Önceki ayet· 2:124Sonraki ayet· 2:126

Bakara Suresi 125. Ayet· 2:125

↗ Bakara suresi
Medeni
وَإِذۡ جَعَلۡنَا ٱلۡبَيۡتَ مَثَابَةٗ لِّلنَّاسِ وَأَمۡنٗا وَٱتَّخِذُواْ مِن مَّقَامِ إِبۡرَٰهِـۧمَ مُصَلّٗىۖ وَعَهِدۡنَآ إِلَىٰٓ إِبۡرَٰهِـۧمَ وَإِسۡمَٰعِيلَ أَن طَهِّرَا بَيۡتِيَ لِلطَّآئِفِينَ وَٱلۡعَٰكِفِينَ وَٱلرُّكَّعِ ٱلسُّجُودِ
Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Kabeyi, insanlar için toplanma ve güven yeri kılmıştık. İbrahim'in makamını namaz yeri edinin, dedik. Evimi ziyaret edenler, kendini ibadete verenler, rüku ve secde edenler için temiz tutun diye İbrahim ve İsmail'e ahd verdik
Elmalılı Hamdi Yazır
Biz ta o zaman bu Beyt'i, insanlar için bir sevap kazanma ve bir güven yeri kıldık. Siz de Makamı İbrahim'den kendinize bir namazgah edinin. Ayrıca İbrahim ile İsmail'e şöyle ahid verdik: "Beytimi, hem tavaf edenler için, hem ibadete kapananlar için, hem de rükû ve secde edenler için tertemiz tutun!"
Yaşar Nuri Öztürk
Hatırla o zamanı ki, biz o evi insanlar için sevap kazanmaya yönelik bir toplantı yeri ve güvenli bir sığınak yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir dua/namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şu sözü ulaştırmıştık: "Tavaf edenler, kendini ibadete verenler, rükû-secde edenler için evimi temizleyin!"
Süleyman Ateş
Biz Beyt'i (Ka'be'yi) insanlara sevap kazanılacak bir toplantı ve güven yeri yaptık. Siz de İbrahim'in makamından bir namaz yeri edinin (orada namaz kılın). İbrahim ve İsma'il'e: "Tavaf edenler, ibadete kapananlar, rüku ve secde edenler için Ev'imi temizleyin!" diye emretmiştik.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.6%
İngilizce
And [mention] when We made the House a place of return for the people and [a place of] security. And take, [O believers], from the standing place of Abraham a place of prayer. And We charged Abraham and Ishmael, [saying], "Purify My House for those who perform Tawaf and those who are staying [there] for worship and those who bow and prostrate [in prayer]
Fransızca
[Et rappelle-toi], quand nous fîmes de la Maison un lieu de visite et un asile pour les gens - Adoptez donc pour lieu de prière, ce lieu où Abraham se tint debout - Et Nous confiâmes à Abraham et à Ismaël ceci: «Purifiez Ma Maison pour ceux qui tournent autour, y font retraite pieuse, s'y inclinent et s'y prosternent
İspanyolca
Y [recuerden] cuando hice de La Casa [la Ka‘bah] un lugar de reunión y refugio para la gente. "[Oh creyentes] Tomen el sitial de Abraham como lugar de oración". Y cuando indiqué a Abraham e Ismael: "Purifiquen Mi Casa para quienes vengan a hacer el rito de la circunvalación y el retiro espiritual, y los que se inclinen y prosternen durante su oración
Rusça
Вот Мы сделали Дом (Каабу) пристанищем для людей и безопасным местом. Сделайте же место Ибрахима (Авраама) местом моления. Мы повелели Ибрахиму (Аврааму) и Исмаилу (Измаилу) очистить Мой Дом (Каабу) для совершающих обход, пребывающих, кланяющихся и падающих ниц
Endonezce
Dan (ingatlah), ketika Kami menjadikan rumah (Ka'bah) tempat berkumpul dan tempat yang aman bagi manusia. Dan jadikanlah maqam Ibrahim 45) itu tempat salat. Dan telah Kami perintahkan kepada Ibrahim dan Ismail, "Bersihkanlah rumah-Ku untuk orang-orang yang tawaf, orang yang itikaf, orang yang rukuk dan orang yang sujud
Bengalce
যখন আমি কা’বা গৃহকে মানুষের জন্যে সম্মিলন স্থল ও শান্তির আলয় করলাম, আর তোমরা ইব্রাহীমের দাঁড়ানোর জায়গাকে নামাযের জায়গা বানাও এবং আমি ইব্রাহীম ও ইসমাঈলকে আদেশ করলাম, তোমরা আমার গৃহকে তওয়াফকারী, অবস্থানকারী ও রুকু-সেজদাকারীদের জন্য পবিত্র রাখ।
Çince
当时,我以天房为众人的归宿地和安宁地。你们当以易卜拉欣的立足地为礼拜处。我命易卜拉欣和易司马仪说:“你俩应当为旋绕致敬者、虔诚住守者、鞠躬叩头者,清洁我的房屋。”
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın Beytu'l Haram'ı insanların toplandığı, kalplerinin bağlandığı yer kıldığı zamanı hatırla. Oradan ne zaman ayrılsalar oraya dönmek isterler. Allah orayı insanlar için güvende kıldı. Orada, kimse onlara saldırmaz. İnsanlara: "-İbrahim'in Kâbe'yi inşa ederken üzerinde durduğu- taşın olduğu yerde namaz kılacağınız bir yer edinin." dedik. İbrahim ve oğlu İsmail'i Beytu'l Haram'ı putlardan, pisliklerden temizlemesi ve tavaf, itikaf, namaz ve diğer ibadetleri yapmak isteyenler için hazırlaması hususunda görevlendirdik.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
124- Hani Rabb’i İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş, o da bunları eksiksiz yerine getirmişti. (Allah:)“Ben seni insanlara önder yapacağım” buyurunca o: “Zürriyetimden de” demişti. (Allah da:)“Benim ahdim zalimleri kapsamaz.” buyurmuştu. 125- Hani biz o Evi insanlar için bir dönüş ve güven yeri kılmıştık. Siz de İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin. İbrahim ve İsmail’e de şöyle emir vermiştik:“Evimi tavaf edenler, itikâfa girenler, rüku ve secde edenler için tertemiz kılın.” 124. “Hani Rabb’i İbrahim’i birtakım kelimelerle imtihan etmiş…” Yüce Allah, önderliği ve üstünlüğü ittifakla kabul edilmiş olan kulu ve yakın dostu İbrahim aleyhisselam’a dair haber vermektedir ki bütün kitap ehli, hatta aynı şekilde müşrikler bile İbrahim’e yakın oldukları iddiasındadır. Yüce Allah bize bu yakın dostunu sınayıp birtakım kelimelerle, yani birtakım emir ve yasaklarla imtihan ettiğini haber veriyor. Nitekim Yüce Allah’ın kullarını sınamaktaki âdeti budur. Böylelikle bu sınavlarla imtihan halinde kimin doğru, kimin de yalancı olduğu açıkça ortaya çıkar. Doğru olanların derecesi yükselir, kadri ve kıymeti artar, ameli daha bir arılaşır ve onun altını daha bir somlaşır. İşte bu sınava tâbî tutulanlar ve bu makama erişenler arasında en üstün ve en değerli kişilerden birisi hiç şüphesiz İbrahim el-Halil’dir. O, Rabb’inin kendisini sınadığı o kelimeleri tamamıyla yerine getirmiş, en mükemmel bir şekilde ifa etmiştir. Allah da O’nun bu bağlılığını karşılıksız bırakmayıp mükâfatlandırmış -ki Yüce Allah hiçbir zaman iyi amelleri karşılıksız bırakmaz- ve şöyle buyurmuştur:“Ben seni insanlara önder yapacağım.” Yani insanlar hidâyet hususunda sana uyacaklar, ebedi saadetlerine ulaşabilmek için senin arkandan yürüyecekler. Böylelikle sen ebedi olarak övgüye, büyük bir mükâfaata ve herkes tarafından saygıya nail olacaksın. Allah’a yemin olsun ki bu, uğrunda yarış yapılan en üstün derecedir. Hayırlı amellerde bulunanların giriştiği en yüce makamdır. Azim sahibi rasullerle Allah’a ve Allah’ın yoluna davette onlara uyan her bir sıddîkın elde edebileceği en mükemmel durumdur. İbrahim aleyhisselam bu makama gıpta ettiği ve ayrıca ona ulaştığından dolayı böyle bir şeyi zürriyeti için de istedi. Tâ ki hem kendisinin, hem soyundan gelecek olanların derecesi yükselsin. Bu da onun önderliğinin, Allah’ın kullarının iyiliklerini istemesinin ve onlar arasında doğru yola iletenlerin çoğalmasını arzu etmesinin bir sonucudur. İşte bu büyük ve üstün gayretler Allah içindir, bu yüce makamlara ulaşmak da Allah’ın lütfuyladır. Rahim ve Lâtif olan Allah, İbrahim’in bu isteğine icabet etti ve bu makama erişmeye neyin engel teşkil ettiğini de şöyle haber verdi:“Benim ahdim zalimleri kapsamaz.” Yani kendi nefsine zulmeden, zarar veren, nefsinin değerini düşüren bir kimse dinde önderlik makamına erişemez. Çünkü zulüm bu makama aykırıdır. Bu makam sabır ve yakîn aracılığı ile ulaşılan bir makamdır. Bunun sonucunda ise bu makamın sahibi büyük bir imana, üstün salih amellere, güzel ahlâka, dosdoğru özelliklere, eksiksiz muhabbete, Allah’a itaatle ve korkuyla boyun eğme ve Allah’a yönelme hallerine sahip olur. Zulüm nere, böyle bir makam nere? Âyetin mefhumu zalim olmayan kimselerin önderlik noktasına ulaşabileceğine ancak bununla birlikte bu makama ulaştırıcı sebepleri yerine getirmeleri gerektiğine delildir. 125. Yüce Allah İbrahim’in önderliğine delâlet eden kalıcı bir örneği söz konusu etmektedir. Bu da Beyt-i Haram’dır ki burayı ziyaret etmek, İslâm rükünlerinden bir rükûndür, küçük ve büyük günahların dökülmesine bir sebeptir. Bu Beyt-i Haram’da İbrahim el-Halil’in ve onun soyundan gelenlerin bıraktığı eserler vardır. Bunlarla onun önderliğinin derecesi anlaşılır ve onun durumu hatırlanır. İşte bu konuda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“Hani biz o Evi insanlar için bir dönüş” yani dini ve dünyevi menfaatlerini elde etmek için dönüp geldikleri, tekrar tekrar gidip geldikleri ve bir türlü kendisine doyamadıkları bir mekan “ve güven yeri kılmıştık.” Yani herkesin hatta yabani hayvanların ve ağaç gibi cansız varlıkların dâhil içerisinde güven altında bulunduğu bir belde yaptık. Bundan dolayı cahiliye döneminde Araplar müşrik olmalarına rağmen Beyt-i Haram’a en ileri derecede saygı gösteriyor, herhangi bir kimse harem bölgesinde babasının katilini bulsa dahi, onu rahatsız ve tedirgin etmiyordu. İslâm geldikten sonra onun saygınlığını, teşrif ve tekrimini daha da artırdı. “Siz de İbrahim’in makamından bir namazgâh edinin.” Bu buyruk ile şu an Kâbe’nin kapısının karşısında bulunan malum Makamın kastedilmesi ihtimali olduğu gibi tavaftan sonra kılınan iki rekât namazın kastedilmiş olma ihtimali de vardır. Bu iki rekâtın Makam-ı İbrahim’in arkasında olması müstehabdır. Müfessirlerin çoğunluğunun kabul ettiği görüş budur. Bir diğer ihtimal de şudur: Bu ayette geçen “makam” kelimesi tekil ve izafet halindedir. O takdirde İbrahim’in hacdaki bütün Makamlarını kapsar ki bunlar da tavaf, sa’y, Arafat vakfesi, Müzdelife vakfesi, Cemrelere taş atma, kurban kesme ve bunların dışında kalan hac amelleri gibi bütün hac ibadetleridir. Buna göre “namazgâh” kelimesi de mabed (ibadet olunan yer) anlamında olur. Yani siz hac ibadetlerinde İbrahim’e tâbî olun, demektir. Birinci manayı içermesi ve lafzın da bu anlama müsait olmasından dolayı bu anlamın daha uygun olması umulur. “İbrahim ve İsmail’e de şöyle emir vermiştik: Evimi tavaf edenler, itikâfa girenler, rüku ve secde edenler” yani namaz kılanlar “için tertemiz kılın.” Yani onlara Allah’ın Evini şirkten, küfür ve masiyetlerden, necasetlerden ve her türlü pislikten temizleyin, diye emir ve vahiy etmiştik. Bu buyrukta “tavaf”ın öncelikle söz konusu edilmesi, tavafın Mescid-i Haram’a has ibadetlerden olmasından dolayıdır. Daha sonra itikâfın söz konusu edilmesi ise itikafın mutlak olarak bir mescidde yapılmasının şart oluşundan dolayıdır. Daha faziletli olmasına rağmen namazın bunlardan sonra söz konusu edilmesinin sebebi işte budur. Yüce Allah’ın Beyt’i kendisine izafe ederek “Evim” demesinin birtakım anlamları vardır. Bunlardan birisi: Bunun, İbrahim ile İsmail’in o Beyt’i tertemiz etmek için -Allah’ın Evi olması dolayısı ile- çok büyük bir gayret harcamalarını gerektirmesidir. Böylelikle onlar bütün gayretlerini ve çabalarını bu uğurda, bütün takatlerini bu yolda harcarlar. Diğer bir husus, izafet bir şeyin şerefini yükseltme ve ikramı ifade eder. Bu izafet de Allah kullarına bu Beyt’i ta’zim etmelerini, ona gereken saygıyı göstermelerini emretmektedir. Bir diğer husus buradaki izafetin, kalplerin ona yönelmesine vesile olmasıdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Beyt”ten maksat Kâbe’dir. Kur’an’ın başka yerlerinde de bu mukaddes mekândan yine “beyt” kelimesi (Bakara 2/127, 158; Âl-i İmrân 3/96,97; Enfâl 8/35; Hac 22/26; Kureyş106/3) ve Kâbe ismiyle birlikte (Mâide 5/95, 97) “Beytülharâm” (el-beytü’l-harâm: Kutsal, dokunulmazlığı olan mâbed; Mâide 5/97), “Beytülatîk” (el-beytü’l-atîk: Eski mâbed; el-Hac 22/29,33), “Beytülma‘mûr” (el-beytü’l-ma‘mûr: Bakımlı mâbed; Tûr 52/4) şeklinde de söz edilmiştir (Kâbe hakkında ayrıca bk. Âl-i İmrân 3/96-97). Âyette Kâbe’nin, dünyanın muhtelif yerlerinden insanların bıkmadan, tekrar tekrar gelip ziyaret edecekleri, ibadet sevabı kazanacakları bir hac mahalli olarak yapıldığı, bu sebeple oranın güvenli bir yer kılındığı, başlangıçtan itibaren yüce Allah’ın muradının bu olduğu bildirilmekte, bunun Araplar için şükredilmesi gereken bir nimet ve bir onur vesilesi olduğuna işaret edilmektedir. Nitekim Kâbe Hz. İbrâhim’den itibaren bilinen bütün tarihi boyunca bir hac ve ziyaret mahalli olarak işlev görmüş, bu durum başta Mekkeliler olmak üzere Araplar için maddî ve mânevî faydalar sağlamış; bu yüzden orada bulunan insanların, hatta bütün canlıların güvenliğine de özel bir önem verilmiş; bu iki hususa, yani Kâbe’nin hem bir hac mahalli olarak ziyaret edilmesine hem de güvenliğinin korunmasına putperest Araplar’ca bile önemle riayet edilmiştir. “Siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin” şeklindeki bölümün muhatabının kimler olduğu hususunda iki farklı görüş vardır. Bir görüşe göre bu buyruğun muhatabı Hz. Muhammed’in ümmeti, daha güçlü olan diğer görüşe göre ise Hz. İbrâhim’in kavmidir. Bu son görüş tercih edildiğinde âyeti, “Biz onlara, siz de İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacak bir yer edinin, diye emrettik” şeklinde anlamak gerekir. Bununla birlikte, muhatap belirtilmeksizin sadece buyruk cümlesiyle yetinilmiş olması dikkate alınırsa, Muhammed ümmetinin de bu kapsamda düşünülmesine engel yoktur (Reşîd Rızâ, I, 461). İbrâhim’in makamı (makam-ı İbrâhim), Hz. İbrâhim’in Kâbe’yi inşa ederken üstüne bastığına, üzerine ayak izlerinin çıktığına inanılan taş veya bu taşın bulunduğu yerdir (Râzî, IV, 48). Bugün bu taş Kâbe’nin kuzeydoğu kenarının karşısında, Kâbe’ye yaklaşık 15 m. mesafededir. Konumuz olan âyetteki “İbrâhim’in makamından kendinize namaz kılacağınız bir yer edinin” buyruğu uyarınca müslümanların namazgâh saydıkları, tavaf namazının kılındığı bu makamın korunması için halifeler ve diğer hükümdarlar özel tedbirler almışlar, taşın çevresine kıymetli madenlerden çemberler geçirmişlerdir. Sonraki dönemlerde makam-ı İbrâhim için özel bir oda inşa edildi. Hicrî 900 yılında bu yapı yenilendi. Osmanlı Sultanı Abdülaziz aynı yapının kubbesini bir metre kadar yükselttirdi. Ancak Suudi Prensi Suûd b. Abdülazîz bu kubbeyi kaldırtarak taşı ve üzerindeki ayak izini rahatlıkla görülebilecek bir hale getirdi. Zamanla hacıların sayısı artınca Kâbe’nin çevresindeki “metâf” denilen alandaki küçük yapıların tavafı güçleştirmesi üzerine Kral Faysal’ın emriyle bu yapılarla birlikte makam-ı İbrâhim için yapılan oda da yıkıldı; asıl makam-ı İbrâhim sayılan taş ise camlı bir kafes içine alındı. Hz. İbrâhim ve oğlu İsmâil mâbedi inşa ettikten sonra Allah Teâlâ onlara, “Tavaf edecekler için, ibadete kapanacaklar, rükû ve secde edecekler için evimi temiz tutun” diye emretmiştir. Yüce Allah’ın “beytiye” (evim) diye andığı yer de Kâbe’dir. Bu ifadeden dolayı bütün müslümanlar Kâbe’yi Beytullah diye de adlandırırlar. Tavaf edenlerden (tâifîn) maksat, hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyarete gelip Beytullah’ın çevresini usulüne göre dolaşanlar; “ibadete kapananlar” şeklinde çevirdiğimiz “âkifîn”den maksat, ibadet etmek gayesiyle Harem-i şerif’te bulunanlar, “rükû ve secde edenler”den (er-rukkei’s-sücûd) maksat da orada özellikle namaz kılanlardır (Râzî, IV, 52). Yüce Allah, Hz. İbrâhim ve İsmâil’e, belirtilen maksatlarla Beytullah’ı ziyarete gelenler için orayı temiz tutmalarını emretmiştir. Hz. İbrâhim ve İsmâil’in şahsında Beytullah’ın bakım ve gözetiminden sorumlu bulunan daha sonraki bütün müminlere hitap eden bu buyruktaki “temizlik”le hem maddî hem de mânevî temizlik kastedilmiştir. Buna göre Harem-i şerif bir namazgâh olduğu için bu kutsal mekânın namazın sıhhatine engel olan maddî pisliklerden; insanın imanını, ihlâsını ve kulluğunu Allah’a arzettiği yer olduğu için putperestliği çağrıştıran her türlü tutum ve davranışlardan; bütün milletlerden müslümanların bir araya gelerek tanışıp kaynaşmaları, sevgi ve şefkatin en güzel örneklerini vermeleri gereken yer olduğu için de insanları incitici söz ve hareketlerden, hatta hayvanlarla bitkilere zarar veren, mekânın kutsiyetiyle bağdaşmayan her türlü ahlâk dışı tutum ve davranışlardan arındırılması istenmektedir (Taberî, I, 538-539; Zemahşerî, I, 93; Râzî, IV, 51-52). Nitekim hac ibadetinin esas ve âdâbına dair İslâmî kaynaklarda da bütün bu konularla ilgili olarak ayrıntılı hükümler tesbit edilmiş ve düzenlemeler yapılmış olup bunlar titizlikle uygulanmaktadır.
Bakara Suresi 125. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Allah'ın Beytu'l Haram'ı insanların toplandığı, kalplerinin bağlandığı yer kıldığı zamanı hatırla. Oradan ne zaman ayrılsalar oraya dönmek isterler. Allah orayı insanlar için güvende kıldı. Orada, kimse onlara saldırmaz. İnsanlara: "-İbrahim'in Kâbe'yi inşa ederken üzerinde durduğu- taşın olduğu yerde namaz kılacağınız bir yer edinin." dedik. İbrahim ve oğlu İsmail'i Beytu'l Haram'ı putlardan, pisliklerden temizlemesi ve tavaf, itikaf, namaz ve diğer ibadetleri yapmak isteyenler için hazırlaması hususunda görevlendirdik.