Diyanet İşleri
Dönüşünüz ancak Allah'adır. O her şeye Kadir'dir
Elmalılı Hamdi Yazır
Dönüşünüz yalnızca Allah'adır. O'nun da herşeye gücü yeter.
Yaşar Nuri Öztürken ayrışan
Yalnız Allah'adır dönüşünüz. Ve O, herşeye Kadîr'dir.
Süleyman Ateş
Dönüşünüz Allaha'dır. O, herşeyi yapacak güçtedir.
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey insanlar!- kıyamet günü dönüşünüz yalnızca Allah'adır. O, Subhânehu ve Teâlâ her şeye kadirdir. Hiçbir şey O'nu aciz bırakamaz. Sizin yaşatılmanız, ölümünüzden ve tekrar diriltilmenizden sonra hesaba çekilmeniz, O'nu aciz bırakamaz.
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
1- Elif, Lâm, Râ. Bu, Hakîm ve Habîr olan Allah tarafından âyetleri sağlamlaştırılmış sonra da geniş geniş açıklanmış bir kitaptır. 2- Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye (indirilmiştir). Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş) bir uyarıcı ve müjdeciyim. 3- Bir de Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O’na tevbe edin ki O, belirli bir süreye kadar sizi güzel bir şekilde faydalandırsın ve her fazilet sahibine kendi lütfundan versin. Eğer yüz çevirirseniz ben, sizin için büyük bir günün azâbından korkarım. 4- Dönüşünüz ancak Allah’adır. O, her şeye gücü yetendir.
(Mekke’de inmiştir, 123 âyettir)
1. Yüce Allah şöyle buyuruyor: Bu, “Hakîm” yani her şeyi yerli yerince koyan, olmaları gereken yerlere yerleştiren, hikmetinin gereği olmayan hiçbir emir vermeyen, hiçbir yasak koymayan “ve Habîr” yani gizli ve açık her şeyden haberdar “olan Allah tarafından ayetleri sağlamlaştırılmış” yani oldukça sağlam ve güzel, haberleri doğru, emir ve yasakları adaletli, sözleri fasih, anlamları müthiş “sonra da geniş geniş açıklanmış” yani açıklamanın en üstün seviyesinde, iyice açıklanmış, başkalarından ayırt edici özellikleri ile farklı, büyük ve oldukça şerefli “bir kitaptır.” Bu Kitabı sağlamlaştıran, onu geniş geniş açıklayan, hikmeti sonsuz ve her şeyden haberdar Allah olduğuna göre artık bu Kitabın azameti, celâli, kemal derecesindeki hikmeti ve geniş rahmeti hakkında ne söylenebilir?
2. Yüce Allah, bu Kitabı “Allah’tan başkasına ibadet etmeyesiniz diye” indirmiştir. Yani dini bütünü ile yalnızca Allah’a halis kılmanız ve yaratılmışlardan hiçbir kimseyi O’na ortak koşmamanız için indirilmiştir. Ey insanlar! “Şüphesiz ben de O’nun tarafından size (gönderilmiş)” yani Rabbiniz olan Allah tarafından, günah işleme cesaretini gösterenlere, dünyadaki ve âhiretteki cezaları bildiren “bir uyarıcı ve” Allah’a itaat eden kimselere de dünya ve âhiret mükâfatını bildiren “bir müjdeciyim.”
3. “Bir de” işlemiş olduğunuz günahlardan dolayı “Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra” ömrünüzün geri kalan bölümünde de Allah’ın hoşuna gitmeyen şeylerden, O’nun hoşlanacağı ve razı olacağı şeylere dönüp yönelmek suretiyle “O’na tevbe edin ki” bu tevbe ve mağfiret dilemenin bir sonucu olarak “O, belirli bir süreye kadar” ölüm vakti gelene kadar “sizi güzel bir şekilde faydalandırsın.” Yani size faydalanacağınız rızıklar ihsan etsin “ve” aranızdan “her fazilet sahibine kendi lütfundan versin.” Yani iyilik ve ihsan sahibi kimseler için lütuf ve ihsanından o iyiliklerine bir mükâfat olmak üzere sevdikleri şeyleri gerçekleştirsin, hoşlanmadıkları şeyleri bertaraf etsin ve böylelikle bağışta bulunsun. “Eğer” sizi davet ettiğim şeyden “yüz çevirirseniz” kabul etmeyip başka tarafa yönelecek ve belki de O’nu yalanlayacak olursanız “ben sizin için büyük bir günün azâbından korkarım.” Bu, Yüce Allah’ın öncekileri de sonrakileri de bir araya getireceği Kıyamet günüdür.
4. Ki o günde amellerinizin karşılıklarını hayır ise hayırla, şer ise şerle vermek üzere “dönüşünüz ancak Allah’adır. O her şeye gücü yetendir.” Bu son cümle, Yüce Allah’ın ölenleri dirilteceğine bir delil niteliği taşımaktadır. Zira O, her şeye gücü yetendir ki bu şeylerden birisi de ölüleri diriltmektir. Ayrıca Yüce Allah bunu gerçekleştireceğini ve buna kâdir olduğunu haber vermektedir ki O, sözü en doğru olandır. O halde bunun, hem aklen, hem naklen meydana gelmesi kaçınılmazdır.
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
İlk âyette kitapta açıklanmış olduğu haber verilen konuların bu âyetlerde yüce Allah’ın emriyle Hz. Peygamber tarafından insanlığa tebliğ edilmiş olduğu bildirilmektedir. Buna göre Hz. Peygamber herhangi bir insan olarak değil, Allah tarafından gönderilmiş uyarıcı ve müjdeleyici bir peygamber olarak insanlığı Allah’tan başkasına kulluk etmemeye çağırmış, Allah’a itaat edenlerin cennete gireceğini müjdelemiş, isyan edenlerin de cezalandırılacağını haber vermiş; insanlığa, tövbe edip Allah’a yönelmelerini, O’na sığınıp lutuf ve bağışlamasını dilemelerini tavsiye etmiştir.
“Belirlenmiş bir vakit” diye tercüme ettiğimiz ecel-i müsemmâdan maksat ömrün sonudur (ecel-i müsemmâ hakkında bilgi için bk. En‘âm 6/2).
Allah’ın, tövbe edip kendisine yönelen insanları belirlenmiş bir vakte kadar dünya nimetlerinden güzelce yararlandırması iki türlü yorumlanabilir:
a) Tövbe edip Allah’a yönelen kimse Allah sevgisi ve O’na ibadetle meşgul olduğu için engin bir mânevî zevke ulaşır; Allah’a dayanıp güvendiği için huzuru, mutluluğu artar; maddî bakımdan sıkıntıları olsa dahi manen müreffeh ve mutlu olur. Allah’tan gelen kahrı da lutfu da hoş karşılar; böylece hayatı güzelleşir. Nitekim yüce Allah Nahl sûresinin 97. âyetinde sâlih amel işleyen erkek olsun, kadın olsun müminlere güzel bir hayat yaşatacağını vaad etmektedir. Bu tür bireylerin oluşturduğu aile de toplum da mutlu olur. Buna karşılık inkâr ve isyan içerisinde olan kimse hayattan güzel bir şekilde yararlanamaz, maddî bakımdan dünya nimetleri içerisinde yüzse dahi mânevî bakımdan huzur ve sükûn bulamaz; böylelerinden oluşan bir toplumda faziletin yerini rezalet alır, erdemli kimseler takdir edilmez, ahlâk ve faziletten yoksun kimseler öne çıkar; inançsızlık onları daima huzursuzluğa ve mutsuzluğa götürür.
b) İnsanlar tövbe edip Allah’a yöneldikleri takdirde Allah onları ömürlerinin sonuna kadar bolluk ve bereket içinde, müreffeh bir şekilde yaşatacaktır. Âyetin zâhirinden böyle bir mânanın çıkarılması mümkün olmakla birlikte realitede yüce Allah, inanan ve doğru bir çizgi izleyen herkese her zaman dünyevî mutluluk ve maddî refah nasip etmediğine göre burada maksat bireysel değil, Allah’ın iradesine uygun ve gerçek anlamda Allah’a yönelenlerin oluşturduğu toplumun refahı olmalıdır (Reşîd Rızâ, XII, 7-8; Esed, 421).
Meâlinde “fazlası” diye tercüme ettiğimiz fadl kavramı Allah için kullanıldığında “lutuf, kerem, inâyet” anlamına gelir; insanlar için kullanıldığında ise “ziyade, çok, erdem, üstünlük, seçkinlik” anlamlarını ifade etmektedir. Âyette, şirkten vazgeçerek tövbe edip Allah’a çokça itaat eden, erdemliliğe ulaşan herkese yaptığı iyi amellerin karşılığının hem dünyada hem de âhirette verileceği müjdelenmektedir.