Diyanet İşlerien ayrışan
Yoksa sen Mağara ve Kitap ehlini şaşılacak ayetlerimizden mi zannettin
Elmalılı Hamdi Yazır
Yoksa sen Ashabı Kehf'i ve Rakim'i (isimlerinin yazılı bulunduğu taş kitabeyi) şaşılacak âyetlerimizden mi sandın?
Yaşar Nuri Öztürk
Yoksa sen o Ashab-ı Kehf'i, mağara ve kitabe yâranını, bizim ayetlerimizden, hayrete düşüren bir tanesi mi sandın?
Süleyman Ateş
Yoksa sen, sadece Kehf ve Rakim sahiplerinin bizim şaşılacak ayetlerimizden olduklarını mı sandın? (onlardan başka çok daha acaip ayetlerimiz vardır. Arzı yeşertip sonra kurutmamız da şaşılacak ayetlerimizden değil midir?)
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Resul!- Sadece Ashâb-ı Kehf'in ve isimlerinin yazılı bulunduğu levhanın kıssasının şaşılacak ayetlerimizden olduğunu zannetme. Bilakis göklerin ve yerin yaratılışı gibi diğerleri daha çok şaşılacak şeylerdir.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
9- Sen, Kehf ve Rakîm ashabını âyetlerimizin hayret edileceklerinden mi sandın? 10- Hani, o gençler bir mağaraya sığınmış ve şöyle demişlerdi:“Rabbimiz, bize katından bir rahmet ver ve işimizde doğruya ulaşmayı bize kolaylaştır!” 11- Bunun üzerine biz de mağarada kulaklarına perde çekip yıllarca (onları uyuttuk). 12- Sonra da iki zümreden hangisinin, (mağarada) kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini ortaya çıkarmak için onları uyandırdık.
9. “Sen, Kehf ve Rakîm ashabını âyetlerimizin hayret edileceklerinden mi sandın?” Bu, hem olumsuzluk hem de yasaklama anlamında bir sorudur. Yani sen, Kehf ashabı kıssasını, onların başlarından geçenleri, Yüce Allah’ın âyetleri (mucizeleri ve ibretli işleri) arasında şaşılacak ve hikmeti çerçevesinde görülmedik, eşi ve benzeri olmayan bir şey sanma! Aksine Yüce Allah’ın, Kehf ashabındaki ayetleri türünden hatta ondan da büyük olan hayret edilecek pek çok ayetleri vardır. Allah, kullarına hem dış dünyada hem de kendi nefislerinde, hakkı batıldan ve hidâyeti sapıklıktan açıkça ayırt edecekleri türlü âyetler gösterip durur. Bu olumsuzlamadan kasıt, Kehf ashabının kıssasının hayret edilecek işlerden olmadığının ifade edilmesi değildir. Aksine bu kıssa, elbette ki Allah’ın hayret edilecek ve şaşılacak âyetlerindendir. Bu olumsuzlamadan esas maksat, bunun türünden daha pek çok âyet olduğunu ifade etmektir. O nedenle yalnızca bunu hayret edilecek ve garip karşılanacak bir âyet olarak görmek, ilim ve akıl açısından bir eksikliktir. Aksine mü’minin görevi, Yüce Allah’ın haklarında düşünmeye çağırmış olduğu bütün âyetleri üzerinde tefekkür etmektir. Çünkü bu âyetler, imanın anahtarı, ilme ve kesin bilgiye ulaşmanın yoludur. Bu kişilerin dağda bulunan mağara demek olan “Kehf” ile isim ve kıssalarının yazıldığı kitabe/yazıt anlamındaki “Rakîm”e izafe edilerek “Kehf ve Rakîm ashabı” diye anılmaları çok uzun bir süre orada kalmalarından dolayıdır.
10. Daha sonra Yüce Allah, onların ilerde genişçe açıklayacağı kıssalarını önce özetle zikrederek şöyle buyurmaktadır:“Hani o gençler” kavimlerinin kendilerini dinlerinden dönmek için işkenceye maruz bırakmalarından korunup kendilerini himaye etmek istemişler ve “bir mağaraya sığınmış ve şöyle demişlerdi: Rabbimiz, bize tarafından” kendisiyle bize sebat vereceğin, bizi kötülükten koruyacağın ve hayra muvaffak kılacağın “bir rahmet ver ve işimizde doğruya ulaşmayı bize kolaylaştır!” Doğruya ulaştıran her yolu bize kolaylaştır, din ve dünya işimizi ıslah eyle! Böylelikle onlar hem fitneden kaçıp kurtulmak kastı ile saklanabilecekleri bir yere doğru koşup gitmiş hem de Yüce Allah’tan işlerini kolaylaştırmayı niyaz etmişlerdir. Ayrıca ne kendilerine ne de diğer yaratıklara bel bağlamamışlardır. İşte bundan dolayı Yüce Allah, onların dualarını kabul buyurmuş ve onlara akıllarına bile gelmeyen bir imkân nasip etmişti.
11. “Bunun üzerine biz de mağarada kulaklarına perde çekip yıllarca” üç yüz dokuz yıl “(onları uyuttuk).” Sözü edilen bu uyku sayesinde kalpleri ıztırap ve korkuya karşı korunduğu gibi kendileri de kavimlerinden de korunmuş oldular. Ayrıca bununla apaçık bir mucize de gerçekleşmiş oldu.
12. “Sonra da iki zümreden hangisinin, (mağarada) kaldıkları süreyi daha iyi hesap ettiğini” yani onların kaldıkları süreyi daha iyi tespit ettiğini “ortaya çıkarmak için onları uyandırdık.” Nitekim Yüce Allah ilerde şöyle buyurmaktadır: “İşte böylece kendi aralarında soruştursunlar diye onları uyandırdık.”(el-Kehf, 18/19) Onların kaldıkları sürenin bilinmesi ve hesabın iyice tesbit edilmesi ile Allah’ın kudretinin kemali, O’nun hikmeti ve rahmeti de bilinmiş oldu. Eğer uykuları devam edip gitseydi onların kıssaları ile ilgili bu hususların hiç birisi bilinmeyecekti.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yüce Allah, kıyametin kopacağını ve âhirette ölülerin diriltileceğini insanların daha kolay kavrayabilmeleri için 9-26. âyetlerde ibret verici bir olaya, “Ashâb-ı Kehf” kıssasına yer vermektedir.
Kehf “dağda bulunan büyük ve geniş mağara”; Ashâb-ı Kehf ise, “mağara arkadaşları” demek olup bir mağarada yıllarca uyutulduktan sonra tekrar uyandırıldıkları haber verilen kişiler” hakkında kullanılmıştır. Rakîmin ne olduğu hakkında kaynaklarda farklı görüşler yer almaktadır: Sözlükte rakîm “yazılı belge, kitâbe” anlamına geldiği için, “Ashâb-ı Kehf’in adlarının veya maceralarının yazılıp mağaranın kapısına yerleştirilmiş bulunan bir kitâbe, taş veya madenî levhadır” diyenler olduğu gibi, Ashâb-ı Kehf’in içinde bulunduğu vadinin veya dağın ya da memleketlerinin, hatta köpeklerinin adı olduğunu ileri sürenler de vardır (krş. Taberî, XV, 197-199; A. J. Wensinck, “Ashâbü’l-Kehf”, İA, IV, 372; Ömer Faruk Harman, “Ashâb-ı Kehf”, İFAV Ans., I, 167).
Bazı hadis kaynaklarında Ashâb-ı Rakîm’in, Ashâb-ı Kehf’in dışında üç kişilik bir topluluk olup yağmurlu bir günde bir mağaraya sığınan, bir kayanın yuvarlanıp mağaranın ağzını kapatması üzerine yaptıkları iyilikleri anarak Allah’a yakaran ve duaları kabul edilerek mağaradan kurtulan kişiler olduğu da nakledilmektedir (Buhârî, “Enbiyâ”, 52; Müsned, IV, 274). Ancak bu sûredeki anlatım ve olaylar dizisi böyle bir yoruma uygun düşmüyor, söz konusu hadis bir başka olayla ilgili olmalıdır.
Ashâb-ı Kehf’in, Hz. Îsâ’nın dinine mensup gençler olduğuna dair çeşitli rivayetler bulunmakla birlikte (Taberî, XV, 200) Kur’an-ı Kerîm, bu konuda açıklama yapmamış, ancak ibret alınması için bazı yönleriyle tasvir etmiştir. Olay kısaca şöyledir: Putperest bir kavmin içinde Allah’ın varlığına ve birliğine inanan birkaç genç, bu inançlarını dile getirip putperestliğe karşı çıkmış, onların zulüm ve baskılarından korunmak için bir mağaraya sığınmışlar; yanlarındaki köpekleriyle birlikte mağarada derin bir uykuya dalan bu gençler muhtemelen 309 yıl sonra uyanmışlardır. Burada bir gün veya daha kısa bir süre uyuduklarını sanan gençler, içlerinden birini yiyecek almak üzere şehre gönderdiklerinde, onların durumunu öğrenen insanlar Allah’ın vaadinin hak olduğuna ve kıyametin mutlaka geleceğine inanmışlardır. Kıssanın ana hatları bu olup ileride âyetlerin tefsirinde daha geniş olarak tekrar ele alınacaktır.
Kur’an-ı Kerîm olayın nerede ve ne zaman meydana geldiğine dair bilgi vermediği gibi, bu gençlerin sayıları hakkındaki iddiaları da, “karanlığa taş atma” yani bir bilgiye dayanmadan gelişigüzel yapılan bir tahmin olarak nitelemekte ve bunu ancak Allah’ın bilebileceğini haber vermektedir (bk. âyet 22).
Ölümden sonra dirilişin bir misali olmak üzere uzun süre uyuyup da yeniden uyanma hadisesi İslâm’ın dışındaki diğer bazı dinlerde de mevcuttur. Hint kutsal kitaplarında bir tek kişinin uzun süre uykuda kalması olayına rastlandığı gibi, yahudilerin kutsal kitabı olan Talmud’da da bir şahsın yetmiş yıl, bir başkasının altmış yıl uyuduktan sonra tekrar uyandıkları anlatılmaktadır. Aynı hadise Hıristiyanlık’ta “Efes’in yedi uyurları” adıyla anılmaktadır (Ömer Faruk Harman, “Ashâb-ı Kehf”, İFAV Ans., I, 167).
Medine’deki yahudi âlimlerinden Ashâb-ı Kehf hakkında bilgi alan Mekkeliler, olayı hayret verici buldular ve Hz. Peygamber’i imtihan etmek için olay hakkında ona sorular sordular. Kıssa bu sorulara cevap olarak nâzil oldu. Allah tarafından Hz. Peygamber’e yöneltilen 9. âyetteki soruya bakıldığında onun da olayı şaşırtıcı bulduğu anlaşılmaktadır. Ancak onun bu durumu olayın niteliğinden yani ilginç oluşundan kaynaklanıyordu.