özel şekil ve nitelikten farklı olarak yapmaktır ki işte bu da buna dahildir. “Kim de gönülden bir hayır işlese” Hac, umre, tavaf, namaz, oruç ve buna benzer herhangi bir hayırlı ameli ihlâs ile işleyip Yüce Allah’a itaatte bulunursa elbette ki bu, onun için daha da hayırlıdır. Bu buyruk kul Allah’a ne kadar çok itaat ederse onun hayrının, kemalinin, Allah nezdindeki derecesinin -imanı da artmış olacağından- artacağını göstermektedir. Yapılacak nafile ibadetin “hayır” olarak kayıtlanması da şunu göstermektedir: Allah’ın da Rasûlü’nün de meşru kılmadığı bid’atler ile nafile ibadette bulunmaya kalkışan bir kimse yorulmaktan başka hiçbir şey elde edemez ve böyle bir şey o kimse için hayır olmaz. Hatta eğer bu yaptığı işin meşru olmadığını bile bile bunu kasten yapıyor ise o iş onun için şer bile olur. “Gerçekten Allah Şakir ve Alîmdir.” Şakir ve Şekûr Yüce Allah’ın isimlerindendir. Yani O, kullarının az ve basit amellerini dahi kabul eder ve bu amelleri karşılığında onlara büyük mükâfatlar verir. Kul emirlerini yerine getirip itaat edecek olursa ona yardımcı olur. Onu över ve kalbine nur, iman ve genişlik verir, bedenine güç ve gayret ihsan eder, bütün hallerine bereket ve genişlik, amellerine de artış ve muvaffakiyet ihsan eder. Bundan sonra ise Rabbinin nezdinde âhiretteki mükâfatını tam ve eksiksiz alır. Hiçbir şekilde eksik mükâfat görmez. Allah’ın kullarına Şekur oluşunun bir tecellisi de şudur: Bir kimse Allah rızası için bir şeyi terk edecek olursa Allah onun yerine ona ondan daha hayırlısını verir. Bir kimse Yüce Allah’a bir karış yaklaşırsa Allah ona bir arşın yaklaşır; Allah’a bir arşın yaklaşana O, bir kulaç yaklaşır. Kendisine doğru yürüyerek gidene Allah koşarak gider. Allah ile ticarete girişen hiç şüphesiz o ticaretten kat kat kâr sağlar. Allah bu şekilde amellerin ecrini veren (şakir ve şekûr olmakla birlikte) niyeti, imanı ve takvâsı dolayısıyla eksiksiz mükâfata kimin hak kazandığını ve kimin de böyle olmadığını çok iyi bilen Alîmdir. O, kullarının amellerini çok iyi bilir ve bunları boşa çıkarmaz. Aksine kullar, alîm ve hakîm olan Allah’tan muttali olduğu niyetlerine göre en güzel ve mükemmel şekli ile amellerinin karşılığını alacaklardır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Safâ ve Merve Kâbe yakınındaki iki küçük tepenin adıdır. Hz. İbrâhim, eşi Sâre’nin kıskançlığı sebebiyle diğer eşi Hâcer’le henüz bebek yaştaki oğlu İsmâil’i ıssız bir araziden ibaret olan Mekke’ye bırakıp Ken‘an diyarına dönmek zorunda kalmıştı. Bu arada Hâcer su bulmak ümidiyle iki tepe arasında koşup duruyor, kendisini ve çocuğunu susuzluktan ve ölmekten kurtarması için Allah’a yakarıyordu. Nihayet Allah, sonraları Zemzem Kuyusu diye anılan yerden su çıkararak annenin dileğini kabul buyurdu. İşte görünürde hiçbir ümit ışığının bulunmamasına rağmen, büyük bir sabır ve metanetle Allah’a güvenini devam ettirip bir sabır ve tevekkül sınavını başarıyla veren Hâcer’in anısını yaşatmak üzere bu iki tepe arasında yedi defa gidip gelmek haccın uygulamaları arasında yer aldı ve bu uygulamaya “sa‘y” denildi (bk. Bakara 2/196-197 vd.). Esasen hac ve umre ile ilgili bir konuyu içeren ve yıllar sonra inmiş olan bu âyetin, sabrın öneminden, sabır ve sebatla Allah’a sığınıp güvenenleri öven âyetlerin devamında yer alması son derece anlamlıdır. Burada bir bakıma şöyle denmek istenmiştir: Hâcer, su bulmanın imkânsız gibi göründüğü bu ıssız çöl ortamında bile Allah’tan ümidini kesmemiş; yerinde oturup kendisinin ve çocuğunun ölümünü beklemeye razı olmamış; aksine inanıp güvendiği Allah için hiçbir şeyin imkânsız olmadığını düşünerek sabırla su aramaya devam etmiş, sonunda da aradığını Allah ona lutfetmiştir. Allah insanları her zaman bu şekilde sınamalardan geçirebilir; Hâcer’in gösterdiği inanç, ümit, sabır, tevekkül ve kararlılığı gösterenler de bir şekilde Allah’ın keremine nâil olurlar. Nitekim biraz önce geçen 143. âyette de “Allah imanınızı asla zayi edecek değildir. Çünkü Allah insanlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir” buyurulmuştu.
Câhiliye döneminde Safâ tepesinde İsâf, Merve tepesinde Nâile isimli iki put bulunuyordu. Putperest Araplar da bu iki tepe arasında gidip gelirler (sa‘y) ve adı geçen putların yanında kurban keserlerdi. İşte bu putperest geleneğinden dolayı müslümanlar bu iki tepe arasında sa‘y etmekten çekinince, bunda bir günah ve sakınca bulunmadığını bildiren âyet nâzil oldu. Âyetteki tavaf kelimesi, bu “iki tepe arasında gidip gelme” anlamında olup hac ve umre ibadetiyle ilgili terminolojide bu fiilden, sözlükte “koşma” anlamına gelen sa‘y diye söz edilir.
Hiç şüphesiz Kâbe’nin yakınında yer alan, Safa ve Merve tepeleri olarak bilinen bu iki yüksek tepe, şeriatın görünen alametlerindendir. Her kim hac ibadeti veya umre yapmak için Kâbe’ye gitmek isterse, bu iki tepe arasında sa'y yapmasında bir günah yoktur. Bir günah yoktur ifadesi ile, burada sa'y yapmayı cahiliye dönemi amellerinden biri olarak kabul edip, ikisi arasında sa'y yapmaktan çekinen Müslüman kimseler emin kılınmaktadır. Zira Allah Teâlâ bunun hac ibadeti amellerinden biri olduğunu beyan etmiştir. Her kim halis bir niyetle müstehap olan ibadetleri nafile olarak yaparsa, şüphesiz Allah hayırda bulunan ve sevaba müstahak olanları çok iyi bilir ve onun şükrünün karşılığını verir. Bu ameli ondan kabul eder ve buna karşılık onu ödüllendirir.