Diyanet İşleri
Böylece, Allah'ın sözünün gerçek olduğunu ve kıyametin kopmasından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık. Nitekim halk, bunların hakkında çekişip duruyor: "Onların mağaralarının çevresine bir bina kurun" diyorlardı. Oysa, Rableri onları çok iyi bilir. Tartışmayı kazananlar: "Onların mağaralarının çevresinde mutlaka bir mescid kuracağız" dediler
Elmalılı Hamdi Yazıren ayrışan
Böylece insanları onlardan haberdar kıldık ki, öldükten sonra dirilmenin hak olduğunu ve kıyamet gününden şüphe edilemeyeceğini bildirmek için, öylece şehir halkına buldurduk. Onları mağarada bulanlar, aralarında durumlarını tartışıyorlardı. Dedilerki: "Üstlerine bir bina (kilise) yapın. Bununla beraber Rableri, onları daha iyi bilir." Sözlerinde üstün gelen müminler: "Üzerlerine muhakkak bir mescid yapacağız." dediler.
Yaşar Nuri Öztürk
Böylece insanları onlar hakkında bilgilendirdik ki, Allah'ın vaadinin hak, kıyamet saatinin de kuşkusuz olduğunu bilsinler. Çünkü onlar, aralarında mağara yaranının durumunu tartışıyorlardı. "Onların üstüne bir bina kurun." dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onlar hakkında görüşleri galip gelenlerse şöyle dediler: "Üzerlerine mutlaka bir mescit edineceğiz."
Süleyman Ateş
(Nasıl onları uyutup sonra uyandırdıksa yine) böylece onları (bazı insanlara) buldurduk ki, Allah'ın (öldükten sonra diriltme) va'dinin gerçek olduğunu ve (Duruşma) saatin(in geleceğin)de asla şüphe olmadığını bilsinler. (Bulanlar), o sırada kendi aralarında onların durumlarını tartışıyorlardı: "Onların üstüne bir bina yapın!" dediler. Rableri onları daha iyi bilir. Onların işine gaalip gelen(yetkili)ler: "Mutlaka onların üstüne bir mescid yapacağız" dediler.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Ve onları uzun yıllar boyunca uyutup sonra da uyandırarak kudretimizi gösteren harikulade işleri onlara (Ashâb-ı Kehf) yaptığımız gibi, onları hemşehrilerine de gösterdik ki, hemşehrileri Allah'ın, Müminlere olan yardım vaadinin ve yeniden diriliş vaadinin hak olduğunu bilsinler. Kıyamet mutlaka gerçektir, gelecektir. Bunda bir şüphe yoktur. Ashâb-ı Kehf'in gizli durumları ortaya çıktıktan sonra onlar yaşamlarına devam edip ardından öldüler. Onların bu durumuna şahit olanlar haklarında ne yapacakları hususunda ihtilafa düştüler. İnsanlardan bir grup onları korumak ve himaye etmek için mağaralarının kapısına bir duvarın örülmesini istediler. Rableri onların halini daha iyi bilir. Bu halleri Rablerinin katında onlara ait bir hususiyetin olduğunu gösterir. Nüfuz ve otorite sahiplerinden ilimsiz olup, sahih bir davetleri bulunmayanlar, Ashâb-ı Kehf'e değer vermek ve onlara ait yerlerin hatırlanması adına orada ibadet maksadıyla bir mescit bina edelim dediler.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
21- Böylece Allah’ın (diriliş) vaadinin hak olduğunu ve kıyametin kopacağında asla şüphe bulunmadığını bilsinler diye insanların, onlardan haberdar olmalarını sağladık ki o sırada onlar, aralarında (kıyamet ve diriliş) meselesini tartışıyorlardı. (Onların ölümlerinden sonra) bazıları: “Üzerlerine bir bina yap(ıp kendi hallerine bırak)ın; Rableri onların durumunu daha iyi bilir” dediler. İdareyi elinde bulunduranlar ise:“Biz, mutlaka yanlarında bir mescid edineceğiz” dediler.
21. Yüce Allah, insanları ashab-ı kehfin durumundan haberdar ettiğini bildirmektedir. Doğrusunu en iyi Allah bilir ama bu, uyanmalarından ve içlerinden birisini kendilerine yiyecek almak üzere göndermelerinden, kendisini saklayıp durumlarını gizli tutmasını söylemelerinden sonra olmuştur. Yüce Allah, insanların faydasına, onların da daha çok ecir almalarına sebep olacak bir hususun gerçekleşmesini murad etmişti. Şöyle ki insanlar, Allah’ın diriliş vaadinin hak olduğuna, onda şüphe ve tereddüt bulunmadığına dair Allah’ın âyetlerinden gözle görülür birini onların şahıslarında somut olarak görmüşlerdir. Halbuki daha önceden onların durumunu kendi aralarında tartışıp duruyorlardı. Onlardan kimi, Allah’ın bu vaadini ve amellerin karşılığının görüleceğini kabul ederken kimi de bunu reddediyordu. Şanı Yüce Allah, onların kıssalarını mü’minlerin basiret ve yakînini arttırıcı bir sebep, inkârcılara karşı da bir delil kıldı. Böylelikle onlar da bu hususta ecir almış oldular ve Allah, durumlarını aşikar etti ve onların kadr-u kıymetlerini yükseltti. Öyle ki hallerini bilenler onları yüceltmeye başladılar ve “üzerlerine bir bina yapın”, onların durumlarını ve âkıbetlerini en iyi bilen Allah’tır, dediler. İdareyi elinde bulunduran emir ve yetki sahibi kimseler ise “biz, mutlaka yanlarında bir mescid edineceğiz” Bu mescidde Allah’a ibadet edecek ve orada onların hallerini, başlarından geçenleri hatırlayacağız, dediler. Ancak böyle bir şey, yasak kılınmıştır. Zira Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem bunu yasaklamış ve bunu yapanları yermiştir. Bu olayın burada söz konusu edilmesi, böyle bir işin yerilmediğine delil teşkil etmez. Çünkü ifadeler, ashab-ı kehf’in durumu ve onlardan övgüyle söz edilmesi sadedindedir. O insanlar ise bunda etkilenerek öyle bir hale gelmişlerdir ki “Bunlar üzerinde bir mescid bina edin”, demişlerdir. Oysa daha önce ashab-ı kehf, kavimlerinden yana son derece korkuya kapılmış ve onların kendilerini fark etmesinden çok endişe etmişlerdi. Sonunda ise durum, işte bu hale varmıştı. u kıssada fitnelerden kurtulmak kastıyla dinini korumak için yurdundan kaçan kimseleri Allah’ın bu fitnelerden esenliğe kavuşturacağına, afiyet bulmak isteyene Allah’ın afiyet vereceğine, Allah’a sığınan kimseyi Allah’ın himayesine alacağına ve onu başkasına hidâyet sebebi kılacağına delil vardır. Yine Allah yolunda ve O’nun rızası için zillete katlanan kimsenin akıbetinin, ummadığı bir yerden çok büyük bir izzete kavuşmak ve güçlenmek olacağına da delildir. “Allah’ın katındakiler, iyiler için daha hayırlıdır.”(Âl-i İmran, 3/198)
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Yeniden dirilmenin mümkün olduğunu ispatlayan bu olağan üstü gelişmelerin ardından yüce Allah, bu gençleri ya aynı zamanda vefat ettirdi veya her biri bir süre yaşadıktan sonra ecelleri geldikçe öldüler ve aynı mağaraya defnedildiler. İnsanlar mağarayı buldukları veya bu gençlerle ilgili hikâye dillerde dolaştığı için Ashâb-ı Kehf’in mağarada kaldıkları süreyi ve oradaki durumlarını aralarında tartışıyorlardı. Bazı kimseler, bu gençlerin naaşlarının mağarada oldukları gibi kalmaları ve ziyaretçiler tarafından rahatsız edilebilecek davranışlardan korunmaları için mağaranın üzerine bir bina yapılmasını teklif ettiler. Şehrin yöneticileri ise mağaranın üstüne bir mâbed yaptıracaklarını bildirdiler.
İyi kimselere saygı göstermek maksadıyla onların kabirleri üzerine mâbed yapmak örf haline gelmişti. Bu gelenek neticede insanları putperestliğe götürdüğü için Hz. Peygamber yasaklayıp bunu yapan yahudi ve hırıstiyanları da kınamıştır (Buhârî, “Salât”, 48; Müslim, “Mesâcid”, 19). Ayrıca şu uyarıda da bulunmuştur: “İyi biliniz ki sizden önceki ümmetler, peygamberlerinin ve iyi kimselerinin kabirlerini mescid edinmişlerdi. Sakın siz kabirleri mescid edinmeyiniz; size bunu yasaklıyorum!” (Müslim, “Mesâcid”, 23).