Önceki ayet· 2:127Sonraki ayet· 2:129

Bakara Suresi 128. Ayet· 2:128

↗ Bakara suresi
Medeni
رَبَّنَا وَٱجۡعَلۡنَا مُسۡلِمَيۡنِ لَكَ وَمِن ذُرِّيَّتِنَآ أُمَّةٗ مُّسۡلِمَةٗ لَّكَ وَأَرِنَا مَنَاسِكَنَا وَتُبۡ عَلَيۡنَآۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ
Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Rabbimiz! İkimizi Sana teslim olanlardan kıl, soyumuzdan da Sana teslim olanlardan bir ümmet yetiştir. Bize ibadet yollarımızı göster, tevbemizi kabul buyur, çünkü tevbeleri daima kabul eden, merhametli olan ancak Sensin
Elmalılı Hamdi Yazır
Ey bizim Rabbimiz, hem bizim ikimizi yalnız senin için boyun eğen müslümanlar kıl, hem de soyumuzdan yalnız senin için boyun eğen müslüman bir ümmet meydana getir ve bize ibadetimizin yollarını göster, tevbemize rahmetle bakıver. Hiç şüphesiz Tevvâb sensin, Rahîm sensin.
Yaşar Nuri Öztürk
"Rabbimiz! Bizi, sana teslim olmuş iki müslüman/Allah'a teslim olan kıl. Soyumuzdan da sana teslim olan müslüman bir ümmet oluştur. Bize ibadet yerlerimizi göster, bizim tövbemizi kabul et! Sen, evet sen, Tevvâb'sın, tövbeleri cömertçe kabul edersin; Rahîm'sin, rahmetini cömertçe yayarsın."
Süleyman Ateşen ayrışan
Rabbimiz, bizi sana teslim olanlar yap, neslimizden de sana teslim olan bir ümmet çıkar; bize ibadet yerlerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira, tevbeleri kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin. Sen!
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.9%
İngilizce
Our Lord, and make us Muslims [in submission] to You and from our descendants a Muslim nation [in submission] to You. And show us our rites and accept our repentance. Indeed, You are the Accepting of repentance, the Merciful
Fransızca
Notre Seigneur! Fais de nous Tes Soumis, et de notre descendance une communauté soumise à Toi. Et montre nous nos rites et accepte de nous le repentir. Car c'est Toi certes l'Accueillant au repentir, le Miséricordieux
İspanyolca
¡Señor nuestro! Haz que nosotros nos entreguemos a Tu voluntad, y que nuestra descendencia también lo haga [como una nación de musulmanes]. Enséñanos nuestros ritos para la peregrinación y acepta nuestro arrepentimiento; Tú eres el Indulgente, el Misericordioso
Rusça
Господь наш! Сделай нас покорившимися Тебе, а из нашего потомства - общину, покорившуюся Тебе. Покажи нам обряды поклонения и прими наше покаяние. Воистину, Ты - Принимающий покаяние, Милосердный
Endonezce
Ya Tuhan kami, jadikanlah kami orang yang berserah diri kepada-Mu, dan anak cucu kami (juga) umat yang berserah diri kepada-Mu dan tunjukkanlah kepada kami cara-cara melakukan (ibadah) haji kami, dan terimalah tobat kami. Sungguh, Engkaulah Yang Maha Penerima tobat, Maha Penyayang
Bengalce
পরওয়ারদেগার! আমাদের উভয়কে তোমার আজ্ঞাবহ কর এবং আমাদের বংশধর থেকেও একটি অনুগত দল সৃষ্টি কর, আমাদের হজ্বের রীতিনীতি বলে দাও এবং আমাদের ক্ষমা কর। নিশ্চয় তুমি তওবা কবুলকারী। দয়ালু।
Çince
我们的主啊!求你使我们成为你的两个顺民,并从我们的后裔中造成归顺你的民族,求你昭示我们朝觐的仪式,求你恕宥我们,你确是至宥的,确是至慈的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Rabbimiz! İkimizi emrine teslim olan, sana boyun eğen, sana hiç kimseyi ortak koşmayanlardan kıl. Soyumuzdan sana teslim olan bir ümmet çıkar. Sana olan ibadetimiz nasıl olacak bize öğret. Sana olan itaatlerimizdeki eksiklerimizi ve günahlarımızı bağışla. Şüphesiz ki sen kullarından tövbe edenlerin tövbesini çokça kabul edensin, onlara merhamet edensin.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
127- Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı:“Rabb’imiz, bizden kabul buyur, şüphesiz sen işitensin, hakkıyla bilensin.” 128- “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat) ve bize menasikimizi göster. Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.” 129- “Rabb’imiz, onlara içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak, Kitab’ı ve Hikmet’i öğretecek ve onları arındıracak bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin, Hakimsin.” 127. “Hani İbrahim ve İsmail o Evin temellerini birlikte yükseltiyorlardı.” Yani İbrahim ile İsmail’in Beyt-i Şerif’in temellerini yükseltirken ve bu büyük işe devam ederkenki hallerini ve nasıl bir korku ve umut içerisinde olduklarını an! Öyle ki bu işi yapmakla birlikte Allah’tan bu amellerini kabul etmesi için niyazda bulunmuşlardı ki Allah bu amellerini oldukça kapsamlı bir şekilde faydalı kılsın. 128. “Rabb’imiz, ikimizi de sana teslim olmuş kimselerden kıl. Soyumuzdan da sana teslim olmuş bir ümmet (yarat)” Hem kendilerinin, hem de soylarından gelecek olanların teslim, yani İslâm’a bağlı olmalarını dilemişlerdi. İslâm’ın gerçek mahiyeti kalbin yüce Rabb’ine saygı ve itaatle boyun eğmesi, emrine bağlanmasıdır ki bu, bedenin âzâlarının itaatini de içine alır. “ve bize menasikimizi göster.” Yani bunları bize gösterme ve müşahede etme tarzında öğret ki daha etkili olsun. Menasikten maksadın -ifadelerin akışının ve konunun delâlet ettiği gibi- bütün hac amelleri olması ihtimali olduğu gibi, bundan daha kapsamlı bir anlama gelme ihtimali de vardır ki, o da dinin tamamı ve bütün ibadetlerdir. Lafzın umumi gelmesi de buna delil teşkil etmektedir. Çünkü (“menasik” kökünden gelen) “nusuk” ibadet etmek demektir. Fakat örfî olarak çoğunlukla (tağlîb yoluyla) hac ibadetleri hakkında kullanılır olmuştur. Buna göre İbrahim ile İsmail’in yaptıkları dua neticede faydalı bilgiye ve salih amele muvaffak kılınmayı ihtiva etmektedir. Daha sonra kul ne olursa olsun kusurlu amelde bulunacağından ve tevbeye ihtiyacı olacağından dolayı şöyle dua etmişlerdir:“Tevbelerimizi de kabul buyur. Çünkü sen tevbeleri çokça kabul edensin, çok merhametlisin.” 129. “Rabb’imiz, onlara” yani soyumuzdan geleceklere, derecelerini daha bir yükseltici olsun, ona itaat etsinler ve onu gereği gibi tanısınlar diye “içlerinden kendilerine Senin âyetlerini okuyacak” lafzen ve ezberden okuyacak ve de ezberleterek “Kitab’ı ve Hikmet’i” manası ile “öğretecek ve onları arındıracak” salih ameller üzere eğitip kötü amellerden de -ki ruhun onlar oldukça arınmasına imkân yoktur- uzaklaştırmak suretiyle arındıracak “bir peygamber gönder. Şüphesiz ki sen Azizsin,” Hiçbir şeyin gücü karşısında imkânsız olmadığı ve her şeye kahredici gücüyle hakim olansın “Hakimsin” Her bir işi yerli yerince yapan hikmet sahibisin. İşte izzet ve hikmetinle sen onlara bu Peygamberi gönder. Yüce Allah her ikisinin de duasını kabul buyurdu ve özel olarak onların soyundan gelenlere, genel olarak da diğer bütün insanlara kendisi ile rahmet buyurduğu bu şerefli son Peygamberi gönderdi. İşte bundan dolayı Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben atam İbrahim’in (Allah tarafından kabul olunan) duasıyım.” diye buyurmuştur. Yüce Allah İbrahim’i böylece yücelttikten ve onun üstün sıfatlarına dair haber verdikten sonra şöyle buyurmaktadır:
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirler genellikle 127. âyetteki “... temellerini yükseltiyordu” ifadesine dayanarak, Kâbe’nin yerinde daha önce bir yapı bulunduğunu, bunun zamanla (Nûh tûfanında) harap olup üstünü kum örtüsünün kapattığını, Hz. İbrâhim’in bu eski temelleri açığa çıkararak bunların üzerine Kâbe’nin binasını yükselttiğini belirtirler. Ayrıca Kâbe’nin ilk defa melekler veya Hz. Âdem tarafından yapıldığına dair bazı rivayetleri aktarırlar (bk. Taberî, I, 546-549). Ancak Taberî bu hususta kesin bir bilgimizin bulunmadığını belirtirken çağdaş müfessirlerden M. Reşîd Rızâ, söz konusu rivayetleri kıssacıların uydurması saymakta, özellikle bir kısım yahudilerin yaydıkları İsrâiliyat türünden rivayetler olarak nitelemekte ve Kâbe’nin ilk defa Hz. İbrâhim tarafından inşa edildiğini ifade etmektedir (I, 466-468). Genel anlamıyla ümmet (çoğulu ümem), çoğu aynı kökten gelen, önceki kuşaklardan devralınan özelliklerin veya ortak menfaat ve ideallerin ya da din, zaman, vatan gibi faktörlerin bir araya getirdiği insan topluluğunu ifade eder. Dinî anlamda bir peygambere inanıp onun yolundan giden cemaate, ilâhî dinlere mensup kavimler topluluğuna ümmet denir (Muhammed ümmeti, İslâm ümmeti, hıristiyan ümmeti gibi. Kur’an bütünlüğü içinde ümmet kavramı hakkında daha genişbilgi için bk. T. Izutsu, Kur’an’da Allah ve İnsan, s. 71-75). Aynı âyette geçen müslim kelimesinin masdarı olan İslâm kelimesi “li” edatıyla kullanıldığında “teslim olma” anlamına gelir. Hz. Muhammed’in tebliğ ettiği son dine İslâm isminin verilmesinin bir sebebi de İslâm kelimesinin “teslim olma”, yani “Allah’ın varlığını ve birliğini tanıyarak O’nun peygamberi vasıtasıyla insanlığa bildirdiği itikadî ve amelî hükümleri benimseyip uygulama” anlamına gelmesidir. Esasen bütün ilâhî dinler insanlardan böyle bir teslimiyet istediği için, bu dinlerin hepsi geniş anlamda İslâm sayılmış, bu cümleden olmak üzere tefsirlerde Hz. İbrâhim’in söz konusu duasında geçen “müslimeyni” ve “müslimeten” kelimeleri İslâm ismiyle bağlantılı olarak açıklanmıştır. Buna göre Hz. İbrâhim, Kâbe’yi inşa etmekle işlemiş oldukları hayrın kabul edilmesini niyaz ettikten sonra, kendisi ve oğlu İsmâil’le soylarından gelecek ümmetin Allah’a teslim olup itaat eden hâlis kullar olmaları, yüce Allah’ın takdirini bu yönde tecelli ettirmesi dileğinde bulunmuştur. Çünkü Allah isteyip takdir etmedikçe insanın O’na teslim olup itaat eden gerçek bir mümin ve müslim olması mümkün değildir. Bir kimsenin, “Mümin olmak da kâfir olmak da sadece benim elimdedir” diyerek ilâhî iradeyi dışlaması, her şeyin yapıp yaratıcısı olan Allah’a karşı bir edepsizlik ve saygısızlıktır. Ayrıca insan yalnız itaatkâr bir kul olmasında değil, Allah’a ne suretle itaat ve ibadet edeceği, yani ibadetlerin şekillerini ve esaslarını bilme hususunda da O’na muhtaç olduğu için Hz. İbrâhim duasının devamında, “Bize ibadet usullerimizi göster” diye yakarmış; bu arada kendisinin ve oğlunun, peygamber de olsalar yanılgıları bulunabileceği düşüncesiyle Allah’tan tövbelerini kabul etmesini dilemiştir. Menâsik (tekili mensek) kelimesinin kökü olan nüsük “ibadet” anlamına gelir. Buradan türetilen mensek ise “ibadet yeri” veya “ibadetin uygulanış biçimi, usulü” demek olup (Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “nsk” md.) âyetin bağlamından, bu kelimenin özellikle haccın erkân ve âdâbıyla bunların uygulandığı mahallere işaret ettiği anlaşılmaktadır. Hz. İbrâhim’in son duası, yüce Allah’ın kendi soyundan bir elçi göndermesini dilemesi olmuş ve bütün müfessirlerin görüşüne göre bununla da özellikle Hz. Muhammed’in risâleti kastedilmiştir. Nitekim daha sonra İsmâil aleyhisselâm Mekke’ye yerleşerek Yemen’den gelen ve Arab-ı âribe’den olan Cürhümlüler arasında yaşamış, onlardan Arapça öğrenmiş, iki defa evlenerek on iki çocuk babası olmuş; Mekke’de ikamet eden çocuklarından her biri bir kabilenin reisi olmuştu. Böylece Hz. İsmâil’in soyu Cürhümlüler’le karışarak Araplaştığı için bunlara Arab-ı müsta‘ribe denilmiştir. Hz. Peygamber’in yirmi birinci göbekten atası olan Adnan da Hz. İsmâil’in soyundan ve dolayısıyla Arab-ı müsta‘ribe’dendir (bk. Hakkı Dursun Yıldız, “Arap”, DİA, III, 273). Bu suretle Hz. İbrâhim’in duası kabul edilmiş ve son peygamber Hz. Muhammed onun soyundan gelmiştir. Nitekim hemen bütün müfessirlerin kaydettiği bir hadiste Hz. Peygamber, “Ben atam İbrâhim’in duası, Îsâ’nın müjdesiyim” buyurmuşlardır (Müsned, IV, 127, 128, V, 262; Hâkim, el-Müstedrek, II, 656). İbrâhim’in duasından maksat konumuz olan 129. âyet, Îsâ’nın müjdesinden maksat da Hz. Îsâ’nın İsrâiloğulları’na hitaben, “Ey İsrâiloğulları! Bilin ki benden sonra gelecek Ahmed isimli elçiyi müjdelemek üzere size Allah tarafından gönderilmiş elçiyim” meâlindeki ifadesini nakleden Saf sûresinin 6. âyetidir. Bu sebeple müslümanlar, “Allâhümme salli” ve “Allâhümme bârik” dualarında, Hz. Peygamber’le birlikte Hz. İbrâhim’i de saygıyla anmayı dinî bir gelenek haline getirmişler, hadislerde ve diğer İslâmî kaynaklarda İbrâhim aleyhisselâm Halîlullah (Allah’ın dostu) olarak isimlendirilmiştir (daha genişbilgi için bk. Râzî, IV, 65-66; İslâm âlimlerinin, Yuhanna İncili’nde Hz. Îsâ’dan sonra geleceği bildirilen Paraklêtos’la Hz. Muhammed’in kastedildiğine dair görüşleri ve genel olarak eski kitaplarda İslâm peygamberini müjdeleyen haberler konusunda bk. A‘râf 7/157; Saf 61/6). Hz. İbrâhim duasında, kendi soyundan seçilip gönderilmesini dilediği elçinin ifa edeceği başlıca işlevleri şöyle sıralamıştır: Halkına Allah’ın âyetlerini okuyup bildirmesi, onlara kitabı, hikmeti öğretmesi ve onları temizlemesi. Kuşkusuz bir peygamberin daha birçok görevi varsa da burada anılanlar, elçilik ve rehberlikle ilgili temel işlevler olması bakımından özellikle kayda değer görülmüştür. Müfessirler buradaki “âyetler”i kısaca “vahiy, Allah’ın varlığını, birliğini ve peygamberlerin doğruluğunu kanıtlayan deliller”; “kitab”ı “Kur’an-ı Kerîm”, “hikmet”i “Peygamber’in sünneti, din ve dinî hükümlerle ilgili bilgiler, söz ve yaşayışta doğruluk”; “tezkiye”yi de “temizleme yani inkâr ve şirkle kötü huylardan ve günah kirlerinden arındırma” şeklinde açıklamışlardır (Taberî, I, 556-558; Zemahşerî, I, 94; Râzî, IV, 66).
Bakara Suresi 128. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Rabbimiz! İkimizi emrine teslim olan, sana boyun eğen, sana hiç kimseyi ortak koşmayanlardan kıl. Soyumuzdan sana teslim olan bir ümmet çıkar. Sana olan ibadetimiz nasıl olacak bize öğret. Sana olan itaatlerimizdeki eksiklerimizi ve günahlarımızı bağışla. Şüphesiz ki sen kullarından tövbe edenlerin tövbesini çokça kabul edensin, onlara merhamet edensin.