Önceki ayet· 2:117Sonraki ayet· 2:119

Bakara Suresi 118. Ayet· 2:118

↗ Bakara suresi
Medeni
وَقَالَ ٱلَّذِينَ لَا يَعۡلَمُونَ لَوۡلَا يُكَلِّمُنَا ٱللَّهُ أَوۡ تَأۡتِينَآ ءَايَةٞۗ كَذَٰلِكَ قَالَ ٱلَّذِينَ مِن قَبۡلِهِم مِّثۡلَ قَوۡلِهِمۡۘ تَشَٰبَهَتۡ قُلُوبُهُمۡۗ قَدۡ بَيَّنَّا ٱلۡأٓيَٰتِ لِقَوۡمٖ يُوقِنُونَ
Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
Bilmeyenler: "Allah bizimle konuşmalı veya bize bir ayet gelmeli değil miydi?" dediler. Onlardan öncekiler de onların söylediklerinin tıpkısını söylemişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Kesinlikle inanan kimseler için ayetleri açıklamışızdır
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Bilgiden nasibi olmayanlar da "Allah bizimle konuşsa ya, yahut bize de bir mucize gelse ya!" dediler. Bunlardan öncekiler de tıpkı böyle, bunların dedikleri gibi demişlerdi. Onların kalbleri birbirlerine benzedi. Gerçekten de yakîne ermek (hakikati bilmek) isteyen bir kavim için biz mucizeleri çok açık seçik gösterdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Bilgiden yoksun olanlar dedi ki: "Allah bizimle konuşsaydı yahut bize bir mucize gelseydi ya!..." Onlardan öncekiler de aynen onların dediği gibi demişti. Kalpleri birbirine benzemiştir. Biz ayetleri, gerçeği apaçık bilmek isteyenler için iyiden iyiye açıklamışızdır.
Süleyman Ateş
Bilmeyenler dediler ki: "Allah bizimle konuşmalı, ya da bize bir ayet (mu'cize) gelmeli değil miydi?" Onlardan öncekiler de onların dedikleri gibi demişlerdi. Kalbleri birbirine benzedi. Gerçekleri iyice bilmek isteyenlere ayetleri açıkladık.
Diller arası (7 dil)ıraksama 10.7%
İngilizce
Those who do not know say, "Why does Allah not speak to us or there come to us a sign?" Thus spoke those before them like their words. Their hearts resemble each other. We have shown clearly the signs to a people who are certain [in faith]
Fransızca
Et ceux qui ne savent pas ont dit: «Pourquoi Allah ne nous parle-t-Il pas [directement], ou pourquoi un signe ne nous vient-il pas?» De même, ceux d'avant eux disaient une parole semblable. Leurs cœurs se ressemblent. Nous avons clairement exposé les signes pour des gens qui ont la foi ferme
İspanyolca
Pero dicen los que no saben: "¿Por qué Dios no nos habla, o nos envía una señal?" Lo mismo dijeron quienes les precedieron, sus corazones se asemejan. Hemos hecho evidentes los signos para quienes creen con certeza
Rusça
Те, которые лишены знания, говорят: «Почему Аллах не говорит с нами? Почему знамение не приходит к нам?». Такие же слова произносили их предшественники. Их сердца похожи. Мы уже разъяснили знамения людям убежденным
Endonezce
Dan orang-orang yang tidak mengetahui berkata, "Mengapa Allah tidak berbicara dengan kita atau datang tanda-tanda (kekuasaan-Nya) kepada kita?" Demikian pula orang-orang yang sebelum mereka telah berkata seperti ucapan mereka itu. Hati mereka serupa. Sesungguhnya telah Kami jelaskan tanda-tanda (kekuasaan Kami) kepada orang-orang yang yakin
Bengalce
যারা কিছু জানে না, তারা বলে, আল্লাহ আমাদের সঙ্গে কেন কথা বলেন না? অথবা আমাদের কাছে কোন নিদর্শন কেন আসে না? এমনি ভাবে তাদের পূর্বে যারা ছিল তারাও তাদেরই অনুরূপ কথা বলেছে। তাদের অন্তর একই রকম। নিশ্চয় আমি উজ্জ্বল নিদর্শনসমূহ বর্ণনা করেছি তাদের জন্যে যারা প্রত্যয়শীল।
Çince
无知者说:“为什么安拉不和我们说话呢?为什么不有一种迹象降临我们呢?”他们之前的人也说过这样的话;他们的心是相似的。我确已为笃信的民众阐明了许多迹象。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kitap ehli ve müşriklerden bilmeyenler hakka karşı inat ederek: "Allah arada vasıta olmadan bizimle neden konuşmuyor?" veya "Bize has bir mucize gelse ya?" dediler. Yaşadıkları zaman ve mekan farklı olsa bile bu sözün aynısını önceden peygamberlerini yalanlayan kavimler de söylemişti. Yaşadıkları zaman ve mekan farklı olsa bile geçmişte küfür, inat ve haddi aşan kimseler ile bunların kalpleri birbirine benzemektedir. Biz ayetleri, hakka kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. Onlara şüphe gelmez ve inatçılık da onlara engel olmaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
118- Bilmeyenler; “Allah bizimle konuşmalı yahut bize bir âyet gelmeli değil miydi?!” dediler. Onlardan öncekiler de tıpkı onlar gibi söylemişlerdi. Kalpleri birbirine ne kadar da benzemiş! Biz yakîn sahibi olmak isteyenlere âyetleri iyice açıklamışızdır. 119- Şüphe yok ki biz seni Hak ile müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik. Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin. 118. “Bilmeyenler” Yani kitap ehlinden olsun diğer din mensupları arasından olsun, bilgisiz ve cahil olanlar Allah, peygamberlerle konuştuğu gibi bizimle de konuşmalı değil miydi? dediler. “yahut bize bir âyet gelmeli değil miydi!” Bu âyet ile kastettikleri kendi bozuk akılları, işe yaramaz görüşleri ile teklif ettikleri ve yaratıcıya karşı küstahlık ederek istedikleri âyetler, yani mucizelerdir. Bu istekleri ile Peygamberlere karşı da büyüklenmişlerdi. Şu buyruklarda nakledilen istekleri bunlara birer örnektir:“Biz Allah’ı apaçık görmedikçe sana kat’iyyen iman etmeyiz.”(el-Bakara, 2/55); “Kitap ehli senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni isterler. Gerçekten onlar Mûsâ’dan daha büyüğünü istemişlerdi de; “Allah’ı bize apaçık göster” demişlerdi.” (en-Nisa, 4/153); “Ve şöyle dediler: Bu nasıl Peygamberdir ki yemek yer ve pazarlarda dolaşır? Onunla birlikte uyarıcı olmak üzere beraberinde bir melek indirilmeli değil miydi? Yahut O’na bir hazine verilmeli veya mahsullerinden yiyeceği bir bahçesi olmalı değil miydi?”(el-Furkan, 25/7-8); “Dediler ki: Bize yeryüzünden bir pınar fışkırtmadıkça asla sana inanmayacağız...”(el-İsra, 17/90) İşte zalimlerin, Peygamberlerine karşı takındıkları tutum hep böyle olagelmiştir. Onlar mucizeleri doğruyu bulmak kastı ile istemiyorlardı, inatta ve işi yokuşa sürmek için istiyorlardı. Maksatları hakkın açığa kavuşturulması değildi. Çünkü Peygamberler, zaten iman edecek kimselerin benzerini görmeleri halinde iman edebilecekleri türden mucizeler getirmişlerdir. İşte bundan dolayı Yüce Allah:“Biz yakîn sahibi olmak isteyenlere âyetleri iyice açıklamışızdır” diye buyurmaktadır. Yakîn sahibi herkes, Allah’ın göz kamaştırıcı delil ve belgelerini, apaçık burhanlarını bilip tanımıştır. Bunlarla yakîne ulaşmış ve ondan her türlü şüphe ve tereddüt uzaklaşmış gitmiştir. Daha sonra Yüce Allah, Peygamberin gerçeği getirdiğine, bildirdiklerinin doğruluğuna delâlet eden birçok mucizeyi ihtiva eden özlü bir mucizeyi söz konusu ederek şöyle buyurmaktadır: 119. “Şüphe yok ki biz seni Hak ile müjdeleyici ve korkutucu olarak gönderdik.” İşte bu, O’nun getirmiş olduğu bütün âyetleri (mucize ve belgeleri) kapsamaktadır. Bu mucizeler de üç hususta toplanır: Birincisi, bizzat O’nun Peygamber olarak gönderilmesi, İkincisi, O’nun yaşayışı (sireti), önderliği ve doğru yolu göstermesi, Üçüncüsü de O’nun getirmiş olduğu Kur’ân ve Sünnet’in bilinmesi. Birinci ve ikinci tür Yüce Allah’ın:“Biz seni... gönderdik.” buyruğu; üçüncüsü de “hak ile” buyruğu çerçevesine girmektedir. Birinci husus olan peygamber olarak gönderilmesini açıklayalım: Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in peygamber olarak gönderilmeden önce yeryüzündeki insanların durumu bilinen bir husustur. Putlara, ateşe, haça tapmakta idiler. Dinlerini değiştirmiş bunun sonucunda da küfrün karanlıkları içerisinde kalmışlardı. Bu karanlık -kitap ehlinden oldukça az kalıntılar müstesna- hepsini kapsamıştı. Bu kalıntılar da Peygamberimizin peygamber olarak gönderilmesinden önce tamamen silinip kalkmıştı. Yüce Allah’ın insanları boşuna yaratmadığı, ihmal edip başıboş bırakmayacağı bilinen bir husustur. Çünkü O hakîmdir, alîmdir, kadîrdir, rahîmdir. Kullarına rahmet ve hikmetinin bir gereği olarak Rahman olan Allah’a hiçbir şeyi ortak koşmaksızın bir ve tek olarak ibadet etmeyi emreden bu büyük Peygamberi göndermiştir. Aklı başında bir kişi yalnızca peygamber olarak gönderilmesinden onun doğru söylediğini anlar. Bu, bizzat onun Allah’ın Rasulü olduğuna dair büyük bir belgedir. İkinci hususa gelince, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’i tam anlamıyla tanıyan, peygamber olarak gönderilmesinden önceki hayatını, en mükemmel hasletlere sahip olarak yetişmiş olduğunu bilen, bundan sonra da üstün meziyetlerinin ve bakanların gözlerini kamaştıracak yüce ahlâkının daha da arttığını gören, işte bütün bunları bilen ve onun durumunu inceleyen kimse hiç şüphesiz bunların ancak kâmil peygamberlerin ahlâkı olduğunu bilir. Çünkü Yüce Allah sahip olunan nitelikleri, o niteliklerin sahibi olanları tanımaya, doğru ya da yalan söylediklerini tespit etmeye dair büyük bir delil olarak ortaya koymuştur. Üçüncü husus ise Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem’in getirmiş olduğu muazzam Şeriat’ı tanımaktır. Gerçek ve doğru haberleri, güzel emirleri, her türlü çirkini yasaklamayı ve göz kamaştırıcı mucizeleri içeren Kur’ân-ı Kerîm’i yakından bilmektir. İşte düşünülebilecek bütün mucize ve belgeler bu üç tür mucize ve belgenin kapsamına girmektedir. Yüce Allah’ın “müjdeleyici” buyruğu, “Sana itaat eden kimselere dünya ve âhirette mutluluk müjdesini ver”; “uyarıcı” ise “Sana isyan eden kimseleri dünya ve âhirette bedbaht olmak ve helâk olmakla uyar” demektir. “Sen cehennemliklerden sorumlu değilsin.” Cehennemlik oluşlarından dolayı sen sorumlu olmayacaksın. Sana düşen yalnızca tebliğ etmektir, hesaba çekmek ise bizim işimizdir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Müfessirlerin çoğunluğu, “bilgiden yoksun olanlar”ı müşrik Araplar diye açıklamışlardır. Ancak Ehl-i kitap mensuplarının da Hz. Peygamber’den bu tür istekte bulundukları bilinmektedir (bk. Nisâ 4/153). Bu iki zümre de, Hz. Peygamber’e iman etmeleri için Kur’an-ı Kerîm’in getirdiği bilgi ve delilleri yeterli görmüyor; Allah’ın doğrudan kendileriyle konuşması gibi güya daha kesin ve ikna edici kanıtlar istiyorlardı. Ancak âyette bunların, eski peygamberlerin dönemlerinde de inkârcılıkta ısrar edenlerce ileri sürülmüş olan samimiyetten uzak bahaneler olduğu (meselâ bk. Bakara 2/55, 108), bu bakımdan eski inkârcılarla yenilerin niyetleri arasında tam bir benzerlik bulunduğu bildirilmektedir. Oysa yüce Allah, gerçekten doğruları arayan, doğru inanç ve yaşayış konusunda samimi bir arayış içinde olanların yeterli bulacağı âyetleri, başta Kur’an-ı Kerîm olmak üzere çeşitli kanıtları açık seçik bildirmiş, onlar da bu sayede iman etmişlerdir. Diğerlerinin inkârları ise, bu kanıtların yetersiz oluşundan değil, İslâmiyet’i kabul etmemekte ön yargılı davranmalarından ve inatlarından kaynaklanmaktadır (Râzî, IV, 29). Bu sebeple, Enfâl sûresinde de bildirildiği gibi (8/23), Allah onların taleplerini yerine getirseydi yine de gerçeğe sırt çevireceklerdi.
Bakara Suresi 118. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Kitap ehli ve müşriklerden bilmeyenler hakka karşı inat ederek: "Allah arada vasıta olmadan bizimle neden konuşmuyor?" veya "Bize has bir mucize gelse ya?" dediler. Yaşadıkları zaman ve mekan farklı olsa bile bu sözün aynısını önceden peygamberlerini yalanlayan kavimler de söylemişti. Yaşadıkları zaman ve mekan farklı olsa bile geçmişte küfür, inat ve haddi aşan kimseler ile bunların kalpleri birbirine benzemektedir. Biz ayetleri, hakka kesin olarak inanacak bir toplum için açıkladık. Onlara şüphe gelmez ve inatçılık da onlara engel olmaz.