Önceki ayet· 10:49Sonraki ayet· 10:51

Yûnus Suresi 50. Ayet· 10:50

↗ Yûnus suresi
Mekki
قُلۡ أَرَءَيۡتُمۡ إِنۡ أَتَىٰكُمۡ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوۡ نَهَارٗا مَّاذَا يَسۡتَعۡجِلُ مِنۡهُ ٱلۡمُجۡرِمُونَ
De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar
Meal ihtilafı: 4% — mealler ne kadar farklı okumuş. ihtilaf haritası
Diyanet İşlerien ayrışan
De ki: "Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse, ne yaparsınız? Suçlular neye bunda acele ediyorlar
Elmalılı Hamdi Yazır
De ki: "O'nun azabı size geceleyin uykuda veya güpe gündüz gelecek olsa, ne dersiniz? Günahkârların onu alelacele istemeleri için ne sebep vardır?"
Yaşar Nuri Öztürk
Şöyle söyle: "Diyelim O'nun azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir. Suçlular bunlardan hangisini aceleyle ister?"
Süleyman Ateş
De ki: "Bakın, eğer O'nun azabı size geceleyin, ya da gündüzün gelirse... Suçlular bun(lar)dan hangisini acele istiyor?"
Diller arası (7 dil)ıraksama 11.9%
İngilizce
Say, "Have you considered: if His punishment should come to you by night or by day - for which [aspect] of it would the criminals be impatient
Fransızca
Dis: «Voyez-vous! Si Son châtiment vous arrivait de nuit ou de jour, les criminels pourraient-ils en hâter quelque chose
İspanyolca
Di: "¿Y si el castigo los alcanzara súbitamente de noche o de día? ¿Aun así querrían los pecadores adelantarlo
Rusça
Скажи: «Как вы думаете, какую часть мучений от Аллаха будут торопить грешники, если они постигнут вас ночью или днем»
Endonezce
Katakanlah, "Terangkanlah kepadaku, jika datang kepada kamu siksaan-Nya pada waktu malam atau siang hari, manakah yang diminta untuk disegerakan oleh orang-orang yang berdosa itu
Bengalce
তুমি বল, আচ্ছা দেখ তো দেখি, যদি তোমাদের উপর তার আযাব রাতারাতি অথবা দিনের বেলায় এসে পৌঁছে যায়, তবে এর আগে পাপীরা কি করবে
Çince
你说:“你们告诉我吧!如果他的刑罚,在黑夜或白昼来临你们,那么,犯罪的人们要求早日实现的是什么刑罚呢?
TEFSİR · El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Azabın gelmesi hususunda acele edenlere de ki: Allah'ın azabı size, gecenin yahut gündüzün herhangi bir vaktinde gelecek olsa bu azaptan hangisini istemekte acele ettiğinizi bana haber verin?
TEFSİR · Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân (Abdurrahman es-Sa'dî)
50- De ki:“Eğer O’nun azabı geceleyin veya gündüzün size gelip çatsa (ne olacak), söyleyin bana o günahkârlar (böyle bir) azabın nesini acele isterler?” 51- “(Başınıza) geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz? (O zaman size şöyle denir:) Şimdi mi (iman ediyorsunuz)? Hani siz onun çabucak gelmesini istiyordunuz?” 52- Sonra da zulmedenlere:“Ebedi azabı tadın! Siz ancak kazanmakta olduklarınızın karşılığı ile cezalandırılacaksınız?” 50. “De ki: Eğer O’nun azabı geceleyin” uyku vaktinizde “veya gündüzün” gafil olduğunuz bir zamanda “size gelip çatsa (ne olacak), söyleyin bana o günahkârlar (böyle bir) azabın nesini acele isterler?” Çabucak gelmesini istedikleri iyi bir şey midir, yoksa bir ceza mıdır? (Bir düşünsünler!) 51. “(Başınıza) geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz?” Allah’ın azabı gelip çattığında imanın faydası olmaz. İman edeceklerini iddia ettikleri o durumda onlara bir azar ve çıkışma olmak üzere şöyle denir:“Şimdi mi?” şu zorluk ve sıkıntı halinde mi iman ediyorsunuz? “Hani siz onun çabucak gelmesini istiyordunuz?” Allah’ın kulları hakkındaki sünneti/kanunu şudur: O, azabın gerçekleşmesinden önce kullar, mühlet isteyecek olurlarsa onlara mühlet verir; fakat azap gelip çattı mı artık hiç kimseye -eğer daha önce iman etmemiş ise- imanının faydası olmaz. Nitekim Yüce Allah boğulma noktasına gelen Firavun hakkında şöyle buyurmaktadır:“Nihâyet boğulacağı anda: İsrailoğullarının iman ettiklerinden başka bir ilâhın olmadığına inandım, ben de müslümanlardanım., deyince ona şöyle dendi: “Şimdi mi? Halbuki sen bundan önce isyan etmiş ve fesatçılardan olmuştun.”(Yûnus, 10/90-91) Yine Yüce Allah bir başka yerde şöyle buyurmaktadır: “Ama bizim azabımızı gördüklerinde imanları onlara fayda vermedi. Bu, Allah’ın kulları hakkında geçerli olagelen sünnetidir/kanunudur.”(el-Mü’min, 40/85) Yüce Allah burada da şöyle buyurmaktadır: “(Başınıza) geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz? Şimdi mi” iman ettiğinizi iddia ediyorsunuz? “Hani siz onun çabucak gelmesini istiyordunuz?” İşte ellerinizin yaptıkları ve işte çabucak gelmesini istediğiniz şey! 52. “Sonra da zulmedenlere” kıyamet gününde amellerinin karşılığı kendilerine verileceği sırada: “Ebedi azabı” yani içinde ebediyyen kalacağınız ve bir an dahi asla dindirilmeyecek olan bu azabı “tadın! Siz ancak” küfür, yalanlamak ve masiyet türünden “kazanmakta olduklarınızın karşılığı ile cezalandırılacaksınız?”
TEFSİR · Kur'an Yolu Tefsiri (Diyanet İşleri)
“Şayet doğruysanız ne zaman gerçekleşecek şu tehdit?” diyerek inkârcılıktan kaynaklanan bir sorumsuzluk örneği sergileyen müşriklere, ne kadar önemli bir konuyu nasıl seviyesizce hafife aldıkları anlatılmaktadır. Burada özellikle şu husus dikkat çekicidir: Âhirete inanmayanlar güya onu aklî yönden imkânsız görüyorlar. Halbuki konuyu iman noktasında değil de sırf akıl açısından düşündüğümüzde bile, inkârcıların kanaatinin aksine, teorik olarak âhiretin olma ihtimali, en az olmama ihtimali kadar güçlüdür. Şu halde, ya olma ihtimali gerçekleşir de bu suretle Allah’ın azabı “bir gece veya gündüz vakti” ona inanmayanların üstüne ansızın inerse –ki öyle olacağında kuşku yoktur– artık ondan kurtulmanın imkânı var mı? 51. âyette, etkili ve uyarıcı bir üslûpla âhireti inkâr edenlerin, azapla yüz yüze geldiklerinde iman etmelerinin anlamsızlığına ve hissedecekleri pişmanlığa işaret edilmekte; 52. âyette, onlar için söz konusu azabın sürekliliği ve bunun kendi olumsuz tutum ve davranışlarının bir sonucu olduğu bildirilmekte; 53. âyette bütün bu gerçeklere rağmen hâlâ âhiret hakkında inkârcı veya kuşkucu davrananlara, dürüstlüğünden herkesin emin olduğu Hz. Peygamber’in yemin ederek verdiği cevapla, bunun kesin olduğu, zamanı geldiğinde kıyametin ve diğer âhiret hallerinin gerçekleşmesini artık hiç kimsenin engelleyemeyeceği haber verilmekte; 54. âyette ise inkârcıların âhirette yaşayacakları korku, telâş ve bunalım özetlenmektedir. Diğer birçok âyette, inkârcıların öldükten sonra yeniden dirilip âhiret hallerini açık seçik gördüklerinde inkâr ve isyanlarından dolayı piş­manlık duyacakları, bu pişmanlıklarını acı ve üzüntü yüklü ifadelerle dile getirecekleri bildirilmektedir (meselâ bk. En‘âm 6/27, 31; Ahzâb 33/66-68; Nebe’ 78/40). Bu sebeple “...pişmanlıklarını içlerinde saklayacaklar” diye çevirdiğimiz 54. âyetteki “eserrü’n-nedâmete” kısmıyla ilgili olarak farklı yorumlar yapılmıştır (bk. Şevkânî, II, 514). Bize göre bunların en mâkul olanı, dünyadayken âhireti inkâr edenlerin öbür dünyada kaçınılmaz âkıbetleriyle yüz yüze geldiklerinde hayret, dehşet ve korku duygularıyla sarsılacakları, bu yüzden âdeta dillerinin tutulacağı, pişmanlıklarını ifade etmeye bile mecal bulamayacakları şeklindeki yorumdur (Râzî, XVII, 111). Kısacası inkârcılar, âhirette yargılanmaları sırasında çeşitli hallerle karşılaştıkça dünyada yapıp ettikleri yüzünden pişmanlık ve üzüntülerini dile getirecekler; burada ifade edildiği üzere, içine atılacakları cehennem azabını karşılarında görmek gibi bazı durumlarda da korku ve dehşetten dilleri tutulacak, pişmanlıklarını dile getirmeye bile takat bulamayacaklardır.
Yûnus Suresi 50. ayet tefsiri — El-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Tefsir Merkezi)
-Ey Peygamber!- Azabın gelmesi hususunda acele edenlere de ki: Allah'ın azabı size, gecenin yahut gündüzün herhangi bir vaktinde gelecek olsa bu azaptan hangisini istemekte acele ettiğinizi bana haber verin?