Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşleri
Biz bu Kuran'ı yabancı bir dil ile ortaya koysaydık: "Ayetleri uzun açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı bir dille söylenir mi?" derlerdi. De ki: "Bu, inananlara doğruluk rehberi ve gönüllerine şifadır." İnanmayanların kulaklarında ağırlık vardır ve onlara kapalıdır; sanki bunlara uzak bir mesafeden sesleniliyor da anlamıyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır
Eğer biz onu yabancı dilden bir Kur'ân yapsaydık onlar mutlaka: "Bu kitabın âyetleri genişçe açıklanmalı değil miydi? Arap bir peygambere yabancı dil, öyle mi?" derlerdi. Sen de ki: "O, iman edenler için bir hidayet ve şifadır." İman etmeyenlerin kulaklarında ise bir ağırlık vardır. Kur'ân onlara göre bir körlüktür. Sanki onlar uzak bir yerden çağrılıyorlar (da duymuyorlar).
Yaşar Nuri Öztürk
Eğer biz onu yabancı dilde bir Kur'an yapsaydık, elbette şöyle diyeceklerdi: "Ayetleri ayrıntılı kılınmalı değil miydi? /Arap'a yabancı dil mi? /ister yabancı dilde, ister Arapça!" De ki: "O, iman edenler için bir kılavuz, bir şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır. Ve Kur'an, onlar için bir körlüktür. Böylelerine, çok uzak bir mekândan seslenilmektedir."
Süleyman Ateşen ayrışan
Eğer biz onu, yabancı (dilde) bir Kur'an yapsaydık derlerdi ki: "Ayetleri (anlayacağımız) bir dille açıklanmalı değil miydi? Araba yabancı söz mü (geliyor)?" De ki: "O, inananlar için bir yol gösterici ve (gönüllere) şifadır. İnanmayanlara gelince, onların kulaklarında bir ağırlık vardır ve o, onlara bir körlüktür. (Sanki) Onlar, uzak bir yerden çağırılıyorlar (da duymuyorlar).
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.5%
İngilizce
And if We had made it a non-Arabic Qur'an, they would have said, "Why are its verses not explained in detail [in our language]? Is it a foreign [recitation] and an Arab [messenger]?" Say, "It is, for those who believe, a guidance and cure." And those who do not believe - in their ears is deafness, and it is upon them blindness. Those are being called from a distant place
Fransızca
Si Nous en avions fait un Coran en une langue autre que l'arabe, ils auraient dit: «Pourquoi ses versets n'ont-ils pas été exposés clairement? quoi? Un [Coran] non-arabe et [un Messager] arabe?» Dis: «Pour ceux qui croient, il est une guidée et une guérison». Et quant à ceux qui ne croient pas, il y a une surdité dans leurs oreilles et ils sont frappés d'aveuglement en ce qui le concerne; ceux-là sont appelés d'un endroit lointain
İspanyolca
Si hubiera revelado el Corán en otro idioma habrían dicho [los incrédulos de entre tu pueblo]: "¿Por qué no fue explicado detalladamente en forma clara?" ¡Qué! ¿Una revelación no árabe para un Profeta árabe? Diles: "Este Libro es guía y salud para los creyentes; pero de los que se niegan a creer sus oídos son sordos y no comprenden. [Se comportan] como si se los llamara de un lugar muy lejano
Rusça
Если бы Мы сделали его Кораном не на арабском языке, то они непременно сказали бы: «Почему его аяты не разъяснены? Неарабская речь и араб?». Скажи: «Он является верным руководством и исцелением для тех, которые уверовали. А уши неверующих поражены глухотой, и они слепы к нему. Это - те, к которым взывают издалека»
Endonezce
Dan sekiranya Alquran Kami jadikan sebagai bacaan dalam bahasa selain bahasa Arab niscaya mereka mengatakan, "Mengapa tidak dijelaskan ayat-ayatnya?" Apakah patut (Alquran) dalam bahasa selain bahasa Arab sedang (rasul), orang Arab? Katakanlah, "Alquran adalah petunjuk dan penyembuh bagi orang-orang yang beriman. Dan orang-orang yang tidak beriman pada telinga mereka ada sumbatan, dan (Alquran) itu merupakan kegelapan bagi mereka.776) Mereka itu (seperti) orang-orang yang dipanggil dari tempat yang jauh
Bengalce
আমি যদি একে অনারব ভাষায় কোরআন করতাম, তবে অবশ্যই তারা বলত, এর আয়াতসমূহ পরিস্কার ভাষায় বিবৃত হয়নি কেন? কি আশ্চর্য যে, কিতাব অনারব ভাষায় আর রসূল আরবী ভাষী! বলুন, এটা বিশ্বাসীদের জন্য হেদায়েত ও রোগের প্রতিকার। যারা মুমিন নয়, তাদের কানে আছে ছিপি, আর কোরআন তাদের জন্যে অন্ধত্ব। তাদেরকে যেন দূরবর্তী স্থান থেকে আহবান করা হয়।
Şayet biz bu Kur'an'ı Arap dilinden başka bir dilde indirmiş olsaydık, onlardan kâfir olanlar şöyle derlerdi: "Ayetleri tafsilatlı açıklanmalı değil miydi ki anlayabilelim? Onu getiren Arap iken, Kur'an başka bir dilde olabilir mi?" -Ey Resul!- Onlara de ki: "Kur'an - Allah'a iman eden ve resullerini doğrulayan kimseler için -sapıklıktan doğruluğa bir hidayet rehberi, göğüslerdeki cehalete ve bu cehalete tabi olan şeylere karşı bir şifadır. Allah'a iman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'an, onlara karşı bir körlüktür, onu anlamazlar. Bu özelliklere sahip olan kimseler sanki uzak bir yerden kendilerine sesleniliyor da, onlara seslenenin sesini nasıl duysunlar?"
44- Eğer Biz Kur’ân’ı yabancı (Arapça dışında) bir dilde indirseydik elbette ki onlar: “Onun ayetlerinin açıkça anlaşılır (bir dilde) olması gerekmez miydi? Araba Arapça olmayan kitap mı (olurmuş hiç)?” diyeceklerdi. De ki:“O, iman edenler için bir hidâyet ve şifadır. İman etmeyenlere gelince onların kulaklarında (ona karşı) bir ağırlık vardır ve o, onların kör noktasıdır. Onlar, kendilerine çok uzak bir yerden seslenilen (o nedenle de hiçbir şey duyup anlamayan kimseler gibidirler).”
44. Yüce Allah, lütuf ve keremini bize haber vermektedir. Çünkü O, Arap olan peygambere kavminin dili ile onlara açıklamalarda bulunması için Arapça bir kitap indirmiştir. Bu ise bu kitaba daha çok önem vermeyi, onu kabul ve teslimiyet ile karşılamayı gerektirir. Eğer bu Kur’ân-ı Kerîm, Arapça olmayan bir dil ile indirilmiş olsa idi, inkarcılar mutlaka itiraz eder:“Onun ayetlerinin açıkça anlaşılır (bir dilde) olması gerekmez miydi?” Neden açık ve anlaşılır değil? Niye gereği gibi beyan edilmemiş? “Araba Arapça olmayan kitap mı (olurmuş hiç)?” diyeceklerdi. Yani nasıl olur Muhammed Arap iken, kitap Arapça değil? Böyle bir şöy olamaz. Yüce Allah batıl ehlinin, Kitabı hakkında şüphe etmelerine sebep teşkil edecek her bir hususu ortadan kaldırmış, bu Kitabı ona itaat ile bağlanmayı gerektirecek her bir sıfatla donatmıştır. Ancak ilâhî tevfike mazhar olan mü’minler, bu Kitaptan gereği gibi yararlanır ve onunla yücelelirler. Diğerleri ise tam aksi durumda kalırlar. Bundan dolayı Yüce Allah şöyle buyurmaktadır:“De ki: O, iman edenler için bir hidâyet ve şifadır.” Onları doğru yola, sırat-ı müstakime iletir. Onlara tam anlamı ile hidâyetlerini gerçekleştirecek şekilde faydalı bilgileri öğretir. Hem bedenî hem kalbî hastalıklara karşı da onlar için bir şifadır. Çünkü bu Kitap, kötü huylardan ve çirkin amellerden sakındırır, buna karşılık günahları yıkayan, kalplere şifa veren samimi tevbeyi teşvik eder. Kur’ân’a “iman etmeyenlere gelince onların kulaklarında (ona karşı) bir ağırlık vardır.” Yani ona karşı sağırdırlar ve ondan yüz çevirirler. “Ve o, onların kör noktasıdır.” O Kitabın gösterdiği doğru yolu görmezler, onunla hidâyet bulmazlar. Bu kitap, ancak onların sapıklıklarını artırır. Onlar hakkı reddettikleri vakit körlüklerine körlük katmış, sapıklıklarına sapıklık katmış oldular. “Onlar, kendilerine çok uzak bir yerden seslenilen (o nedenle de hiçbir şey duyup anlamayan kimseler gibidirler).” Onlar, imana davet edilirler, fakat bu daveti kabul etmezler. Tıpkı uzakça bir yerde bulunup da kendisine seslenilen ama ne çağıranın sesini işiten ne de seslenen kimseye cevap veren kimse gibidirler. Yani bu Kur’ân-ı Kerîm’e iman etmeyenler, onun hidâyetinden yararlanamazlar. Onun nuru ile göremezler, ondan hiçbir şekilde yararlanamazlar. Çünkü onlar, yüz çevirmek ve küfre sapmak sureti ile hidâyetin kapılarını kendi yüzlerine kendileri kapatmış kimselerdir.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Kur’an-ı Kerîm’in ilk muhatapları Araplar olduğu için onun Arap diliyle indirilmesi de doğaldır. Eğer başka bir dilde indirilseydi âyette belirtilen itirazı öne sürenler haklı olacaklardı. Bu âyet, Kur’an’ın Arap olmayan toplumlar tarafından anlaşılıp gereğinin yerine getirilebilmesi için o toplumların dillerine çevrilmesi gerektiğine de işaret etmektedir. Ancak bu çeviriler, Kur’an’ın anlam ve içeriğini yansıtması bakımından elbette değerli olmakla birlikte, “Allah’ın muradını eksiksiz kuşatan ve anlatan, dolayısıyla ilâhî kelâm olarak özel değer taşıyan asıl kutsal kitap” anlamında Kur’an, orijinal Arapça metinden ibarettir; çeviriler ise bu metni okuyanın, yetenekleri ölçüsünde ondan anlayabildiği, anladıklarını kendi kelimeleriyle ifade ettiği beşerî eserlerdir (Kur’an’ın Arapça indirilmesinin gerekçeleri hakkında ayrıca bk. Zümer 39/28). Sonuç itibariyle Kur’an, mânalarının anlaşılması ve hükümlerinin yerine getirilmesi için indirilmiştir; Arapça bilenler orijinal metninden, bilmeyenler çeviri ve tefsirlerinden yararlanarak onun içeriği hakkında bilgi edinebilirler. Ancak âyet, Kur’an’ın rehberliğinden, ruhlara şifa verici anlamlarından yararlanmanın bir iman konusu olduğuna; Kur’an’ın ilkelerini ve hedeflerini kendi sosyal, ekonomik, siyasal vb. konumlarına ve hedeflerine engel gören, bu nedenle Kur’an’a ön yargılı bakan inkârcıların, onun gerçek anlamını ve yol göstericiliğini de kavrayamayacaklarına dikkat çekmektedir. “Kur’an onlara kapalıdır”; çünkü amaçları Kur’an’ı anlamak değil, 26. âyette anılan davranışlarıyla da ortaya koydukları gibi onu etkisiz kılmaktır. Âyetin, “(sanki) onlara uzaktan sesleniliyor” anlamındaki son cümlesi, bu tutumlarıyla onların Kur’an’ın ruhuna ve anlamına ne kadar uzak olduklarına işaret etmektedir.
Râzî’ye göre (XXVII, 133-134) Kur’an’a inanmamakta haklı olduklarını göstermek için türlü bahaneler arayan, gerekçeler icat etmeye çalışan putperestlerin, sûrenin başında geçen “Bizi çağırdığın şeylere karşı kalplerimizin (akıllarımızın) üzerinde örtüler, kulaklarımızda da bir sağırlık var; seninle bizim aramızda bir perde bulunmaktadır” meâlindeki sözlerine bu sûre bütünüyle bir cevap oluşturmaktadır. Nitekim daha sûrenin başında Kur’an-ı Kerîm’in başlıca özellikleri anlatılırken, “Bilen bir topluluk için âyetleri apaçık anlaşılır hale getirilmiş Arapça okunan bir kitaptır” buyurulmuştu. 44. âyette de Kur’an’a karşı itirazlar üretmeye çalışanlara şu cevap verilmektedir: Eğer Kur’an Arapça’dan başka bir dilde inseydi, doğal olarak onu anlayamayacağınız için anılan sözlerinizde haklı olabilirdiniz; ama Kur’an kendi dilinizde indiğine göre artık onu anlamadığınızı ileri sürmeniz bir yalandan ibarettir.
Râzî, âyet metnindeki “hüdâ” kelimesini, Kur’an’ın bütün iyiliklere rehber ve bütün mutluluklara vesile olmasıyla; “şifâ” kelimesini ise Kur’an’ın rehberliğinden yararlanıp hidayete ulaşan insanın inkâr ve cehâlet hastalıklarından kurtulmasıyla izah eder (XXVII, 134).
Şayet biz bu Kur'an'ı Arap dilinden başka bir dilde indirmiş olsaydık, onlardan kâfir olanlar şöyle derlerdi: "Ayetleri tafsilatlı açıklanmalı değil miydi ki anlayabilelim? Onu getiren Arap iken, Kur'an başka bir dilde olabilir mi?" -Ey Resul!- Onlara de ki: "Kur'an - Allah'a iman eden ve resullerini doğrulayan kimseler için -sapıklıktan doğruluğa bir hidayet rehberi, göğüslerdeki cehalete ve bu cehalete tabi olan şeylere karşı bir şifadır. Allah'a iman etmeyenlerin kulaklarında bir ağırlık vardır. Kur'an, onlara karşı bir körlüktür, onu anlamazlar. Bu özelliklere sahip olan kimseler sanki uzak bir yerden kendilerine sesleniliyor da, onlara seslenenin sesini nasıl duysunlar?"