Önceki ayet· 15:86Sonraki ayet· 15:88

Hicr Suresi 87. Ayet· 15:87

↗ Hicr suresi
Mekki
وَلَقَدۡ ءَاتَيۡنَٰكَ سَبۡعٗا مِّنَ ٱلۡمَثَانِي وَٱلۡقُرۡءَانَ ٱلۡعَظِيمَ
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik
Meal ihtilafı: 5% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
And olsun ki, sana daima tekrarlanan yedi ayetli Fatiha'yı ve Kuran-ı Azim'i verdik
Elmalılı Hamdi Yazır
Andolsun ki, biz sana tekrarlanan yedi âyeti (Fatihayı) ve yüce Kur'ân'ı verdik.
Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun ki, biz sana ikişerlerden/ikililerden/iç içe kıvrımlar halindeki çift mânalılardan yedi taneyi ve şu büyük Kur'an'ı verdik.
Süleyman Ateşen ayrışan
Andolsun sana ikililerden yedi ve bu büyük Kur'an'ı verdik.
Diller arası (7 dil)ıraksama 12.7%
İngilizce
And We have certainly given you, [O Muhammad], seven of the often repeated [verses] and the great Qur'an
Fransızca
Nous t'avons certes donné «les sept versets que l'on répète», ainsi que le Coran sublime
İspanyolca
Te he distinguido con la revelación de los siete versículos que se reiteran como parte del grandioso Corán
Rusça
Мы даровали тебе семь часто повторяемых сур или аятов и великий Коран
Endonezce
Dan sungguh, Kami telah memberikan kepadamu tujuh (ayat) yang (dibaca) berulang-ulang445) dan Alquran yang agung
Bengalce
আমি আপনাকে সাতটি বার বার পঠিতব্য আয়াত এবং মহান কোরআন দিয়েছি।
Çince
我确已赏赐你常常反复诵读的七节经文和伟大的《古兰经》。
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Elbette biz sana, yedi ayetten oluşan Fatiha suresini verdik. O Yüce Kur'an'dır.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
87- Andolsun ki biz sana tekrarlanan yediyi ve Kur’an-ı Azîm’i verdik. 88- Sakın onlardan bazı grupları faydalandırdığımız şeylere gözlerini dikme ve onlar için üzülme. Müminlere de kanadını ger. 89- Ve de ki:“Şüphesiz ben, evet ben (azaba karşı) açık bir uyarıcıyım.” 90- Tıpkı yemin edenlere indirdiğimiz (azap) gibi! 91- O, Kur’an’ı parça parça ayıranlara! 92- Rabbine andolsun ki onların hepsine elbette soracağız; 93- Yapmakta oldukları şeyleri. 94- O halde emrolunduğunu açıkça bildir ve müşriklerden yüz çevir! 95- O alay edip duranlara karşı muhakkak ki biz sana yeteriz. 96- Onlar ki Allah ile beraber başka bir ilâh tanırlar. Ama ilerde bilecekler! 97- Biz elbette biliyoruz ki onların söylediklerinden dolayı göğsün daralıyor. 98- O halde Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol! 99- Ve sana yakîn gelinceye kadar Rabbine ibadet et! 87. Yüce Allah Rasûlüne olan lütfunu dile getirerek:“Andolsun ki biz sana tekrarlanan yedi (ayeti) ve Kur’an-ı Azîm’i verdik” buyurmaktadır. “Tekrarlanan yedi” sahih görüşe göre ya yedi uzun sureyi teşkil eden Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En’âm, A’râf ve Enfâl ile birlikte Tevbe sûreleridir yahut da yedi âyet olması dolayısı ile Fatiha suresidir. Bu durumda “Kur’an-ı Azîm”in atfı, genelin özele atfı kabilinden olur. Çünkü bu tekrarlanan yedide; tevhid, gaybî bilgiler, yüce hükümler çokça geçmekte ve sıkça tekrarlanmaktadır. Tekrarlanan yedinin Fatiha olduğu görüşüne göre de anlam şöyle olur: Bu sûre, namazda her bir rekatte tekrarlanan yedi âyetten oluşmaktadır. Yüce Allah, tekrarlanan yedi ile birlikte Kur’an-ı Azîm’i Peygamber’e verdiğine göre yarışacak kimselerin yarışabilecekleri en üstün şeyleri vermiş, müminlerin sevinmelerine sebep olacak en büyük ihsanı lütfetmiş demektir. “De ki: Allah’ın lütfu ve rahmeti ile, işte bunlarla sevinsinler. Bu, onların topladıklarından daha hayırlıdır.”(Yunus, 10/58) Bundan dolayı bir sonraki âyet-i kerimede şöyle buyurulmaktadır: 88. “Sakın onlardan bazı grupları faydalandırdığımız şeylere gözlerini dikme!” Yani bu lüks içerisinde bulunanların faydalandığı ve cahillerin de aldandığı o dünya zevklerine düşünceni meşgul edecek şekilde beğeni ile bakma! Allah’ın sana vermiş olduğu tekrarlanan yedi ve Kur’an-ı Azim ile bunlara muhtaç olmadığını bil, onlarla yetin. “Onlar için üzülme.” Çünkü onlardan hayır umulmaz, bir fayda gelmesi de beklenmez. Onlar yerine mü’minler senin için en güzel karşılık ve en üstün bir bedeldir. “Müminlere de kanadını ger!” Onlara yumuşak davran, onlara karşı huyun güzel olsun, onlara sevgi, ikram ve muhabbetle davran. 89. “Ve de ki: Şüphesiz ben, evet ben (azaba karşı) açık bir uyarıcıyım.” Yani uyarıcılık görevini yerine getir ve risaleti eda et. Uzağa da yakına da, dosta da düşmana da tebliğ yap. Sen bunu yapacak olursan onların hesabından sana bir şey düşmez, senin hesabından da onlara bir şey düşmez. 90. “Tıpkı” insanları Allah’ın yolundan alıkoymak için çalışan ve senin getirdiklerinin batıl olduğu hususunda “yemin edenlere” bir ceza olarak “indirdiğimiz (azap) gibi!” 91. “O, Kur’an’ı parça parça ayıranlara.” Kendi hevalarına ve arzularına göre onu kısımlara ve bölümlere ayırıp parçalayanlara… Zira onlardan kimisi: Bu bir büyüdür, derken kimisi: Bu bir kehanettir, diyordu. Kimisi ise: Bu uydurulmuştur, diyor ve buna benzer şekillerde Kur’an-ı Kerim’i insanları hidâyetten alıkoymak için tenkide koyuluyor, onu yalanlıyor, kâfirlerin söyledikleri diğer sözlerle onu niteliyorlardı. 92. “Rabbine andolsun ki onların hepsine” Yani Kur’an-ı Kerim’e dil uzatan, onu ayıplayan, onu değişikliğe uğratmaya ve başka sözlerle değiştirmeye çalışanların hepsine “elbette soracağız.” 93. “Yapmakta oldukları şeyleri” onlara soracağız. Bu ifadede onların yaptıklarını sürdürmekten vazgeçmeleri için oldukça büyük bir uyarı vardır. 94. “O halde emrolunduğunu açıkça bildir” Yüce Allah, onlara da başkalarına da aldırmamasını, Allah’ın emrini açıkça söyleyerek herkese bunu ilan etmesini, hiçbir engel tanımamasını ve bu gibi iftiracıların sözlerinin onu görevini yerine getirmekten alıkoymamasını emretmektedir. “ve müşriklerden de yüz çevir!” Onlara aldırma! Onların hakaretlerine kulak asma ve görevini yerine getirmeye bak! 95. “O” seninle ve getirdiklerinle “alay edip duranlara karşı muhakkak ki biz sana yeteriz.” Bu, Allah tarafından Rasûlüne, alay edenlerin ona hiçbir şekilde zarar veremeyeceklerine ve Allah’ın, dilediği çeşitli azaplarla onların hakkından geleceğine dair bir vaadidir. Nitekim Allah, verdiği bu sözü yerine getirmiştir. Bir kimse, Allah Rasûlü ile ve onun getirdikleri ile açıkça alay etmişse mutlaka Allah, onu helâk etmiş ve en kötü bir şekilde canını almıştır. 96. Daha sonra Allah, bu alaycı kâfirlerin niteliklerini zikretmekte, Allah Rasûlüne eziyet ettikleri gibi Allah’a da şöylece eziyet ettiklerini bildirmektedir:“Onlar ki” rableri ve yaratıcıları olan ve onlara her türlü iyiliği ihsan eden “Allah ile beraber başka bir ilâh tanırlar. Ama ilerde” Kıyamette yaptıklarının kötü bir aldanıştan başka bir şey olmadığını “bilecekler!” 97. “Biz elbette biliyoruz ki onların söylediklerinden dolayı” seni yalanlayıp alay etmeleri yüzünden “göğsün daralıyor.” Biz, onları azap ile toptan imha edip köklerini kurutmaya, hak ettikleri azabı derhal vermeye kadiriz. Allah mühlet verir, ama ihmal etmez. 98. “O halde” ey Muhammed “Rabbini hamd ile tesbih et ve secde edenlerden ol!” Allah’ı çokça an, çokça tesbih et, O’na çokça hamd et, bol bol namaz kıl. Çünkü bu ameller, kalbe genişlik ve ferahlık verir, görevini ifa etmek için sana yardımcı olur. 99. “Ve sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et!” Yani çeşitli ibadetlerle Allah’a bütün vakitlerinde yakınlaşmayı sürdür. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem de Rabbinin bu emrine riâyet etmişti. Rabbinden ölüm kendisine gelinceye kadar ibadetini sürekli yapmış ve hiçbir şekilde aksatmamıştır. Hicr Sûresi’nin tefsiri burada sona ermektedir. Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun. Âmin. ***
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
Allah Teâlâ, putperestlerin Hz. Peygamber’i üzen ve inciten inatçı, alaycı tutumlarına karşı resulünü teselli etmek üzere, kendisini âdeta çok değerli bir hediye ile, tekrar tekrar okunan yedi (âyeti) ve yüce Kur’an’ı vermekle onurlandırdığını ifade buyurmaktadır. “Tekrar tekrar okunan yedi (âyet)” diye çevirdiğimiz âyet metninde geçen mesânî kelimesi, mesnâ veya mesnâtün kelimesinin çoğulu kabul edilmiştir; “övgü” anlamındaki senâdan gelebileceği de belirtilmektedir. Mesânî kelimesi “katlanıp bükülerek ikilenen, başka bir şeyle takviye edilen” gibi mânalara gelir. Bir şeyin büklümlerine, katlarına da mesânî denilmekte, “tekrar tekrar yapılan, okunan” gibi bir anlamda da kullanılabileceği ifade edilmektedir. Konumuz olan âyetteki “seb‘an mine’l-mesânî” ifadesi müfessirleri epeyce meşgul etmişse de bu hususta en fazla kabul gören iki yorum vardır: a) Bir görüşe göre bu ifade ile Kur’an-ı Kerîm’in, “es-seb‘u’t-tıvâl” diye anılan en uzun yedi sûresi kastedilmiştir. Bunlar Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ, Mâide, En‘âm, A‘râf, Enfâl (başında besmele bulunmayan Tevbe sûresi ile birlikte) sûreleridir. Bu sûrelerin “mesânî” diye anılmasının sebebi, içlerinde farzlara, hukukî emir ve yasaklara, cezalara ve geçmiş toplumlara dair ibretli kıssalara geniş bir şekilde ve tekrar tekrar yer verilmesidir. Ancak Hicr sûresi Mekke’de, anılan yedi uzun sûreden En‘âm ve A‘râf’ın dışındakiler ise Medine’de inmiştir. Bu durumda Mekke’de inen bir sûrede, henüz ortada bulunmayan sûrelerden söz edilmesi mâkul gözükmemektedir. Gerçi sûrenin özellikle bu âyetinin Mekke’de indiği söylenmişse de bu bilgi itimada şayan görülmemektedir. b) Daha çok kabul gören diğer görüşe göre “seb‘an mine’l-mesânî” ifadesiyle Fâtiha sûresi kastedilmiştir. Sûrenin böyle anılması ise yedi âyetten oluşması, namazda tekrar tekrar (her rek‘at) okunması, her okunuşta arkasından bir de zammı sûre ilâve edilerek bir nevi ikilenmesi, katlanması, sûrenin –ilki Allah Teâlâ’ya hamd ve senâ, ikincisi dua ve niyaz olmak üzere– iki bölümlü olması, biri Mekke’de peygamberliğin ilk döneminde, diğeri Medine döneminde olmak üzere iki defa nâzil olması gibi sebeplerle izah edilmektedir.
Hicr Suresi 87. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
Elbette biz sana, yedi ayetten oluşan Fatiha suresini verdik. O Yüce Kur'an'dır.