Önceki ayet· 57:25Sonraki ayet· 57:27

Hadîd Suresi 26. Ayet· 57:26

↗ Hadîd suresi
Medeni
وَلَقَدۡ أَرۡسَلۡنَا نُوحٗا وَإِبۡرَٰهِيمَ وَجَعَلۡنَا فِي ذُرِّيَّتِهِمَا ٱلنُّبُوَّةَ وَٱلۡكِتَٰبَۖ فَمِنۡهُم مُّهۡتَدٖۖ وَكَثِيرٞ مِّنۡهُمۡ فَٰسِقُونَ
And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
And olsun ki Nuh'u ve İbrahim'i Biz gönderdik; ikisinin soyundan gelenlere peygamberlik ve kitap verdik; soylarından gelenlerin kimi doğru yoldadır, birçoğu da yoldan çıkmıştır
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan yola gelen de vardı, ama onlardan çoğu yoldan çıkmışlardı.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yemin olsun, Nûh'u ve İbrahim'i de resul olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitap'ı bunların soyları arasına koyduk. O soylardan bir kısmı hidayete ermiştir. Ama onlardan çoğu, yoldan çıkmış olanlardır.
Süleyman Ateş
Andolsun, Nuh'u ve İbrahim'i elçi gönderdik, peygamberliği ve Kitabı bunların zürriyetleri arasına koyduk. Onlardan doğru yolda olanlar da vardır, ama onlardan çoğu yoldan çıkmıştır.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.1%
İngilizce
And We have already sent Noah and Abraham and placed in their descendants prophethood and scripture; and among them is he who is guided, but many of them are defiantly disobedient
Fransızca
Nous avons effectivement envoyé Noé et Abraham et accordé à leur descendance la prophétie et le Livre. Certains d'entre eux furent bien-guidés, tandis que beaucoup d'entre eux furent pervers
İspanyolca
Envié a Noé y a Abraham, y agracié a la descendencia de ambos con la profecía y el Libro. Entre sus descendientes hubo quienes siguieron la guía, aunque muchos de ellos fueron corruptos
Rusça
Мы уже отправили Нуха (Ноя) и Ибрахима (Авраама) и установили пророчество и Писание в их потомстве. Среди них есть такие, которые следуют прямым путем, но многие из них являются нечестивцами
Endonezce
Dan sungguh, Kami telah mengutus Nuh dan Ibrahim dan Kami berikan kenabian dan kitab (wahyu) kepada keturunan keduanya, di antara mereka ada yang menerima petunjuk dan banyak di antara mereka yang fasik
Bengalce
আমি নূহ ও ইব্রাহীমকে রসূলরূপে প্রেরণ করেছি এবং তাদের বংশধরের মধ্যে নবুওয়ত ও কিতাব অব্যাহত রেখেছি। অতঃপর তাদের কতক সৎপথপ্রাপ্ত হয়েছে এবং অধিকাংশই হয়েছে পাপাচারী।
Çince
我确已派遣努哈和易卜拉欣,我以预言和天经赏赐他俩的后裔;他们中有遵循正道的,他们中有许多人是悖逆的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ant olsun ki Nuh'u ve İbrahim -aleyhimesselam-'ı (resul) olarak gönderdik. O ikisinin zürriyetine de peygamberliği ve indirilmiş kitapları verdik. O ikisinin soyundan dosdoğru yol üzere hidayete erenler olduğu gibi, çoğu Yüce Allah'a itaati terk etmişlerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
25- Andolsun biz, peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik ve onlarla birlikte insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye Kitab’ı ve mîzânı indirdik. Ayrıca kendisinde hem çetin bir güç hem de insanlar için birtakım faydalar bulunan demiri de indirdik. Bunlar, Allah hem kendisine/dinine hem de peygamberlerine gıyaben kimin yardım ettiğini ortaya çıkarsın diyedir. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, Azîzdir. 26- Andolsun biz, Nûh’u ve İbrahim’i peygamber olarak gönderdik. Peygamberliği ve Kitabı da onların soyundan gelenlere verdik. Onlardan kimisi hidâyet bulmuştur, ama birçoğu fâsıktır. 27- Sonra onların izleri üzere rasûllerimizi peşpeşe gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da peşlerinden gönderdik ve ona İncil’i verdik. Ona uyanların kalplerine de şefkat ve merhamet koyduk. Kendiliklerinden uydurdukları ruhbanlığa gelince Biz, onu onlara farz kılmadık. Ancak Allah’ın rızasını kazanmak için kendileri uydurdular. Ama ona da hakkıyla riayet etmediler. Biz, onlardan iman edenlere mükafatlarını verdik. Ama onların çoğu fâsıktır. 25. “Andolsun biz, peygamberlerimizi apaçık delillerle gönderdik.” Bunlar, getirdiklerinin doğruluğuna ve gerçekliğine delil olan kanıt, şahit ve kesin alâmetlerdir. "Onlarla birlikte insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye Kitab’ı ve mîzânı indirdik.” Kitap, cins/tür ismi olup Allah’ın insanları hidâyete iletmek, dinlerinde ve dünyalarında kendilerine faydalı olacak hususları onlara göstermek için indirmiş olduğu tüm kitapları kapsar. “Mîzân” ise söz ve davranışlardaki adalettir. Peygamberlerin getirdikleri dinin tümü; emirleri, yasakları, insanlarla ilişkileri, suç yönelik cezaları, kısası, hadleri, miras hükümleri ve bunun dışındaki tüm hususları tamamiyle adalettir. İşte bundan dolayı “insanlar adaleti ayakta tutsunlar diye” buyrulmuştur. Bu da Allah’ın dinini yerine getirerek ve insanların tespiti imkânsız olan bütün maslahatlarını yerine getirerek olur. Bu da bütün peygamberlerin şeriatin temeli üzerinde ittifak ettiklerine delildir. Bu temel ise adaleti uygulamaktır. Zamana ve durumlara göre adaletin uygulanış şekilleri arasında farklılık görülse bile bu böyledir. "Ayrıca kendisinde hem çetin bir güç, hem de insanlar için birtakım faydalar bulunan demiri de indirdik.” Silâh, zırh ve buna benzer çeşitli savaş aletleri “çetin bir güç” için örnektir. Demirin çeşitli sanayi ve mesleklerde, kap-kacaklarda, tarım aletlerinde çeşitli faydaları da görülmektedir. Hatta demire gerek duyulmayan şeyler pek azdır. “Bunlar, Allah hem kendisine/dinine hem de peygamberlerine gıyaben kimin yardım ettiğini ortaya çıkarsın diyedir.” Yani Yüce Allah indirmiş olduğu Kitap ve demir sebebi ile imtihan pazarını kursun, böylelikle gayb halinde dinine ve peygamberlerine kimin yardım edeceği ortaya çıksın. Gayb halinden kasıt, imanın fayda vermeyeceği şehâdet/görme halinden önce iman etmektir. Çünkü gözle gördükten sonra yapılan iman zaruri ve mecburidir. (Çaresiz kalmanın bir sonucudur). "Şüphesiz Allah çok güçlüdür, Azîzdir.” Hiçbir şey O’nu aciz bırakamaz, hiçbir şey O’ndan kaçıp kurtulumaz. Kendisinden pek güçlü aletlerin yapıldığı demiri indirmesi, O’nun gücünün ve izzetinin bir tecellisidir. Kullarından intikam almaya kadir olması da O’nun gücünün ve izzetinin tecellisidir. Ama O, dostlarını düşmanları ile sınar. Ta ki gıyaben kendisine/dinine kimin yardım ettiğini ortaya çıkarsın. Yüce Allah’ın burada Kitab’ı ve demiri bir arada zikretmesi, Yüce Allah’ın dinine bu iki yolla yardım etmesi ve kelimesini onlarla yüceltmesi dolayısıyladır. O, dinini kesin delil ve belgeleri ihtiva eden Kitap ile ve Allah’ın izni ile zafere kavuşturan kılıçla yüceltir. Her ikisinin de gereği gibi işlemeleri ise adalet sayesindedir. İşte bunlar, Yüce Allah’ın hikmetine, kemâline, peygamberleri vasıtası ile göndermiş olduğu şeriatinin mükemmelliğine delildir. 26. Allah, genel olarak bütün peygamberlerin nübüvvetini söz konusu ettikten sonra onların arasında özel yeri olan iki üstün peygamber olan Nûh ile İbrahim’i söz konusu etmektedir. Allah, peygamberliği ve kitabı onların soyundan gelenler arasında devam ettirmiştir. Yani önceki ve sonraki bütün peygamberler hep Nûh ve İbrahim’in -ikisine de selâm olsun- soyundan gelmişlerdir. Bütün kitaplar da aynı şekilde bu iki değerli peygamberin soyundan gelenlere inmiştir. "Onlardan” kendilerine peygamber gönderdiğimiz kimselerden “kimisi” onların davetleri ile “hidâyet bulmuştur.” Onların emirlerine uymuş, onların gösterdikleri doğru yolu takip etmişti. “Ama birçoğu fâsıktır.” Allah’a ve rasûllerine itaatin sınırlarının dışına çıkmışlardı. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Sen ne kadar arzu etsen de insanların çoğu iman etmez.”(Yusuf, 12/103) 27. “Sonra onların izleri üzere rasûllerimizi peşpeşe gönderdik. Meryem oğlu İsa’yı da peşlerinden gönderdik.” Özellikle İsa aleyhisselam’ın söz konusu edilmesi, bu ifadelerin özellikle İsa aleyhisselam’a mensup olduklarını iddia eden hristiyanlara dair olmasından dolayıdır. "Ve ona” Yüce Allah’ın üstün kitaplarından birisi olan “İncil’i verdik.”“Ona uyanların kalplerine şefkat ve merhamet koyduk.” Nitekim Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Andolsun insanlar arasında iman edenlere düşmanlıkta en şiddetli olanların yahudiler ve müşrikler olduğunu göreceksin. İman edenlere sevgi (beslemeleri) bakımından en yakınlarının da: Biz hristiyanlarız, diyenleri göreceksin. Bu, aralarında keşişlerin, rahiplerin olmasından ve onların büyüklük taslamamalarındandır.”(el-Maide, 5/82) Bundan dolayı hristiyanlar İsa aleyhisselam’ın şeriati üzere oldukları zamanda başkalarından daha yumuşak kalpli kimseler idiler. "Kendiliklerinden uydurdukları ruhbanlığa gelince...” Ruhbanlık, bir tür ibadettir. Bunu kendiliklerinden ibadet diye ortaya attılar, onu kendilerine vazife bilip birtakım sorumluluklarla kendilerini yükümlü tuttular. “Biz onu onlara farz kılmadık.” Allah, bunu onlara farz kılmamıştı. Bunu kendilerine şart koşan kendileri oldu. Bundan maksatları da Allah’ın rızasını elde etmekti. "Ama” bununla birlikte “ona da hakkıyla riâyet etmediler.” Ne onun gereğini yerine getirdiler, ne de haklarını eda ettiler. Böylece iki bakımdan yanlış yaptılar: Bir, kendiliklerinden böyle bir ibadet uydurdukları için, diğeri de kendilerine farz kıldıkları işi gereği gibi yerine getirmedikleri için. İşte onların çoğunlukla görülen durum budur. Bununla birlikte aralarından Allah’ın emri üzere dosdoğru yürüyenler de vardır. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Onlardan iman edenlere ise mükafatlarını verdik.” Yani İsa aleyhisselam’a iman etmeleri ile birlikte Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e de iman edenlerin hepsine Allah imanına uygun mükâfatlar vermiştir. “Ama onların çoğu fâsıktır.”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Önceki âyette peygamberler gönderilmesinden söz edilmişti; bu âyetlerde de insanlığın ikinci atası olarak bilinen Hz. Nûh ve sonrasındaki peygamberler tarihine genel bir bakış yapılması sağlanmaktadır. Kur’an’da peygamberler zinciri ve birçok peygamber hakkında daha ayrıntılı bilgiler verilmiş olup burada bu sürecin nasıl tamamlandığı hususu öne çıkarılmaktadır. Pek çok peygamber gönderildikten sonra nihayet Hz. Muhammed öncesinde Hz. Îsâ’ya kutsal kitap İncil verilmiştir. Ona uyanlar, yani Hz. Îsâ’nın örnek ahlâkını, İncil öğretisine hâkim olan hoşgörü vb. ahlâkî erdemleri özümseyenler kalpleri şefkat ve merhamet dolu insanlar oldular. Allah onlara ruhbanlık gibi bir görev yüklememişti; fakat Hıristiyanlığın başlangıcında samimi müminler ağır sosyal ve siyasî baskılara mâruz kaldılar. Bu durum karşısında onlardan bir kısmı sırf bu katliam ve çatışmalarda eriyip gitmemek ve böylece dinlerini koruyabilmek amacıyla dağlara, ücra yerlere çekilip kendilerini ibadete verdiler. Fakat zaman içinde bu hareket amacından saptırıldı ve dinin istismar aracı olmasını kurumlaştıran hatta toplum içi ve toplumlar arası çatışmaları körükleyen bir örgütlenmeye dönüştü (Hz. Îsâ hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/45; İncil hakkında bilgi için bk. Âl-i İmrân 3/3; ruhbanlık hakkında bilgi ve değerlendirme için bk. Tevbe 9/31, 34; hıristiyanların Kur’an tarafından olumlu bulunan nitelikleri hakkında bk. Mâide 5/82-85). 26. âyetin son cümlesindeki “onlar” zamiri genellikle “Nûh ve İbrâ­him’in soyundan gelenler” şeklinde açıklanmıştır; fakat bunu “bildirimde bulundukları insanlar” diye yorumlamak da mümkündür. Yine, buradaki “yoldan çıkmışlar” anlamı verilen fâsık kelimesi –Kur’an’daki kullanımlar ve bağlam dikkate alınarak– hem “günahkâr” hem de “kâfir” anlamlarıyla izah edilmiştir (Taberî, XXVII, 237-238; Râzî, XXIX, 244). “Onlar” zamiri konusunda birinci yorum esas alındığında burada, peygamber soyundan gelmenin iman etme veya iyi mümin olma garantisi sağlamadığına işaret edildiği söylenebilir.
Hadîd Suresi 26. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ant olsun ki Nuh'u ve İbrahim -aleyhimesselam-'ı (resul) olarak gönderdik. O ikisinin zürriyetine de peygamberliği ve indirilmiş kitapları verdik. O ikisinin soyundan dosdoğru yol üzere hidayete erenler olduğu gibi, çoğu Yüce Allah'a itaati terk etmişlerdir.