Önceki ayet· 40:7Sonraki ayet· 40:9

Mü'min Suresi 8. Ayet· 40:8

↗ Mü'min suresi
Mekki
رَبَّنَا وَأَدۡخِلۡهُمۡ جَنَّـٰتِ عَدۡنٍ ٱلَّتِي وَعَدتَّهُمۡ وَمَن صَلَحَ مِنۡ ءَابَآئِهِمۡ وَأَزۡوَٰجِهِمۡ وَذُرِّيَّـٰتِهِمۡۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلۡعَزِيزُ ٱلۡحَكِيمُ
Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakim olan ancak Sensin
Meal ihtilafı: 3% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Rabbimiz! Müminleri ve babalarından, eşlerinden, soylarından iyi olanları, kendilerine söz verdiğin Adn cennetlerine koy; şüphesiz güçlü olan, Hakim olan ancak Sensin
Elmalılı Hamdi Yazır
"Ey Rabbimiz! Hem onları, hem onların atalarından, zevcelerinden ve zürriyetlerinden iyi olanları kendilerine vaad buyurduğun Adn cennetlerine koy. Şüphesiz çok güçlü, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin."
Yaşar Nuri Öztürk
"Ey Rabbimiz, onları kendilerine vaat etmiş olduğun Adn cennetlerine koy! Atalarından, eşlerinden, zürriyetlerinden barışa yönelenleri de. Azîz ve Hakîm olan, hiç kuşusuz sensin, sen!"
Süleyman Ateş
Rabbimiz, onları ve babalarından, eşlerinden, çocuklarından iyi olan kimseleri onlara söz verdiğin Adn cennetlerine sok. Şüphesiz, üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan sensin sen!
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.4%
İngilizce
Our Lord, and admit them to gardens of perpetual residence which You have promised them and whoever was righteous among their fathers, their spouses and their offspring. Indeed, it is You who is the Exalted in Might, the Wise
Fransızca
Seigneur! Fais-les entrer aux jardins d'Eden que Tu leur as promis, ainsi qu'aux vertueux parmi leurs ancêtres, leurs épouses et leurs descendants, car c'est Toi le Puissant, le Sage
İspanyolca
¡Señor nuestro! Introdúcelos en los Jardines del Edén que les prometiste, junto a sus padres, esposas y descendientes que fueron piadosos y creyentes. Tú eres el Poderoso, el Sabio
Rusça
Господь наш! Введи их в сады Эдема, которые Ты обещал им, а также праведников из числа их отцов, супруг и потомков. Воистину, Ты - Могущественный, Мудрый
Endonezce
Ya Tuhan kami, masukkanlah mereka ke dalam surga 'Adn yang telah Engkau janjikan kepada mereka, dan orang yang saleh di antara nenek moyang mereka, istri-istri, dan keturunan mereka. Sungguh, Engkaulah Yang Mahaperkasa, Mahabijaksana
Bengalce
হে আমাদের পালনকর্তা, আর তাদেরকে দাখিল করুন চিরকাল বসবাসের জান্নাতে, যার ওয়াদা আপনি তাদেরকে দিয়েছেন এবং তাদের বাপ-দাদা, পতি-পত্নী ও সন্তানদের মধ্যে যারা সৎকর্ম করে তাদেরকে। নিশ্চয় আপনি পরাক্রমশালী, প্রজ্ঞাময়।
Çince
我们的主啊!求你让他们和他们的行善的祖先、妻子和子孙,一同进入你所应许他们的永久的乐园。你确是万能的,确是至睿的。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Melekler şöyle derler: "Rabbimiz! Kendilerine ebedî cennetlere girmeyi vadettiğin Müminleri oraya koy. Onların babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih ameller işleyenleri de oraya koy. Sen, kimsenin kendisine galip gelemediği Azîz, takdirinde ve yönetmesinde Hakîm (hikmet sahibi) olansın.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
7- Arş’ı taşıyanlar ve etrafında bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih ederler, O’na iman ederler ve mü’minler için de mağfiret dilerler. (Derler ki:)“Rabbimiz! Rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır. Tevbe edenlere ve Senin yolunu izleyenlere mağfiret buyur ve onları cehennem azabından koru.” 8- “Ey Rabbimiz, onları da babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanları da kendilerine vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz Sen, Azizsin, Hakimsin.” 9- “Onları kötülüklerden de koru. Sen o gün kimi kötülüklerden korursan ona merhamet etmiş olursun. İşte asıl büyük kurtuluş da budur.” 7. Yüce Allah, mü’min kullarına olan kemal derecesindeki lütfunu ve onların mutlulukları için hazırlamış olduğu sebepleri haber vermektedir. Bu sebeplerin bir bölümü, onların kudretleri dışındadır. Mukarreb meleklerin onlar için mağfiret dilemeleri, onlara din ve âhiretlerinin salâh bulması için dua etmeleri, kudretleri dışındaki sebeplerdendir. Bu buyruklarda zımnen Arş’ı taşıyanların ve onun etrafında bulunanların şereflerini, Rablerine olan yakınlıklarını, O’na çokça ibadet etmelerini, Allah'ın kullarının iyiliklerini samimi olarak istediklerini -zira Allah’ın onların bu tutumlarını sevdiğini bilmektedirler- haber verilmekte ve şöyle buyurmaktadır:“Arş’ı” yani Rahman’ın Arşı “taşıyanlar” ki o, bütün mahlukatın tavanı durumundadır, gökleri, yeri ve Kürsi’yi kuşatır, mahlukatın en büyüğü, en genişi, en güzeli ve Yüce Allah’a en yakını olandır. Bu melekleri Yüce Allah, bu yüce Arşını taşımakla görevlendirmiştir. Şüphesiz ki bu melekler, meleklerin en büyükleri, en azametlileri ve en güçlüleridir. Yüce Allah’ın onları Arşını taşımak için seçmiş olması, öncelikle onları zikretmesi ve O’na yakın olmaları, melek türünün en faziletlileri olduklarına delildir. Onlara selam olsun. Yüce Allah, bir başka yerde şöyle buyurmaktadır:“O gün üstlerinde bulunan sekiz melek, Rabbinin Arşını taşır.”(el-Hâkka, 69/17)“Ve etrafında bulunanlar” mevki ve fazilet itibari ile oldukça yakınlaştırılmış (mukarreb) melekler “Rablerini hamd ile tesbih ederler.” Bu, onlara bir övgüdür. Yüce Allah’a çokça ibadet ettikleri, özellikle de tesbih (subhânallah) ve tahmîd (el-hamdulillah) dedikleri belirtilmektedir. Diğer ibadetler ise Yüce Allah’ın tesbih ve tahmîd’i kapsamındadır. Çünkü bunlar kulun, ibadeti Allah’tan başkasına yöneltmekten O’nu tenzih ettiğini ve hamdin yalnızca Yüce Allah’a ait olduğunu ifade eder. Hatta hamd Yüce Allah’a ibadetin ta kendisidir. Kulun “سبحان الله وبحمده” demesi de bunun kapsamına girer ve bu da ibadetler arasında yer alır. “O’na iman ederler, ve mü’minler için de mağfiret dilerler.” Bu, imanın faydaları ve pek büyük faziletleri arasında yer alır. Zira hiçbir günahları bulunmayan melekler, iman ehli için mağfiret dilemektedirler. Mümin bir kimse, imanı sebebi ile bu pek büyük fazilete nail olur. Mağfiretin birtakım gerekleri vardır ki bunlar olmaksızın o, tamamlanmaz. Bu gerekler ise pek çok kimsenin ilk anda hatırına geldiği gibi mağfiret dilemenin nihai gayesinin, sadece günahların bağışlanması olduğu şeklinde değildir. İşte Yüce Allah, meleklerin kendisinden mağfiret dileyişlerini kendisi olmaksızın tamamlanması söz konusu olmayan bu vasıflarla birlikte şöyle zikretmektedir:“Rabbimiz, rahmetin ve ilmin her şeyi kuşatmıştır.” Senin ilmin her şeyi kuşatmış bulunuyor. Hiçbir şey Senin için gizli değildir. Yerde olsun, göklerde olsun zerre miktarı kadar -hatta ister bundan küçük, ister bundan büyük olsun- bir şey dahi Senin bilginin dışında değildir. Rahmetin de her şeyi kuşatmış bulunuyor. Ulvi ve süfli âlemi ile bütün kâinat, Yüce Allah’ın rahmeti ile dolup taşmaktadır. Onların hepsini bu rahmet kuşatmış bulunmaktadır. O, neyi yaratmışsa ona mutlaka rahmeti de ulaşmıştır. O halde şirk ve masiyetlerden “tevbe edenlere ve” seni tevhid etme ve Sana itaat etme konusunda peygamberlerine uymak suretiyle “senin yolunu izleyenlere mağfiret buyur ve onları cehennem azabından!” Yani hem bizzat bu azabın kendisinden, hem de bu azabın sebeplerinden “koru!” 8. “Ey Rabbimiz, onları da babalarından, eşlerinden” yani erkek iseler hanımlarından, hanım iseler kocalarından, ayrıca dost ve arkadaşlarından “ve zürriyetlerinden salih olanları” iman ve salih amel işlemek suretiyle salaha erenleri “kendilerine” peygamberlerin aracılığı ile “vaat ettiğin Adn cennetlerine koy. Şüphesiz sen, Azizsin” her şeyi emrin ve hakimiyetin altında tutansın, “Hakimsin” her şeyi yerli yerince koyansın. Sen izzetinle onların günahlarını bağışlar, sakıncalı şeyleri onlardan uzaklaştırırsın. Yine bu izzetin ile onları her türlü hayra ulaştırırsın. Bu yüzden ey Rabbimiz, biz senden hikmetinin, aksini gerektirdiği bir şey dilemiyoruz. Aksine dileğimiz, senin peygamberlerin vasıtası ile bildirdiğin hikmetinin ve lütfunun bir gereği olarak mü’minlere mağfiret etmen, günahlarını bağışlamandır. 9. “Onları kötülüklerden de koru.” Hem kötü amellerden hem de bunların cesasından uzak tut onları. Çünkü her ikisi de kötüdür. “Sen o gün” Kıyamet gününde “kimi kötülüklerden korursan ona merhamet etmiş olursun.” Çünkü Senin kullarına rahmetin süreklidir, kesintisizdir. Buna engel ise sadece kulların, büyük ve küçük günahlarıdır. Sen kimi günahlardan koruyacak olursan, şüphesiz ki onu iyilikler işlemeye ve bunların güzel karşılıklarına muvaffak kıldın, demektir. “İşte” kötülüklerden korunmak sureti ile hoşlanılmayan şeylerin yok olması, merhametin gerçekleşmesi ile de sevilen şeylerin elde edilmesi “asıl büyük kurtuluş”tur ki onun gibi bir kurtuluş yoktur. Yarışanlar da bundan daha iyisi için yarışmamışlardır. Meleklerin bu duası, onların Rablerini kemâl derecesinde bildiklerini, Yüce Allah’a güzel isimleri ile tevessül ettiklerini ifade etmektedir. Allah, kullarının bu isimlerle kendisine tevessül etmelerini sever. Yine meleklerin bu duası, Allah’a yaptıkları duanın muhtevâsına uygun isimleri zikrettiklerinide göstermektedir. Onlar, rahmetin gerçekleşmesini istedikleri, ayrıca beşeri nefislerin gerektirdiği ve Yüce Allah’ın da bir taraftan eksikliklerini, diğer taraftan da masiyet işlemelerini gerektirdiğini bildiği beşerî nefislerin gerektirdiği bu hususların ortadan kaldırılması ve buna benzer sebep ve ilkelerin elde edilmesi için niyaz ettikleri, Yüce Allah’ın da ilmi ile tüm bunları kuşatmış olduğu için dualarını Yüce Allah’ın Rahîm ve Alîm ismi ile tevessül ederek yapmışlardır. Bu dua, onların Allah’a karşı kemâl derecesinde edepli olduklarını, bundan dolayı da O’nun kendilerinin Rabbi olduğunu, bu rububiyetin de hem umumi hem de hususi olduğunu ikrar ettiklerini görüyoruz. Yine kendilerinin hiçbir şeye sahip olmadıklarını, Rablerine yönelik bu dualarının bütün yönleri ile fakir ve muhtaç olan bir kimseden sadır olduğunu, Rablerine hangi halleri ile yakınlaşacak olurlarsa olsunlar mutlaka bunun Allah’ın bir lütfu, kerem ve ihsanı olduğunu itiraf ettiklerini de göstermektedir. Rablerine tam anlamı ile muvafık hareket ettiklerini de bu duadan anlıyoruz. Zira onlar O’nun sevdiği amelleri yani ibadetleri severler, onları yerine getirir ve sevenlerin gayreti gibi gayretle onları eda ederler. Yine Yüce Allah’ın yarattıkları arasından sevdiği kimselerden olan amel sahibi mü’minleri de severler. Diğer mükellef yaratıklara gelince mü’minler müstesnâ Allah, onlara buğzeder. O nedenle meleklerin, mü’minlere duydukları sevgi dolayısı ile Allah’a dua ettiklerini, hallerinin düzelmesi için gayret ettiklerini görüyoruz. Çünkü bir kimseye dua etmek, o kimseyi sevmenin en açık delilidir. Zira kişi, ancak sevdiği kimselere dua eder. Yüce Allah’ın:“Müminler için de mağfiret dilerler” buyruğundan sonra onların dualarına dair verdiği ayrıntılar, Yüce Allah’ın Kitabı üzerinde nasıl düşünüleceğine dair ince bir işaret içermekte ve bu hususa dikkatlerimizi çekmektedir. Şöyle ki Allah’ın Kitabı üzerinde düşünen kimsenin tek başına lafzî manayı anlamakla yetinmemesi, aksine lafzın anlamı üzerinde de düşünmesi gerekir. Kişi, lafzı sağlıklı bir şekilde gereği gibi anlayacak olursa, o hususa ve ona ulaştıran yollara aklı ışığında dikkat ederek iyice düşünür. Bu işin tamamlanması için gerekli olan diğer hususları ve bağlı olduğu diğer noktaları da anlamaya çalışır. Yüce Allah’ın lafzın delalet ettiği özel manayı murad ettiğine kesin kanaat getirdiği gibi o noktaları da murad ettiğine kesin karar verir. Yüce Allah’ın onları da murad ettiğine dair kesin kanaat getirmemiz için iki neden vardır: 1. O hususların lafzın manasına tabi olan ve onun kendisine bağlı olduğu hususlar arasında olduğuna kesin kanaat getirirlmiş olması. 2. Yüce Allah'ın her şeyi bilmesi ve kullarına Kitab’ı üzerinde iyiden iyiye düşünmeyi emretmiş olmasıdır. O, Kitabında bulunan manaların gerektirdiği diğer hususları da bilir. Kitabının bir hidâyet, bir nur ve her şeye dair bir açıklama olduğunu, sözlerin en açığı, beyan itibari ile de en üstünü ve en değerlisi olduğunu da haber vermiştir. İşte bu yolla kul -bu konuda Yüce Allah’ın ihsan edeceği başarı oranında- büyük bir ilim ve pek çok hayır elde eder. Bizim bu tefsirimizde de bu kabilden -Allah’ın bize lütfettiği- pek çok husus vardır. Bazı âyetlerde yaptığımız açıklamaların, sağlıklı bir şekilde ve iyice düşünmeyen kimseler için nereden alındığı bu bakımdan gizli kalmış olabilir. Yüce Allah’tan rahmet hazinelerinden bizlere, hem bizim halimizin hem de müslümanların hallerinin düzelmesine sebep teşkil edecek ihsanlar bağışlamasını dileriz. Bizim yapabileceğimiz, O’nun lütf-u keremine yapışmaktan, O’nun ihsanına tevekkül etmekten ibarettir. Biz, zaten her an ve her zaman O’nun ihsan deryası içinde yüzüyoruz. Lütfu ile bizleri, rahmetine ulaşmamızı engelleyen nefislerimizin şerlerine karşı korumasını dileriz. Şüphesiz ki O, pek cömerttir, çokça lütfedendir. Sebepleri de sonuçları da ihsan eden O’dur. Bu dua şunu da ihtiva etmektedir: Eş, evlat ve arkadaş gibi yakınlar ile birlikte olmak, kişiyi saadete ulaştırabilir. Onlarla bir arada bulunması, kendi amelinin dışında ve amelinin vesile olmadığı birtakım hayırların ona ulaşmasına aracı olabilir. Nitekim meleklerin, hem mü’minlere hem de mü’minlerin babalarından, eşlerinden ve zürriyetlerinden salih olanlara beraberce yaptıkları dua bu kabildendir. Ancak Yüce Allah’ın:“Salih olanlar” buyruğu dolayısı ile “Hepsinin de mutlaka salih olmaları gerekir”, diyenlerin görüşüne göre bu, onların kendi amellerinin bir sonucu olur. Doğrusunu en iyi bilen Allah’tır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Arşı yüklenenler” de “onun çevresinde bulunanlar” da melekler topluluğudur. Hâkka sûresinin 17. âyetinde kıyamet sırasında arşı sekiz meleğin yükleneceği bildirilmektedir. Arşın anlamı, onu sekiz meleğin yüklenmesi ve onun çevresinde yine meleklerin bulunmasıyla ilgili olarak eski tefsirlerde –klasik astronomiden de etkilenen– bazı açıklamalar yapılmıştır; ancak bu açıklamaları, İslâm’ın tenzihe ağırlık veren ulûhiyyet telakkisiyle bağdaştırmanın güç olduğu görülmektedir. Bu sebeple âyette mecazi bir anlatım bulunduğunu düşünerek “arş”ı Allah’ın mutlak hükümranlık ve yönetimi; meleklerin arşı yüklenmesini, Allah’ın buyruğuna eksiksiz uyarak işlerini yürütmeleri; yine bazı meleklerin arşın çevresinde bulunmalarını da Allah’a yakın olmaları, O’nun iradesini gerçekleştirmesinde araç işlevi görmeleri şeklinde açıklayanlar olmuştur (bk. Râgıb el-İsfahânî, el-Müfredât, “arş” md.; Yusuf Şevki Yavuz, “Arş”, DİA, III, 408; ayrıca bk. A‘râf 7/54). Yukarıda inkârcıların acı âkıbetleri özetlendikten sonra bu âyetlerde de meleklerin dua mahiyetindeki sözleri çerçevesinde müminleri bekleyen kurtuluşa ve mutlu geleceğe işaret edilmektedir. Râzî, meleklerin buradaki dualarıyla ilgili olarak özetle şu açıklamaları yapmaktadır (XXVII, 31-37): a) Meleklerin Allah’ı hamd ve tesbih ile anmaları ve O’na iman etmeleri, Allah’ın emrine saygının (et-ta‘zîm li-emrillâh); müminler için dua edip onların bağışlanmasını dilemeleri de yaratılmışlara şefkatin (eş-şefkatü alâ halkıllâh) ifadesidir. b) Âlimlerin çoğu bu âyetlere dayanarak meleklerin insanlardan daha üstün olduğunu savunmuşlardır. Çünkü melekler, günah işlemekten uzak oldukları için burada kendileri hakkında bağış dilemeyip müminler hakkında dilekte bulunmuşlar, onların kurtuluşu için dua etmişlerdir. c) Bu âyetler dua âdâbına da işaret etmektedir. Buna göre melekler Allah’ı hamd ve tesbih ile anarlar, ardından “ey rabbimiz!” diyerek başlar, önce Allah’ın rahmetinin ve ilminin genişliğini dile getirirler; daha sonra da Allah’a inanıp O’na yönelen, yolundan giden insanlar için bağış, kurtuluş ve mutluluk dileklerinde bulunurlar. d) Meleklerin yüce Allah’ı anarken 7. âyette sırasıyla rubûbiyyet, rahmet ve ilim sıfatlarını öne çıkardıkları görülmektedir. Rubûbiyyet, Allah’ın eşsiz-örneksiz yaratıcılığını (îcâd ve ibdâ‘) ifade eder; terbiye kelimesi de rubûbiyyetten gelmekte olup “bir şeyi en mükemmel durumlara ve en güzel niteliklere kavuşturma” anlamına gelir. Buna göre rab ismi, bütün mümkün varlıkların hem ortaya çıkmalarının hem de varlıklarını sürdürmelerinin yüce Allah’ın yaratma ve yaşatmasına bağlı bulunduğuna işaret eder. Âyetteki rahmet ile ilgili ifade Allah’ta iyilik, merhamet ve cömertlik yönünün, kötülüğe uğratma yönüne baskın bulunduğunu; ilim ile ilgili ifade de O’nun bilgisinin, küllîsiyle cüz’îsiyle her bir varlık ve olayı bütün ayrıntılarıyla kuşattığını göstermektedir. Bu duada ilim sıfatına bu şekilde yer verilmesinin sebebi, Allah’ın kendisine yöneltilen dilekleri de eksiksiz bildiğine vurgu yapmaktır; zira duymayan, bilmeyen birinden dilekte bulunmanın anlamı yoktur. e) Melekler, kendileri hakkında dua ettikleri müminlerin atalarından, eşlerinden ve nesillerinden olup iyi yolda bulunanların kurtuluşları için de dilekte bulunmuşlardır; çünkü bu dünyada olduğu gibi öteki dünyada da (cennet) yakınlarıyla birlikte olmak kişinin mutluluğuna mutluluk katar.
Mü'min Suresi 8. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Melekler şöyle derler: "Rabbimiz! Kendilerine ebedî cennetlere girmeyi vadettiğin Müminleri oraya koy. Onların babalarından, eşlerinden ve çocuklarından salih ameller işleyenleri de oraya koy. Sen, kimsenin kendisine galip gelemediği Azîz, takdirinde ve yönetmesinde Hakîm (hikmet sahibi) olansın.